Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara


Prof. Dr. ANIL ÇEÇEN : CORONA VİRÜSÜ İLE BİYOLOJİK SAVAŞ 

2020 yılının 
kış aylarından başlayarak dünya 
hiç beklenmedik bir biçimde  virüs
görünümlü bir biyolojik savaşa doğru sürüklendi . Medya ile dünya halklarını
istedikleri doğrultuda yönlendirerek 
çıkarcı  senaryolara dünya
kamuoyunu önceden hazırlayan egemen güçler ve görünmeyen gizli dünya devleti
yapılanmaları ,halk kitlelerinin hiç beklemediği bir anda  yeni bir virüs belası çıkartarak  ve  
dünya gündemini beş  gramlık
mikrobun  insafına terk ederek  bütün insanlığı ve canlılar dünyasını  ölümcül bir tehdit ile karşı karşıya
bırakmışlardır . Dünya kamuoyu  özel
çıkar merkezlerinin  kendileri için
gerçekleştirmeye çalıştıkları senaryolarla sürekli olarak işgal edilirken  ,uzun zamandır hazırlanmakta olan bir
alternatif savaş türü olarak yeni biyolojik savaşın adımları da birbiri ardı
sıra atılıyordu . Halk kitleleri merkezi coğrafyada yıllardır sürüp giden savaş
tehlikesinden kendisini  kurtarmaya
çalışırken , bu bölgede istedikleri gibi normal bir askeri savaş senaryosunu
uygulama alanına getiremeyenlerin , bunun yerine bir alternatif  çatışma türü olarak, biyolojik savaşı yavaş
yavaş dünya gündeminin tam ortasına oturtmaya başladıkları görülüyordu .
Geçmişten bu yana dünyayı 
yönlendiren  kapitalist
emperyalizmin , gelecek dönemlerde de yola devam edebilmek için  savaş senaryolarını birbiri ardı sıra öne
çıkardıkları ve askeri savaşlarla hegemonyalarını  devam ettiremedikleri   aşamada, bu kez  kimyasal ya da  biyolojik 
savaşları B ya da C planları olarak devreye soktukları zaman içinde  göze çarpıyordu .Halk kitleleri medya ile
uyutularak başka yönlere doğru çekilirken , aslında güç merkezlerinde yer alan
ve dünyayı yönlendiren merkezler de  ,
savaş yolu ile dünyayı değiştirmek  üzere
bir üçüncü dünya savaşını merkezi coğrafya da çıkartamayınca , değişim çizgisinde
yeni dünya düzeni kurmak üzere  olayları
yönlendiren merkezler bu kez   yıllardır  iyi hazırlanmış bir biyolojik savaş ile
insanlığın kaderini çiziyorlardı .


Dünyanın doğu bölgelerinde başlayan uygarlık
öncesi gelişmelerin zamanla batıya doğru kaymasıyla ,bugünkü dünyayı yaratan
uygarlık birikiminin önce Avrupa kıtasında 
başladığı ve daha sonra da Amerika kıtasında devam ettiği  bilinmektedir .  Dünya 
Ortaçağ’dan  çıkarken  icatlarla yaratılan uygarlığın arkasından
keşifler gelmiş ve ulaşım araçlarının gelişmesi üzerine, insanlık dünya
kıtalarına yayılarak hep  bir   küresel egemenliğin arayışı içinde olmuştur.
Sömürgeciliğin tarihi incelendiği zaman emperyalist saldırı ve işgal
girişimleri ile bunların sonucunda ortaya çıkan savaş dönemlerinde askeri
savaşların yanı sıra ,kimyasal ya da biyolojik savaşların da zaman zaman gündeme
geldiği ve dünya konjonktürüne göre 
sırayla devreye girdikleri , dünya tarihi incelendiği zaman
anlaşılmaktadır . Bugün de yaşanan süreçte birbirini izleyen savaş
konjonktürlerinde , askeri saldırı ve savaşların  tam anlamıyla başarılı olamadığı aşamada
kimyasal ve biyolojik savaş türlerinin yedekten çıkartılarak uygulama alanına
aktarıldığı görülmektedir . İnsanlık tarihi her türlü savaşın ve sıcak
çatışmaların örnekleri ile dolu  olduğu
için,  günümüzde yaşanan olayları  anlayabilecek bilgi birikimi insanlığın
elinde vardır . Geçmişin olayları 
birbiri ardı sıra belirli bir bağlantı ya da konjonktür içinde  ele alınırsa, bazı gelişmelerin yeni olayları
tetiklediği ya da başka olayların da yeni süreçleri başlattığı ortaya
çıkmaktadır . 2020 yılında küresel çapta yaygınlık kazandırılan virüs savaşının
da tarihteki benzerlerine  uygun olarak
,  yeryüzünde yaşayan bütün insanlığı
bir  biyolojik savaşın içine doğru
çektiği  gözler önüne çıkmıştır .Bu
durumda  dünya halkları bir oldu bitti
ile karşılaşırken ,güç merkezleri arasındaki hegemonya çekişmesi gene aynı
doğrultuda devam etmiştir . 


Bugün yaşanmakta olan biyolojik savaş
öncesinde  emperyalistlerin küresel
egemenlik amacıyla merkezi coğrafya ya yöneldikleri , bu bölgedeki ülkeleri
işgal ederek ya da saldırarak  bir
otorite boşluğu alanı yarattıktan sonra, burada 
yerleşmeye çaba gösterdikleri , uzunca bir süredir gözlemlenmektedir .
Ne var ki , Yirminci yüzyılın ilk yarısında iki dünya savaşı çıkararak İsrail’i
kuran Siyonizm’in,  yeni dönemde Büyük
İsrail ütopyasını gerçekleştirmek üzere 
ve bunun için  üçüncü bir dünya
savaşı gerçekleştirmek amacıyla  her
türlü siyasi ,ekonomik ve askeri senaryoyu 
devreye sokmasına rağmen, bunun bir türlü gerçekleştirilemediği
görülmüştür. Dışarıdan tezgahlanarak kimyasal bomba ve silahlar yardımı ile
kimyasal savaş girişimleri  sıcak
çatışma  ortamında  B planı 
olarak  çıkartılması senaryoları
ile de sonuca varılamayınca, askeri ve kimyasal savaşların devre dışı kaldığı
bir aşamada  laboratuvarlarda uzun süredir
hazırlanan yeni virüs yapılanmaları üzerinden 
biyolojik savaş çıkartılması yoluna gidilmiştir . Bugün yaşanmakta olan
virüs saldırısı  süreci her türlü çabaya
rağmen çıkartılamayan üçüncü dünya savaşının, 
biyolojik koşulların zorlanmasıyla geliştirilen C planının  uygulamaya getirilmesinin bir sonucudur .
Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonra ortaya çıkan küreselleşme döneminde ,
kapitalist sermaye ve egemen güçler yeni dünya düzeni adı altında süper bir
dünya imparatorluğu kurmaya çalışmış ama 
köşe başlarını işgal etmiş olan Siyonist yapılanma , bu süreci İsrail’in
çıkarları doğrultusunda   başka yönlere
doğru çekerek değiştirdiği için, Amerika ile İngiltere’nin arası açılmış ve
böylece batı emperyalizmi bölünme içine 
sürüklenince ,  var olan askeri
güçleri   ile  üçüncü dünya savaşı çıkartamayanların , zaman
içerisinde C planı olarak hazırladıkları biyolojik savaş senaryosunu, bir
kıyamet senaryosu gerçekleştirmek üzere , son çare olarak  bir laboratuvar virüsü aracılığı ile  meydana 
çıkartmışlardır .


Ortaçağ sonrasında insanlığın yaşadığı yeni ve
yakın çağlar dönemlerinde Avrupa merkezli batı emperyalizmi ,bütün dünya
kıtalarına saldırarak ve buraları işgal ederek 
kendilerine bağımlı sömürge imparatorlukları kurmuşlar ve bunlar
üzerinden bütün dünyayı  Avrupa merkezli
bir yönetim düzeni çatısı altında yirminci yüzyıla kadar yönlendirmişlerdir .
Yirminci yüzyılda Amerika’nın yeni dünya olarak ön plana geçmesiyle  birlikte, eski emperyalist Avrupa’nın geride
kaldığını ve bunun yerini  Amerikan  emperyalizminin aldığını tarih kitapları
yazmaktadır . Tarih öncesi dönemlerde sıklıkla görülen biyolojik savaş
türlerine , Ortaçağ ve sonrası dönemlerde de rastlanmış ve insanlık yaşam  yoluna devam ederken ,her aşamada otoriter
yönetim  oluşturmak  ya da geniş alanlara yayılan imparatorluk
kurmak isteyen güçlerin kozlarından biriside biyolojik savaşlar olmuştur .
Bakteri ve virüslerin tarihte biyolojik silah olarak kullanılması  tarih öncesi dönemlerden başlayarak, daha
sonraki dönemlerde de yeni  örneklerinin  öne çıktıkları görülmüştür . Avrupa merkezli
dünya tarihi incelendiği zaman  o dönemin
insanlarını tehdit eden  biyolojik
savaşlarda kullanılan mikropların , Çin ,Hint 
ve Kırım gibi doğu ülkelerinden elde edilmiş  ve buralardan sağlanan bakteri ve virüslerin
belirli gruplar tarafından dünyanın çeşitli bölgelerine dağıtılarak , küresel
bir afet ya da kaos ortamının yaratılmak istenmiştir . Hasta ya da ölmüş
insanların bedenlerinden elde edilen parçacıklar mikrop yaymak üzere
kullanılmış  ,bunların üzerine
sürülen  bakteri ve mikropların diğer
insanların bulunduğu yerlere taşınmasıyla birlikte , binlerce insanı tehdit
eden  çeşitli biyolojik  savaşlara doğru insan topluluklarının  sürüklenmesi 
senaryo  sahipleri tarafından  gerçekleştirilmeye çalışılmıştır .  Mikroplu hastalıklar  yüzünden zehirlenerek  ölmüş insanların bedenleri çeşitli bölgelere
ve ülkelere yayılmış, bazan da  kasıtlı
olarak belirli toplulukların içine atılarak biyolojik savaşın yayılmasına aracı
olacak  vahşi  saldırılar ile sonuç alınmaya çalışılmıştır .
Ölü bedenlerin biyolojik silaha dönüştürülmesi 
ile hegemonya savaşlarında hedefe ulaşılmaya çalışılmıştır .Veba
mikrobundan ölen insanların  bedenlerinin
mancınıklar aracılığı ile  toplulukların
üzerine atılmasıyla binlerce insan öldürülmüştür .İnsanlığın uygarlık yolunda
yürümesi ancak  bu tür engellerin
aşılmasıyla mümkün olabilmiştir . 


 İnsanlığın 
dinin egemenlik kurduğu Orta çağ döneminde , ciddi bir din savaşları
süreciyle karşılaşması  üzerine ,Avrupa
kıtasında  bin yıllık bir dönem
içinde  önce   İberik 
yarımadasında  Yahudi –Hırıstıyan
,sonra  Müslüman-Hırıstıyan  ve daha sonra da  Katolik-Protestan kimliklerine dayanan din ve
mezhep savaşları yüzyıllarca  cereyan
etmiştir . Hırıstıyanlığın hızla yayılması üzerine  Vatikan merkezli bir Avrupa yapılanması öne
çıkmıştır . Hrıstıyanlar  herkesi kendi
dinlerine  bir haç işareti yaptırarak
çekmeye çalışırlarken  ,aynı zamanda  din mahkemelerinde Hrıstıyan olmayanları
yargılayarak mahkum etmişler ve daha çok da Yahudileri  din mahkemelerinde  cezalandırarak giyotin aracılığı ile ölüme
sürüklemişlerdir . Irki kimlikleri yüzünden azınlıkta kalan Yahudiler de
,özellikle Kırım’dan getirdikleri mikropları Avrupa’nın çeşitli ülkelerine
yayarak, bütün Avrupa kıtasını yok etme senaryosu çizgisinde bir biyolojik
savaş ortamında silah olarak kullanmışlar ve böylece  Hrıstıyan fanatizmine karşı durarak
,giyotinin karşısına  doğu bölgelerinden
getirdikleri  mikropları çıkarmışlardır .
Vatikan’ın giyotin   imparatorluğuna
karşı doğulu mikropları biyolojik silah olarak kullanan Yahudiler, Avrupa
kıtasında yok edilmekten kurtulmuşlardır . Batı Avrupa’daki Endülüs devleti yok
edilirken , Doğu Avrupa’da yeni bir Müslüman devlet olarak Osmanlı
İmparatorluğu kurulunca , Hrıstıyan fanatizmine karşı  İslam gücünün yeniden  örgütlenerek devreye girdiği ve böylece
geçmişten gelen, Hrıstıyan-Yahudi çatışmalarının önü kesildiği  görülmüştür . Osmanlılar Avrupa içlerine
geldikleri zaman önce Protestanlığı –Katolikliğe karşı desteklemiş ve daha
sonra da tırmanan Hrıstıyan-Yahudi çekişmesinin 
büyük kanlı savaşlara dönüşmesine izin vermemişlerdir . Osmanlı
adaletinin Avrupa topraklarına taşınmasıyla  
birlikte , Vatikan’ın hedefi olan bir Hrıstıyan Avrupa yaratma senaryosu
gerçeklik kazanamamıştır. Veba salgını sonunda milyonlarca Avrupalı ölünce  giyotin dönemi sona ermiştir . Daha sonraki
dönemlerde bir Müslüman  devlet olarak
Osmanlı İmparatorluğu Vatikan’ın Hrıstıyan fanatizmini dengeleyerek  Avrupa da yeni bir barış kurmuştur.


Dünya tarihinin yazdığı üzere  biyolojik ve kimyasal silah ve savaşların
tıpkı askeri silah ve savaşlar gibi 
saldırı ve yok etme amaçlı kullanılabilmesi  sayesinde, 
mikroplar ve bakteriler de en öldürücü 
silah  olarak  her zaman gündeme gelebilmiştir . Biyolojik silahların
da bir başka kategori olarak savaş literatüründe  yer alması yüzünden, sonraki dönemlerde de
benzeri biyolojik savaş senaryoları gündeme getirilerek uygulanmıştır . Bir
anlamda normal silahlardan daha kolay kullanılan bu  malzemeler günümüze kadar her türlü savaş senaryosu
içinde yerlerini almışlardır . Devletlerin büyüyerek güçlenmeleri sonucunda
silah alanında da yenilikler yapılmış ve 
bakteri  ,virüs  ya da 
parazitlerin yaşam yeri olarak büyük laboratuvarlar,  zamanla biyolojik ve kimyasal silah üretim
merkezleri konumuna gelmişlerdir . Şarbon, çiçek ve  sıtma gibi hastalıkların mikroplardan
bulaşması yüzünden  laboratuvarlar hem
silah hem de mikrop üretim merkezleri olarak devreye girerek bugüne kadar
emperyalistlerin güdümünde 
etkinliklerini sürdürebilmişlerdir . Hastanelerin ötesinde Tıp
Fakültelerinin ve Üniversitelerin gelişmesiyle mikrop alanındaki bilimsel  çalışmalar 
son yıllarda hızla artmış ve 
güçlü mikrobiyoloji enstitülerinde  
insan toplumlarına yönelik mikrobik tehditlerin ortadan kaldırılması doğrultusunda  önemli 
bilimsel  gelişmeler elde
edilmiştir . Çağdaş dünyanın en  ileri
alanlarından birisi olarak ortaya çıkan 
ilaç sektörü  , bugünün dünyasını
ayakta tutan önemli alanlardan birisi konumuna gelmiştir .Laboratuvar
çalışmaları  hastalıkları önleyecek güçlü
ilaçlar üretebildiği gibi , yeni hastalıklara yol açacak güçlü zehirler ve
bakterileri de  biyolojik silah
olarak  mikrobiyoloji biliminin verileri
doğrultusunda  devreye sokabilmişlerdir
.Bilimsel devrimler sayesinde biyoloji alanında yeni  keşifler gerçekleştirilmiş ve dünya
kıtalarında ortaya çıkmış olan bir çok  
virüs ya da biyolojik hastalıklar için çeşitli ilaçlar ya da aşılar
üretilebilmiştir . Bu sayede kitleleri kırıma uğratan  mikrop salgınlarının  önü kesilince ,son yıllarda  dünya nüfusunda  bir  
patlama yaşanmıştır . Dünya Sağlık Teşkilatının Birleşmiş
Milletler’deki  bu tür çalışmaları da  olumlu sonuçlar vermiştir .


Mikroplar, bakteriler ve virüsler fen
bilimlerinin ve tıp dünyasının konuları olmasına rağmen , toplumsal yansımaları  nedeniyle 
siyasal amaçlı olarak da 
kullanılmışlardır .Bu doğrultuda 
biyolojik savaşlar , insanlığın geleceği açısından  sosyal ve siyasal bilimlerin de farklı
yönlerden inceleme alanına girmektedir . Bu açıdan örnek gösterilebilecek
çeşitli kitaplar  arasından bir tanesi
son olarak yaşanmakta olan Korana virüs sorunu açısından örnek gösterilebilir .
2009 yılında New York’ta yayınlanarak dünyanın geleceği ile ilgili olarak
gündeme gelen “ Yedi ölümcül senaryo “ isimli kitabın içinde yer alan senaryolardan
birisi olarak kitabın üçüncü bölümünde incelenen  konu “PANDEMİC”tir .Bu bölümde dünyanın
geleceği için tehlike arz eden  ve tehdit
yaratan  7  konu ayrı bölümler  biçiminde 
ele alınmakta ve yakın bir gelecekte ortaya çıkacak bir virüs aracılığı
ile dünya nüfusunun azaltılmasının planlandığı 
açıkça dile getirilmektedir . Gelecekte dünyayı yok edebilecek
senaryoları ele alan bu kitapta ,Pakistan’ın çöküşü ,Çin’in dünyaya  saldırısı ,ekonominin iflası ,küresel bir
savaşın çıkması ,Amerika’ya büyük bir iç savaşın gelmesi, İsrail’in  kıyamet senaryosu olarak Armegeddon
savaşının  gerçekleşmesi ile birlikte,
bir de PANDEMİC  başlığı altında ,  bir virüs örgütlenmesi ile dünyanın başına
yeni bir biyolojik savaş belasının örülmesi anlatılmaktadır . On iki yıl önce
yazılmış olan bu kitabın üçüncü bölümünde 
virüs saldırısı üzerinden insanlığın 
büyük bir biyolojik savaşa doğru sürüklendiği  anlatılırken, böyle bir durumun çok yakın bir
zaman dilimi içinde  gerçekleşeceği
belirtilmektedir . Böylesine bir bilimsel 
çalışma aracılığı ile biyolojik tehdidin dünya  kamuoyuna açıklanmasına rağmen , hiçbir
devletin ya da uluslararası kurumun harekete geçerek önlem almaması yüzünden ,dünya  bugün çok büyük bir biyolojik savaş tehlikesi
ile karşı karşıya kalmıştır . ANDREW KREPİNEVİCH  isimli 
araştırmacı tarafından kaleme alınan 
ilgili kitabın adı  “7 ÖLÜMCÜL  SENARYO “dur. New York’ta  basılan kitap bütün dünyaya dağıtılmış ama
büyük virüs  tehditi  bu kitapta 
açıklanmasına  rağmen gerekli
önlemler alınmamıştır . Son olaylarda uluslararası görev sahibi olan Dünya
Sağlık  Örgütü’nün de geride kalarak  gereken önlemleri alamadığı  hayretle izlenmiştir .


Kitabın ilgili üçüncü  bölümü incelediğinde çok yakın bir zaman
dilimi içinde dünyayı büyük bir PANDEMİC tehlikesinin beklediği kamuoyunun
bilgisine sunulmaktadır . Güney sınırı üzerinden  alttaki komşu Meksika’nın ülkesine
girildiğinde, milyonlarca işsiz ve yoksul insanın  ABD’yi çevrelediği ve bu geri kalmışlık
yüzünden Meksika toplumunun  çok kolay
bir biçimde virüs saldırısı karşısında yok olabileceği ve bu salgının Amerikan
sınırlarını da aşarak dünyanın süper gücü olan bu ülkeyi de tehdit edeceği
kitapta vurgulanmaktadır . Her türlü virüsün 
kolaylıkla yerleşebileceği ve yayılacağı bir ortam olan Meksika’nın
virüs merkezi olarak ABD’yi yakından tehdit ettiği bu kitapta dile
getirilmektedir . ABD ile Meksika arasında gidip gelerek her iki ülkede
birlikte yaşayan işçi ve emekçi yoksul kitle her türlü mikrobu barındırmada
merkezi rol oynayabileceği gibi, Amerikan kıtasının  hem kuzeyini hem de güney bölgesini Pandemi
olarak tehdit etmektedir . Zengin bir ülkede yaşayan Amerikalılar lüks bir
yaşam düzeyinde varlıklarını sürdürdükleri 
için , mikrop ve bakteriler üzerinden gelişecek bir biyolojik savaşın
hedefi olarak çok hızlı bir biçimde çöküşe 
doğru kayabileceği kitapta dile getirilirken , dünyanın en güçlü ülkesi
olarak ABD’nin son virüs saldırısı karşısında nasıl aciz  ve yetersiz kaldığı  açıkça ortaya çıkmıştır . ABD yönetimi bu
durumun farkına vardığı noktada, güneyden gelecek yoksulların saldırılarına
karşı Amerika ve Meksika sınırına duvar örmeye başlamıştır . ABD gibi çok büyük
bir ülkenin, hem kamu düzenini hem de halk sağlığını tehdit  edebilecek böylesine bir tehdide karşı
çıkarken , çoktan sınırlarını güvence altına alarak yoksulların dünyasından
gelen virüslerin ülkesinde  cirit
atmasına izin vermemesi gerekirdi .Şu an Corona saldırısında en çok insan
kaybını ABD’nin vermesi üzerinde bütün dünya ülkelerinin  artık bir düşünmesi gerektiği açıktır . Normal
olarak  Amerikan yaşam biçimini tümüyle
ortadan kaldırabilecek böylesine bir virüs salgını karşısında süper güç olarak
ABD’nin daha hazırlıklı olması ve  fazla
insan kaybını kesinlikle önlemesi gerekirdi .


Virüs saldırısı ya da Pandemi  tehlikesi denilince akla gelen İspanyol gribi
gibi  olumsuz deneyler  insanın 
önüne çok önemli  olumsuz
sonuçları getirmektedir .Birinci dünya savaşı döneminde ortaya çıkan bu
salgının üç aşamada geliştiği , birinci dalganın bittiği aşamada ikinci ,
ikinci dalganın bittiği aşamada da üçüncü dalganın öne çıkarak  elli milyondan fazla insanın  hastalanarak ölmesine yol açtığı
görülmektedir . Bütün virüs salgınlarında bu tür aşamalar yaşandığı  için 
Corona olayında da benzeri ihtimaller akla gelmekte ve bu konuda sorumlu
durumunda olan merkezlerin  geçmişten
dersler alarak buna göre hareket etmesi 
zorunluluk kazanmaktadır . Kitabın yazarı  hızla artan dünya nüfusunun getirmiş olduğu
kalabalık kitlelerin   her bölgede
patlamaya hazır oluşumlar olduğu gibi , Amerikanın güneyinde yer alan yoksul
halk kitlelerini de  ABD’yi yıkacak bir
kapı önü kaos oluşumu olarak görmektedir . Güneyden gelebilecek böylesine
yıkıcı bir oluşumun ülkeyi tehdit etmemesi için , genç  Amerikalılar’ın  kuzey bölgesine doğru yürüyerek bu boş alanlarda
yeni  ülkeler ve de devletler
oluşturmaları bir alternatif oluşum olarak gündeme getirilmektedir . Şimdiye
kadar hep batıya yönelerek hareket eden Amerikan toplumunun yeni dönemde artık
kuzeye doğru yönlendirilmeye çalışılması da eskisinden çok farklı bir yeni
dönemi öne çıkarmaktadır . Meksika sınırından ABD’nin güney eyaletlerine
yönelik olarak gelişebilecek bir büyük göç hareketi  virüs üzerinden gelişecek Pandemi’yi Amerikan
toplumunun göbeğine taşıyabilecektir . Bu gibi olumsuz bir durumda Amerikan
devleti uluslararası bir sağlık krizi ile karşılaşabilecektir . Bu gibi
durumlarda  güney eyaletlerinin bir acil
durum yapılanmasına yönelmesi sorunu çözmeyecek, aksine gecikme ve
hazırlıksızlık üzerinden büyük bir toplumsal kaosa meydan verebilecektir . On
iki yıl önce yazılmış olan bir kitabın içindeki bilgilerin günümüzde
doğrulanması karşısında ,bu durumdan 
ders almak ve gerekli önlemleri yerine getirmek gibi bir  kamu görevi 
ilgilileri ve yetkilileri beklemektedir .


Corona virüsü üzerinden gündeme gelen son
Pandemi  olayında her yönü ile bir
laboratuvar  üretimi mikrop yapılanması
ile insanlık karşı karşıya gelmiştir . Önce Paris’teki Pastör Enstitüsü daha
sonra Almanya’daki Robert Koch enstitülerinde ön çalışmalar yapılmış ve daha
hazırlanan yeni virüs  ABD’ye götürülerek
bu ülkenin laboratuvarlarında güçlendirilmeye çalışılmıştır . Daha sonra da bir
askeri ekip bu virüsü uçakla Çin’e götürerek bu ülkenin Vuan eyaletinde
güçlendirmeye devam edildikten sonra yeni virüs burada bırakılarak , dünyaya dağıtım
operasyonu Çin devletinin sırtına yüklenmiştir . Son yıllardaki olağanüstü
yapılanmalarıyla  ABD’nin yerini almaya
çalışan  süper güç konumu ile Çin Halk
Cumhuriyeti tam dünyanın ekonomik merkezi olmaya doğru adım atarken , bir virüs
komplosu ile karşı karşıya kalarak bütün dünya ülkeleri için sakınılması
gereken bir emperyalist güç konumuna düşürülmüştür . Veba ve çeşitli virüs
saldırıları ile önceki dönemlerde boğuşmuş olan dünya halkları yeni dönemde
beklenmedik bir biçimde güçlendirilmiş ve zenginleştirilmiş bir mikrop demeti
olarak Corana saldırısına karşı kendisini korumak zorunluluğu ile
karşılaşmıştır . Beş kıtaya yayılmış olan sekiz milyarlık nüfusu ile dünya
ülkeleri bir araya gelerek biyolojik saldırıya karşı bir dayanışma önlemi  alma şansını elde edememişler , uçaklar ve
diğer araçlar kullanılarak yapılan virüs dağıtımları sonucunda bütün ülkelerin
halkları çok ciddi bir tehdit saldırısı ile yüz yüze getirilmiştir .Corona  19 ismi virilen yeni virüs  2019 yılında ortaya çıktığı için adına 19
rakamı eklenmiştir . Hal böyle olmasına rağmen 2019 yılında virüs salgını öne
çıkarılmamış , gereken hazırlıklar yapıldıktan sonra 2020 yılının kış ayları
itibarıyla virüs açığa çıkartılarak 
görevli ekipler tarafından dünyanın çeşitli ülkelerine uçak seyahatları
aracılığı ile yayılmaya çalışılmıştır . İnsanlığın ve dünya düzeninin  sona ermesi doğrultusunda bir kıyamet
senaryosu peşinde koşan siyasal merkezler , Corona adı verilen biyolojik silah
saldırısına karşı zamanında harekete geçememişler ve bu yılın başından itibaren
bütün dünyaya dağıtılan mikroba karşı 
gerekli olan önlemleri alamamışlardır . Batı ile işbirliği içinde olan
ülkelerde bu hazırlıklar bilinmesine rağmen dünya alanında bu küresel saldırıya
karşı çıkılmamıştır.


Yirmibirinci yüzyılda dünya düzenini tepeden
tırnağa değiştirmek isteyen  emperyal
merkezlerin  devrede olmaları nedeniyle
,  virüs üzerinden biyolojik saldırı kısa
zamanda küresel bir saldırı niteliği kazanarak bütün dünyayı ayağa kaldırmıştır
.Ne var ki , bu son olarak ortaya çıkarılan Corona  virüsünün eskilerinden çok farklı bir yapıda
hazırlandığı kısa bir süre sonra anlaşılmıştır . Eski virüsler bir  salgın olarak dünyaya dağıtılırken , belirli
kesimlerin hastalanarak çaptan düşmeleri ya da bir sağlık sorunu ile halk kitlelerinin
çökertilmek ya da yok edilmek üzere yönlendirilmeye çalışıldıkları görülmüştür
. Bu kez insanlığın karşısına ABD ve Çin gibi iki süper gücün ortak
organizasyonu olarak  uzaysal bir durum
çıkartılmak üzere  Corona  virüsü düzenlemesine gidildiği gibi bir yeni
durumla karşılaşılmıştır .  Özellikle tam
bu aşamada  Microsoft’un kurucusu ve
dünya bilgisayar ya da internet yapılanmasının kilit adamlarından birisi olarak  Bill Gates’in kurucusu olduğu şirketi
bırakarak yeni bir vakıf kurması ve bu vakıf aracılığı ile de bütün dünyayı
elektronik kontrol altına almak için harekete geçmesi çeşitli söylentilere ve
tartışmalara zemin hazırlamıştır . Çeyrek yüzyıldır bütün dünyaya yayılan
internet sisteminin gelinen yeni aşamada elektronik yapılanmasının güçlendirilmesi  ve bu doğrultuda 5-G ismini taşıyan yeni
yapılanmanın internet sistemine monte edilmesi gibi yeni bir durum ilgili
çevreler tarafından empoze edilmeye başlanmıştır .Ortaya çıkışı itibarıyla bir
uzay teknolojisi olan internet ve cep telefonları, insanlığın ve dünyanın
geleceğinde uzaysal kaynaklı yeni bir yapılanma dönemini de beraberinde gündeme
getirmiştir . Bu çerçevede internet sisteminin 5-G sistemi ile yeniden
düzenlenmesi ve bu doğrultuda  internet
kullanıcısı olan insanlara cip takılması gibi yeni bir durum yaratılmıştır
.İnsanlara cip takılabilmesi için  insan
bedenine ilgili maddelerin  önceden
zerkedilmesini  sağlayacak bir aşının
yapılması zorunlu  olarak dayatılmıştır .


İnsanlara durduk yerde aşı yapılması mümkün
olmadığı için , cip takılması için gerekli olan maddelerin bir aşı aracılığı
ile insan bedenine  sokulmasına karar
verilmiştir . İnsanların robotlar ile birlikte yeni elektronik düzene bir kukla
olarak bağlanması doğrultusunda gerekli olan 
5-G sisteminin monte edilmesine 
yarayacak biçimde  aşıların
yapılabilmesi için  , Corona mikrobuna
karşı aşılanmak zorunluluğu tamamlanacak ve ondan sonraki yeni aşamada  insan bedenlerine mikro cipler monte
edilerek, insanlar da tıpkı robotlar gibi 
5-G sistemine  bağlanacaklar ve bu
doğrultuda kurulacak olan  elektronik
sisteme bağlanarak , bir anlamda yeni elektronik düzenin  monte edilmiş parçaları biçiminde diğer
robotlar ile birlikte yeni kuklalar durumuna 
getirileceklerdir . İnsanlık böylesine bir zoraki yapılanma ile
insanlıktan çıkacağı için, bu duruma açıktan karşı çıkacak ve hiçbir biçimde
ciplenmeyi  kabül etmeyecektir .  İşte böylesine bir büyük dönüşümün
yapılabilmesi için insanların aşı ile cip takılmasına uygun hale
getirilmeleri  gerekmektedir . Bu amaçla
da insanların aşı üzerinden ciplenmeye yönlendirilmeleri sürecinde, ilk aşama
olarak bir virüs mikrobu ile insanlık karşı karşıya getirilmektedir . Tıbbın
bir çok alanında kullanılan cip sistemi 
ile insan bedeninin çeşitli bölümlerinde bir çok yenilenme
yapılabilmektedir . Ciplenme sonucunda internet üzerinden elektronik sisteme
bir kukla olarak bağlanacak insanoğlunun 
bir aşı ile ciplenmeye hazırlanabilmesi için, Corona virüsü
çıkartılmış  ve yayılan mikroplara karşı
aşı zorunluluğu getirilmeye çalışılmıştır . Tam virüs sorunu ile insanlığın
karşılaştığı aşamada  mikroptan kurtulmak
üzere aşılanma konusu tartışılırken , ABD bilgisayar teknolojisinin kilit
adamının şirketinden istifa ederek  vakfının
başına geçmesi ve aşılanma sonrasında insanlığın ciplenmesi ile ilgili projeler
doğrultusunda çeşitli hazırlıklara kalkıştığı görülmüştür . Virüsü kaldırmak
için önerilen aşının ciplenmeye  giden
yolun ikinci adımı olması bu iki gelişmenin aynı aşamada ortaya çıkması üzerine  tartışılmaya başlanmıştır .  Bir uzay teknolojisi  olan internet 
sistemine gene uzaysal boyutlu bir dünya yapılanmasının
gerçekleştirilebilmesi için ciplenme projesi öne çıkarılınca ,bunun için
aşılanmanın gerektiği ve insanların da aşıya ikna edilebilmeleri için Corona
isimli bir virüsün laboratuvarlarda  hazırlanarak
biyolojik savaş teknikleri aracılığı ile insanın başına bela edildiği
anlaşılmaktadır . Virüs’ün bir yıl önce hazırlanmasına rağmen bir yıl
boyunca  beklemede tutulması da,  ciplenme projesi ile virüs salgınının
birlikte yürütüldüğünü açıkça gözler önüne sermiştir .Bu arada İsveç’te  örnek olarak elli bin kişinin beyinlerine cip
bağlantısı takılmıştır .


Dünyasal bir varlık olan insanların yeni dünya
düzeni görünümü altında  elektronik
sistemle bütünleşmeye yönlendirilmesi 
ile başlayan bugünün 
insanlığının  bütünüyle cep
telefonları ve bilgisayarlar üzerinden elektronik sistemin bir parçası konumuna
getirildiği yeni aşamada ,bu gelinen yeni durum ile yetinilmeyerek daha da
ileri aşamada bir yapılanma doğrultusunda 
insanların robotlarla birlikte ciplenerek  elektronik sistemin bir parçası haline
getirilmesiyle, artık insanın insan olmaktan çıktığı bir yeni dünyada yaşama
mücadelesinin yapılabileceği 
anlaşılmaktadır . Çok gelişmiş robotların  fabrika müdürü ya da kamu kuruluşlarında üst
düzeyde yönetici konumlarına 
getirilebileceği  ve   böylesine yapılanmalarda insanların kendi
yaptıkları robotların emrinde onların esiri olmalarına giden yol kendiliğinden
açılmaktadır .Böylece insan dünyasal bir varlık olarak insanlıktan
uzaklaştırıldığı bir aşamada , elektronik sistem üzerinden  uzaysal bir varlık olmaya doğru
yönlendirilmektedir .  İkinci dünya
savaşı sonrasında iki atom bombasının patlatılmasından sonra  dünyaya gelerek  incelemeler yapan ve bu arada  sahip oldukları  teknikleri n insanlar tarafından  öğrenilmesini sağlayan uzay  gemileri , I947 yılında Rosswell olayı
ile   uzay teknolojisini  bu dünyaya getirerek  insanlığa aktarmışlardır . ABD’de 51. Bölge
çalışmalarında bu teknolojiler geliştirilerek ve dünya koşullarına uyumlu hale
getirilerek , yirminci yüzyılın ikinci yarısında dünyada geniş biçimde
kullanılması sağlanmıştır . 5 G teknolojisi ile 
elektronik sisteme bağlanmak istenen bir grup Avrupalı Corana virüs
sorunu ilk patladığı aşamada, Londra’da 5-G teknolojisinin  bazı merkezlerine saldırarak  buraları ciplenmeye tepki çizgisinde  yakmışlardır. İnsanlığın  robotlaşmasına ya da makineleşmesıne karşı
çıkan insancıl birikim, bu yeni düzen zorlamasına  karşı tepki olarak patlama noktasına
gelmiştir .


Teknik uzmanların açıklamalarına göre 5-G
teknolojisi bulunduğu ya da kullanıldığı yerde oksijeni yok ederek insan için
nefes alamaz bir ortam yaratmaktadır . Ayrıca 
cep telefonları ve bilgisayarlar üzerinden  maruz kalınan elektronik ışınlar, insan
bedenindeki hücre yapısını bütünüyle sarsmakta ve insan bedeninde çok ciddi
hücresel  hastalıklara ve beyin
kanamalarına meydan vermektedir . İnsan bedeni bütünüyle elektronik sistemden
kaynaklanan bir çok sağlık sorunu ile uğraşırken , var olan tehlikeleri birkaç
misli artırarak insanlığı havasızlığa ve bedensel hastalıklara  sürükleyen 
5-G ya da 6-G gibi çok güçlü elektronik sistemlerle  insanlığı karşı karşıya getiren  yeni tür yapılanmaların neler olduğu ve bu
doğrultuda yapılacak aşıların içinde ne gibi maddeler bulunduğu  ,ciplenme ile birlikte insanları nasıl bir
düzenin beklediği öncelikle  bilinmelidir
. 5-G ya da 6-G gibi elektronik sistemlerin güçlenmesine yol açacak  yeni yapılanmaların sonucunda, insanların
nasıl bir sağlık düzeni içinde yaşamaya zorunlu kılınacağının açıkça ortaya
konulması ve her yönü ile insanların bilgilendirilerek kendilerinin  hak ve özgürlüklerinin sağlık açısından
korunmaları gerekmektedir . Elektronik sisteme monte edilme aşamasında
insanlığın aşılanmaya yönlendirilmesi için çıkartılan Corono  isimli virüs biyolojik savaşının  bir sorun olarak öncelikle ortadan
kaldırılması gerekmektedir . Dünyanın bütün devletleri ve uluslararası
kuruluşlarının  bir araya gelerek  insanlığın bu 
ortak biyolojik saldırıdan 
kurtulmasını sağlayacak bir acil 
kurtuluş planını  öncelikle
uygulama  alanına getirmeleri
gerekmektedir . Bu sorun çözüldükten sonra 
uzay teknolojileri üzerinden yepyeni bir düzene doğru sürüklenmek
istenen dünyanın ve insanlığın geleceğini 
güvenli bir çizgiye getirecek yeni 
yaklaşımlarla , uzay teknolojileri üzerinden insanlığın rahatsız
edilmesinin önlenmesi gerekmektedir . Aya ve uzaya gitmiş olan insanlığın
dünyanın güvenliğini uzay istasyonları ve uzay komutanlıkları aracılığı
ile  kesin olarak gerçekleştirmesi
gerekmektedir . ABD’nin artık fotoğraflarla oynamayı bırakarak elindeki
bilgileri  açıklaması  dünya ve insanlığın geleceği için zorunludur
.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış