Prof. Dr. ANIL ÇEÇEN : CUMHURİYETÇİ BİRLİK PLATFORMU


Türkiye  Cumhuriyeti 
devleti  kurucu önderliğin ve onu destekleyen
kadronun ortaya koyduğu  yapıda,  kuruluş modeli gereği bir cumhuriyet
devletidir  .Devleti kuran Atatürk’ün
partisinin isminin başında cumhuriyet kavramının yer alması da bu durumun açık
bir göstergesi olarak, bugünkü  genç
cumhuriyet  kuşaklarına  yol göstermektedir . Dünyanın tam ortasında
ve çok farklı bir jeopolitik konumun üzerinde 
ortaya böyle  bir cumhuriyet
devletinin çıkışı, rastlantıların değil ama tarihsel sürecin  dünya 
jeopolitiğine yansımasının sonucunda 
gerçekleşmiş olan bir siyasal oluşumdur . Aradan bir yüzyıllık zaman
dilimi geçmesine rağmen ve aradan iki büyük dünya savaşı ile birlikte  Osmanlı coğrafyasında  sosyalist sistemin kuruluşu ile Siyonist
İsrail’in merkezi coğrafyada bir yeni devlet olarak  doğması bölgenin yeni haritasında etkili  olmuştur .  
Batılı emperyalist ülkelerin bu coğrafyayı sürekli olarak karıştırarak,
kendi çıkarları doğrultusunda merkezi alanda uzaktan kumandalı biçimde, bölge
koşullarına ters düşen yeni  siyasal
yapılanma maceralarına sürüklemeleri 
ve  yeni bazı emperyalist  projeleri bölge devletlerine dışarıdan
dayatmalarına rağmen  , Türkiye Cumhuriyeti
yüz yıllık bir tarihi gerilerde 
bırakarak bugünlere gelme  şansını
elde etmiştir .


Ne var ki
, Türkiye Cumhuriyetinin günümüzde yaşanmakta olan zaman dilimine  ulaşması kolay olmamış ,bir çok badireler
atlattıktan sonra   Atatürk’ün
Cumhuriyeti  yüz yılın  ilk çeyreğinde varlığını koruyabilmiştir .
Yeni yüzyılın ortalarına doğru yol alırken ve 
bu dönemin içine  iyice girilirken  daha önceleri hesapta olmayan bir çok yeni
durumun ve koşulların ortaya çıktığı görülmekte ve böylesine bir büyük değişim
rüzgarının tam ortalarında , Türkiye Cumhuriyeti devleti de  geçen asır ile bugünkü  zaman dilimi arasında sıkışıp kalarak kendi
yolunu bulmakta zorlanmaktadır .  İşte
böylesine bir alt üst oluş döneminden çıkmaya çalışırken , Türk devleti hem
varlığını korumak hem de kuruluştan gelen devlet modeline sahip çıkarak yoluna
devam etmek  gibi iki büyük misyon ile
karşı karşıya kalıyordu . Kurucu önder Atatürk’ün ifade ettiği gibi sonsuza
kadar Türkiye Cumhuriyetinin  yaşaması ve
varlığını gelecek yüzyıllara taşıması , bugünkü cumhuriyet kuşaklarının  önde gelen görevleri olmasına karşılık, bu
doğrultuda toplumun içinden çıkması gereken 
cumhuriyetçi refleksin bir türlü ortaya çıkamadığı ve bu doğrultuda  Türkiye Cumhuriyetinin kendini yenileyerek
yoluna devam etmekte zorlandığı görülmüştür . Atatürk ,Türkiye Cumhuriyetini
genç  cumhuriyet kuşaklarına emanet
ederken böylesine bir ulusal beklenti içinde olduğunu , geleceğin  Türk toplumunu oluşturacak genç  kuşakların 
uyanık bekçiliği ile Türkiye’nin geleceğe açılacağını umut ediyordu


Merkezi
coğrafyanın tam ortalarında batı kapitalist sistemi, doğu sosyalist sistemi ile
birlikte bir de İslam dünyasının  önde
gelen devletleri ile çevrili olan bir jeopolitik konumda , Türkiye
Cumhuriyetinin kurucuları etrafı çeviren üç sisteme dahil olmayarak , bu üç
büyük sistemin tam ortasında tam anlamıyla bağımsız ve özgür bir devlet
modelini  dünya kamuoyunun  gözleri önünde öne çıkarıyorlardı .Batı
sistemini ortaya çıkaran Fransız devriminin getirdiği üç ile olarak
cumhuriyetçilik ,milliyetçilik ve laik 
esasları ile , Sovyet devriminin getirdiği devrimcilik, devletçilik ve
halkçılık ilkeleri  eklektik bir yöntem
uygulanarak bir araya getiriliyor ve ortaya ülkenin özel koşullarına uygun
düşen bir  yeni siyasal oluşum , Kemalist
devrim adı verilen  köklü değişim
sonucunda ortaya çıkarılıyordu . Türkiye Cumhuriyeti devleti tarih sahnesine
çıkarken , kurucu irade böylesine bir 
ulusal sentezi ortaya çıkarıyordu . Bu çerçevede  geçmişteki 
hiçbir rejime ya da siyasal kutuba benzemeyen bir yeni cumhuriyet modeli  tarihteki yerini alıyordu .


Cumhuriyetçilik  ilkesi 
rejimin temel yapısını oluşturan altı ilkenin en önemlisi olarak  ortaya çıkarılırken , yeni devletin
yapılanması da bu doğrultuda kurulmaya çalışılıyordu . Ne var ki ,böylesine bir
tutum açık olmasına ,  beklenmedik
gelişmeler ve  dünya savaşları
sürecinde  ortaya çıkan dış
müdahaleler  ülkenin önüne bir çok
siyasal mesele çıkarıyordu . Böylesine sorunlarla dolu bir süreçten geçerken ,
Türkiye Cumhuriyetinin siyasal yapılanmasında da önemli değişiklikler  birbiri ardı sıra kendiliğinden gündeme
geliyordu . Cumhuriyetçilik ilkesi doğrultusunda ,batı tipi modellere paralel
bir yeni cumhuriyet devleti Müslüman bir toplum yapısı üzerine kurulurken ,
bölgedeki Arap devletlerinin askeri kadrolara dayanan  Baas tipi bir sosyalizmden de uzak durulmaya
çalışılıyordu . Bu tür bir konjonktür de Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşu tamamlanmaya
çalışılıyor ve  bu model  , çevredeki 
bütün Müslüman, Türk  ve diğer
devletler için de bir Kemalist model olarak 
kamuoyuna empoze edilmek isteniyordu . Arap ya da Müslüman birliği
çalışmaları Türk devletinin  milli
karakterine ters düştüğü gibi  ,laik
yapılanması ile de yeni devlet çevredeki din rejimlerinin de ötesine giderek
varlığını geliştirmeye çalışıyordu . Bunların hepsi  yeni 
devletin cumhuriyetçi karakterine uydurulmaya çalışılırken, halkçılık
ile milliyetçilik ilkesi dengelenmeye çalışılıyordu . Yeni devletin
cumhuriyetçiliğin bütün esaslarına uygun olmasına çalışılırken , batıdan
gelen  dış müdahalelerin  cumhuriyet rejiminin demokratik olmaktan
uzaklaşmasına  yol açtığı ortaya
çıkıyordu . Hal böyle olunca ara dönemler ve askeri  rejimler 
Nato üzerinden sürekli olarak devreye giriyor ve bu durum da genç Türk
cumhuriyetinin bütünüyle Türk ulusu tarafından yönetilmesi gibi bir durumu
ortadan kaldırıyordu .Dış müdahaleler batı emperyalizminin etkisini  artırıyordu . 


Cumhuriyetin
kuruluş dönemi geride kalırken , Türkiye Cumhuriyeti sürekli olarak dış askeri
müdahalelerden kurtulamayarak  batı
emperyalizminin yarı sömürgesi bir ülke konumuna düşmekten  bir türlü kurtulamıyordu . Askeri rejimleri
ortak askeri birlik üzerinden destekleyen batı emperyalizmi  hem kendi temsilcisi olarak yetiştirdiği
kadroları  taşeron iktidarlar olarak iş
başına getiriyor, hem de bu duruma karşı gerçek bir ulusal muhalefetin  doğmaması için göstermelik muhalefet görevi
yapıyor görünecek işbirlikçi kadrolardan 
kendine bağlı  muhalefet
partilerini öne çıkarıyordu . Devleti kuran 
Atatürk’ün partisi  var olduğu
sürece , tam bağımsız cumhuriyeti kendi kontrolü altına alamayacağını  gören 
batı emperyalizmi bir Nato darbesi döneminde  bu partiyi kapatma yoluna gitmiş ama bunu tam
olarak başaramamıştır . Ara rejim sonrasında 
partinin yeniden açılması cumhuriyetçi kadrolar aracılığı ile
gerçekleştirilmiştir . Rejimi kuran partinin kapatılamaması üzerine bu kez de
batı ülkelerinde yetiştirilmiş olan 
işbirlikçi  kadrolar aracılığı ile
Atatürk’ün partisinin gerçek  kimliğinden
uzaklaştırılarak  ,sosyal demokrasi
görünümlü bir neoliberal ikinci cumhuriyetçiliğe bu örgüt teslim edilerek,
Atatürk’ün eklektik modeli ile oluşturulan 
ve altı ilkenin dengeli bir ulusal 
sentezine  dayanan  Kemalist çizgiden  kurucu parti iyice uzaklaştırılıyordu. Askeri
dönemde kapatılan bu parti daha sonraki aşamada yeniden açılırken , batı
işbirlikçisi liberal  ve bağımlı
kadroların partinin başına gelmesi sağlanıyordu . Böylesine bir sürece
iteklenen Türk devleti gerçek anlamda bir çağdaş cumhuriyete  kavuşamamış ve bu yüzden de  cumhuriyetçilikten giderek uzaklaşmıştır .


Askeri
ara rejimleri batı işbirlikçisi liberal partilerin iktidarlarının izlediği bir
dönem içinde  Türkiye Cumhuriyeti  kurucu önder Atatürk’ün tam bağımsızlık
çizgisinden yavaş yavaş uzaklaştırılarak , batı blokuna bağımlı  bir yarı bağımlı sömürge devletine doğru
yönlendiriliyordu . Böylesine  büyük bir
çelişkili dönemin içine düşen Türk devleti toparlanarak kendine gelmeye
çalışırken  ve Türk ordusu yeniden eski
bağımsızlıkçı çizgisine doğru yönelirken , bu kez de batı sermayesinin ortağı
olan büyük şirketlerin işbirlikçisi olarak din kökenli cemaatlar ortaya
çıkarılmış  ve bunların etkili olduğu
yeni bir siyasal  rejim yaratılarak
,siyasal partilerin  ülke yönetimindeki
etkilerini ortadan kaldırmışlardır .


Cumhuriyet
devleti demokrasi görünümü altında , batılı gizli servislerin kontrolü altında
ki yeni cemaatların baskısı altına düşmesi 
ile birlikte Türk milleti bağımsız cumhuriyetini  elinden kaçırarak yeni yetme tarikatların
oyun  alanına dönüşmüştür . Tarikatlar
partilerin yerini alınca , batının tekelci şirketleri tarikatlar ile ortak çalışmalara
başlayarak  Türkiye’yi yavaş yavaş İslam
devleti görünümlü bir yarı sömürge devleti haline getirebilmenin  yollarını aramışlardır . İşbaşındaki
iktidarlar batı emperyalizminin kuklası haline gelince  ve  neoliberal  batıcı iktidarlar yıpranınca bunların
yerini  batının güvenlik örgütüne bağlı
askeri kadrolar alınca,  ülkede
cumhuriyet rejiminin  en küçük bir
parçasının  kalmadığı iyice açığa çıkmış
ve böylesine bir durumdan rahatsız olan 
cumhuriyetçiler,  yeniden eski
cumhuriyet dönemi çizgisine nasıl dönülmesi gerektiğini araştırmaya
başlamışlardır . Anayasa değişikliği ile devlet rejimi bir çorbaya
dönüştürüldüğü  için böylesine ters bir
gidişe karşı çıkarak gerçek anlamda bir cumhuriyetçi yaklaşımı öne çıkarması
gereken devletin kurucusu olan 
Atatürk’ün partisi  , sosyal
demokrasi görünümlü bir neoliberal siyasete esir olarak kendi kendini
pasifleştirdiği için , devlet kuran partinin programında var olan Atatürk
ilkeleri devre dışı bırakılmış ve bu durumda 
rejimin öncüsü parti gerçek bir muhalefet yapamayarak ,dolaylı olarak
emperyalizmin aracılığını yapan  bir
konuma sürüklenmiştir . Böylece ana muhalefet durumundaki partinin  bütün gelişmelere seyirci kalması ,  gerçek anlamda bir toplumsal muhalefet
yapmaması ve ortaya ulusal bir alternatif program koymaması yüzünden, Türkiye
Cumhuriyetinin bitme noktasına getirildiği 
açıkça görülmeye başlanmıştır .


Atatürk
karşıtı bir Dersimcilikten  asla vaz
geçmeyen  ,Avrupa ülkelerini paramparça
eden bir  yerel yönetimler özerkçiliği
peşinde ısrarlı bir biçimde  koşan  ve Türkiye’nin şerhlerini kaldırmaya çalışan
, halk kitlelerinin sosyal ve ekonomik 
çıkarlarını savunmak yerine 
küreselci şirketlerin dümen suyunda giden , çalışanların meslek
örgütleri yerine  sermaye kuruluşları ile
yakınlaşan bir olumsuz siyasetler bütününe teslim olmuş olan  particilik anlayışı ile ,Atatürk’ün partisi
teslimiyetçi bir çizgiye çekilirken , Atatürk’ün partisinden dışlanmış olan
gerçek Atatürkçüler ,ulusalcılar ve cumhuriyetçiler bir çıkış noktası bulmak
üzere  harekete geçmişlerdir . Okumuş
insanların öncülüğünde bir aydın hareketi oluşturarak  ve çağdaş 
demokratik ülkelerdeki  hak
arayış  mekanizmalarına  benzer bir biçimde  bir cumhuriyetçi  platform oluşturarak ,  Atatürk’ün 
Cumhuriyetine sahip çıkmaya  çaba
göstermişlerdir . Kurucu önderin yolundan sapanlar  ve 
ulusalcı  ya da  cumhuriyetçi partilerin üyeliğine
alınmayanlar , Atatürkçü kuruluşların dışında bırakılan bir çok cumhuriyet
aydınının  ülkeyi yeniden Atatürk’çü  ve cumhuriyetçi   çizgiye çekebilmek üzere “Cumhuriyetçi
Birlik Platformu “ bundan on yıl önce İstanbul merkezli olarak kurulmuştur .
Kurulduğu günden bu yana on yıla yaklaşan süre içinde İstanbul ve Ankara gibi
iki büyük kentin sınırları içinde yaşayan , cumhuriyetçi aydınları örgütlemek
üzere böylesine bir platform , çağdaş demokrasi normları çerçevesinde  çalışmalarına başlamıştır . Böyle bir   platform kendiliğinden oluşmamış ,  olumsuz gidişi görenler  ,ülkeyi insan hakları adına bölen , sivil
toplumculuk görünümünde tarikatçılık yapan ve piyasa ekonomisi görünümünde
sömürgecilik yapanlara karşı direnecek bir toplumsal örgütlenme,  Cumhuriyetçi Birlik Platformu adı
altında  harekete geçirilmiştir .Bu
platform genel olarak her ay bir otelde ya da kültür merkezinde bir araya
gelerek ülke ve dünya sorunları üzerine düşünen aydınları bir araya getirmiş ve
bunların oluşturduğu ortak platform çatısı altında Türkiye’nin sorunlarına
çözüm getirecek yaklaşımların öne çıkarılması için çaba gösterilmiştir .
Sermayenin güdümü altına giren basın ve medya kuruluşlarının da teslim alındığı
bir aşamada  , karşıt medya oluşturulacak
bir alternatif  ortam  Cumhuriyetçi Birlik Platformu çatısı altında
yaratılmaya  çalışılmıştır . Birbiri ardı
sıra yapılan toplantılar aracılığı ile ciddi bir cumhuriyetçi birikim
yaratılmasına çaba gösterilmiştir .


“Cumhuriyetçi
Birlik Platformu”nun kuruluş aşamasında 
bu örgütlenmenin  İstanbul  merkezli kesiminde  kurucu önder 
olan Faik Kurtulan  yayınlamış
olduğu “Cumhuriyetçi Birlik Platformu – Altı ok ve altı ilke “ isimli
kitabında  böylesine bir platform örgütlenmesine
neden gidildiğini ve hangi ilkeler ile nasıl bir düşünceye sahip olarak
çalışılacağını açıkça ortaya koymuştur . Platformun Ankara kesiminde
temsilcilik yapan Prof.Dr. Anıl Çeçen de 
bu kitabın başlangıç kısmında Türkiye Cumhuriyetinin temel ilkeleri
olarak anayasada yer alan altı ilkenin günümüz açısından önemini dile getiren
bir açıklamayı platform adına bu kitapçıkta bir önsöz yazısı ile dile
getirmiştir . Çeçen buradaki yazısında üç büyük dünya sisteminin tam ortasında
kurulmuş bulunan Türkiye Cumhuriyetinin 
hiç birine benzemediğini ve dünyanın ortasında merkezi bir model ile
tarih sahnesindeki yerini aldığını ,bu nedenle de sonuna kadar bağımsız kimliği
ile Atatürk Cumhuriyetinin  sonuna kadar
yoluna devam edeceğini  vurgulayarak
,Cumhuriyetçi Birlik Platformunun stratejik yapılanmasını ortaya koymaya
çalışmıştır . Faik Kurtulan, öncü kimliği ile 
neden cumhuriyetçi birlik adı altında yeni bir sosyal platform
örgütlenmesine gidildiğini gene  bu
kitapçıkta anlatmaya çalışmıştır . Monarşi ,oligarşi gibi tek kişi ya da
belirli grupların yönetim biçimlerine karşı çıkarak, gerçek anlamda  bir halk 
yönetiminin ancak demokrasi çatısı altında olabileceğini ve bunun da
ancak cumhuriyet devletinin çatısı altında gerçekleşebileceğini açıkça  dile getirmiştir . TBMM’de cumhuriyetin kabül
edilmesi sırasında bir din hocasının da meclis üyesi olarak söz aldığını ve din
açısından da en yararlı yönetim biçiminin cumhuriyet olduğunun o sırada meclis
çatısı altında ifade edildiğini vurgulamıştır . Halkın bütününün tümüyle
benimsemiş olduğu cumhuriyet rejiminden geri dönmenin mümkün olmadığını ve Türk
halkının gelecek yüzyıla doğru adımlarını atarken, gene cumhuriyet rejimi
içinde hareket edeceğini  vurgulamıştır .
Ayrıca Türkiye Cumhuriyeti anayasasında belirtilen  laik ve sosyal hukuk devletinin ancak cumhuriyetle
birlikte  mümkün olabileceğini de kuruluş
kitabında dile getirmiştir .


Cumhuriyetçi Birlik Hareketi İstanbul ve Ankara kentlerinde
güncel siyasal konular üzerine toplantılar yaparken olabildiğince partiler
tarafından dışlanan Atatürkçü, ulusalcı ve cumhuriyetçi aydınları konuşmacı
olarak davet etmiş ve onlara söz vererek alternatif medya arayışı içerisinde
etkin olmaya çalışmıştır .Cumhuriyetçi Birlik Platformu  düzenli toplantıların yanı sıra, bir çok siyasal  sorunun güncelleşmesi aşamasında bunlar ile
ilgili kamuoyu açıklamaları ya da basın aracılığı ile imza toplama
girişimlerini , ulusal refleks çizgisinde tamamlamaya çalışmıştır . Böylece
batı bloku bağlantılı siyasal kadroların muhalefet yapmadığı bir dönemde Türk
demokrasisinin  işleyebilmesi için
cumhuriyetçi aydınların sesi , Birlik Platformu aracılığı ile dünya ve ülke
kamuoylarının bilgisine sunulmuştur . Aydın birliği ve dayanışmasını ulusal
çizgide örgütlemeye çalışan platform, daha sonraki çalışmaları sırasında bütün
bu girişimlerin cumhuriyetçilik ilkesi içinde 
bir araya getirilerek , ülkedeki 
cumhuriyet karşıtı bazı olumsuz gelişmelerin önlenebilmesi
doğrultusunda  öne çıkarmaya çaba
göstermiştir . Türkiye cumhuriyetinin bir ulus devlet olduğu ve aynı
zamanda  halkçı bir cumhuriyet rejimine
sahip bulunduğunu dile getiren 
platformun kurucusu,  altı
ilkenin  eklektik birleştirilmesi ile
sağlanan  ulusal siyasal sentez
doğrultusunda ulus devlet ile halkçı cumhuriyet birlikteliğinin
gerçekleştirildiğini ,  Türkiye
Cumhuriyeti vatandaşı olan herkesin eşit ve özgürlükçü bir çizgide bütün hak ve
özgürlüklere sahip kılındığını da, kuruluş bildirisinde açıklamıştır .
Ayrıca  Türkiye Cumhuriyetini bölmek
isteyenlere karşı , Fransız ulus devlet modeli ile birlikte bu ülkedeki
düşünsel potansiyeli  dile getirerek
,Türkiye’nin benzer durumda olduğunu kamuoyuna açıklamıştır . Atatürk’ün  farklı bir sentezi gerçekleştirirken , hiçbir
rejim ya da ideolojiyi taklit etmediğini ve 
başka ülkelere benzemeyen koşulların gereğini yerine getirdiğini , ancak
kendi gerçekliğine uygun düşen bir yola yönelerek hiç kimseye benzemeyen
bir  yönde ilerlediğini de, altını
çizerek  Atatürk ilkeleri ile birlikte  kamuoyuna açıklamıştır . 


 


Platformun yayınlarında, Kemalist halkçılık ile neoliberal
içerikli sosyal demokrasi arasında büyük farklar sürekli olarak dile
getirilmiştir . Sosyal demokrasi batı , halkçılık ise doğu kökenli kavramlardır
. Sosyal demokrasi batı  işbirlikçisi
iken ,halkçılık doğunun antiemperyalizmini ortaya koymaktadır . Halkçılık köylü
ve toplumun bütününü  ifade ederken ,
sosyal demokrasi aydınları ve çalışan kitleleri öne çıkarmaktadır . Atatürk
devleti kurarken , batı tipi sosyal demokrasiyi 
yasaklamıştır  ama devleti kuran
partinin adını halkçılıkla ifade ederek ,batı emperyalizmine karşı  antiemperyalist bir halkçılığa Türk
cumhuriyetini dayandırmaya çalışmıştır . İkinci dünya savaşı sonrasında Türkiye
üzerinde etkili olan batılı emperyalist 
devletler , Türkiye’yi yanlarına alma doğrultusunda  demokrasiyi batı bağımlılığı olarak öne çıkarmışlar
, Atatürk halkçılığını ise  sosyalist
sistemi öne çıkararak komünistlikle suçlamışlardır . İşte bu noktada  Türk devleti 
bağımsız yapısından kaydırılarak batı emperyalizminin kucağına yeniden
düşürülmüştür . Antiemperyalist muhalefet de komünistlikle suçlanarak devre
dışı bırakılırken , halkçılık kavramından uzaklaşılarak bireycilik anlamında
liberal ve  sosyal demokrat bir siyasete
yönelme eğilimi öne çıkarılmıştır . Normal gelişmelerin ötesinde  bir de Türkiye’de özel bir gelişme dönemi
yaşanmış , Atatürk’ün partisine üçüncü genel başkan olarak dışarının desteği
ile bir gazeteci getirilmiş ve bu kişi 
emperyalist ve Siyonistlerin isteği doğrultusunda bölgecilik yaparken,
hem  Kemalizme hem de batı tipi sosyal
demokrasiye karşı çıkarken , Orta Doğu merkezli yeni bir yapılanma aşamasında
,Türkiye’de demokratik sol adı altında 
eskisinden çok farklı bir yapılanmayı öne çıkararak kendisini
destekleyen emperyalistlerin istekleri doğrultusunda hareket etmiştir .
Liberalizmden neoliberalizme geçerken , Türkiye’de de  halkçılık ve cumhuriyetçilik  uygulama alanından çıkartılarak, batı tipi
yeni modellere uygun davranan  iktidarlar
siyaset sahnesinde öne çıkartılmışlardır . Ulusalcı bir Kemalist halkçılıkla
kurtuluş savaşını kazanan Türk ulusu , 
günümüzde liberal bireyciliğe dayanan 
bir sosyal demokrasi siyaseti ile 
yeniden teslim alınmaya çalışılmaktadır . Devleti kuran parti bu
oyunlara  karşı çıkacağına çeşitli
girişimlere alet olarak ve  halkçılıktan
uzaklaşarak  batı tipi sosyal
demokratçılık  oynamaktadır .


Cumhuriyetçi Birlik Platformunun , Kemalizm’e karşı çıkan
batı tipi sosyal demokratlık konusunu bir yana bırakmadan, bu doğrultuda
geliştirilen yeni emperyalist projelere 
yönelen çalışmaları da olmuştur . Özellikle bugünün koşullarında küresel
sermayenin örgütlediği küresel emperyalizm , açıktan şehir devletlerini
destekleyerek  ulus devletlerini tehdit
ettiğini  gene  bu platformun toplantıları ile yayınlarından
Türk kamuoyu öğrenmiştir . Küresel sermaye bugünün koşullarında ulus devletleri
ortadan kaldırmaya çalışırken,   bunların
yerine halk kitlelerini daha küçük birimler halinde yönetebilmek üzere, ortaçağ
da olduğu gibi şehir devletleri yapılanmasını öne çıkarmaya çalışmaktadır .
Batının önde gelen tekelci şirketleri giderek dev bir biçimde büyürken , şirket
yapılanmalarının da devletlere benzemeye başladığı görülmektedir . Bir
avuç  aşırı zengin azınlığın elindeki
oyuncaklar  haline düşen büyük şirketler
üzerinden dünya hegemonyası kurulması için  
yoğun çalışılırken , var olan ulus devletlerin ortadan kaldırılması  ve  bu
doğrultuda alt kimliklerin hortlatılarak yerelleşmenin önünün açılmaya
çalışıldığı  görülmektedir . Ulus
devletlerin tarihsel süreçteki sonunu getirecek olan şehir devletleri projesi ,
gene neoliberal içerikte sosyal demokratçılık oynayan ikinci cumhuriyetçilerin
işi olarak  Atatürk’ün partisine  mal edilmeye çalışılmaktadır .  Son yerel seçimlerde bütün büyük şehirlerde
belediye seçimlerini kazanan  sosyal
demokratlar  , arka plandaki  neoliberal hazırlığın sonucu olarak şehir
devletleri siyasetlerine yönelmektedirler . Avrupa Birliği öncülüğünde  kurulmuş bulunan Uluslararası  şehirler ve yerel yönetimler birliği çatısı
altında  , üye olan belediyelerin
,uluslararası alanda  devletler gibi
bağımsız hareket etmelerini sağlayarak  ,
ulus devletleri şehirler üzerinden parçalamaya kalkışan ,böylesine emperyalist
bir politikaya  sosyal demokrat görünümlü
siyasetçilerin ve yerel yöneticilerin alet olmasını  ulus devletlerin kabül etmesini beklemek
mümkün değildir . Bugünün koşullarında ulus devletlerin başkentine bağlı olan
şehirlerin  Singapur  ,Malta ya 
da Hong Konk gibi şehir devletlerine benzer statülere dönüştürülmesini
kabül edecek ulus devletler, birer siyasal mekanizma olarak ortadan
kalkacaklardır . Emperyalizm şirketleri büyütürken devletleri küçültmeyi
hedeflemekte ve çok büyük ulus devletleri ortadan kaldırabilme doğrultusunda
şehirleri küçük devletçiklere dönüştürerek , piyasa üzerinden  sahip olduğu ekonomik üstünlüğünü  aynı zamanda şehirler üzerinden  siyasal kontrola almaya çalışmaktadır .
Böylesine emperyalist bir projenin sosyal demokratlık olarak savunulması, çok
büyük bir  sahtekarlık olarak siyasal
gündeme gelirken, ulusal yapılar ile halk kitleleri açıkça karşı karşıya
getirilmektedir . İşte  Kemalist cumhuriyetçilik
yerine sosyal demokrasiyi öne   geçirmek
isteyenlerin  arkalarında  var olan büyük  emperyal oyun böylece ortaya çıkmaktadır .
Özgürlükçü belediyecilik diye bu  bölücü
projeyi savunan  işbirlikçi  kesimler, 
açıkça şehir devletlerinin oluşumu için 
ulusal  toplumları bölme
oyunlarına resmen alet olmaktadırlar .


Bugünkü zamanın ruhu olarak öne çıkartılan ve bu doğrultuda
savunulan  eşit yurttaşlık projesi de ,
ulus devletlerin kamu düzenlerini görmeden , ulusal kimliğe sahip çok büyük
ulus devletleri  dikkate almadan alt
kimlikçilikleri örgütleyerek öne çıkaran 
neoliberal sosyal demokratçılık insan hakları adına alt
kimlikçiliği  gündeme getirerek
savunurken,  alt kimliklerin bir arada
yaşadığı yerel yönetimlere  otonomi
verilmesi gibi  uçuk  önerileri 
de gündeme getirmektedirler .Yeni projeye göre  şehirler devletleşirken , yerel  yaşam birimleri de otonomlaşarak ulus
devletlerin başkentlerine bağlı olmaktan kurtulacaklardır . Bu doğrultuda
Avrupa Birliği  yerel yönetimler özerklik
şartı savunulmakta ve bununla ilgili bütün şerhlerin  kaldırılması 
gerektiği vurgulanarak ve gelecekte şehirlerin bağlı oldukları
başkentlerden bütünüyle uzaklaşarak 
kendi yerel yönetim alanlarında küçük devletçikleri dönüşmeleri
savunulmaktadır . Yerel yaşam bölgeleri ya ayrı bir şehir devleti olacak ya da
bunların dayanmış olduğu alt kimliklere ulusal kimlikler ile birlikte eşit bir
statü tanınarak   , eşit yurttaşlık adı
altında ulusal yapılar tasfiye edilerek 
kürese  emperyalizmin  istediği çok kültürlü  ya da çok kimlikli bir toplum düzeni
kurulacaktır . Böylece ulus devletler 
temelden çökertileceklerdir .


 Türkiye gibi  her şeyin ortasında yer alan bir ülkede ,
cumhuriyetçilik için yola çıkan bir platformun 
sosyal demokrasi ,şehir devletleri ,eşit vatandaşlık ya da komünal yaşam
biçimi gibi  konular ile uğraşmasının
çeşitli  nedenleri vardır . Yüz yıl önce
dünya yeniden kurulurken , Türkiye’nin kuzeyinde kurulan sosyalist sistem  şura adı verilen ama Sovyet kavramı ile  açıklanan küçük yerleşim birimlerine dayanıyordu
.Ayrıca bu büyük yapılanmadan çeyrek yüzyıl geçtikten sonra da  İslam dünyasının ortalarında bir Yahudi
devleti olarak kurulan Siyonist yapılanma 
da , Kibutsz ya da Moşav gibi yerel 
birimlerin  şehirleşmesi modeline
dayanan bir toplumsal örgütlenme ile ortaya çıkıyordu . Orta çağ döneminde
Avrupa tipi derebeylik yaşamayan  Asya
bölgelerinde  şehir devletlerinin
Avrupa’da olduğu gibi kurulamaması 
yüzünden Şura ve Kibutz uygulamaları , doktriner ya da dinsel
yaklaşımlar çizgisinde oluşturulmaya çalışılmıştır . Avrupa Birliği bugün  ulus devletlerin birleşememesi yüzünden
dağılma noktasına gelirken , Orta Çağ döneminde var olan beş yüze yakın şehir
devletinden oluşan bir Avrupa  Birliği
arayışının öne çıktığı göze çarpmaktadır . Avrupa Birliği deneyimi çökerken ve
Avrupa kıtası  yeniden şehir devletleri
arayışına doğru yönlendirilirken , Türkiye Cumhuriyeti Avrupa ve Asya kıtaları
arasında sahip olduğu jeopolitik konumunu iyi değerlendirerek  hareket etmek zorundadır . Avrupa  otuz ulus devletten oluşan bir kıtasal
birliği gerçekleştiremediği aşamada  ,
geri dönerek Orta Çağ Avrupa’sında beş yüz şehir devletinden oluşan bir
yapılanmaya yönelmektedir . Bu açıdan 
Avrupa modeli şehir devletleri oluşumu , Kemalist Cumhuriyet tarafından
kabül edilemez . Ayrıca laik Türk devletinde İsrail gibi bir dini örgütlenme ya
da çökmüş olan  Sovyetler Birliğinde
olduğu gibi ,yerel yönetimlerin şuralar biçiminde örgütlenmesi de ulusal devlet
yapılanması açısından hiç bir zaman düşünülemez .Kuvayı Milliye döneminde Kars’da
toplanan  yönetim arayışının Kars Şurası
yönetimi olarak  gündeme
getirildiğini  hiçbir zaman unutmamak
gerekmektedir .Türkiye cumhuriyeti üniter bir ulus devlet olarak kurulduğu
için  Kars Şurası benzeri Sovyet
yapılanmaları Anadolu yarımadası üzerinde örgütlenememiştir . Avrupa           kendi köklerine dönerken şehir
devletleri ile karşılaşıyorsa , Türkiye’de kendi kökenlerine dönerken hem Asya
tipi üretim tarzı hem de  imparatorluk
arazilerine dönüş  senaryoları ile karşı
karşıya kalmaktadır . Avrupa tarihinde görülen eski şehir devletlerinin  Asya topraklarında ortaya çıkması  bugünün büyük ve güçlü devletleri düzeninde
mümkün görünmemektedir .


Cumhuriyetçi Birlik Platformu , bir toplumsal insiyatif ve de
aynı zamanda ulusal bir refleks olarak yirmi birinci yüzyılın başlarında ortaya
çıkmış ve bugünlere kadar gelmiştir . Avrupa , Amerika , İsrail gibi üç büyük
emperyalist merkezin kendi  projeleri
üzerinden ele geçirmek istedikleri merkezi coğrafyanın tam ortasında bugün  her şeye rağmen Atatürk Cumhuriyeti  varlığını sürdürmektedir . Yüz yıl önce dünya
yeniden  imparatorluklar sonrasında
biçimlendirilirken  , Avrupa’dan
kaynaklanan ulus devlet modeli ile Türkler hükümranlık düzenlerini
yenilemişlerdir . Kuzey bölgesindeki sosyalist sistemin özelliklerinden de
yararlanarak , Türk modelinin sentezini oluşturan altı ilkenin üçü olarak
devletçilik , halkçılık ve devrimcilik 
esasları benimsenmiştir .  Bugünün
koşullarında Türk cumhuriyetçilerinin hem tarihsel süreci hem de jeopolitik
konumu dikkate alarak  gerçekçi bir
cumhuriyetçilik anlayışı içinde hareket etmeleri gerekmektedir .Ancak  o zaman hem dünyadaki değişmeler
doğrultusunda bir yeni yapılanmalara 
gidilebilir. Tam bu aşamada dağılarak yok olmamak üzere de , ulusal
kurtuluş savaşından gelen kuruluş modeline sahip çıkarak, biz olma hakkını Türk
ulusu ve cumhuriyet rejimi benimsemek durumundadır . Ulusal toplum ve ulus
devletlerin esası olan ulusalcılık anlayışının korunabilmesi ve
sürdürülebilmesi  için  güçlü bir cumhuriyetçi akıma gereksinme
vardır . Atatürk  bunu dikkate alarak
gerçekçi bir cumhuriyet rejimi kurmuş ve aynı zamanda uygulanan ulus devlet
anlayışı ile de topluma kucak açılmıştır . Bu bölgede kendilerine bağımlı şehir
devletleri , şura yapılanmaları , dini şehirleşme girişimleri ya da otonom  yerel yapılanma arayışlarının önü kesilmek
isteniyorsa , yeniden uluslaşmayı ve cumhuriyet devletinin güçlendirilmesini
sağlayacak  ulusal programlar ile
cumhuriyetçi yapılanmalara gereksinme  
vardır . Bu kadar karışık bir ortamda Türkiye Cumhuriyeti  varlığını sürdürürken  , kendisini tehdit eden her gelişmeyi
yakından izlemeli ve  bunların kendisini
tehdit etmesine asla  izin vermemelidir .
Türkiye Cumhuriyetinin ilelebet payidar olması ancak böylesine aktif tutumlar
ile mümkün olabilecektir . Bu koşullar altında her cumhuriyetçinin ,ya
cumhuriyetçi partiler çatısı altında  ya
da cumhuriyetçilik platformları 
aracılığı ile , uyanık  bekçilik
görevlerini yerine getirmeleri zorunluluk kazanmaktadır .


Cumhuriyetçi Birlik Platformu , on yıla yakın devam
eden çalışma döneminde , Türkiye’deki cumhuriyetçi birikimi ülkenin önde gelen
düşünce ve bilim adamlarının katkıları ile 
bugünlere taşımıştır. Hareket aynı zamanda  Atatürk modeli cumhuriyet devletimiz
açısından ortaya çıkan gelişmeleri  ve değişmeleri
yakından izleyerek , Türkiye için alternatif olabilecek  çeşitli 
planlar ve projeler de geliştirerek , cumhuriyet rejiminin sonsuza kadar
devam edebilmesi için  yoğun çalışmalar
sergilemiştir . Ülkeye ve rejime karşı gelişen bütün tehditlere ile mücadele
edilirken  , şehir devletleri  ve 
bölgesel devletler gibi emperyalist projelerin gündeme getirdiği  tehlikelerle de yakından ilgilenerek ,
Türkiye Cumhuriyeti ulus devletinin 
önümüzdeki çağlarda da  varlığını
koruyarak, yoluna devam edebilmesi  
için  her türlü özveri ile  çalışmalarını sürdürmektedir .Platform  üç kıta arasındaki  çağdaş cumhuriyet modelinin örnek olmaya
devam etmesi insanlığa katkıda bulunmayı sürdürecektir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet