SON DAKİKA

Yurtsever ve Açık Bilgi Platformu | Özel Büro İstihbarat Grubu Özel Buro

ANALİZ & ARAŞTIRMA DOSYALARI

ARAŞTIRMA DOSYASI /// Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN : ATATÜRK VE ENVER PAŞA

ANALİZ & ARAŞTIRMA DOSYALARI
Bu haber 08 Ağustos 2020 - 0:00 'de eklendi.
Whatsapp Paylaş Telegram Paylaş


Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN : ATATÜRK VE ENVER PAŞA




Türk
tarihinde birbiri ardı sıra çok önemli görevler üstlenmiş olan bu iki tarihsel
kahramanı birlikte ele almak ve bugünün koşullarında ortak bir çerçevede
değerlendirme yapmanın zamanı gelmiştir. Osmanlı İmparatorluğu’nun tarih
sahnesinden çekilmesinden sonra ortaya çıkan otorite boşluğu alanının geleceğe
dönük olarak ele alındığı bu aşamada, giderek Atatürk ve cumhuriyet
düşmanlığının hızla tırmanması, Amerika Birleşik Devletleri’nin hegemonyası
altında yeni bir Avrasya sürecinin başlatılması, Yeni Osmanlı vizyonu ile
kamuoyunda tırmandırılmaktadır. Bir anlamda yeniden bir Osmanlı İmparatorluğu
yapılanmasına gidilmek istenmekte ama bu kez, Türklerin egemenliğinde değil,
ABD’nin öncülüğünde bir Osmanlı yapılanması özlenmektedir. Amerikanın, Osmanlı
İmparatorluğu süreci Okyanus ötesi rüzgârlarla tırmandırılırken, Kemalizme
savaş açılmakta, Postmodern Kemalist dönem görünümünde, yeniden eski Osmanlı
hinterlandına Amerikan gücü ile geri dönülmek istenmektedir. Türkiye
Cumhuriyeti ulus devletine karşı çıkılırken, Osmanlı topraklarında daha geniş
bir bölgesel federasyonunun oluşum süreci öne çıkarılmakta, Atatürk karşıtlığı
tırmandırılırken, Osmanlı dönemine olan övgüler artırılarak bir anlamda
Osmanlı‘ya geri dönüş özendirilmektedir. Saltanat ve hilafetin yasalarla
kaldırılmış olduğu unutularak, dıştan destekli cemaatler aracılığı ile Osmanlı
özlemi her geçen gün daha yüksek düzeyde basın ve medya aracılığı ile toplumun
önüne çıkartılmaktadır.


Atlantik emperyalizmi ve Siyonizm’in kontrolünde bütün dünyaya
dayatılan küreselleşme akımı doğrultusunda postmodernizm akımı öne çıkarılmakta,
bu çizgide Atatürk’ün modern Türk devleti ve çağdaş cumhuriyeti geride
bırakılarak, Post Kemalist dönem adı altında Osmanlı‘ya geri dönüş, ABD ve
İsrail öncülüğünde bütün Osmanlı coğrafyasına empoze edilmektedir.
Bu durumdan en fazla zarar görmekte
olan Atatürk Cumhuriyeti, giderek yeni bir saltanat ve cumhuriyet çekişmesinin
içine iteklenmektedir. Bugünün öne çıkan değerleri olarak postmodernizm
çizgisinde görüşleri savunan, işbirlikçi ve mandacı gayrimüslim okumuşlar
topluluğu, büyük patronların ve emperyalizmin istekleri doğrultusunda yeni
Osmanlıcılığa soyunarak, Atatürk ve cumhuriyet karşıtı koronun içindeki
yerlerini almaktadırlar. Bu doğrultuda, Osmanlı hanedanı öne çıkarılmakta,
İsrail’in din devleti olması nedeniyle Türkiye’nin laik rejiminin devre dışı
bırakılmasıyla, yeniden İslam dünyasını tekelden merkezi olarak kontrol
edebilecek bir halifelik rejimi arayışına yönelinmektedir. Osmanlı hanedanının
geri dönüşü ve halifelik rejiminin yeniden oluşturulması tartışmaları arasında
Osmanlı devletinin son hükümetini oluşturan İttihat ve Terakki Partisi ile onun
önde gelen yöneticileri de, günümüzün tartışmaları içerisinde fazlasıyla yer
almaktadırlar. İttihat ve Terakki örgütünün üç önemli adamı olan Enver, Talat ve Cemal Paşalar günümüzde yeniden hortlatılan Ermeni ve Kürt
sorunları nedeniyle, yürütülmekte olan tartışmaların fazlasıyla içinde yer
alarak, Türkiye Cumhuriyetinin ortadan kaldırılmasından sonra yeniden
Osmanlı’ya dönüş aşamasında izlenecek yolların belirlenmesi ve geçmişin
muhasebesi sırasında Atatürk ve arkadaşlarıyla karşı karşıya getirilerek
değerlendirmelere ve geleceğe dönük yeni plân ve programlara konu
yapılmaktadırlar.


Tam
bu aşamadaOsmanlı İmparatorluğu’nun son dönem yönetimini temsil eden İttihat ve
Terakki Partisinin lideri olan Enver Paşaile Kuvayı Milliye hareketinin önderive Türkiye Cumhuriyetinin
kurucu cumhurbaşkanı olan Mustafa Kemal Atatürk’ün
karşılaştırılmasının
yapılmasında, Türk devletinin vetoplumunungelecekteki ulusal çıkarları
açısından yarar bulunmaktadır. Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonra, Enver
Paşanın naşının Orta Asya steplerinin bulunduğu Tacikistan’dan getirilerek, İstanbul’da bir anıt mezar çatısı
altında koruma altına alınmasının, günümüzün siyasal koşulları açısından son
derece anlamlı olduğu açıktır.Enver Paşa yıllarca sadrazam olarak yönettiği ama
batışını önleyemediği Osmanlı İmparatorluğunun başkenti olan İstanbul’a
dönerken, Yeni Osmanlı vizyonu gündeme gelmiş ve Türkiye Cumhuriyetinin
sınırları dışına yönelerek Osmanlı hinterlandında yepyeni bir siyasal
yapılanmanın arayışı tırmandırılmıştır. ABD’nin Avrasya hegemonyası ve
İsrail’in Orta Doğu bölgesinde kendine bağlı bir federasyon oluşturma projeleri
doğrultusunda, Enver Paşa figürü, Atatürk ve arkadaşlarının öncülüğünde son
Osmanlı Meclisince alınmış bir Milli Ant
doğrultusunda çizilen ulusal sınırların daha kolay aşılabilmesini sağlamıştır.
İstanbul’un gayrimüslim burjuvazisi ve sermayesi, Atatürk’ün milli devletine
karşı çıkarlarken, İsrail öncülüğünde bölgenin Müslümanlarını ikna edebilmek
için geliştirilen Yeni Osmanlı vizyonunu kendi çıkarları doğrultusunda Yeni
Bizans projesine dönüştürerek kullanmağa çalışmışlardır. Bir anlamda Atatürk
geride bırakılırken, Enver Paşa imajı öne çıkarılmış ve O’nun gerçekleştirmeğe
çalıştığı bir Avrasya hegemonyası arayışına girilmiştir. Eski Bizans ve Osmanlı
imparatorluklarının merkezi olan İstanbul’da yaşayan gayrimüslim azınlıklar
sahip oldukları zenginlikler aracılığı ile Adriyatik kıyılarından Çin Seddine
kadar, yayılmış olan Türk ve Müslüman nüfus çoğunluğundan yararlanarak, ABD ve
İsrail öncülüğünde tam bir Avrasya hegemonyası arayışına girişmişlerdir. Böyle
bir tutum değişikliği, kendiliğinden Atatürk’ten uzaklaşmayı ve Enver Paşa
arayışını siyasal gündemin önüne çıkarmıştır. Türk kamuoyu yıllarca soğuk savaş
döneminin batı kaynaklı yönlendirmeleriyle oyalandığı için, bu yeni yaklaşım
hemen anlaşılamamış ve yeniden Atatürk ile Enver Paşa karşılaştırmaları
yapılmağa başlanmıştır. Küreselleşmeden yana olan gayrimüslim azınlıklar,
sermaye çevrelerinin güdümündeki liberal kesimler ile dini cemaatler elbirliği
içinde, Yeni Osmanlıya doğru yön değiştirirlerken, Atatürk cumhuriyeti ile ulus
devlet karşıtlığını daha da artırmışlardır.




Hedefte
Atatürk Bulunmaktadır




Atlantik
emperyalizmi ve İsrail Siyonizm’in Avrasya ve Orta Doğu hegemonya plânları
doğrultusunda gündeme getirdikleri Yeni Osmanlı yaklaşımı çerçevesinde
Atatürk’e karşı bir alternatif arayışında, Enver Paşa figürünün kullanılmağa
başlandığı görülmektedir. Dünyanın merkezi coğrafyasında koskoca bir
imparatorluk batıran bir adamın, bu yıkıntılar içinden yepyeni bir devlet kuran
Atatürk ile karşılaştırılmak istenmesi tamamen emperyalist plânlara uygun
olarak gündeme getirilmekte ve Türk devletinin kurucusunun Türk ulusu içindeki
olumlu imajı yıkılmak için uğraşılmaktadır. Orta Doğu ve Avrasya
coğrafyalarının merkez ülkesi konumundaki Türkiye’yi, bu alanlarda kendi
emperyalist projeleri için kullanmak üzere zorlayan Siyonistler ve
emperyalistler, Atatürk’ün devlet modelini devredişi bırakabilmek üzere
ellerinden gelen her yolu denemeğe kalkışmaktalar ve bu doğrultuda
geliştirdikleri politik yaklaşımları da Türk kamuoyuna baskı ile empoze ederek
Türk devletinin gücünü ve olanaklarının kendi çıkarları doğrultusunda değerlendirmek
istemektedirler.


Atatürk‘ün
Türk halkının gözünde küçük düşürülmesi sağlanırken, ulusal cumhuriyet devleti
için de kötülemek ve çökertmek operasyonları birbiri ardı sıra uygulamaya
konulmaktadır. Yasalar her gün zorlanırken, Anayasal rejim ve hukuk devletinin
asgari düzeydeki varlığı tartışma alanına getirilmekte, devletin temel
çekirdeğini oluşturan anayasanın değişmez maddelerinin bile ortadan
kaldırılması için birbiri ardı sıra girişimler öne çıkarılmaktadır. Atatürk ile
beraber onun öncüsü olan devletin kurucu partisi köşeye sıkıştırılarak etsiz
duruma getirilirken, Osmanlı İmparatorluğu’nu batıran son hükümetinin kurucusu
olarak Enver Paşa ve İttihat Terakki partisi göklere çıkarılmaktadır. Enver
Paşa’nın İstanbul’da anıt mezarının kurulmasından sonra, artık bütün Avrasya
hegemonyası plân ve programlarında örnek lider ve devlet adamı olarak Enver
Paşa öne çıkarılmakta, Atatürk’ün adı bile ağızlara alınmamağa çalışılmaktadır.


Binlerce
yıllık Türk tarihinin önde gelen kahramanlarından birisi olarak Enver Paşa,
cemaatçi ve Osmanlıcı kesimler tarafından yüceltilirken, Osmanlı
İmparatorluğunun topraklarının beşte biri oranında orta boy bir ülkede, çağdaş
bir ulus devlet kurmak başarısını, her türlü olumsuz koşula rağmen başarmış
olan Atatürk küçümsenmeğe çalışılmaktadır. Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu
büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’ün böylesine bir haksızlığa uğratılmasına ve
dıştan güdümlü bir senaryo ile Türk halkının gözünden düşürülmesine hiç bir
vatansever Türk vatandaşının izin vermesini beklemek mümkün değildir. Mustafa
Kemal dışarı, Enver Paşa içeri diyenlerin gerçekçi değerlendirmeler
yapabilmeleri açısından, bu durumu dikkate almalarında büyük yarar vardır.
 

Enver
Paşa Kimdir?
 

Türk
halkı devletimizin kurucusu olarak Atatürk’ü iyi tanımasına rağmen, Osmanlı
İmparatorluğu’nun, Birinci Dünya Savaşını kaybederek batmasına neden olan Enver
Paşa hakkında yeterince bilgisi olmadığı görülmektedir. Türk kamuoyu Enver
Paşa’nın kim olduğunu daha iyi bilirse o zaman emperyal projeler doğrultusunda
Enver Paşa figürünün kullanılması aldatıcı biçimlerde kullanılması mümkün
olamıyacaktır.


Atatürk
ile beraber aynı tarihte İstanbul’da doğmuş olan Enver Paşa, Makedonya kökenli bir aileden
gelmektedir. Manastır’da büyümüş olan Enver Paşa, İstanbul’da Harp Okulunu
bitirdikten sonra Makedonya ve Balkan bölgelerinde önemli askeri görevlerde
bulundu. Paris merkezli Jön Türk hareketinin Selanik’te kurduğu İttihat ve
terakki cemiyeti’ne kurucu olarak üye oldu. Makedonya’da görev yaparken,
Abdülhamit’in baskıcı ve haksız yönetimine isyan ederek ilk dağa çıkan
birliklerin öncüsü olarak protesto hareketinin önderliğini yaptı. Enver Paşa ve
İttihat terakki Cemiyeti’nin girişimleri sonucunda II.Abdülhamit yeniden anayasayı yürürlüğe koyarak ikinci kez Meşrutiyet
döneminin ilan edilmesine karar verince, Enver Paşa ve arkadaşları o dönemde
gerçekleşen bir isyan hareketini gerekçe göstererek İstanbul’a baş
kaldırmışlar, Selanik’te kurulan Hareket
Ordusu
Enver Paşa ve arkadaşlarının yönetiminde başkente gelerek iktidarı
padişahın elinden almışlardır. İtalyanların, Libya’ya saldırısı üzerine Kuzey
Afrika’da, daha sonra da Balkan savaşları sırasında Balkanların çeşitli
bölgelerinde askeri görevler yapan Enver Paşa, Balkan savaşları sonrasında
Babıâli baskını ile iktidarı ele geçirerek, Osmanlı devletinin yönetiminde
egemen olmağa başlamıştır. Padişah’ın kızı ile evlenerek saraya damat olan
Enver Paşa böylece hanedanın desteğini alarak daha güçlü bir konuma gelmiştir.
Balkan savaşının yitirilmesi üzerine Osmanlı ordusunda reform yaparak bütün
askeri birlikleri yeniden düzenlemiştir. Böylece yaklaşmakta olan dünya
savaşına Osmanlı ordusunun hazırlanması işlemlerini yürütmüştür. Büyük güçler
arasındaki çekişmeleri dikkate alarak, askeri hazırlıklarının Alman devleti ile
anlaşarak tamamlamıştır. Birinci Dünya Savaşı öncesinde Almanya’ya giderek
Almanların desteği ve gönderdiği yardımlar aracılığı ile Osmanlı ordusunun
güçlenmesini sağlamıştır. Alman generallerin katkılarıyla Çanakkale
Savaşlarında İngiliz ve Fransız donanmalarının geri püskürtülmelerini
sağlayınca, büyük itibar kazanarak Osmanlı yönetiminde en etkili kişi konumuna
gelmiştir.


Çanakkale
savaşları sırasında Almanya ile kurulmuş olan askeri ittifakı sonradan devam
ettiren Enver Paşa, Birinci Dünya Savaşı sonucunda Osmanlı devleti teslim
olunca iki arkadaşı Talat ve Cemal Paşalarla beraber, bir Alman denizaltısına
binerek Odesa üzerinden Almanya’ya kaçmıştır. Savaş sonrasında kurulan Divanı
Harp’ta,Osmanlı imparatorluğunun batırılmasına neden olan bu üç komutanının
rütbeleri ortadan kaldırılarak cezalandırılmışlardır. Enver Paşa Almanya’da
kaldığı iki yıl içinde İttihat ve Terakki Partisini yeniden örgütleyerek eski
Osmanlı topraklarında yeniden siyasal çalışmalar yapmak istemiştir. Berlin’de o
dönemin komünist önderlerinden olan Karl
Radek ile tanışınca, onun yardımı ile Moskova’ya giderek Sovyetler Birliği

yönetimi ile geleceğe dönük siyasal plânları doğrultusunda temaslar yürütmek
istemiştir. Ankara Hükümetinin, Sovyet yönetimi ile temaslarını yürütmek üzere Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetinin
Dışişleri Bakanı olarak gelen Bekir Sami
Bey ile Moskova’da görüşerek, Atatürk ile bağlantı kurmağa çalışmıştır. Sovyet
yönetiminin desteği ile İslam İhtilal
Komitelerinin
kurulduğunu Moskova’da açıklayarak bu yeni siyasal
yapılanmanın önderi olarak kendisini tanıtmıştır. Müslüman halk kitleleri
içinde Sovyet devriminin benzerini yapmak üzere Halk Şuraları Fırkasını kurarak harekete geçmiştir. Daha sonraki aşamada
Anadolu’ya gelerek yeni siyasal yapılanması doğrultusunda geleceğe dönük bazı
çalışmalar yapmak isterken, Eylül 1920 tarihinde Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de
toplanan Doğu Halkları Kurultayı
kurucusu olduğu Halk Şuraları Fırkası adına katılmıştır. Atatürk, Birinci Bakü
Kurultay’ına, Ankara Hükümetinin temsilcisi olarak, İbrahim Tali Öngören’i göndermiştir. Doğu halklarının ve dünyanın
merkezi coğrafyasının kaderini belirleyecek olan bu uluslararası kurultaya eski
Osmanlı hükümetinin başı olarak yeni siyasal partisi ile gelen Enver Paşa,
Ankara hükümeti adına gelen Atatürk’ün temsilcisi olarak İbrahim Tali Bey ile
karşılaşmıştır. Atatürk, Kurtuluş Savaşı nedeniyle bu kongreye katılamadığı
için temsilcisini gönderirken, Enver Paşa bizzat katılarak Sovyet devriminin
gücünü arkasına alabilmek için çaba göstermiştir. Sovyetler Birliği Kızıl
Ordusu ile Hıristiyan bölgeleri denetimi altına alırken, Yeşil Ordu ile de
Müslüman ülkeleri kendine bağlamak istemiştir. İşte bunu gören Enver Paşa,
kurmuş olduğu Halk Şuraları Fırkası ile Sovyet devriminin Müslüman Anadolu
ülkesindeki temsilcisi olarak yeniden öne çıkmak istemiştir. Bakü Kurultayında;
Sovyet devriminin merkezi olan Rusya’yı dünyanın yeni önderi olduğunu
söyleyerek, bütün sosyalist bloğun desteğini arkasına almağa çalışan Enver
Paşa, Anadolu’daki kurtuluş hareketinin öncüsü olabilmek için yeniden
Almanya’ya giderek silâh alımları yapmış ve Moskova’ya dönerek Rus desteği ile
Anadolu yarımadasına çıkabilmenin olanaklarını araştırmıştır. Bu arada Ankara
Hükümetinin Moskova elçisi olan Ali Fuat
Cebesoy’
dan yardım istemiş ve Atatürk’e mektup göndererek işbirliği
önermiştir. Atatürk işbirliğine yanaşmayınca, Türkiye Büyük Millet Meclisi
içinde yer alan bazı eski İttihatçıları, Atatürk karşıtı bazı girişimler için
kışkırtmıştır.


Ankara
hükümeti ile istediği doğrultuda temaslar kuramayan Enver Paşa daha sonraki
aşamada Acaristan’ınBatum kentine giderek, burada bir İttihat ve Terakki
Cemiyeti kongresi toplamıştır. Bu kongrede bir durum değerlendirmesi yapan
Enver Paşa, Sovyetlerin desteğini alarak bir Türk ve Müslüman ordusu kurmak
üzere hazırlıklara başlamıştır. Balkanlar’dan kovulan Osmanlı İmparatorluğu’nun
eski hükümet başkanı olan Enver Paşa, Anadolu’nun kurtuluşu için hazırlıkların
Kafkasya bölgesinde yürütülmeyi plânlamıştır. Anadolu halkı yerine, bu bölgenin
Türk ve Müslüman nüfusuna güvenmiştir. Bu düşünce ile Azerbaycan’da yüz bin
kişilik bir Türk ve Müslüman ordusu kurmuş, Anadolu’ya girmeyi ve Kurtuluş
Savaşı’nı Atatürk’ün elinden alarak, batılı işgal güçlerini eski Osmanlı
topraklarından kovmayı düşünmüştür. Avrupa ülkelerinde örgütlenmeğe başlamış
olan Turancı akımların desteği ile böylesine bir emperyalist projeyi gündeme
getiren Enver Paşa, kongre düzenlediği Batum’dan sonra Azerbaycan’a geçerek
ordu kurma hazırlıklarını genişletmiştir.


Yeniden
Bakü’ye geçerek Müslüman Türk ordusu hazırlıklarını burada yürütmeğe çalışan
Enver Paşa, istediği sonucu bu ülkede alamayınca bu kez daha doğuya giderek
Türkmenistan üzerinden Buhara’ya geçmiştir. Genç Buharalılar Partisi
Moskova’nın etkisiyle Sovyet devriminden yana çıkınca, Enver Paşa istediği
orduyu Azerbaycan’dan sonra Özbekistan’da kuramaz hale gelmiştir.
Bağımsızlıktan yana olan Özbek partisinin lideri olan Zeki Velidi Togan ile bağlantı kurmağa çalışan Enver Paşa, daha
sonra silahlı bir birlik ile Afganistan’ın güneyinde Bolşeviklere karşı savaşan
Basmacılar hareketine katılmıştır.
İstediği destek ve yardımları Moskova yönetiminden alamayınca, Bolşeviklere
karşı bağımsızlık savaşı yürüten Türk ve Müslüman Basmacılar isyanına yardımcı
olmayı tercih etmiştir. Kısa zaman içerisinde Basmacı hareketin desteği ile
Tacikistan’ın başkenti olan Duşanbe
kentini ele geçiren Enver Paşa, buradaki Sovyet askeri birliklerini esir
almıştır. Kendisini bu bölgede “Seyit Enver” ilân ederek otuz bin kişilik
düzensiz ordunun başında Horasan’a doğru yola çıkmıştır. Hive ve Buhara
hanlıklarını ele geçiren Enver Paşa, daha sonra Türkistan orduları başkomutanı
sıfatı ile Sovyetler Birliğine bir kesin uyarı göndererek, Kızıl ordunun
Türkistan topraklarından geri çekilmesini resmen talep etmiştir. Ancak Kafiran
bölgesindeki savaşı Türkmen ordusu yitirince Kızıl Ordu birlikleri yeniden
Türkistan topraklarını ele geçirmiştir. Sayıca ve silahça çok daha üstün
durumda olan Sovyet birlikleri Türkmenistan’dan sonra Tacikistan’a da girince
Enver Paşa, Balçuvan bölgesindeki savaşta kesin olarak yenilmiş ve vurularak
Kızıl ordu tarafından öldürümüştür. Vurulduğu yere çok yakın olan Çeken köyünde
toprağa gömülen Enver Paşa için orada daha sonra bir anıt mezar yapılmıştır. 4
Temmuz I922 tarihinde Tacikistan’da toprağa verilen Enver Paşanın naaşı,
Sovyetler Birliğinin dağılmasından hemen sonra I990’lı yılların başlarında
İstanbul’a getirilerek kendisi için yeni bir anıt mezar, eski Osmanlı
başkentinde yapılmıştır. Böylece son Osmanlı hükümetinin başı olan Enver
Paşa’nın, Makedonya’da başlayan ve orta Asya’da sona eren macerasında yeni bir
dönem başlamıştır.


Ön
Asya’daki Türk İmparatorluğunu batıran adamın, sonraki aşamada Orta Asya’da
Türkistan merkezli yeni bir imparatorluk kurma macerasına kalkışması, üzerinde
durulması gereken bir konudur. Balkanlar’dan Çin sınırına kadar tüm Avrasya
coğrafyasında devam edip giden büyük Türk ve İslam dünyasının doğu ve batı
olarak tarihsel süreç içerisinde ayrılıklar göstermesi nedeniyle, Ön Asya’da sona
eren Türk egemenliğinin devamı macerası Orta Asya stepleri üzerinden Çin
sınırına kadar dayanabilmiştir. Yenilenlerin savaşa doymaması gibi Enver
Paşa’da, Birinci Dünya Bavaşında yenildiği için bir türlü savaşa doygunluk
içinde olamamış, sürekli olarak yeni ordular kurarak elinden kaçmış olan Türk
imparatorluğunu yeniden kurabilmenin yollarını araştırmıştır. Gürcistan,
Azerbaycan, Türkmenistan ve Özbekistan üzerinden yürütmüş olduğu bu tür
çalışmaları doğrultusunda ancak Tacikistan’da sonuç alabilmiştir. Tacikistan
üzerinden oluşturduğu askeri gücü Horasan bölgesinin ele geçirilmesi için
kullanma aşamasına gelince Sovyetler Birliğinin tepkisi ile karşılaşarak, Kızıl
Ordu engelini aşamamıştır.


Makedonya’dan
Orta Asya’ya uzanan bir siyasal çizgi üzerinde sonuç almağa çalışan Enver
Paşanın tarih içindeki yerini ve misyonunu iyi değerlendirmek gerekmektedir.
Özellikle günümüzde Bosna’dan Kırgızistan’a kadar bir büyük Türk ve Müslüman
egemenliği peşinde koşanların yeniden Enver Paşa olgusunu gündeme getirmeleri
ve bütün Avrasya kıtasını kapsayacak bir hegemonya düzeni oluşturma plânlarında
Enver Paşa çizgisini öne çıkarmaları konusunda Türklerin ve Osmanlı
İmparatorluğunun yasal varisi konumunda bulunan Türkiye Cumhuriyetinin
söyleyecek birçok sözü olması gerekmektedir.


Enver
Paşa kendi maceracılığı sürecinde bir kuyruklu yıldız olarak tarih sahnesine
çıkmış ve kaybolmuştur. Atatürk ise bir gerçekçi önder olarak, bu coğrafyanın
tam ortasında orta büyüklükte bağımsız bir Türk devleti kurabilme başarısını
göstermiştir. Günümüzde Atatürk kurduğu devlet ile yaşamakta, Enver Paşa ise
batırdığı imparatorluk ile tarihin tozlu sayfalarındaki yerini almaktadır.
Atatürk’ün kurmuş olduğu Türk devleti nasıl bugün bir gerçek ise, Enver Paşanın
batırmış olduğu Osmanlı İmparatorluğu’nda tarihte kalmış eski bir olgudur ve
günümüzün gerçekliği ile hiç bir ilgisi bulunmamaktadır. Enver Paşa,
Atatürk’ten onbeş yıl kısa olan ömründe birçok tarihsel olay ile karşı karşıya
kalmış ve dünyanın çağ değiştirme aşamasında birbiri ardı sıra önemli olaylar
ve görevlerle uğraşmıştır. Ne var ki, giriştiği bütün işlerde başarısız kalmış
ve hiç bir biçimde istediği sonuçları alamamıştır. Tarihin kırılma noktasında
kahraman olma fırsatları teker teker önüne çıkmasına rağmen hiç birisini değerlendirememiş,
hepsini boşa harcayarak, Orta Asya steplerinde Kızıl ordu kurşunlarıyla hayata
veda etmek zorunda kalmıştır. Dünyanın ortasında bir büyük imparatorluğu
yönetme fırsatı eline geçmesine rağmen yanlış adımlar ve girişimler sonucunda
hem dünya savaşı kaybedilmiş hem de Türklerin merkezi coğrafyadaki
hegemonyasının temsilcisi olan büyük bir imparatorluğun çöküşüne meydan
verilmiştir. Türk tarihi açısından affedilmeyecek kadar büyük bir hata, tarih
önünde Enver Paşa ve arkadaşları tarafından yapılmış ve onların bu zayıflıkları
nedeniyle sonraki dönemde büyük Türk dünyası emperyalizmin baskı ve
hegemonyalarına tutsak bir olumsuz duruma düşürülmüştür. Sovyet rejimi tam
yetmiş beş yıl bütün Türk dünyasını sosyalist görünümlü bir hapishaneye mahkûm
etmiştir. Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonra içine girilen küreselleşme
sürecinde Türk dünyası daha neyin olduğunu anlayamadan bu kez de Amerika
Birleşik Devletlerinin bir Avrasya hegemonya plânına alet edilmek
istenmektedir. Tam bu aşamada Rus hegemonyasına karşı Amerikan hegemonyası,
Enver Paşa imajını Türk ve Müslüman toplulukların yeniden yapılandırılmasında
kullanmak istemektedir. Bu nedenle, Amerikaya bağlı olarak çalışan bazı
işbirlikçi çevreler Enver Paşa’nın mezarının İstanbul’a taşınmasında öncülük
yapmışlar, ABD üzerinden yönetilmekte olan Özbekler
Tekkesi
aracılığı ile İstanbul üzerinden orta Asya’nın geleceği için Enver
Paşa aracılığı ile bir mesaj verilmek istenmiştir. ABD dünya hegemonyasını
geliştirerek devam ettirme doğrultusunda, Orta Asya bölgesine Rusya, Çin ya da
Hindistan’ın girmesini önlemek istemekte ve bu bölgenin Türk ve Müslüman
kimlikli nüfus çoğunluğunu Türkiye üzerinden kendi çıkarları doğrultusunda
yönlendirebilmek amacıyla her türlü girişim öne çıkarılmaktadır. Soğuk savaş
döneminden kalma, Türk-Amerikan ittifakı yeni dönemin koşullarında Orta Asya’ya
yönelik olarak kullanılmağa çalışılmakta, İstanbul’a yerleşmeğe çalışan ABD,
Türkiye üzerinden Ön Asya’da oluşturmağa çalıştığı hegemonya düzenini Orta Asya
bölgelerine de taşımak istemektedir. Böylesine bir strateji için en uygun düşen
figür, tarihsel olarak Enver Paşa olduğu için, bu eski sadrazamın imajı
parlatılarak öne çıkartılmaktadır. Türkiye’deki bütün Amerikancıların Enver
Paşa çizgisine yönelmeleri de bu doğrultuda basın ve medya organlarında birbiri
ardı sıra sergilenirken Atatürk imajının yıpratılmağa çalışıldığı açıkça belli
olmaktadır.
 

Duygusallık
Yerine Akılcılığı Yeğleyen Atatürk




Günümüz
koşulları açısından geriye doğru bakılırsa ortada, Enver Paşanın batırdığı
imparatorluk düzeni ile Atatürk’ün kurmuş olduğu devlet yapılanması
görülmektedir. Anadolu halkına hiç güvenmeyen Enver Paşa batı ülkelerindeki
Turancı örgütler ve akımların etkisiyle doğunun Türk ülkelerinde örgütlenerek
ve büyük bir ordu kurarak yeniden dünyanın merkezi coğrafyasını fethetmeğe
yönelmiştir. Atatürk ise, Enver Paşanın bu tür girişimlerini hayalci bularak,
Anadolu halkına güvenmiş ve kısa bir süre içerisinde yapmış olduğu hazırlıkları
tamamlayarak Samsun’a çıkış ile beraber Anadolu’da bir Ulusal Kurtuluş Savaşı
başlatmıştır. Atatürk Samsun’a gitmeden önce, son Osmanlı Meclisinden Misakı
Milli kararının çıkmasını beklemiştir. Eski bir devletin bitiş noktasında onun
en yetkili organından çıkan karar, yeni dönemde devlet çizgisinin nasıl devam
edeceğini ortaya koymuştur. Misakı Milli kararı sonrasında başlatılan Ulusal
Kurtuluş Savaşı tamamen Anadolu’nun kendi olanakları çerçevesinde
yürütülmüştür. Savaş sırasında Rusya ve Hindistan Müslümanlarının para
yardımları olmuş ama bunun dışında dış güçlerle ilişkilere geçilmemiştir.
Bağımsızlık savaşı zafer ile sona erince, bu kez de dünyanın yeni dengeleri
doğrultusunda bir uluslararası barış konferansı Lozan’da toplanarak, yeni
kurulan Türkiye Cumhuriyetinin resmen devletler hukukuna göre tanınması
sağlanmıştır. Bütün bu aşamalarda Atatürk, sınırlar ötesindeki Türk ve Müslüman
toplumlarla beraber yeni bir imparatorluk oluşturma peşinde koşmamıştır.
Turancılık ya da Pantürkizm, Enver Paşayı hayalciliğe sürüklerken, Mustafa
Kemal bu tür sapmalardan uzak durmasını gerçekçi bir biçimde bilmiştir. Tarihi
çok iyi inceleyen Atatürk Türk dünyasının doğu ve batı olarak her dönemde ikiye
ayrıldığını görmüş ve hiç bir zaman hayalci bir büyük birlik ardında politika
yapmamıştır.


Mustafa
Kemal, Türkiye Büyük Millet Meclisini açış söylevinde açıkça Panturanizm, Pan
Türkizm ve Panislamizm akımlarına karşı mesafeli davranılacağını belirterek,
hiç bir yoldan emperyal amaçlar peşinde koşulmayacağını açıkça ortaya
koymuştur. Böylece o dönemin dev ülkesi olan Sovyetler Birliği ile beraber,
diğer bölge ülkeleri ve emperyal güçlere karşı açıkça barıştan yana bir tavır
sergilenmiştir. Atatürk yurtta ve dünyada barışı bir ana hedef olarak yeni Türk
devletinin izleyeceğini söylerken, o dönemin koşullarında batılı emperyal
güçler tarafından kışkırtılarak araziye sürülen Enver Paşa’dan çok farklı bir
yolun izleneceğini açıkça ortaya koyuyordu. Atatürk’ün yüz yıl önceki temkinli
tutumunun bugünler içinde örnek olması gerektiği açıkça ortadadır. Elindeki bir
büyük imparatorluk gücünü yitirmiş olan Türklerin, yeniden Osmanlı
İmparatorluğu gibi bir büyük dev siyasal yapılanmayı ortaya çıkarabilmeleri
fazla gerçekçi görülmemektedir. Bu doğrultuda Amerikanın, İsrail’in ya da
Avrupa’nın Avrasya stratejilerinde Türkiye’nin Truva atı olarak kullanılması
gündemdedir. Zaten bu nedenle Amerikancı gayrimüslim çevreler, Türkiye’yi Çin,
Rusya ve Hindistan üçgenin de Avrasya coğrafyasında kendi piyonları olarak
kullanabilmenin arayışı içindedirler. Türkiye Cumhuriyeti, Sovyetler Birliği
sonrasında karşısına çıkan Avrasya sürecinde iki çizgi arasında kalmıştır.
Birinci çizgi Enver Paşa hayalciliği ile Avrasya coğrafyasına, batılı
emperyalistlerin öncü gücü olarak dalmaktır. Böylesine olumsuz bir girişim
sonucunda, Türkiye, Rusya, Çin ve Hindistan gibi dünyanın yeni büyük güçleri
ile karşı karşıya kalacaktır. İkinci çizgi ise, Atatürk’ün izlemiş olduğu
gerçekçi yaklaşımdır. Buna göre Türkiye Cumhuriyeti önce kendi sınırları içinde
sağlam ayakta duracaktır. Batılı emperyalistlerin plânları doğrultusunda
Türkiye Avrasya’da kendisinin olmayan plânlara sürüklenirse bu kez kendi
ülkesini kaybetmek durumunda kalabilir. Atatürk bu gerçeği gördüğü için, Misakı
Milli sınırları dışında hiç bir maceraya kalkışmamıştır ama İran ile
işbirliğine giderek güney Avrasya hattı üzerinde, Afganistan’ı da içine alan
bir bölgesel işbirliği ittifakı olarak Sadabat
Paktını
gündeme gerçekçi bir biçimde getirebilmiştir. Bu nedenle, bütün dünyanın
Avrasya bölgesine yöneldiği bu aşamada, Türkiye Cumhuriyeti Enver Paşa
hayalciliği ile emperyalistlerin oyuncağı olmamalı, ama kurucusu Atatürk’ün
gerçekçiliği ile Türkiye merkezli bir Avrasya stratejisini komşuları ve
akrabaları olan ülkelerle işbirliği içerisinde uygulamaya başlamalıdır.

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

TÜM KATEGORİLER
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER