BREXİT’TEN TREXİT’E AVRUPA
NEREYE ?


Prof. Dr. ANIL  ÇEÇEN




Yirmi birinci yüzyılın
içlerine doğru gidildikçe ve yer küre bu doğrultuda  yuvarlandıkça ortaya yeni yeni manzaralar
çıkmaktadır . Yirminci yüzyılın birikimleriyle yeni bir yüzyıla girmiş olan
dünya , bu yeni yüzyıl içerisinde yoluna devam ettikçe, eskisinden çok farklı
olarak hiç beklenmeyen yeni  oluşumların
gündeme geldiği ve bu doğrultuda dünya ülkelerinin beklenenden çok farklı  durumlar ile karşı karşıya geldikleri görülmektedir
. Geçmişte kalan yüzyılın getirmiş olduğu birikimler yeni bir dünya
yapılanmasının önünü açarken , geleceğe dönük beklentiler  geçmişin devamı doğrultusunda öne çıkmış ama
tamamen tersi bir çizgide beklenmeyen olaylar ortaya çıkınca, siyasal gelişmeler
de bu gibi durumların etkisi altında kalmış 
ve beklenenden çok farklı bir dünya yapılanması ile insanlık karşı
karşıya kalmıştır . Yeni  yüzyılın daha
ilk çeyreği dolmadan , geçen asırdan gelen dünya sahnesinde önemli
değişikliklerin devreye girdiği 
görülmekte ve  daha şimdiden
eskisinden çok farklı bir dünya yapılanması ile insanlık karşı karşıya
kalmaktadır . Küresel anlamda bütün dünya kıtalarını kapsayan bir değerlendirme
olarak böyle bir sonuca varırken , her kıta gibi Avrupa kıtası da kendi payına
düşen yeni gelişmeler ve çok farklı bir değişim rüzgarı ile karşı karşıyadır .
Çağdaş uygarlığın beşiği olarak kabul edilen bu dünyanın en küçük kıtasındaki
yeni gelişmeler gene bütün dünyanın geleceğini yakından etkileyecekmiş gibi
görünmektedir .




Avrupa Birliği  , yirminci yüzyılda başlayarak çeşitli
siyasal gelişmeler ile yirmi birinci yüzyılın ortalarına doğru tamamlanma
sürecini bitirmesi beklenen bir önemli siyasal 
oluşum olarak tarih sahnesine geçen yüzyılın ortalarında gündeme gelmiş
olan bir siyasal gelişme idi . Geçen 
yüzyılın iki büyük dünya savaşına sahne olmasından sonra , bu doğrultuda
yüz milyondan fazla insanını kaybeden 
Avrupa ülkelerinin bir kıtasal birlik çatısı altına alınmasıyla, üçüncü
dünya savaşını önleyebilecek bir uluslararası barışın ilk adımları atılmıştır
.Dünya savaşları sonrasında , kömür-demir-çelik gibi ana sanayi dallarında
başlatılan işbirliği, daha sonraki aşamada bir ortak pazara ve çeyrek asırlık
bir hazırlık sonrasında da Avrupa Topluluğuna dönüşüyordu . Yirminci yüzyılın
sonlarına doğru gelindiğinde Avrupa kıtasındaki ülkelerin büyük çoğunluğunu
çatısı altında birleştiren bu ortak dayanışma girişimi  , yirmi birinci yüzyıla girerken kendisini
bir kıtasal birlik görünümünde Avrupa Birliği olarak ilan ediyordu .Soğuk
savaşın ortadan kalkmasıyla Avrupa ülkeleri daha kolay bir biçimde bir araya
gelerek ,ABD ve  SSCB arasında sıkışmış
bir küçük kıta görünümünden bir an önce kurtulmak istiyordu . Böylesine bir
yaklaşım da kıtanın büyük ülkelerinin öncülüğünde bir kıtasal  oluşuma giden yolu kolaylaştırıyordu . İkinci
dünya savaşını okyanus ötesi güç ile Bolşeviklerin kurmuş olduğu Sovyetler
Birliğinin kazanması üzerine , bütün dünyayı beş yüz yıl yönetmiş olan  Avrupa kıtasının büyük devletleri
,kendilerinin öncülüğünde daha etkili bir Avrupa yapılanması arıyorlardı.




Bütün dünya kıtalarına egemen
olmak ve buralarda birbirleriyle hegemonya savaşları sürdürmek durumunda olan
Avrupa’nın büyük ülkeleri , iki dünya savaşı sonrasında ortaya çıkan Amerika
Birleşik Devletleri ve Sovyetler Birliği gibi 
iki büyük kıtasal oluşum ile mücadele edebilmek amacıyla  kendi kıtalarını da böylesine büyük bir
kıtasal birlikteliğe kavuşturarak , iki büyük güç merkezi arasında sıkışıp
kalmaktan kurtulmak istemişlerdir . Ekonomik alanda başlayan işbirliğinin kısa
zaman içerisinde hukuk ve diğer sosyal alanlara yayılması üzerine , Avrupa  devletleri bir büyük kıtasal oluşumu meydana
getirmek üzere , yirminci yüzyılın ikinci yarısında kendi aralarında toplanarak
ve kıtasal zirve toplantıları düzenleyerek , Amerika  Birleşik Devletleri gibi  bir büyük kıtasal devlet konumunda Avrupa
Birliğini ya da Avrupa Birleşik Devletleri düzenini kurmak için yola
çıkmışlardır . Böylesine büyük bir amaç doğrultusunda Avrupa ülkeleri yola
çıkarken , Avrupa Birliği yapılanması bütün Avrupalıların kafasında önemli bir
ütopya olarak yer alıyordu . Yüzyılların 
bitmek tükenmek bilmeyen savaşları ve en sonunda iki büyük cihan
savaşının getirdiği yüz milyonu aşkın insan kaybı , artık insanlığın bir şeyler
yapmasını gerekli kılıyordu . İki büyük dünya savaşı sonrasında kalıcı bir
barış düzeninin kurulamaması, aksine Amerika Birleşik Devletleri ve Sovyet
Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği gibi iki yeni büyük emperyalist devlet
yapılanmasının ortaya çıkması üzerine 
eski dünyanın uygar kıtası olarak ya da Avrupa’nın denge kurucu bir  merkez olarak 
yeni bir kıtasal birlik ile dünya sahnesinde yeniden öne çıkması
gerekiyordu . Evrensel bir barış düzeninin kalıcı olarak ortaya çıkarılabilmesi
için büyük kıtasal oluşumlar arasında yeni dengelerin kurulması gerekiyordu .
Ancak birbirini denetleyebilecek güçte oluşumların caydırıcı  güç olarak etkinliğini duyurması nedeniyle ,
Amerikan ve  Rus emperyalizmlerine karşı  bir güç dengesi olabilecek Avrupa  Birliği gerekliliği uluslararası alanda
kendisini hissettirmesi üzerine , Avrupa’nın önde gelen büyük devletlerinin
öncülüğünde  Avrupa Birliği oluşumu dünya
sahnesinde yerini alıyordu .




On dokuzuncu yüzyılın sonlarına kadar
İngiltere’nin temsil ettiği dünya devleti yapılanması oluşumunu ,birinci dünya
savaşı sonrasında Amerika Birleşik Devletleri devralıyordu. Uzun yıllar  bilimin, kültürün ve uygarlığın beşiği olan
Avrupa’nın dünya savaşlarının altında kalması üzerine bu alanlardaki öncü
konumunu yitirdiği ortaya çıkmıştır .Böylesine bir kimliğe sahip olan Avrupa
ülkeleri gene eskisi gibi uygarlık yarışında ön plana geçmek arzuları  , ABD ve SSCB ile olan rekabeti öne
çıkarıyordu . ABD ve SSCB gibi sonradan olma büyük siyasal güçlerin karşısında
beş yüz yıllık uygarlığın ,bilimsel ve kültürel gelişmelerin öncüsü olan Avrupa
ülkeleri yeniden eski konumlarına gelebilmek üzere de barış ve işbirliği
içerisinde bir kıtasal birliğe yönelmeye başlıyorlardı . İşte tam bu aşamada
Avrupa Birliği gibi batılı ve gelişmiş bir kıtasal oluşumun Avrupalıların
zihninde büyük bir ütopya olarak öne çıktığı görülmektedir .Bir yandan komşu
ülkeler ile diğer yandan da sömürgelerdeki savaşlar Avrupa devletlerini kalıcı
bir barış düzeni aramaya doğru sürüklediği bir aşamada , Avrupa Birliği
ütopyasının Avrupa insanlarının düşüncelerinde yer etmesini anlayışla
karşılamak gerekmektedir . Amerika Birleşik Devletlerinin zaman içinde ekonomik
, teknolojik ve bilimsel çalışma alanlarında fazlasıyla ileri gitmesi
üzerine  ,Avrupa ülkeleri giderek açılan
arayı kapatabilmek üzere de bir araya gelmek zorunda kalmışlar ve belirli bir
zaman dilimi sonrasında  da  ABD ve SSCB ile çeşitli alanlarda rekabete
kalkışarak yarışmışlardır . Avrupa ülkelerinin bu gibi ortak girişimlerine
karşı ABD ve SSCB gibi dünya güçleri ortaya çıkan rekabet düzeni içerisinde
Avrupa’daki kıtasal gelişmeleri dikkate alarak hareket etmişlerdir .


 Yirminci yüzyılın sonlarında  biçimlenmeye başlayan Avrupa Birliği , yarım
yüzyıllık bir ortak geçmişin ürünü olarak 
dünya sahnesinde yerini korumaya devam etmiştir . Yüzyılın son on
yılında Sovyetler Birliği gibi bir büyük kıtasal  devlet oluşumu çözülürken ,bu büyük
yapılanmanın yanı başında bir başka kıtasal oluşum olarak  Avrupa Birliği dünya sahnesindeki yerini alıyordu
. Önce  altı merkezi Avrupa devletinin
bir araya gelmesiyle başlayan kıtasal birliktelik, sonraki yıllarda  diğer Avrupa devletlerinin birliğe
katılmalarıyla yirmi sekiz devletin büyük birlikteliğine dönüşüyordu .




Sovyetler Birliğinin
dağılmasıyla birlikte sona eren soğuk savaş dönemi sonrasında bütün dünya bir
küreselleşme akımının etkisi altına girerken ,Avrupa Birliği ülkeleri böylesine
bir oluşumdan yararlanarak yollarına devam etmeye çalıştılar . Ne var ki ,
küreselleşme döneminde öne çıkan tekelci büyük şirketler ile ulus devletler
karşı karşıya kalınca ,Avrupa Birliği oluşumu böylesine bir karşıtlığın etkisi
altına girmiştir . Küresel ekonomik politikalar bir evrensel ekonomi
düzenini  ulus devletlere dayatırken
,Avrupa Birliği de bir bölgesel oluşum olarak kendi üyesi durumundaki  Avrupa’nın ulus devletlerine  kendi aldığı kararlar doğrultusunda yeni bir
yapılanmaya doğru zorluyordu . Bu nedenle , Avrupa Birliği gelişirken , Avrupa
ülkeleri hem küresel hem de bölgesel oluşumların gündeme getirdiği
değişikliklere birlikte yönelmek gibi özel bir durumu yaşamak zorunda kalıyorlardı
. Bazan küreselleşme ve bölgeselleşme oluşumları çelişkili yapılanmaları
gündeme getirerek  Avrupa ülkelerini
sıkıştırırken , bazan da iki süreçten birisi öne geçerek kendi yapılaşma
sürecinin getirdiklerini devletler üzerinde baskı ile gerçekleştirmeye
çalışıyordu. Hem küreselleşme hem de bölgeselleşme süreçleriyle başbaşa kalan
Avrupa ülkeleri  dışa açılma aşamasında
kendilerini güvence altına alabilmek için 
önceliği bölgeselleşmeye vererek Avrupa Birliği oluşumunun hızla
tamamlanmasına yardımcı olmaya çalışıyorlardı . Küreselleşmenin getirmiş olduğu
büyük tekelci şirketlerin ekonomik dayatmalarına karşı Avrupa devletleri
kıtasal birliğin çatısı altında kendilerine 
güvence arıyorlardı .




Soğuk savaşın bitişi
üzerine  içine girilmiş olan dışa açılma
süreçlerinde dünyanın geleceği  umut
verici görünüyor ve bu doğrultuda Avrupa ülkeleri arasındaki yakınlaşmalar daha
hızlı sonuçlar getiriyordu . Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonra ortaya
çıkan küreselleşme aşamasında büyük Amerikan şirketleri kendi devletlerinin
gücünden yararlanarak  , ekonomi
üzerinden bir evrensel hegemonya düzeni oluşturmaya çalışırlarken ,uluslararası
kuruluşlar bir küresel yapılanmayı gerçekleştirmek için her yolu deniyorlardı .
Ne var ki , ABD’nin bu süreçteki kendine özgün konumu her zaman için Avrupa
ülkelerini ikinci planda bırakıyor ve  bu
nedenle de batı bloku arasında soğuk savaş yıllarında oluşturulmuş olan  yakın dayanışma zamanla ortadan kalkıyordu .
ABD’nin ayrıcalıklı konumu Avrupa açısından giderek büyüyen bir sorun olmaya
başladığında , yüzyıllarca sömürge imparatorlukları yönetmiş olan  İngiltere, Fransa, İspanya gibi büyük
devletler ile Almanya gibi Avrupa’nın patronu konumuna gelmiş olan büyük
devletlerin çıkarları zarar görüyordu . Devlet merkezli bir  siyasal yapılanmadan şirket merkezli  bir ekonomik yapılanmaya yönelen  dünya ülkeleri böylesine bir değişim
aşamasında sarsıntılar geçirirken , Avrupa Birliği ile eskisi gibi dünya liderliğini
yakalayamayacağını gören , eski sömürge imparatorluklarının patronu konumundaki
İngiltere ve Fransa gelinen aşamada bu durumlardan rahatsız oluyordu . Avrupa
Birliği süreci , eski ulus devletlerin alt düzeyde bölge devletlerine doğru
yönelmesini insan hakları doğrultusunda kabul etme noktasına gelmesiyle
İngiltere, Fransa, İspanya ve İtalya bölünme riski ile karşı karşıya kalınca
,Avrupa Birliği sürecinde İskoçya’nın bağımsızlığı ile parçalanmak istemeyen
İngiltere , iki kez ayrılma referandumlarını önledikten sonra , Avrupa
Birliğinden ayrılmaya karar veriyordu .




Büyük Britanya İmparatorluğu adı altında bir
dünya devleti yapılanmasını beş yüz yıllık bir sömürge imparatorluğu
sonrasında  kurmuş olan İngiltere bu
yüzden bir kıtasal birlik olan Avrupa Birliği gibi bir bölgeselleşmeden  uzun süre uzak durmuştur .Ne var ki , dünyanın
diğer bölgelerine göre batı ittifakını dünya merkezi konumuna getirmek isteyen
batıcılık akımlarının galip gelmesi üzerine İngiltere , ABD öncesi dünya
yapılanmasının hem kurucusu hem de merkezi olarak sahip olduğu birikimi sonuna
kadar korumak istemiştir .İngiltere küresel bir düzen kurucusu  olarak kendisini Avrupa Birliği gibi bir
bölgesel oluşumun içine hapsetmek istememiş bu yüzden Avrupa Birliğinin
kurucusu olmamıştır . Ne var ki , batı bloku içindeki  gelişmelerin İngiltere’yi Avrupa’ya yakınlaştırması
üzerine  , İngilizler Avrupa Birliğine
üye olmak istemişlerdir . Avrupa için büyük kazanç olan İngiltere gibi bir
dünya devleti ,çeyrek asırı geride bırakan bir üyelik statüsünden kendi
çıkarları doğrultusunda yararlanamamış ve bu yüzden Avrupa kıtasından
uzaklaşarak ,gene eskisi gibi denizler üzerinden kurmuş olduğu güneş batmayan
imparatorluk adı ile anılan Common 
Wealth ismi ile bir çatı altında toplanan  sömürgelerinin ortak refah düzenine dönmeye
karar vermiştir .




 Brexit adı verilen  karar ve uygulama, Avrupa Birliği oluşumu
içerisinde ilk kez meydana gelen bir ayrılma olayının adı olarak tarihe
geçmiştir . Brexit bir karma sözcük olarak( Britan-exit)  kavramlarının bir arada kullanılmasından doğmuştur
. Kendi kurduğu siyasal  yapılanma düzeni
içerisinde  ortaya çıkardığı güneş
batmayan küresel dünya imparatorluğunu, gerçek bir dünya devletine dönüştürmek
üzere  eskisinden farklı bir  yola çıkan 
İngiltere , Birleşik Krallık statüsü içinde kendi kurmuş olduğu eski
sömürgelerini  , Amerika Birleşik
Devletlerinin kuramadığı bir dünya devletine doğru yönlendirmeye karar vermiş
ve bundan sonra da Avrupa Birliğinden ayrılma kararı vererek bunu uygulama
alanına getirmiştir . İngiliz dışişleri bakanı 
Avrupa Birliği ülkelerinin kendi aralarında geliştirdikleri ticari
ilişkilerin ekonomik sıkıntıları önleyemediği ve bu yüzden de Kanada ,
,Avustralya ve Hindistan gibi çok büyük 
ve kalabalık ülkeler ile batı ülkelerinin daha fazla ticaret yapmaları
gerektiğini zaman zaman dile getirmiştir .  Ortak bir para sistemine geçtikten sonra ciddi
ekonomik sıkıntılar içerisine girmiş olan Avrupa Birliği  içinde zor durumlarda kalan İngiltere, kendi
para sistemi aracılığı ile  eski
sömürgeleri ile olan ekonomik bağlarını sürdürmüş ve zamanı gelince de  Avrupa birliğinden ayrılarak , elliden fazla
eski sömürgenin yer aldığı ortak refah düzenine ,yeni bir küresel yapılanma
doğrultusunda geri dönüş yapmıştır . Küreselleşmenin başlamasından bu yana
çeyrek yüzyıllık bir zaman diliminin geçmesi , ayrıca Avrupa Birliği yolunda
yarım yüzyıllık bir dönemin geride bırakılmasıyla birlikte , nelerin
olamayacağı ve bu nedenle de nelerin olabileceği yavaş yavaş ortaya çıkmış ve
bu doğrultuda devletler kendi gelecekleri doğrultusunda yeni kararlar alarak
bunları uygulama alanına getirmişlerdir . İngiltere her zaman olduğu gibi bu
konuda da başı çekerek  hem Avrupa
Birliğinden kopmayı, hem de Amerika Birleşik Devletlerinin bir türlü kuramadığı
küresel devlet yapılanması doğrultusunda , ortak refah düzenini dikkate
alınması gereken ciddi bir alternatif dünya devleti yapılanması olarak  gündeme getirmiştir .




Avrupa Birliğinin giderek
ekonomik açıdan Almanya’nın hegemonyası altına girmesi  dünya savaşlarında Almanya’yı yenmiş olan
İngiltere’yi çok rahatsız etmiş  ve
Birleşik Krallık  savaş alanlarında
yenmiş olduğu Almanya’nın ekonomik baskısı altına girmeyi hiçbir zaman kabul
etmeyerek kendi para sistemini korumuştur . İngiliz dış işleri bakanının
sürekli olarak gündeme getirdiği dünyanın diğer kıtaları ve ülkeleri ile de
ticaret yapılması gereğine uyan 
İngiltere , hiçbir zaman Avrupa ekonomisine güvenmemiş ve sürekli olarak
bir deniz devleti konumundan yararlanmış ve bu doğrultuda okyanusları
aşarak  Kanada, Avustralya ve Hindistan
gibi dev ülkeler ile ticaretini öncelikli olarak geliştirerek geçmişten gelen
dünya devleti konumunu korumuştur . Böylece dünyanın en küçük kıtası olan  Avrupa’nın sınırları içine hapsolmayarak
eskisi gibi bir küresel oyuncu konumunda bağımsız politikalarını geliştirerek,
uygulama alanında bu doğrultuda sonuçlar almaya çaba göstermiştir .
Küreselleşme döneminde ABD’nin küresel şirketler kavgasına sahne olması  ve bu durumun giderek içinden çıkılmaz bir
hal alması üzerine , İngiltere  ABD’nin
gücünü kullanarak merkezi coğrafyada bir büyük dünya devleti  oluşturmaya çalışan İsrail gibi yeni yetme
bir devlete de,  kendi oluşturduğu Orta
Doğu bölgesini teslim etmeyerek  gerekli
olan politikaları son zamanlarda uygulamaya başlamıştır .




Brexit , Avrupa Birliği gibi
bir kıtasal oluşumun son noktası olarak öne çıkınca , bundan sonraki aşamada
İngiltere’siz bir Avrupa’nın gelişemeyeceği , ya durgun bir yapılanma ile
yetinerek yoluna devam edebileceği ya da 
Brexit sonrasında birlikten memnun olmayan Fransa, İtalya, İspanya ve
de  Yunanistan gibi devletlerin de birlikten
ayrılma yoluna giderek daha farklı yapılanmalar 
peşinde koşacakları uluslararası alanda tartışma konusu olmuştur . Ortak
para sistemi yüzünden kendi para sisteminden vazgeçen Akdeniz ülkelerinin
tamamı ekonomik açıdan iflas edince İngiltere’nin açmış olduğu kapıdan Akdeniz
ülkelerinin de geçerek üyelikten çıkacakları ileri sürülmektedir .  Küreselleşme sürecinde gündeme gelmiş
olan  Avrupa Birliği oluşumu  uluslararası dengelerin değişmesi üzerine
giderek zorlanmaya başlamış ve ABD üzerinden küresel emperyalizmin yayılması
ile dünya ekonomisinin kontrolü tekelci şirketlerin eline geçince,  ulus devletler zorlanmaya başlamış ve Avrupa
Birliğinin küresel ekonomi alanında ABD ile Çin , Rusya ve de diğer büyük
devletlerin  gerisinde kalmaya başlaması ile
Avrupa için tehlike çanları çalmaya başlamış ve böylesine bir hızlı dönüşüm
aşamasında  Avrupa’nın büyük devletleri
Avrupa Birliğini sorgulamaya başlamışlardır . Bu durumdan en çok rahatsız olan
ülke İngiltere olmuş ,kendi para sistemi üzerinden Common Wealth ekonomisini
canlı tutmaya çalışan Britanya İmparatorluğu yeni dönemde iki ayrı
sistemin  kurallarını
bağdaştıramayacağını anlayınca , Birleşik Krallık kendi oluşturduğu güneş
batmayan imparatorluğa öncelik vererek , Avrupa Birliği oluşumundan çekilme
kararı almıştır . Daha önceki dönemde 
Akdeniz ülkeleri iflas etmelerine rağmen Avrupa Birliğinden çekilecek
gücü ve cesareti gösterememişler ve bu yüzden birlik eski hali ile bu yıla
kadar devam etmiştir . Geçmişten gelen dünya imparatorluğunun kurucusu  olarak 
İngiltere  Brexit kararını resmen
açıklayınca, her şey alt üst olmuş ve bu yaşlı kıtanın birleşme amaçlı çabaları  Büyük Britanya İmparatorluğunun oyun
bozuculuğu ile sonuçsuz kalmıştır .




İngiltere gibi büyük bir
ekonomik yapılanmanın Avrupa Birliğini terk etmeye yönelmesiyle hem Avrupa
kıtası hem de batı bloku alt üst olmuş ve geleceğe dönük gelişme programlarında
her devlet kendi çıkarları açısından değerlendirme yapma noktasına gelmişlerdir
. İngiltere yeniden Common Wealth dünyasına dönerek bu doğrultuda bir yeni
küresel oluşumun önünü çekerken , Avrupa’nın diğer sömürgeci ülkeleri de
yeniden eski sömürgelerine dönmeyi gündeme getirmişlerdir . Özellikle
,Afrika’da yirmiden fazla sömürgesi olan Fransa devleti yeniden batı
Afrika’daki Fransızca konuşan ülkeler topluluğuna geri dönerek İngiltere gibi
Avrupa kıtasının dışında yeni arayışlar 
içerisine girmiştir . Benzer girişimleri İspanya,Portekiz,Hollanda ve
Belçika gibi Avrupa ülkeleri de denemelerine rağmen  , küresel ekonomi ile rekabet edecek güçlü
bir mücadeleyi gündeme getirememişlerdir . Bu nedenle  İngiltere gibi bir ayrılma senaryosunu bu
gibi ülkeler gerçeklik aşamasına getirememişlerdir . Ne var ki , Avrupa
Birliğinin öncüsü ve kurucusu konumundaki 
Fransa sahip olduğu eski büyük sömürge imparatorluğuna tıpkı İngiltere
gibi geri dönüş arayışları içerisine girmiştir . Fransa ‘nın hem Afrika’da hem
de  okyanuslarda kendine bağlı
oluşturduğu sömürge  imparatorluğunun ,
Brexit kararı sonrasında 
canlandırılmasıyla Frexit gibi benzeri bir uygulamanın ortaya
çıkabileceği şimdiden tartışılmaya başlanmıştır . Almanya ile merkezi ortaklık
kurarak Avrupa Birliği’ne öncülük yapan Fransız devletinin birkaç yıl önce
Almanya ile tam ortaklığa yönelerek Avrupa Birliğinin çekirdek yapılanması
olarak Fransalmanya adlı bir yeni oluşumu dünya kamuoyuna açıklaması üzerine ,
geçmişten gelen dünya imparatorluğundan vazgeçmek istemeyen İngiltere , Brexit
hazırlıklarına başlamış  ve kısa zaman
içerisinde de iki eski büyük rakibinin ortaklığına  dayanan bir kıtasal birliğin içinde  Avrupa standartlarında parçalanarak yer
almayı kendi çıkarları açısından uygun görmemiştir .İngiltere’yi Brexit gibi
bir radikal çıkış kararına sürükleyen ana olay 
Avrupa Birliği oluşumunun bir Fransa-Almanya ortaklığına dönüştürülmek
istenmesidir . ABD’nin şirketler aracılığı ile küreselleşme de öne çıkması da
İngiltere’nin rekabetçi bağımsız politikalara geri dönüşünü gündeme getirince ,
Birleşik Krallığın dünyanın en küçük kıtasını terk etmesi daha da hız kazanarak
gerçekleştirilmiştir .İngiltere’nin Avrupa Birliğinden boşanmasının hem iç hem
de dış nedenleri bir araya gelince ayrılma daha çabuk gerçekleşmiştir . Brexit
kararı bu yüzden hem Avrupa Birliği oluşumunun önünü kesmiş hem de  ABD-İngiltere işbirliğine dayanan  Atlantik ittifakının eskisinden daha farklı
bir biçim almasına giden yolu açmıştır . Britanya İmparatorluğu ,eski sömürgesi
olan  ABD ile birlikte hareket  ederek Atlantik İttifakı çerçevesinde bir
işbirliğini Avrupa Birliği oluşumuna tercih 
etmiştir.




Lizbon sözleşmesinin ilgili
hükümlerine göre gerçekleştirilecek ayrılma olayının en  az iki yılı bulması ve bu arada hem
İngiltere’de hem de Avrupa Birliği çatısı altında bir çok yeni toplantıların
yapılarak kararların alınması gerekmektedir . İngiltere’nin katı tutumuyla
gerçekleşme aşamasına gelen Brexit olayında 
birliğin diğer üyeleri ayak sürüyerek hareket etmekte  ve ilerideki bir aşamada Britanya
İmparatorluğunun kıtasal birlikten çıkışını 
engelleme doğrultusunda 
olumsuz  bir tutum
sergilemektedirler .İngiltere hem üyelikten ayrılma hem de  bağımsız siyaset izleme çizgilerinde önemli
bir örnek olarak öne çıkınca, diğer üye ülkeler de  Birleşik Krallık gibi hareket edebilmenin
arayışı içine girmişlerdir




.Komşuluk, kardeşlik, dostluk,
dayanışma ve işbirliği gibi insani değerlere dayanılarak kurulmuş olan Avrupa
Birliği  yarım yüzyıl sonra İngiltere’nin
kötü örnek olması yüzünden çıkmaz bir sokağa sürüklenerek belirsiz bir gelecek
ile karşı karşıya kalmıştır . Ne var ki ,farklı kültür  ve karakterlere sahip olan ülkelerin tek bir
çatı altında bir araya gelebilmeleri mümkün olamamış ve İngiltere’nin
bağımsızlık bayrağını açmasıyla birlikte Avrupa’nın kıtasal yapılanması tehlike
altına girmiştir .İki yıllık geçiş süreci içerisinde hangi tarafın nasıl
davranacağı şimdiden pek belli değildir . Brexit kararı Avrupa da olduğu
kadar,  Birleşik Krallık içinde yer
alan  İskoçya ve Galler bölgesi
tarafından da daha kabul edilmemiştir .Hatta Almanya’nın kışkırtmaları
üzerine  İskoçya kendi ülkesinde bir halk
oylaması yaparak Avrupa Birliği içinde kalacağını resmen açıklamıştır .Londra
kentinde yaşayan İngiliz vatandaşları da birlikten ayrılmanın aleyhine oy
verdiği için , önümüzdeki dönemde Britanya hükümetinin Brexit’i
gerçekleştirmesi son derece zor olacak gibi görünmektedir .




Brexit kararı ile ilgili
referandum sonuçları Britanya vatandaşlarını ikiye bölerken , çok ciddi bir
muhafazakar tepki öne çıkmış ve bu kesimler birlikten çıkma yerine birliğin
kendi içinde düzeltilmesi için mücadele edilmesi gerekliliğini savunmuşlardır .
Ayrılmaya karşı çıkan  Anglo-sakson
çevreleri Kanada benzeri bir özel anlaşma modeli üzerinde durulması gerektiğini
savunmuşlardır . İçeride kalarak birliği reforme etmeyi savunanlar ile birlikte  Kanada modeli ile birlikten kopmayı önleme
girişimleri Brexit ile ilgili tartışmaları daha da genişleterek içinden
çıkılmaz bir noktaya gelinmesine yol açmışlardır . Avrupa’nın sosyal devlet
modelini Amerikancı liberallere karşı savunan İngiliz İşçi partisinin ana
gövdesi de  ayrılmaya karşı çıkarak ,
birlik içinde mücadelenin sürdürülmesi gerekliliğini savunmuşlardır . Avrupa
Birliğinin kemer sıkma politikalarından rahatsız olan İngiliz liberalleri de ,
Brexit kararına yakın bir çizgide hareket ederek sonucu etkilemeye
çalışmışlardır .Zaman geçtikçe Avrupa Birliği oluşumunda çeşitli sorunlar
çıkmaya başlamış ve birliğin geleceğe dönük yapılanmasında anlaşamayan
devletler oluşumu başka yönlere doğru çekmeye çalışırken , İngiltere radikal
bir karar ile  kıtasal oluşumdan ayrılmayı
açıkça gündeme getirebilmiştir . Uzun süre Avrupa Birliğinin gevşek bir
konfederasyon mu yoksa sıkı bir federasyon mu olması konusunda anlaşamayan
Avrupa’nın büyük devletleri kendi modellerinden vazgeçmeyerek kesin yapılanma
konusunda bir türlü anlaşamayınca, böylesine geleceği belirsiz birlik projesi
yüzünden yüzyılların Britanya İmparatorluğu kendi güvenliğini tehlikeye
atmayarak , Brexit kararı ile kesin bir çıkış yapmak durumunda kalmıştır .
Otuza yakın devletin bir araya gelerek bir kıtasal  oluşumu bir an önce kesin bir yapılanmaya dönüştürememesi,
birliğin dağılmasına giden yolun başlangıcı olmuştur . Geleceği belirsiz bir
kıtasal birlik yüzünden , beş yüz yıllık dünya imparatorluğunu İngilizler  feda etmek istemeyerek yeniden okyanuslara
açılarak yeryüzünün beş kıtasında güneşin batmadığı bir eski imparatorluk
üzerinden gelecek arayışını sürdürmek istemişlerdir . Milattan sonra yaşanan
iki bin yıllık tarihsel süreç içerisinde 
hiçbir zaman Avrupa kıtası ile birlikte olmayan  , her zaman için kara Avrupa’sına alternatif
oluşturmaya çalışan  Atlantik
yapılanmasının öncüsü olarak 
İngiltere’nin  yeniden Atlantikçi
bir anlayış ile kara Avrupa’sından ayrılarak, eskisi gibi denizler üzerinden
bir yeni dünya hegemonyası arayışına girmiş olduğu görülmektedir .




Brexit kararı sonrasında hem
Avrupa Birliğinin hem de Britanya İmparatorluğunun  çeşitli sorunlar ile karşı karşıya kaldıkları
görülmektedir . Bugüne kadar sürüp gelen durumun değişmesi hem İngiltere hem de
Avrupalı komşuları açısından kapsamlı bir tartışma ve yeniden yapılanma
dönemlerini gündeme getirmektedir . Kırk yıllık üyeliği  Avrupa Birliği üyeliği döneminde  birliğin derinleşmesi konusunda İngiltere her
zaman isteksiz görünmüş ve birlik içerisinde sıkı bir federasyon oluşturma
fikrine karşı çıkarak daha çok gevşek konfederasyon tipi bir yapılanma üzerinde
durmuştur . Almanya ve Fransa gibi 
ülkeler ile ticaret ortaklığından İngilizler her zaman yararlanmasını
bilmişler ama kıtasal birliğin getirdiği sınırlamalardan da her zaman için
şikayetçi olarak, kendileri için bir açık kapıyı hazır tutmak istemişlerdir .
Kurucusu olmadığı birliğe üye olduktan sonra 
oluşumun  biçimlenmesinde
İngilizler her zaman için etkili olmaya çalışmışlar ama istediklerini Almanya
ve Fransa gibi kara ülkelerine kabül ettiremeyince de ayrılmanın yolunu
aramışlardır . Denizler üzerinden diğer kıtalarla yakınlık kurma politikalarına
alışkın olan Birleşik Krallık , Avrupa kıtasında kendi çıkarları doğrultusunda
etkili olamayınca geçmişten gelen İngiliz Milletler Topluluğu ile  yola devam etmeyi kendi çıkarları açısından
daha yararlı bulmuştur . Ayrıca Amerika Birleşik Devletlerinin  Atlantik merkezli bir küresel dünya düzeni
oluşturamaması yüzünden, İngiltere Atlantik insiyatifinin diğer kurucu ülkesi
olarak  bu boşluğun doldurulmasında daha
özgür davranarak hareket edebilmesi açısından da Brexit kararının  İngiltere için böylesine bir avantaj
sağladığı da görülmektedir . ABD iç karışıklıklar ile boğuşmak yüzünden
küreselleşme dönemi sonrasında yeni bir dünya düzeni  kuramadığı için , Atlantik insiyatifinin
diğer ayağı olarak İngiltere bir  kıtasal
oluşumu kenarda bırakarak ,güneş batmayan imparatorluk üzerinden yeni dünya
düzenine yönelmiştir .




Brexit kararının sonuçlarının
şimdiden ne olacağı bilinmemekte ama Avrupa Birliğinin geleceği ile ilgili
olarak karamsar yorumların öne çıktığı görülmektedir . Geleceğe dönük
senaryolar ekonomik ve siyasal alanlarda tartışılırken  , İngiltere gibi büyük bir devletin birliğin
içinden çıkmasının yaratacağı açıklıklar birliğin devamı açısından önemli
sorunlar  yaratabileceği  yetkili makamlar tarafından dile
getirilmektedir .Ekonomik açıdan birliğin oluşturduğu ortak pazarın geleceği
yeni bir belirsizlik ortamına sürüklenmiştir . İngiliz şirketleri Avrupa
standartlarında kaldığı için , Amerikan şirketlerinin sahip olduğu küresel ölçülere
hiçbir zaman sahip olamamış ve bu yüzden de ABD şirketlerinin bir Amerikan
emperyalizmi örgütlemesine seyirci kalmıştır . İngiltere ayrılırken , İngiliz
şirketlerinin Avrupa ülkelerinde yapmış oldukları yatırımlar ile Britanya
ekonomisinin Avrupa’daki uzantılarının ne olacağı ,bunların zamanla tasfiye mi
edileceği yoksa başka bir  ara statüde
bunların varlıklarını koruyup koruyamayacakları ciddi bir çıkmaza
sürüklenecektir . İngiltere’nin ayrılmasından sonra birlik çatısı altında  üyeliğini sürdüren devletler açısından  Brexit uygulamaları önemli sorunlar
yaratacaktır . Avrupa ekonomisine en fazla katkı sağlayan ülke olarak Birleşik
Krallığın birlik dışına çıkmasıyla birlikte meydana gelen boşluğun nasıl
doldurulacağı henüz belirlenmediği için tartışmalar  sürüp gitmektedir . Ayrılma sonrasında
İngilizlerin sadece kendi başlarının çaresine bakmaları değil ama kendi
attıkları adım yüzünden Avrupa Birliği içinde ortaya çıkan boşluk ve
sorunların  çözüme kavuşturulabilmesi
doğrultusunda  birlik organlarına
yardımcı olması gerekmektedir . Avrupa Birliğinin Atlantik’ten koparken  kıtasal birliktelik düzenini koruması
meselesi giderek büyümekte ve diğer üye devletleri de tehdit etmektedir .




Özellikle Nato
örgütlenmesinde ABD ve İngiltere gibi iki Atlantik gücünün etkin olması
yüzünden, Almanya ve Fransa bir Avrupa güvenlik örgütüne gerek olduğunu her
zaman için savunmuşlardır . Avrupa ordusunu içeriden engelleyen İngiltere ,
Nato üzerinden ABD ile ortak hareket ederek, bir Atlantik şemsiyesi altında
batı ittifakını sürdürmek istemiştir.Bu durumda da ordusu olmayan Avrupa kıtası
Atlantik güçleri önünde ikinci sınıf bir yapılanma olarak  kalmıştır . ABD her zaman bir Avrupa ordusuna
karşı çıkarak engellemiştir .




Batı Atlantik gücü olarak İngiltere’nin Avrupa
Birliğinden çıkışı ile Avrupa kıtasının Atlantik ayağı ortadan kalkmıştır .
Başlangıçta Almanya ve Rusya’nın önünü kesmek üzere geliştirilmiş bir  Amerikan projesi olarak  düşünülen Avrupa Birliği ,zamanla bir Almanya
merkezli yapılanmaya doğru dönüşmüştür . İki büyük dünya savaşının kaybedeni
olarak Almanya’nın Avrupa Birliğinin patronluğunu ele geçirmesi üzerine ABD
Avrupa Birliğine karşı daha baskıcı ve olumsuz yaklaşımlar sergilemeye başlamış
ve Atlantik ittifakının Avrupa kanadı olarak da İngiltere birlik daha fazla
derinleşmeden kıtasal oluşumun dışına çıkmayı kendi varlığını korumak açısından
zorunlu görmüştür. İngilizler dünyanın 
her yerine gitmeyi bildikleri gibi , geri çekilmeyi ya da  başka yönlere doğru kaymayı son derece esnek
bir biçimde  tarih boyunca
gerçekleştirmişlerdir . On beşinci yüzyılda başlayan keşifler döneminde
İngilizler bir Atlantik ve batı Avrupa gücü olarak  dünya kıtaları üzerinde hegemonya peşinde
koşmuşlar , gittikleri yerlerin jeopolitik konumlarını dikkate alarak
kendilerine bağlamışlar ve  Londra
merkezli bir imparatorluğu Birleşik Krallık statüsü çerçevesinde  bugünlere kadar getirmişlerdir . İngilizler
bu durumun bilinci ile hareket ederek 
Avrupa ile yollarını ayırırken 
Avrupa Birliği ve buna üye olan devletlerin geleceği tam bir
belirsizliğe teslim edilmiş gibi görünmektedir . Brexit’e karşı olan kesimler
birlik içindeki mekanizmaları çalıştırarak 
İngiltere’nin kıtadan kopuşunu önlemeye çalışırlarken ,İngiltere’de de
imza toplayarak yeniden referandum yoluna gidilmesi doğrultusundaki sivil
toplum çalışmaları giderek tırmandırılmaktadır . Her iki tarafta var olan
Brexit karşıtlarının önümüzdeki dönemlerde bir araya gelerek önleyici
mekanizmaları zorlamaları durumunda , Avrupa Birliği kendi içinden çıkan
engellerle de uğraşmak zorunda kalacak ve bu nedenle istikrarlı bir gelecek
programı belki de hiçbir zaman devreye giremeyecektir . 




Avrupa Birliği 
önüne engel çıkaran İngiltere ile uğraşırken ,İngiltere’de Brexit’e
öncelik vererek Avrupa ile uğraşıyordu . Tam bu aşamaya gelindiği sırada  uluslararası alanda ortaya çıkan yeni
konjonktürde Avrupa Birliği aynı zamanda Türkiye ile de karşı karşıya kalıyordu
. Avrupa kıtasının batısında yer alan İngiltere bir sorun çıkararak birlikten
uzaklaşırken ,kıtanın doğusunda yer alan Türkiye ise giderek Avrupa Birliği ile
karşı karşıya kalan  ve bu nedenle de bir
türlü  üyeliğe giriş formalitelerini
tamamlayamaz duruma düştüğü ve  bir
anlamda birlikten dışlanma aşamasına geldiği için, İngiltere için üretilen
Brexit kavramı gibi bir başka kavram olarak Trexit , Türkiye Cumhuriyetinin
Avrupa birliği ile yollarını ayırması biçiminde gündeme geliyordu . Brexit
uygulamaları ile yeni bir döneme girmiş olan Avrupa Birliği  yıllardır kapıda bekletilen Türkiye açısından
da ele alınarak bir değerlendirme yapıldığı aşamada,  Brexit benzeri bir gelişmenin Türkiye
açısından da düşünülmeye başlanması ile birlikte  Trexit ,bir türlü Türkiye’ye tam üyelik
vermek istemeyen Avrupa Birliği için Türkiye tarafından düşünülmesi gereken
bir  yeni bir alternatif olarak gündeme
geliyordu . Sürekli yeni üye katılımı ile büyümekte olan Avrupa Birliği,
böylesine bir süreçte  Türkiye
Cumhuriyetine tam üyelik statüsünü tanımıyordu .Yarım yüzyıllık bir zaman
dilimi sürekli olarak bekletilen ve uyutulan bir ülke olarak yaşayan Türkiye
ana hedef olarak seçtiği Avrupa birliğinden uzaklaşmayı  hiçbir zaman düşünmemişti . İngiltere’nin
Brexit kararı ile başlayan yeni dönemde birlik politikalarından hoşnut olmayan
bazı Avrupa Birliği ülkeleri de çıkış alternatifini dile getirmeye başlayınca ,
Türkiye’de kendisine sürekli olarak ikinci sınıf ülke muamelesi yapılan bu
bölgesel birlikten çıkmayı düşünebileceğini ifade etmeye başlamıştır . Türkiye
en çok ticaretini Avrupa Birliği ülkeleri 
ile yaparken , bu ülkeler ile eşit koşullarda bir statü arayışı içinde
olmuş ama  din farkı , ülke ve nüfus
büyüklüğü  ve jeopolitik konum
nedenleriyle Türk  devletine tam üyelik
şansı yarım yüzyıl bekletilerek tanınmamıştır . Bulgaristan ,Romanya ve
Yunanistan gibi Türkiye’den yüz yıl geri ülkelere tam üyelik hakkının tanınması
ciddi bir adaletsiz durum yaratmış ve bu yüzden 
Türkiye için elli sene sonra bir Trexit uygulaması için  elverişli ortam kendiliğinden ortaya
çıkmıştır .




Uluslararası alandaki yeni
gelişmeler giderek Türkiye ile Avrupa ülkelerini karşı karşıya getirdiği için
aradaki yoğun ekonomik ilişkilere rağmen Türkiye kendisine Avrupa’nın dışında
yeni yapılanmalar aramak durumunda kalmıştır .Bir Türk ve Müslüman ülkesi
olması nedeniyle Avrupa’dan dışlanan Türkiye’nin zamanla Türk ve İslam
dünyasına daha yakınlaşan bir konuma 
doğru yöneldiği görülmüştür . Avrupa ülkeleri bu durumdan rahatsız
olarak , Türkiye ile ilişkilerde giderek sertleşen bir tutumla Türkiye’ye karşı
olumsuz davranışlar sergilemeye devam etmişlerdir . Türk devleti ise yarım
yüzyıl boyunca Avrupa Birliği sürecinde karşı karşıya kaldığı haksızlıkları
problem yapmayarak  ve sonuna kadar
imzalanan antlaşmalar doğrultusunda hareket ederek tam üyelik statüsüne
erişmeye çaba göstermiştir . Türkiye’yi Arap ve İslam dünyası arasında  bir köprü gibi gören Avrupa Birliği  köprü olarak kullandığı Türk devletini içine
alarak, İran ve Irak gibi İslam ülkeleri ile komşu olmaktan sürekli olarak
kaçınmıştır . Osmanlı mirası olan Türk ve İslam kültürel yapılanmasını problem
olarak gören Avrupa ülkeleri her zaman için Vatikan’ın önderliğinde bir
Hrıstıyan birliği olarak hareket etmeyi uygun buldukları için  Türkiye’nin dışlanmasına giden Trexit yolunu
kendileri açmışlardır . İngiltere’nin gündeme getirdiği  Brexit 
kararının yarattığı ortam  aslında
Türkiye açısından olumlu değerlendirilebilecek bir şans yaratmasına rağmen
,başta Almanya olmak üzere Avrupa’nın önde gelen devletlerinin  Türk devleti ve hükümetini küçümseyen
tutumları yüzünden böylesine  bir fırsat
değerlendirilememiştir .




Küresel emperyalizmin ortaya
çıkardığı göçmen sorunu yüzünden Avrupa birliği ülkeleri çok zor durumlarda
kalırken , sorunun çözümü konusunda Türkiye hiçbir batılı  devletin üstlenmediği kadar yükü omuzuna
alarak dünya barışına katkıda bulunmuştur . Beş milyona yakın bir göçmen
kitlesini Avrupa Birliği dışlarken , merkezi ülke konumundaki Türkiye bu
insanlık sorununun  aşılmasında çok
önemli  destek ve katkılar sağlamıştır .
Bir anlamda Avrupa Birliğinin açıklarını kapatan , ayıplarını örten
tutumlarıyla Türkiye ödüllendirilmesi gerekirken  , Avrupa Birliğinden  atılması talepleri kamuoyunda öne çıkarılmaya
başlanmıştır . Üç yüz milyonluk nüfusu ile üç milyon göçmeni misafir edemeyen
Avrupa Birliği , ayıbının Türkiye tarafından 
kapatılması gerçeği karşısında Türkiye’ye sağlaması gereken ekonomik
yardımları bile vermemiştir . Böylesine iyi niyetten yoksun ve çıkarcı bir
tutumu Türkiye’ye karşı ısrarlı bir biçimde uygulayan Avrupa Birliği
ülkelerine  karşı  ,Türk devleti her zaman için uluslararası
hukuka uygun olarak hareket etmiştir . Ne var ki , aradan geçen yarım yüzyıllık
bekletilme dönemi artık sabırları taşma noktasına getirdiği için ,
İngiltere’nin Brexit ile kendisine tanımış olduğu özgürlük ortamını Türkiye’nin
de Trexit kararı ile  kendisi için
gündeme getirmesi doğal olarak gündeme gelmektedir . Vatikan’ın yönetimindeki
bu Hrıstıyan Birliği Türklük ve İslamiyeti dışlarken , aynı zamanda Avrasya
bölgesine de sırtını dönmek gibi bir olumsuz tutumu ısrarlı bir biçimde
izleyerek , Türkiye’nin bir Trexit uygulamasına yönelmesi açısından elverişli
bir ortamın doğmasına yardımcı olmuşlardır . Avrupa ülkelerindeki seçimler
de  Türk asıllı beş milyon insan oylarını
kullanırken her zaman için bir Türkofobia ya da İslamofobia gibi ırkçı
yaklaşımlar ile karşı karşıya kalmışlardır . Avrupalı Türklere çifte
vatandaşlık uygulamasını kaldıran Avrupa ülkeleri  aynı zamanda 
Türklerin Avrupa’dan uzaklaşmalarını sağlayacak bir uygulamayı da
öncelikli bir biçimde  öne  çıkarmaktadırlar .  Türkleri yavaş yavaş Avrupa’dan kovmaya
hazırlanan Avrupa ülkelerinin ,Türklerin Avrupa’dan vazgeçmelerinin önünü
açarak  fiilen Trexit’i uygulamaya doğru
adımlar attığı görülmektedir . Türkleri Ruslar ve Araplar gibi Avrupa dışı
topluluklar olarak gören Avrupalıların , Brexit ile birlikte önümüzdeki aylarda
bir de Trexit  uygulamaları ile karşılaşacakları
görülmektedir . Bu nedenle , yarım yüzyıllık çabalara rağmen halen tam üyelik
hakkı tanınmayan Türkiye Cumhuriyetinin ana hedef olarak seçmiş olduğu Avrupa
Birliği projesi kendiliğinden sona ermekte ve 
Trexit uygulaması  da  böylesine olumsuz bir gelişmenin sonucu
olmaktadır .




Brexit kararını Avrupa
Birliğinin dağılmasının başlangıcı olarak gören çevreler  kıtasal birliğin geleceği açısından karamsar
yorumları benimsemektedirler . Otuza yakın üyesi olan Avrupa Birliğinin tam
olarak kesinleşen bir üye yapısına sahip olmaması nedeniyle İngiltere
kolaylıkla çıkış yolunu seçebilmiştir . Uzun süre boyunca genişleyemeyen birlik  kendiliğinden bir durgunluk dönemine girmiş ,
Brexit uygulaması ile de dağılma aşamasına gelmiştir . Ortak para politikası
nedeniyle Almanya’nın patron konumuna geldiği Avrupa Birliğinin eskisi gibi
devam edemeyeceği  güney ülkelerinin
iflası  üzerine kesinlik kazanmıştır
.İngiltere sonrasında Fransa, İtalya, İspanya, Portekiz ve İrlanda gibi iflas
eden ülkelerini birlikten ayrılacağı şimdiden tartışılmaya başlanmıştır .
Avrupa kıtasının eskisi gibi bölünmemesi için yeni bir birlik oluşumuna
gidilmesinin ve bu doğrultuda üye devletleri tasfiye etmeyen bir gevşek
konfederasyon aracılığı ile 
birlikteliğin sürdürülmesinin yararlı olacağı öne  sürülmektedir . Her ülke kendi çıkarları
açısından durumu değerlendirirken , Akdeniz Birliği ,Baltık Birliği ,Orta
Avrupa Birliği ,Kuzey Birliği ya da Balkan Birliği  gibi bölünmüş bölgesel Avrupa oluşumları da
alternatif olarak devreye girmektedir . İngiltere yeni bir dünya devleti
yapılanmasına yönelirken , başarısız olan Avrupa Birliğinin yerini de yeni
birlikteliklerin almasını  doğal
karşılamak gerekmektedir . Para basma yetkisi elinden alınan üye devletlerin
iflas etmesinden çıkarılacak dersler doğrultusunda  ,ortak para sisteminden vazgeçileceği
anlaşılmaktadır .




 Avrupa Birliği 
İngiltere’nin ayrılmasıyla 
gündeme gelen Brexit kararı ile yeni bir döneme girerken ,Türkiye’de
benzer bir durum ile karşı karşıya kaldığı için 
Trexit  arayışı içerisine
girmiştir . Türk devleti yarım yüzyılın haksızlıklarının üzerine çıkarak Avrupa
Birliği ile yeni dönemde daha farklı ilişki türlerinin de gündeme gelebileceğini
görmeye başlamıştır . Son yıllarda 
Türkiye’nin Avrupa’dan uzaklaşarak geri kalmış Orta Doğu bölgesi ile
yakınlaşması , Atatürk’ün çağdaş cumhuriyetinin hızla  Arabistana dönüşmesine giden yolu açmıştır .
Bir uygarlık beşiği olan Avrupa kıtası ile  Türkiye’nin 
Avrupa Birliği ya da tam üyelik dışında da  daha farklı seçenekler üzerinden ilişkiler
kurabileceği ifade edilmeye başlanmıştır . Avrupa Birliği öncesinde  bazı Avrupa devletlerinin bir araya gelerek
imzalamış oldukları serbest ticaret bölgesi 
antlaşmaları ile  ekonomik ve
ticari ilişkiler  daha düzenli olarak
yürütülmüştür . Türkiye  Cumhuriyetinin
çağdaş dünya ile olan sıkı bağlarının sürdürülebilmesi için  Avrupa ile yeni tür birlikteliğin gündeme
getirilmesi gerekmektedir . Türkiye için Avrupa kıtası  vazgeçilemez bir uygarlık merkezidir . Avrupa
için ise , Türkiye Türk ve İslam dünyası ile dünyanın doğusuna açılan bir köprü
konumundadır .  Her iki siyasal yapılanmanın  bir çok yönden birbirine ihtiyacı  bulunmaktadır . Avrupa Türkiye’yi dışlamadan
hareket ederse , Türkiye’de Avrupa kıtasından kopmadan  ekonomik ve siyasal ilişkilerini
yürütebilmelidir . Türkiye’siz bir Avrupa’nın dünyanın doğusu ile ilişkileri
eksik kalacak ,  Avrupa’nın dışında
bırakılmış bir Türkiye ise  ortaçağın
geri kalmış ortamlarında  kendisine yeni
çıkış noktaları aramak durumunda kalacaktır . Avrupa-Türkiye arasındaki var
olan statükonun  sorunları çözmediği ve
yeni sorunlar yarattığı için karşılıklı olarak yeni ilişkiler düzeni
oluşturulması gerekmektedir . Bu arada 
uluslararası konjonktürde giderek sertleşen ilişkilerin etkisi altında
kalan Avrupa Parlamentosunun Türkiye’yi 
on beş yıl önceki duruma geri götürerek denetleme mekanizması içerisine
alması ,Türkiye Cumhuriyetini Avrupa demokrasi dünyasında ikinci kümeye
düşmesine yol açmıştır . Merkezi coğrafyada Atlantik güçleri ile birlikte
Siyonistlerin  egemen olma mücadelesinde
Türkiye savaş alanına dönüştürülünce ,demokratik rejimde bazı kısıtlamalar ya
da hukuk devleti ile insan hakları alanlarında yeni sınırlamalar gündeme
gelince , Avrupa konseyi denetleme mekanizmalarından yarar  bekleme aşamasına gelmiştir . Avrupa  Birliği emperyal tavırları bir yana bırakarak
uygar yüzü ile Türkiye’ye yaklaşabilirse , o zaman  Trexit’e gerek kalmayacak ve  çağdaş uygarlığın bir üyesi olarak Türk
devleti Avrupa ile normal ilişkilerini sürdürebilecektir.


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet