Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara


Prof. Dr. ANIL ÇEÇEN : ÇANAKKALE, ANTİ – EMPERYALİST BİR
SAVAŞTIR
 

Her sene olduğu gibi Birinci Dünya savaşının
başlangıç  aşaması olan  ÇANAKKALE 
SAVAŞI  Türk devleti ve ulusu
tarafından bu yılda  anıldı  . Ne var ki , aradan yıllar geçtikçe  anma törenleri ile birlikte basın ve medya
organlarında  bu kutsal zaferin ele
alınışı da değişiklik göstermeye başladı .İmparatorlukların çökmesine ve
dağılmasına yol açan  Çanakkale Savaşı,
devletlerarası bir savaş olmasına rağmen 
özellikle  din merkezli  çevreler ve bazı önde gelen siyasal İslam
temsilcileri bu savaşı  bir din savaşı
gibi göstererek  ve  konuyu sadece 
Müslümanlar ile Hrıstıyanların çatışması biçiminde ele alarak,
devletlerarası bir savaş olan Çanakkale savaşını değerlendirirken,  çok 
ciddi bir tarihsel yanlışa neden olmaktadırlar .  Devir değişikliğine giden yolu açan bu savaş
,devletler arası bir çekişme ve çatışma sürecinin en kritik noktasında gündeme
gelmiş olan  tarihsel bir olgudur .


1915 yılında İngiliz ve Fransız donanmalarının
Çanakkale boğazının girişine  birden
gelmeleriyle başlayan bu olaya karşı, ülkesine saldırılan Osmanlı
İmparatorluğu  savunmaya geçmiş ve bu
savaş sırasında Osmanlı devletinin çöküşünü önleyebilmek üzere  Alman ordusunun bir bölümü de Alman
subaylarının komutasında Osmanlı topraklarına gelerek, İngiliz ve Fransızların
ortak saldırısını geri püskürtmek üzere 
Osmanlılara yardımcı olmaya çalışmıştır . Bir yanda  İngiliz ve Fransız devletleri sahip oldukları
emperyalist imparatorluklarını merkezi coğrafya üzerinde de genişletmek
üzere  harekete geçerken , diğer yandan
ülkesi işgale uğrayan Osmanlı devleti bu saldırıya karşı  kendini 
koruyabilmek için  savaşa
girmiştir . Bu aşamada ulusal birliğini geç sağlayan Alman devleti
ordularını  Osmanlı topraklarına
göndererek,  bu iki Atlantikçi
emperyal  devletin  Osmanlı sınırlarını aşarak  merkezi coğrafyaya  egemen olmasını önlemek istiyordu . Çanakkale’de
savaş  böylesine bir ortamda  dört devlet ordularının karşı karşıya
gelmesiyle  başlıyordu . Bu nedenle
Çanakkale savaşı dinler arası bir savaş değil aksine devletler arası bir
silahlı çatışmadır .


Birinci Dünya Savaşı öncesi  dönemde İngiltere ve Fransa el ele vererek
bütün dünya kıtalarını birbirine bağlayan büyük sömürge imparatorlukları
kurmuşlardı . Avrupa gibi küçük bir kıtadan ortaya çıkan bu iki devlet Atlantik
kıyılarında bulunmanın getirdiği jeopolitik kolaylıklardan fazlasıyla
yararlanarak ,denizler ve okyanuslar üzerinden bütün dünya kıtalarına girerek,
her bölgeyi Avrupa merkezli  sömürge
imparatorluklarına bağlayarak bir dünya hegemonya düzeni oluşturmuşlardı . Tama
anlamıyla bütün dünyaya egemen olabilmeleri için  Akdeniz üzerinden merkezi coğrafyaya da
egemen olmaları gerekiyordu . Bu amaçla Akdenize girerek  Çanakkale önlerine gelen bu iki Atlantik
gücünü önlemek ve dengelemek üzere de on dokuzuncu yüzyılın son çeyreğinde
devlet birliğini sağlayan Alman  devleti
, Osmanlı devleti ile bir askeri anlaşma imzalayarak  Balkanlar ve Anadolu bölgelerine girerek, bir
Avrupa gücü olarak Atlantik güçlerinin bütün dünyaya egemen olmasının önüne
geçebilmenin mücadelesini veriyordu . Özellikle son dönemde Almanya’nın sanayi
alanında öne geçmesi ve dünyanın önde gelen askeri gücü olmasıyla birlikte  Almanlar Atlantikçilere merkezi alanda yer
vermek istemiyordu . İngiltere ve Fransa ‘da Almanların önünü kesmek üzere
Rusya’ya yardık etmek istiyorlardı ama 
Almanya Osmanlı ülkesine gelerek 
bu iki Atlantikçi gücün Rusya’ya yardım göndermesini önlemeye
çalışıyordu . Alman birliğinin sonraki aşamada bir Avrupa gücüne dönüşmesi ile
, İngiltere ve Fransa birlikteliğinin 
merkezi alan üzerinden dünya hegemonyasına yönelmelerinin önlenmesi için
çaba gösteriliyordu  . İşte bu
aşamada  Çanakkale savaşı  tarihin bir kesişme noktası olarak  yirminci yüzyılın başlarında  gündeme geliyordu .


Önce Roma daha sonra da Bizans
İmparatorluklarının çöküşü üzerine merkezi alanda otorite boşluğu gündeme
gelince , Avrupa merkezli batılı ülkelerin topladıkları ordular ile tam on
bir  kez Haçlı seferlerine yöneldikleri
ve bu doğrultuda Hrıstıyan ordular ile yeniden merkezi alandaki eski Roma ve
Bizans topraklarına egemen olmaya çalıştıkları tarihin ortaya koyduğu bir  gerçektir . O aşamada Hazar’dan güneye inen
Selçuklu orduları merkezi alana egemen olurken, sürekli olarak Haçlı seferleri
ile karşı karşıya kalmışlar  ve bu
orduları yenerek geri  püskürtmüşlerdir
.Bu ordular o dönemde Amerika  siyasal
gündemde  olmadığından hep Avrupa
merkezli  olarak ortaya çıkmışlar ve
yeniden Roma ve Bizans hegemonyası peşinde koşan Hrıstıyan toplumların
askerlerinden oluştukları için Haçlı seferleri 
ismi ile adlandırılmışlardır . Ne varki , Çanakkale savaşlarında
boğazlar  bölgesine gelen  deniz birliklerinin milli  devletlerin donanmaları  ile karaya çıkması,  gelen askerlerin bir din ordusu olmadığını
açıkça göstermekte ve bu yüzden de Çanakkale savaşları yeni bir Haçlı seferi
olarak  tarih bilimince kabül
edilmemektedir . İngiliz ve Fransız askerleri Hrıstıyan toplumların içinden
çıkmalarına rağmen ,mensup oldukları devletlerin ulus devlet niteliğini
taşıması nedeniyle  milli ordular
olarak  bir misyon üstlenmişlerdir . Bu
açıdan ortada bir din savaşı vermek üzere gelmiş olan  ümmet orduları yoktur . Haçlı seferlerinde
Avrupa’nın her ülkesinden toplanan 
Hrıstıyan ordular söz konusu olduğu için 
, bunlara karşı  Müslüman olmuş  Selçuklu askerleri   çıkmış ve Hrıstıyan ordularının yeniden
merkezi bölgeye gelerek   ikinci kez  Roma ya da Bizans gibi Hrıstıyan
devletlerin  merkezi alanda  hegemonya oluşturmalarına  izin verilmemiştir .


Çanakkale savaşları yirminci yüzyılın Haçlı
seferleri olmadığı gibi , merkezi bölgede var olan Osmanlı devleti de sınırları
içinde her din ve kökenden gelen insanların ortak yaşadıkları bir  heterojen bölgesel  imparatorluk olduğu için , İngiliz ve
Fransızlara karşı Alman general ve subaylarının yönetimi altında savaşa giren
Osmanlı ordusunda Osmanlı vatandaşı olan Ermeni ,Rum ve Yahudilerin  de savaşa girdikleri görüldüğü için Osmanlı
ordusuna da bütünüyle bir İslam ordusu olarak bakmak  gerçekliği bütünüyle yansıtmaktan uzaktır .
Osmanlı ordusunda  gelecekte Filistin’de
İsrail’i yeniden kurmak isteyen 
Siyonistlerin katır birlikleri de yer almış ayrıca  Macaristan’dan gelen bazı askerlerde
geleceğin oluşturulması doğrultusunda bu savaşın içinde yer alarak etkili
olmaya çalışmışlardır . Bu durum dikkate alınırsa Çanakkale savaşlarının
Müslümanlar ile Hrıstıyanlar arasında yapılan bir din savaşı olmadığı ama
aksine  dört büyük devlet arasındaki
bölgesel hegemonya çekişmelerinin 
gündeme  getirdiği  sıcak çatışmalar olduğu görülmektedir .
Almanların yönetimindeki Osmanlı ordusu bu savaşlarda yenilseydi İngiliz ve
Fransız yardımları  Rusya’ya  ulaştırılacak ve Rus devleti  1905 yılında karşı karşıya kaldığı Japon
savaşı sonrasındaki çöküntüden kurtularak 
ve yeniden güçlenerek tarih sahnesine çıkarak  Alman İmparatorluğunun  önünün kesilmesinde etkin bir rol oynayacaktı
. Ne var ki , savaşı Almanya destekli Osmanlı orduları kazanınca , İngiltere ve
Fransa Çanakkale’yi geçerek  Rusya’ya
yardım edememiş ve bu doğrultuda Rusya’daki kaos ve karışıklık , sosyalist
devrimin yapıldığı tarihe kadar devam etmiştir .


İngilizler ile Fransızlar  okyanus kıyısı ülkeler  üzerinden  
bütün denizlere açılabildikleri için 
dünya hegemonyasını  kıtalar
üzerinde  kurabilmişlerdir . Almanya
ise  bir kara ülkesi olarak Avrupa
kıtasının tam ortasında yer almıştır . Böylesine bir jeopolitik’e sahip olan
Almanya batıdaki iki dev  ülke olan
İngiltere ve Fransa’yı devre dışı bırakarak batıya ve denizlere açılamamış ama
bulunduğu coğrafyanın uzantısı olan doğu bölgesine açılarak merkezdeki Osmanlı
topraklarına girmiştir . Savaş öncesinde Osmanlı ülkesi ,İran ve Orta Doğu
bölgelerinden Afganistan’a kadar var olan İslam coğrafyasında  bir Alman-İslam devleti olarak Töton
İmparatorluğu oluşturmayı  ulusal
jeopolitik hedef olarak önüne koyan Almanya 
, İngiltere  ve Fransa’dan önce
davranarak  merkezi alanda yapılanmaya
yönelmiştir . Bu doğrultuda milyonlarca Alman vatandaşı Osmanlı ülkesi
üzerinden Rusya ve Orta Asya bölgelerine gönderilerek geleceğin  Alman-İslam imparatorluğu olarak Töton
devletinin temelleri  Avrasya bölgesinde
yeni bir yapılanma olarak öne çıkartılmaya çalışılmıştır . İngiliz ve Fransız
donanmalarının  Çanakkale’yi geçerek  Karadeniz üzerinden Rusya’ya askeri yardım
götürmeyi hedeflemesinin arkasında yatan en önemli neden,  Almanya’nın kendi kontrolü altında bir İslam
imparatorluğunu dünyanın orta bölgelerinde kurmaya çalışmasıdır . Alman devleti
Osmanlı toprakları üzerinden İran ve Orta Asya bölgelerine uzanarak   Avrasya’yı başkalarına bırakmamaya
çalışırken  , dünya hegemonya kavgasında  kendi projesi olarak Töton  İmparatorluğu projesini de Atlantik güçlerine
karşı yeni bir bölgesel  alternatif
olarak ortaya koymuştur .


İngiltere’nin 
Birleşik Krallık adı altında 
bütün sömürgelerini bir araya getirerek bir dünya devleti oluşturmaya
yöneldiği aşamada, jeopolitik açıdan  
denizlere açılma şansı olmayan 
Almanya ,doğu politikasını devreye sokarak Balkanlar ,Anadolu ve İran
üzerinden  Türkistan’a kadar ulaşacak ve
Çin ile sınır komşusu olacak  bir Avrasya
devleti olarak Töton İmparatorluğunu kendisinin yola devam edebilmesi için  zorunlu bir adım olarak görüyordu .Bu nedenle
Avrasya’nın giriş kapısı konumundaki Boğazlar’da askeri varlık
geliştirerek  ve Osmanlı ordusu ile
birlikte İngiltere ile Fransa’nın önüne geçerek bu kapıyı Atlantik güçlerine
karşı kapatıyordu . Çanakkale’de Alman 
generallerinin komutasnda Alman subayları olmasaydı , Osmanlı ordusunun
bu savaşı kazanması mümkün olamayabilirdi . Çünkü Osmanlı devleti  son döneminde saray yaptıran padişahlar
yüzünden büyük borçlara sürüklendiği için , silah almaya ya da orduyu
güçlendirmeye yönelik harcama yapamaz duruma gelmiş ve bu yüzden de Almanlara
muhtaç kalarak bu ülke ile bir askeri antlaşma imzalama yoluna gitmiştir .
Almanlar İngiliz ve Fransızları Çanakkale’de geri püskürtürken , bir çok
vatandaşını da Rusya ve Kazakistan gibi ülkelere göndererek gelecekteki Berlin
merkezli yeni  imparatorluğun  temellerini atmaya çalışıyordu . Bu durum
aynı zamanda Birinci Dünya Savaşına giden yolu da açarak ,imparatorlukların
parçalanmasına ve aynı zamanda ulus devlet sürecinin Avrupa kıtası üzerinden
Asya kıtasına doğru  gelmesine Türkiye üzerinden   yardımcı oluyordu . 


Çanakkale savaşında dört devletin çarpışmalara
katılması , bu olayın bir  emperyalizm
ve  kendini koruma  noktasında antiemperyalizm olarak  öne çıkmasına neden olmaktadır . İngiltere ve
Fransa emperyalist devletler olarak Çanakkale önlerine gelerek Akdeniz’den
Karadeniz’e geçmeye çaba göstermişler ama bu durumda toprakları tehdit altına
giren Osmanlı devletinin ,bu emperyalist saldırıya karşı  antiemperyalist bir yol izleyerek  bir savunma savaşına giriştiği ve bu yolda da
Atlantik emperyalizmine karşı Avrupa emperyalizminin baş temsilcisi
Almanya’nın  askeri ve ekonomik
yardımlarını aldığı  görülmüştür .
Almanya yıkılmakta olan Osmanlı devletini destekleyerek  İngiliz ve Fransız ordularının Avrasya
bölgesine girmelerini engellemiştir . Alman subayları  bu savaştan önce İstanbul’a gelerek
yerleşmişler , bu arada hem Türkçe öğrenerek Türk askeri ile diyalog  kurmuşlar hem de geleceğe dönük Avrasya
siyasetleri doğrultusunda  Osmanlı ülkesinde
yapılanmaya başlamışlardır . Üç büyük Avrupa devletinin ulus devlet kimliği
taşımaları , savaş koşullarında  Osmanlı
ordusunu da yakından etkilemiş ve bu süreçte 
Osmanlı askerlerinin zamanla Türkleşerek Türk askeri konumuna  geldikleri görülmüştür . Osmanlılar
müttefikleri Almanya sayesinde yenilgiden kurtulmuşlar ve Alman yardımları ile
Rusya, İngiltere ve Fransa gibi emperyal 
güçlerin saldırılarına karşı kendilerini koruyabilmişlerdir .Çanakkale
savaşı ile başlayan  kurtuluş savaşının
zamanla uluslaşması , Çanakkale’deki Osmanlı askerlerinin savaşın
getirdikleriyle  bir ulusal orduya
dönüşmesini ve sonra da  Osmanlı
ahalisinin Türkleşmeye yönelmesinin ilk adımları  olmuştur . Özünde bir imparatorluk ordusu
olan Osmanlı  askeri birlikleri
savaşırken , alt kimlikler geride kalmış ve düşmana karşı birleşerek
savaşan  Osmanlı askerleri milli bir
direnişle Türkleşmişlerdir  .


Çanakkale savaşları bir anlamda  Birinci Dünya savaşının ilk raundu olmuş ama
daha sonraki gelişmeler doğrultusunda da aynı zamanda  ulusal kurtuluş savaşının  ilk adımları olarak bir görünüm kazanmıştır .
Ülkedeki bazı milli şairler ve yazarlar , Çanakkale direnişini bir anlamda
dünya emperyalizmine karşı çıkışın şanlı destanı olarak görmüşler  Türkiye Cumhuriyetinin bir ulus devlet olarak
kurulmasına giden yolda Çanakkale savaşı bir ulusal direnişin ilk adımı olarak
genel kabül görmüştür . İmparatorluktan ulus devlete geçilirken  , Hrıstıyan dünyaya karşı direnen bir İslam
ordusu yerine ,batılı emperyal devletlere karşı bir ulusal direnişin başlangıç
noktası olarak  Çanakkale savunması
açıklanmaya çalışılmıştır . Çanakkale’de 
bir  Selahattin Eyyubi ruhu yerine
, Limon Von Sanders isimli Alman generalinin ve subaylarının düzgün yönetimi
etkili olmuştur . Emperyal saldırıya karşı antiemperyalist bir direniş
gösterilirken , ülkede var olan yokluk ve yoksulluk gibi olumsuz etkenler
de  savaşın bir ulusal çıkışa
yönelmesinde etkili olmuştur .Avrupalı üç ulus devletin askerlerinin   çekişmelerinin, saldırıya karşı savaşan
Osmanlı askerlerinde  dinsel bir ruh
yerine zamanla ulusal bir ruhu oluşturduğu 
ve daha sonraki aşamada da bunun 
kurtuluş savaşının ulusal çizgide örgütlenmesine yol açtığı görülmüştür
. Fransız devrimi sonrasında bir türlü Osmanlı milleti yaratamayan Osmanlı
devletinin , Avrupa’nın yanı başında bir ulus devlete dönüşmesi sürecinde
,Çanakkale  savaşının önemli bir dönüm
noktası olduğu görülmüştür .


Çanakkale savaşını saldıranlar cephesi
kazansaydı İngiliz ve Fransız orduları , Rusya’ya girerek  çökmüş olan Rus devletini ayaklandırarak
Almanların karşısına çıkarmak istiyorlardı . Savaşı bu cephe kaybedince  Japonya’ya karşı yenilerek çökmüş olan  Rus devleti tam olarak  çökerek 
dağılacaktı . İşte bu aşamada 
Amerika üzerinden örgütlenen bir Bolşevik hareketinin  Rusya’da bir sosyalist devrim yapması üzerine
Avrupa emperyalizminin  Avrasya bölgesine  girmesi ve etkin olması  önleniyordu . Eğer Osmanlı ordusu yenilseydi
, İngiliz ve Fransız  birlikleri Anadolu
yarımadasına da girerek  , bu yarımadanın
doğu bölgesinde Rus ve Fransız kışkırtmalarıyla başlamış olan Ermeni
isyanlarına da destek sağlayarak , 
Anadolu’nun doğu yarısında 
Akdeniz gibi sıcak denizlerde kıyısı olan bir Büyük Ermenistan
devletinin kurulması sağlanacaktı . Rus ve Fransız emperyalizmleri her zaman için
bir Büyük Ermenistan devletinin kurulmasından yana olmuşlardır . Almanlar ise  Türkler’den çekindikleri için Ermeni sorununa
karşı  uzak durmuşlardır . Ama daha
sonraki dönemlerde Almanların’da Türkiye’nin çıkarlarını dikkate almayarak bir
bağımsız Ermenistan projesinden yana hareket ettikleri ortaya çıkmıştır .   Çanakkale’de kaybedenler Rusya’ya
giremedikleri gibi aynı zamanda Doğu Anadolu topraklarında bir Ermenistan’ın
kurulmasına da katkı sağlayamamışlar ve bu yüzden bu bölgeden çok geniş bir
Ermeni göçü Suriye topraklarına yönelik olarak gelişmiştir . Ermeni sorunu ulus
devlet yapılanmaları doğrultusunda çözülmeye çalışılmış  ama ulusal kurtuluş savaşının Misak-ı
Milli  protokolü üzerinden  getirmek istediği bütünlük çerçevesini
bozduğu için ,  Büyük Ermenistan
projesinin gerçekleşme şansı hiçbir zaman olmamıştır .


 1915 yılı
Ermeni meselesinin gerçekleşmesi  ile
Çanakkale savaşının yapıldığı  yıl
olması  her iki olayı  aynı zaman diliminde ortak kılmaktadır . Bu
çerçevede her iki olay arasında zamanlama açısından büyük bir bağlantı vardır .
Osmanlı topraklarında Avrupa kıtasında olduğu gibi  batı tipi ulus devlet  kurmak isteyenler Balkanlar’da bunu başarınca
, aynı  Balkanizasyon sürecini Anadolu ve
Orta Doğu bölgelerine de getirmek istemişler ama  bu planı Türk ulusunun vermiş olduğu ulusal
kurtuluş savaşı yüzünden  tam olarak  gerçekleştirememişlerdir . Ermenistan
kurulamayınca Orta Doğu haritası değiştirilmiştir .  Rusya’ya yardım gidemeyince yirminci yüzyıla
yön veren hareket olarak sosyalist devrimin önü açılmış ve bu doğrultuda
Sovyetler Birliği kurularak , iki kutuplu bir dünya düzeni Birinci Dünya savaşı
sonrasında kurulmuştur . Bu iki büyük oluşum , daha sonraki aşamada  batı tipi bir 
ulus devlet olarak Türkiye Cumhuriyetinin tarih sahnesine çıkmasında
önemli ölçülerde etkili olmuştur .


 Ermenilerin doğu Anadolu’da Osmanlı yönetimine
karşı isyan etmelerinde İngiliz ve Fransız donanmalarının  Çanakkale önlerine gelmesinin  çok büyük etkisi bulunmaktadır .Osmanlı
devletini yıkmak ve topraklarını ele geçirmek üzere gelen Atlantik
emperyalistlerinin bu  amaçlarına yardımcı
olarak gelecekte kendilerine Osmanlı topraklarında yeni yurt  ve devlet kuracak  bir arayış içine giren Doğu Anadolu
Ermenilerinin isyanları , beraberinde 
Balkan savaşını yitirmiş olan Osmanlı devletinin  tepkisel 
davranmasına neden olmuş ve Osmanlılar 
Balkanlar’da olduğu gibi Sevr haritasını Anadolu topraklarında
gerçekleştirecek bir Balkanizasyon dağılımına, Anadolu toprakları üzerinde yer
vermeme eğilimi içinde olmuşlardır . Ermeni sorunu  Çanakkale savaşı ile birlikte patlak verince
arada kalan Osmanlı devleti boğazlar 
savaşında Almanlardan destek almışlar ama  Ermeni isyanlarına karşı tehcir uygulamaları
getirerek yeni kurulmakta olan Türkiye Cumhuriyeti açısından  sorunu kalıcı 
bir çözüme kavuşturma  başarısını
elde etmişlerdir . İngiliz ve Fransız yardımı alamayan Ermeniler kendi
devletlerini kurma  yolunda  pek fazla etkinlik sağlayamamışlar sonra da
Rusların desteği ile Kafkasya bölgesinde küçük bir dağ devleti ile yetinmek
zorunda kalmışlardır . Ermenistan ile Akdeniz sularına inmek isteyen Rusya  , Japon savaşı sonrasında çöküntüden bir
türlü kurtulamayınca , Orta Doğunun yeniden yapılandırılmasında fazla etkili
olamamış ve bu yüzden de Büyük Ermenistan kurulamamıştır .


Çanakkale savaşlarının Türk ulusuna kazandırmış
olduğu en önemli gelişme , ulusal kurtuluş savaşının öncüsü ve Türk devletinin
kurucusu olacak bir büyük ismi tarih sahnesine çıkartması olmuştur . Atatürk ,
Alman general Limon Von Sanders’in kurmay 
başkanı olarak Çanakkale savaşında çok etkili olmuş ve en kritik cephe
savaşlarında  komutan olarak gösterdiği
büyük cesaret ve kahramanlık ile 
Çanakkale savaşında Osmanlı ordusunun , emperyalist saldırıları
defetmesinde kilit bir rol oynamıştır . Cephe savaşlarını kazanan Mustafa
Kemal  , haklı bir şöhret kazanınca  , Çanakkale savaşlarında gösterdiği
kahramanlık sayesinde daha sonraki aşamada Osmanlı genel kurmayı tarafından
ulusal kurtuluş savaşının önderi olarak seçilmiştir . Çanakkale savaşı bu
açıdan da önemli bir kazanç  sağlayarak ,  Türk ordusunun ve devletinin geleceğe dönük
ulusal yapılandırılmasında  başlangıç
noktası olmuştur . Çok uluslu bir imparatorluktan çağdaş bir ulus devlete
geçerken , Türk ulusunun tarih sahnesine çıkmasını sağlayan uluslaşma sürecinin
Çanakkale savaşı sırasında ortaya çıktığı görülmektedir . Sadece bu gelişme
bile Çanakkale savaşının bir antiemperyalist ulusal savaş olduğunu ortaya
koymakta ve kesinlikle  milli çizgide bir
oluşumun  ortaya çıkmasına katkı
sağladığı anlaşılmaktadır . Türk ulusunun ve Türkiye Cumhuriyetinin tarih
sahnesine çıkmasını sağlayan ulusal önderin çıktığı yer olarak da
Çanakkale  bugünkü Türk devletinin  başlangıç noktasıdır .


Çanakkale savaşının bu kadar milli unsurun bir
araya geldiği oluşum olarak, bir din savaşı biçiminde ele alınmasının yanlış
bir değerlendirme olduğunu tarih biliminin verileri ortaya koymaktadır .
Gelibolu gibi küçük bir  alanda cereyan
eden kritik mücadele  , yirminci yüzyılın
dünya düzenin oluşmasında önemli bir aşama olmuştur . Çanakkale savaşını
kazanamayan İngiltere ve Fransa Asya toprakları üzerindeki hegemonya
planlarından vazgeçmek zorunda kaldılar . 
Hacı hoca kadrolaşması ile Çanakkale’yi dinler savaşına dönüştürmek
isteyenlere  Osmanlı yönetimi destek
vermemiş ,  boğazdaki çatışmalarda her
zaman emperyal projelerin etkili olduğu görülmüştür . Konuyu İslam
İmparatorluğu dönemindeki gibi bir cihat savaşına dönüştürmek isteyenler
etkin  olamayınca , Birinci Dünya Savaşı
sonrasında  eski Osmanlı toprakları
üzerinde bir din devleti değil ama tıpkı batılılar gibi çağdaş bir ulus
devletin kurulması gerçekleştirilmiştir . Orta Doğu bölgesindeki Müslüman
Araplar’ın İngiliz ordusunda Çanakkale’ye gelerek savaşmaları da açıkça  bu savaşın bir din savaşı olmadığının
göstergesidir . Hrıstıyan Almanlar Müslüman Osmanlılar ile bir araya gelirken ,
İngilizler’de sömürgeleri olan Arap ülkelerinden getirdikleri askerleri
Osmanlı’nın Müslüman askerlerine karşı 
cepheye sürmüşlerdir . Bu da 
ortada bir din savaşı olmadığını göstermektedir .


Son yıllarda , Türkiye’de ılımlı İslamcı bir
yönetim uzun süre işbaşında kalmasıyla birlikte , Çanakkale savaşının bir başka
türlü anıldığı görülmüştür . Resmi bayramların kutlanması ile ilgili
yönetmelikler değiştirilirken,  dini
bayramların  daha geniş  bir yaklaşım içinde ele alınarak  laik devlet yaklaşımının dışına çıkıldığı
göze çarpmaktadır . Kurmay başkan olarak 
Çanakkale savaşının her aşamasında ve her cephe savaşında bulunan
Mustafa Kemal’in dışlandığı ve Atatürk’süz bir 
Çanakkale  programının birbirini
izleyen yıllar içinde öne çıkarılmaya çalışıldığı siyaset sahnesinde ortaya
çıkan yeni bir gelişme olarak tartışma konusu olmaktadır . Atatürk , Çanakkale
zaferinin bir kahramanı olarak  Türk
ulusunun gönlünü kazanınca  ,Türkler
O’nun arkasından giderek hem devletlerini kurmuşlar hem de emperyalizmin
baskılarına karşı çıkarak tam bağımsız bir siyasal düzen içerisinde  özgür bir biçimde yaşama hakkını elde
etmişlerdir .Bu durumda Türk ulusu ulusal devletini ve cumhuriyet rejimini
Atatürk’e borçludur . Atatürk’de gelmiş olduğu ulusal önderlik konumunu
Çanakkale zaferinden elde edilen 
başarı  ile  sağlamıştır . Müslüman Araplar ile Türklerin
çatışmaları , Hrıstıyan Alman,İngiliz ve Fransız devletlerinin Çanakkale’de
karşı karşıya gelmeleri bütünüyle , yirminci yüzyılın başlarında  ulusal gelişmelere katkı sağlamıştır . Hal
böyle olmasına ve Çanakkale’nin bir antiemperyalist ulusal kurtuluş  savaşı 
olmasına rağmen , sanki ortada bir Haçlı seferi varmış gibi hareket
etmek ya da , Hırıstıyan uygarlığına karşı bir İslami Cihat savaşı varmış gibi
değerlendirmeler yapmak , Türkiye Cumhuriyetinin hem ulusal yapısına ters
düşmekte ve Çanakkale zaferinin  bir
ulusal tarih başarısı olarak her yıl anılmasını önlemektedir .


Çanakkale zaferinin Türk ulusunun önderi
konumuna getirmiş olduğu büyük Atatürk olmadan  
Çanakkale törenleri ya da toplantıları yapmak hem tarih verilerine ters
düşmekte hem de Düvel-_i Muazzama denilen büyük emperyalist düzene karşı
direnme yolunda Türk’lerin atası konumuna gelmiş olan Atatürk’e karşı yapılan
bir haksızlık olmaktadır . Her sene Çanakkale Şehitleri anılırken , bu cephede
İngiliz ordusunun askerleri olarak Türklere karşı savaşan Anzak askerleri
anılırken , Türklerin komutanı olan 
ulusal önder Atatürk’ün dikkate alınmaması  , ulusalcı ve cumhuriyetçi çizgideki Türk
toplumunu derinden yaralamaktadır . Atatürk şehitlikte yatan  düşman askerlerine  “ burada yatanlar bizim evlatlarımız “diyerek
insancıl bir tutumu dünya kamuoyu önünde sergilerken , biz hala ortaçağ
döneminden kalma cihatçı bir tutum ile bu ulusal savaşı  tarihsel gerçeklerden saptırarak anamayız .
Çanakkale savaşı  bir din savaşı değil
ama bir antiemperyalist ulusal kurtuluş savaşıdır . Savaşın  bizim açımızdan zaferle sonuçlanmasını
sağlayan ulusal önder Atatürk’süz bir Çanakkale anması söz konusu olamaz
.Olursa tarihsel gerçeklere ters düşen bir durum ortaya çıkar ki  , bunu da Türk ulusu kabül edemez.Türk
devleti önümüzdeki dönem de şimdiye kadar yapılmış olan bu yanlışların yeniden
ortaya çıkmasına izin vermemeli ve Çanakkale törenlerinde bu zaferi bize
kazandıran kurucu önder Atatürk’e hak ettiği yer verilmelidir . I915 zaferi
Türkleri 1919’a taşımıştır . Çanakkale’de başlayan ulusal direniş Samsun
kıyılarına taşınmış ve oradan hareket ile Anadolu’nun bağrına girilerek , Türk
halkı çağdaş bir ulus devlet çatısı altında örgütlenebilmiştir . Osmanlı
genelkurmayı , ulusal kurtuluş savaşının önderini seçerken , Çanakkale zaferi
bir çıkış noktası olmuş ve Çanakkale’de elde edilen zafer daha sonraki
aşamada  yurdun bütün köşelerine
taşınarak  ulusal kurtuluş savaşı da
zaferle taçlandırılmıştır . İlk adımda elde edilen zafer son adıma giden yolda
Türk ulusuna yön göstermiştir . Sonuçta ortaya çağdaş bir ulus devlet
çıkarılmıştır  ama  ortaçağ döneminden kalma bir din devleti
hiçbir zaman düşünülmemiş ve bu yüzden de laiklik ilkesi  devletin temel prensibi  olarak 
anayasanın içinde önemli bir yere sahip olmuştur . Balkan savaşları
sonrasında gündeme gelen Çanakkale savaşı , Osmanlı devletini parçalayan
Balkanizasyon sürecinin   Anadolu
yarımadasına  taşınmasını
engelleyerek  Türkiye Cumhuriyeti ulus
devletine giden yolun açılmasını sağlamıştır .

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış