Darbeler’in
niçin geldiğini anlamak için insanlık tarihinin gördüğü en büyük katliam
devleti ABD’nin ve ABD emperyalizminin Brüksel Eyaleti, Avrupa Birliği
ülkelerinin 1900’lü yıllardan bu yana Türkiye ile ilgili olarak izledikleri
politikaları bilmek gerek:




ABD’li
senatör Upshow’un, 1927 yılında ABD Senatosu’nda, Lozan hakkında yaptığı
konuşmasını aynen aktarıyorum:
 

“Lozan
Antlaşması, Timurlenk kadar hunhar, Korkunç İvan kadar sefil ve kafatasları
piramidi üzerine oturan Cengiz Han kadar kepaze olan bir diktatör’ün zekice
yürüttüğü politikasının bir toplamıdır.


Bu
canavar, savaştan bıkmış bir dünyaya, bütün uygar uluslara onursuzluk getiren
bir diplomatik anlaşmayı kabul ettirmiştir. Buna her yerde ‘Türk Zaferi’
dediler.”




Bir
başka Amerikalı parlamenter senatör King aynı yıl senatoda yaptığı konuşmada,
Türkiye’de kapitülasyonların kaldırılmış olmasının, uluslararası anlaşmalara
aykırı olduğunu söyleyerek; “Türkler cahil, fanatik ve nefret dolu
insanlardır”
diyordu.




Harvard
Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Profesörlerinden Albert B.Hart, öğretim
üyeleri arasında topladığı 107 imzalı bir metni, senatörlere ve hükümet
yetkililerine göndermişti.




Bu
metinde şunlar yazılıdır:




“Türklerin
Avrupa ve uygar uluslar çerçevesinde yeri yoktur. Kemalist rejim mutlaka
çökecek ve milliyetçi Türk Hükümeti’nin amaçları asla
gerçekleşmeyecektir.”




İngilizlerin
çok saygı duydukları, yaşlı Başbakanları Gladstone, 19. yüzyıl sonlarında
Türkler için şunları söylüyordu: “İnsanlığın tek insanlık dışı tipi
Türklerdir.”




1919
yılında İngiltere Başbakanı Lloyd George’un görüşleri ise şöyleydi:




“Türkler,
ulus olmak bir yana, bir sürüdür. Devlet kurmalarının ihtimali bile yoktur… Yağmacı
bir topluluk olan Türkler, bir insanlık kanseri, kötü yönettikleri toprakların
etine işlemiş bir yaradır.”




Konrad
Adenauer Vakfı’nın Türkiye Danışmanı, Alman Dışişleri Bakanlığı’nın finanse
ettiği Alman Doğu Enstitüsü’nün Müdürü Udo Steinbach, 15 Eylül 1998 günü Lingen
Akademisi’nde verdiği konferansta şunları söyledi:




“Sorun,
Atatürk’ün bir paşa fermanıyla yarattığı yapay ürün Türk Devleti ve Türk
ulusudur. Sorun, Kemalizm ve Kemalizm’in ulusçuluk ve laiklik ilkeleridir. Sorun,
uyduruk, zorlama ve yapay Türk ulusudur. Böyle bir ulus yoktur.


Olmadığını
Türkiye’de yaşayan Türk–Kürt, Müslüman–laik, Alevi–devlet çatışmalarında
görmekteyiz. Bu uyduruk ulusu Atatürk nasıl kurdu?! Önce Ermenileri yok
ettiler, sonra da Rumları. Kürtleri bugüne dek neden yok etmediler
bilinmez.”




CIA
İstasyon Şefi Paul Henze, 1933 yılında bir rapor hazırlıyor: “21.
Yüzyıla Doğru Türkiye.”




Ve
şu “Sav”ları savunuyor:




“Atatürk
ilkeleri soğuk savaş döneminde görevini yapmıştır; ama ‘yenidünya düzeni’ ile
birlikte gerekliliği de kalmamıştır. ‘Klasik Atatürkçülük’ ölmüştür. Aydınların
imam-hatip okulları konusundaki endişeleri yersizdir. İran ve Arap parası ile
desteklenen köktendincilik, Türkiye için ciddi bir tehlike değildir. Atatürk’e
‘deccal’ diyen Said-i Nursi ve Nurcular ilericidir. Nakşibendiler geriye dönük
değillerdir; Orta Asya Türk cumhuriyetleri ile bağlantıyı
sağlayabilirler…”




İngiliz
derin devletinden Andrew Duff, Eylül 2005’te şöyle demiş:




“Türkiye
Avrupa’nın gerçek partneri olabilmek için klasik milliyetçi Kemalizm’le
mücadele etmelidir. Devletin gücü azaltılmalıdır. Kemalizm reforme edilmeli ve
bu eski liderin fotoğrafları kamu binalarının duvarlarından indirilmelidir.


Türkiye
artık Kemalizm’de değişme gereğiyle yüzleşmeli. Sadece yasalar, anayasa değil,
Kemalizm kültürü ve felsefesi de değişmeli. Türkiye’nin, merkeziyetçi yönetim
yapısından adem-i merkeziyetçi
(yani federatif yapı) yapıya geçmeye ihtiyacı var. Diyarbakır’da
bölgesel otonomiye varacak şekilde merkeziyetçi yapının değişmesi iyi olur. Bunu
sadece Güneydoğu için değil diğer bölgeler için de öneriyorum.”




Emperyalizmin
sözcülerinden Reiner Albert, Almanya’nın Mannheim kentinde Katolik Teoloji
Fakültesi’nde “dinler ve kültürler arası diyalog” dersleri
verirken şöyle diyor:




“Türklerin
Almanya’ya uyum sağlayamamalarının en büyük sorumlusu, Türkiye’de aldıkları
Kemalist eğitimdir. Farklılıklara karşı son derece hoşgörüsüz bir ideoloji olan
Kemalizm insanları ister istemez, Almanya’ya karşı mesafeli, hatta düşman
yapıyor.”




Eski
CIA Türkiye şefi Graham Fuller;




“Bugün
Türk devletinin bir sorunu varsa, bu da aslında Kemalizm’in değişmez bir
değerler paketi olarak var olmayı sürdürmesidir. Gerekli olan devletin
liberalleşmesi ve zaman içinde birçok imparatorluğu yönetmiş Türk halkının
tarihsel dehasının önünün, kendisini çağdaşlaştıracak şekilde açılmasına izin
verilmesidir. Kemalist ‘devletçilik’ anlayışı da eskide kalmıştır. Dışardan
kurum ithal etme politikası ile Türkiye on yıllar boyunca biraz işlevsel bir
altyapı kurmayı başardı, ancak ergenlik çağında olan bu ekonomi liberalleşme
yönündeki gerçek önemli adımı, 1980’li yıllarda Cumhurbaşkanı Özal’ın
özelleştirme ve ekonomiyi yabancı sermayeye açma politikaları ile birlikte
atabildi.


Nerdeyse
Türklerin hepsi devletçi ekonomiyi ulusal pazar ekonomisine dönüştürme
ihtiyacını görüyorlar. Aynı şekilde bir zamanlar köklü kültürel devrimin
pederşahi programında yer alan ‘devrimcilik’ ve ‘reformculuk’, bugün sivil
toplumun sürekli gelişmesi ve devletin liberalleşmesi olarak anlaşılıyor.”




Ufuk
Güldemir’in CIA eski Ortadoğu Masası Şefi Graham Fuller’ la yaptığı ve 26
Şubat’ ta Cumhuriyet’te yayımlanan söyleşisinde en çarpıcı sözler şuydu: “Kemalizm’e
son, Osmanlı ile öğünün, Fethullahçı olun!”




Kurt
Ziemke, Alman asıllı Ortadoğu uzmanı, 1930 yılında “Die Neu
Türkei”
(Yeni Türkiye) adında bir kitap yayımlamıştır.
 

Bu
kitapta, Almanya’nın Türkiye’ye yönelik uygulaması gereken politika ve
stratejisi anlatılmaktadır.




Bu
strateji ve politikalara göre:
 

“İngilizler
Musul’da hedeflerine ulaşmak için bir yandan Türkiye’deki ayrılıkçı hareketlere
destek verirken bir yandan Atatürkçü akımın yayılmasını engelleyecek önlemlere
başvurmuşlardır. Yapılması gereken ‘Laik Cumhuriyet’in hem din düşmanı, hem de
Kürt düşmanı olduğu temasını ortaya atıp işlemektir.”




Ziemke’nin
bu projesi doğrultusunda dış ve iç Türkiye Cumhuriyeti düşmanları “dinsiz
Atatürk”
propagandasına 1930’larda başlamışlardır.
 

Amerika,
2. Dünya Savaşı’ndan sonra 1945’lerde Almanya ve siyasetine el koyduğunda,
1930’ların bu Alman stratejisini hemen Türkiye’de uygulamaya başladı.




Denebilir
ki, Türkiye’ de Kürt ayrılıkçı hareketinin tohumları 1945’ten itibaren Amerika
ve yerli işbirlikçileri tarafından atılmıştı…
 

Güneydoğu’da,
daha önce Atatürk’ün parçaladığı aşiret yapısını yeniden kurmak üzere, Atatürk
döneminde Batı’ya sürülen aşiret reislerini, şeyhleri yeniden Güneydoğu’ya
aşiretlerinin başına gönderilmesini ve DP’den milletvekili olmalarını sağlayan
ABD, milletvekili olan bu aşiret reislerini işbirlikçi haline getirerek kendi
politikalarının Türkiye’deki sözcüleri haline getirmişti.




NATO’ya
alınır alınmaz, dönemin Genelkurmay Başkanı Nuri Yamut, 2. Mahmud döneminde kaldırılan
Mehter Takımı’nı 1952’de yeniden kurdurtmuştu!
 

ABD
Dışişleri Bakanı J. F. Dulles, 1956’da; “Din ve siyaset birbirinden
ayrılmaz. Dünya işlerini çözümlemekte seçeceğimiz yol dini görüştür”
demecini
veriyordu.




Bu
demeçten hemen sonra Menderes’in buyruğuyla partide “Anayasa’dan laik
yönetim ilkesi atılarak yerine din devleti ilkesi konulması”

çalışmaları başlatılmıştır.




Son
olarak 2006 yılında Avrupa Parlamentosu Dışişleri Komisyonu’nda kabul edilen
raporda yer alan Türkiye’nin AB’ye girebilmesi için öne sürdüğü ön koşullara
bakalım:
 

1.
Ermeni soykırımı koşulsuz kabul
edilmeli.


2.
Aynı zamanda Türkler “Pontus ve
Süryani”
soykırımı yaptıklarını kabul etmeli.


3.
Lozan’da azınlık olarak sayılmayan
Alevi ve Yezidiler ve diğer tüm halklara azınlık hakları tanınmalıdır.


4.
Başta Üniversiteler olmak üzere tüm
eğitim ve kamu kurularında kılık kıyafet serbestliği tanınmalı
(türbanın).


5.
Kıbrıs Rum tarafına liman ve hava
alanları koşulsuz açılmalı, Kıbrıs’tan Türk askerleri hemen çekilmeli.


6.
Rum Ortodoks Patrikhanesi’ne bağlı
Ruhban Okulu açılmalı.




22
Oca 2016’da ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden, çalışma ziyareti kapsamında
Türkiye’ye geldi.
 

Bakın,
Biden kendisi ile görüşmek için kuyruğa giren siyasal iktidar, Muhalefet
Partileri ve Sivil Toplum örgütleri temsilcilerine verdiği talimatlar nelermiş:




1.
Suriye’ye kendi başınıza müdahale edemezsiniz!


2.
PYD-YPG, bizim Ortadoğu’daki kara gücümüzüzdür. Bu nedenle, bizim Kürt
koridoru işimizi baltalamaya yönelik ve bu güçleri hedef alan operasyon
yapamazsınız!


3.
Kendi başına yeni terörist gruplar oluşturamazsınız. İncirlik’in denetim ve
kontrolü, NATO dolayısıyla ABD’ye aittir. Buraya müdahale edemezsiniz.


4.
Irak’ta, ABD’den habersiz inisiyatif alamaz, Barzani, Nuceyfi, Abadi ile
bizim bilgimiz dışında bir görüşme, uzlaşma, antlaşma yapamazsınız!
Musul
ve Kerkük, ABD için yaşamsal önem taşımaktadır. Bu bölgelere müdahaleniz söz
konusu değildir!


5.
Güneydoğu ve Kandil’e operasyonlarını bitireceksiniz. “Çözüm
masası”
yeniden ve ivedilikle oluşturulmalı, PKK’nın istekleri
karşılanmalı.


6.
Yeni Anayasa’da “Atatürkçülük” ve “Türk Milleti”
yer almamalı.


7.
İhvan ve/veya IŞİD konusundaki kararlar, İsrail ile işbirliği ve
İsrail’in önerileri doğrultusunda alınmalıdır.




Joe
Biden,
tüm
bunları isterken NATO’dan çıkartmaya kadar varan çok sert tehditler savurmayı
da ihmal etmedi…
 

Joe
Biden’in düzenlediği “yuvarlak masa” toplantısına, HDP’den
Leyla Zana, Ayhan Bilgen ve Altan Tan, MHP’den Oktay Vural, AKP’den Galip
Ensarioğlu ve Orhan Miroğlu ile CHP’den Fikri Sağlar ile Sezgin Tanrıkulu
katıldılar.




Aynı
isteklerin, daha sert ve acımasız bir yöntemle dün Mustafa Kemal Atatürk’e
dayatılmaya çalışıldığını biliyoruz.
 

Peki,
Mustafa Kemal Atatürk nasıl bir tavır almıştı?!




Şimdi,
ona bakalım…
 

Büyük
Taarruz’un hazırlıklarının sürdüğü günlerde, 3 Mart 1922’de Batı’nın saldırgan
devletleri için şunları söylüyordu:




“İstilacı
ve saldırgan devletler, yerküresini kendilerinin malikânesi ve insanlığı kendi
hırslarını tatmin için çalışmaya mecbur esirler saymaktadırlar.


Sonuç
olarak, Dünya iki guruba ayrılmaktadır.


Birincisi
Doğu ki, kendi varlığını, bağımsızlığını artık kavramıştır, bu bilinçle el ele
vermiştir.


Diğer
bir gurup daha var ki bunlar, sırf kendi hırslarını tatmin için çalışmaktadır.


Bunların
amacı zulüm ve baskı olduğu için, onları lanetle anmakta kendimizi haklı
görüyoruz.”




“Reis
Paşa Doğru Görmüştü”, Atilla İlhan Cumhuriyet, 18.02.2002
 

“Biz
Batı emperyalizmine karşı, yalnızca kendi kurtuluş ve bağımsızlığımızı
korumakla yetinmiyoruz.


Aynı
zamanda Batılı emperyalistlerin, bütün güçleri ve bilinen bütün imkânlarıyla,
Türk ulusunu emperyalizmin aracı olarak kullanmak istemelerine engel oluyoruz.


Bununla
bütün insanlığa hizmet ettiğimize inanıyoruz.”




“Milli
Kurtuluş Tarihi”, Doğan Avcıoğlu, İstanbul Matbaası, 1974, 2.Cilt, sf.846
 

1921
yılında, silah gereksiniminin üst düzeye çıktığı savaş günlerinde ise şunları
söylüyordu:




“İlkbahara
kadar üç ay içinde bu silahları elde edemezsek, diplomasi kanallarıyla bir
çözüm yolu aramak zorunda kalacağız.


Bunu
arzu etmiyorum.


Biliyorum
ki, Batı ile uyuşma, Türkiye’nin kaçınılmaz olarak köleleştirilmesi anlamına
gelecektir.”




“Milli
Kurtuluş Tarihi” Doğan Avcıoğlu, İst. Mat., 1974, 1.Cilt, sf.265
 

Olanaksızlıkların
çaresizliğiyle, Batının manda ve himayesini kabul etmek isteyenler için 1919
yılında; “Ahmaklar memleketi Amerikan mandasına, İngiliz koruyuculuğuna
bırakmakla kurtulacak sanıyorlar. Kendi rahatlarını sağlamak için bütün bir
vatanı ve tarih boyunca devam edip gelen Türk bağımsızlığını feda
ediyorlar”
deyip, manda önerilerini kesin bir biçimde reddediyordu.




Bu
açıklamaların en çarpıcı olanlarından birini, 29 Ekim 1930 yılında Ankara Türk
Ocağı’ndaki Cumhuriyet Bayramı kutlamasında yapmıştır.
 

Amerikan
Associated Press Muhabiri Miss Ring, Atatürk’e; “Türkiye’nin ne zaman
Batılılaşacağını, Amerikanlaşacağını”
sorduğunda, şu yanıtı almıştı:




“Türkiye
bir maymun değildir.


Hiçbir
milleti taklit etmeyecektir.


Türkiye
ne Amerikanlaşacak, ne de Batılılaşacaktır.


Türkiye
yalnızca özleşecektir.”




“Türkiye;
29 Ekim 1930, Türkiye; Mart 2002” Turgay Tüfekçi, Orkun Dergisi, Mart 2002,
Sayı 49, sf.4
 

Mahmut
ÖZYÜREK, 28 Ocak 2016, Isparta


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet