Link : http://sendika10.org/2016/07/erdoganin-darbe-tezgahi-ve-siyasal-iktidarin-tam-fethi-kemal-erdem/


Cemaat’in kadrolarının Ordu içerisinde tek tek tasfiye
edilmesi onun işine gelmiyordu. O bu tasfiyeyi daha büyük amaçları için bir “siyasal
kaldıraç” olarak kullanmak istiyordu. Kontrollü bir şekilde Cemaat’in Ordu
içerisindeki kadrolarını bir ikilem içerisine soktu, hiç acele etmeden
 onların etrafını sararak onlara darbe yapmaktan başka bir yol
bırakmadı.Bu yola başvurdukları andan itibaren de zaten hazırlıklı olan
Erdoğan,bu darbenin arkasına asıl kendi darbesini yerleştirdi


15 Temmuz günü akşam saatlerinde başlayan ve 16 Temmuz
günü sabaha kadar süren ve Erdoğan tarafından hazırlanan ancak Fethullah Gülen
Cemaati’nin kullanıldığı bir darbe tezgahı çok açık bir şekilde sahneye kondu.
Bütün dünya bir Erdoğan ve AKP şovuna tanıklık etti.


Şu ana kadar ortaya çıkan bilgiler , Erdoğan ile AKP
hükümetinin Gülen Cemaati’nin darbe faaliyetlerinden haberdar oldukları ve
darbenin içerisine sızarak bu darbeye bir “düşük” yaptırarak asıl kendi
darbelerini gerçekleştirmiş olduklarını göstermektedir. Erdoğan bir çok defa
yaptığı gibi , bu sefer de kendi düşmanlarının hatalarını kendisine müttefik yaparak
ve “gelen kuvvetin yönünü tersine çevirerek” kendi asıl amacına ilerleyen bir
strateji uygulamıştır..


Erdoğan, MİT aracılığıyla darbeyi önceden kontrol
altına alarak ve kontrollü bir şekilde gelişmesini sağlayarak , Gülen
Cemaati’nin bu hatasını devleti ve siyasal iktidarı tam ele geçirmek için
kullanmıştır. 15 Temmuz darbesi, MİT tarafından Gülen Cemaati’nin darbesine
düşük yaptırılarak gerçekleşmiş  ve bu düşük darbe aracılığıyla asıl
darbeyi Erdoğan yapmıştır.Yani darbe içerisinde darbe yapılmıştır.


Darbe sonrasında yaşananlar ve ortaya çıkan bilgiler
 bu iddiamızı doğrulamaktadır.


MİT’in uzun zamandan beri Ordu içerisinde Gülen
Cemaati’nin adamlarını izlediği ve bu grubun bir askeri darbe hazırlığı içinde
olduğu biliniyordu.İşte bununla ilgili haber:


“Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ile bağlantıları
olduğu iddia edilen Akın Öztürk’ün ‘darbe yapabilecek potansiyele sahip
olduğunun’ geçen yıl bir grup subay tarafından Genelkurmay Başkanlığı’na
bildirildiği öğrenildi.


Türk Silahlı Kuvvetleri, devletten temizlenmeye
başlanan FETÖ bağlantılarına sahip general ve amirallerin önümüzdeki günlerde
yapılacak olan Yüksek Askeri Şura’da emekli edileceklerinin belli olması
üzerine Orgeneral Öztürk’ün düğmeye bastığı ortaya atılan iddialar arasında.
Eğer darbe başarılı olsaydı, Akın Öztürk Genelkurmay Başkanı olacaktı.”
(hurriyet.com.tr/16 Temmuz 2016)


Ama kanımızca Erdoğan ve hükümet, bu grubu tek
izlememekteydiler ama bu darbenin içine de adamlarını sızdırarak ve başarısız
bir darbenin ortaya çıkmasını sağlayarak ,  bu başarısız darbeyi bastırma
görünümü altında bütün muhalefeti de bastırarak Erdoğan’a Başkanlık biçimi
altında Tek Adam Diktatörlüğü’nü açmak istiyorlardı.


CHP milletvekili Dursun Çiçek, CNN Türk’e yaptığı bir
değerlendirmede üstü örtülü bir şekilde bu darbede MİT’in rolünü sorgulamış ve
bu kadar yaygın bir örgütlenmeden MİT’in haberinin olmamasının mümkün
olmadığını ve de bu darbenin bilerek Erdoğan ile hükümet tarafından önünün
açıldığını belirtmiştir:


“Bu kadar yaygın bir örgütlenmeyi istihbaratın önceden
görmemesi anlaşılır gibi değildir. Milli İstihbaratın ve Cumhurbaşkanının bu
örgütlenmeden önceden haberdar olup önlem almış olması gerekirdi. Şüphe var;
acaba bilerek mi tedbir alınmadı? Genelkurmaybaşkanı’nın darbeciler tarafından
kontrol altına alındığının anlaşılmasından sonra yerine hemen atama
yapılmalıydı, gecikilmiştir. Atama zamanında yapılsaydı darbe girişimi daha az
zararla engellenirdi” (hurriyet.com.tr/17 Temmuz 2016)


İlginç bir şekilde 17/24 Aralık 2013 operasyonlarından
sonra, Emniyet ve Yargı içerisinde büyük bir temizlik yapan Erdoğan, Cemaat’in
Ordu içerisindeki uzantılarına dokunmadı.Hatta bu durum kamuoyunda büyük bir
eleştiri konusu oldu.Bugün ortaya çıkan tablodan da anlaşılmaktadır ki, Erdoğan
Cemaat’in Ordu içerisindeki uzantılarına bilerek dokunmayarak ve etrafını
tamamen kuşatarak, onları başarısız bir darbe girişiminin içerisine çekerek, bu
darbeyi bastırma görünümü altında kendi darbesini derinleştirmek ve iktidarı
tam ele geçirmek istemekteydi. Ordu içerisindeki Cemaat kadrolarını teker teker
tasfiye etmek varken,bunu yapmayarak, onları kendi darbesini gerçekleştirmek
için kullanmıştır.


MİT bu darbenin neresindedir? Bu darbeyi uzun zamandan
beri izleyen MİT, hangi adamlarını bu darbeciler içerisine sokmuştur ve bu
darbecileri nasıl kendi kucaklarına düşmeleri için manipüle etmiştir?
Darbecilerin zamansız bir şekilde harekete geçmeleri için hükümet, bu darbeci
kadrolara operasyon olacağı haberini yaymış ve onlar da bu durum karşısında
hemen harekete geçmek zorunda kalmışlardır.İşte bununla ilgili Cumhuriyet’te
Ahmet Şık’ın haberi:


“ Ankara’dan istihbarat kaynaklı bir takım iddialar:
Ordudaki Cemaat kadrolarına yönelen soruşturmalarla ilgili 16 Temmuz sabah
erkenden operasyonların ilk dalgasının yapılmasına karar verildi.  İzmir askeri
casusluk davası kumpas soruşturmasın savcısı Okan Bato’nun şüpheli listesindeki
askerlerin tamamı hakkında gözaltı kararı var. Bunun dışında komuta
kademesindeki birçok rütbeliyi kapsayan gözaltı kararı verilmişti.


Savcı Bato’nun, Ağustos şurasından önce operasyonların
başlatılması önerisi Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından onaylanmıştı. Gözaltı
kararları ve yapılacak operasyonlarla ilgili Genelkurmay’a bilgi verildi onay
alındı. Bu sabah 04’te operasyonlar başlayacaktı. Aralarında darbe girişimine kalkışanların
da bulunduğu haklarında gözaltı kararı verilen tüm askerler teknik takip
altındaydı.


15 Temmuz gündüz saatlerinde teknik izleme yapan
birimler olağan dışı hareketlilik gözlemlendiğini rapor etti. Ancak ne olduğu
anlaşılamadı.


15 Temmuz gecesi ise darbe girişimi ortaya çıktı.
Tahminen daha ileri tarih için planlanan darbe girişiminin B planı devreye
sokuldu. Jandarma ve Hava Kuvvetleri merkezli darbe girişiminin beyni Cemaat.
Sayıca çok büyük değillerdi ve ordu içinden destekleri zayıf kaldı. AKP ve
Erdoğan karşıtı asker ve sivillerin kendilerine destek vereceklerini, AKP
yanlılarına karşı yanlarında duracağını düşündüler.” (Ahmet Şık,Cumhuriyet ,16
Temmuz 2016)


Erdoğan’ın amacı tek Cemaat’in kadrolarını Ordu
içerisinde tasfiye etmek değildi. Ama bu tasfiyeyi bütün siyasal iktidarı ve
özellikle Başkanlık Sistemi’nin önündeki engelleri kaldırmak için de kullanmak
istiyordu. Cemaat’in kadrolarının Ordu içerisinde tek tek tasfiye edilmesi onun
işine gelmiyordu. O bu tasfiyeyi daha büyük amaçları için bir “siyasal
kaldıraç” olarak kullanmak istiyordu. Kontrollü bir şekilde Cemaat’in Ordu
içerisindeki kadrolarını bir ikilem içerisine soktu, hiç acele etmeden
 onların etrafını sararak onlara darbe yapmaktan başka bir yol
bırakmadı.Bu yola başvurdukları andan itibaren de zaten hazırlıklı olan
Erdoğan,bu darbenin arkasına asıl kendi darbesini yerleştirdi.


Cemaat’in darbesinin bastırılmasından sonra, bu
rüzgarı arkasına alan Erdoğan, 2500 savcı ve hakimi, Anayasa Mahkemesi’nin iki
üyesini ve HSYK’nın beş üyesini hemen tasfiye etti.Sanki Ordu’daki darbeyi bu
kesimler yaptı? Zaten uzun zamandan beri,Erdoğan’ın yargıyı ve Anayasa
Mahkemesi’ni yüzde yüz ele geçirmek için planlar yaptığı yazılmaktaydı ve
Erdoğan’ın yargıyı yüzde yüz ele geçirme  planının bu darbe tezgahı olduğu
da açığa çıkmış oldu.


Erdoğan’ın “15 Temmuz Darbesi” tamamen psikolojik
savaş yöntemleri üzerine oturan bir darbedir.Darbenin bastırılması görünümü
altında asıl darbenin yapılması yeni bir taktik değildir. Aynı darbeyi
AKP-Cemaat ittifakı, Ergenekon Komplosu ile Kemalistlere karşı yaptı.Mağduriyet
yaratarak kitleleri kazanmak daha etkili olduğu için, bu tür psikolojik
operasyon destekli darbeler daha tercih edilmektedir.Çünkü böyle darbelerde
bastırmanın şiddeti daha yüksek olmakta ve istenilen siyasi amaca yürümek daha
kolay olmaktadır. Cemaat’in polis ve yargı içerisindeki tasfiyesine benzer bir
tasfiye Ordu’da yapılmış olsaydı,bunun Erdoğan için fazla bir getirisi
olmayacaktı.


Bu darbeye MİT’in önceden hazırlıklı olduğu ve
herşeyin en ince ayrıntısına kadar düşünüldüğü, Genelkurmay Başkanı Hulusi
Akar’ın ve Kuvvet Komutanları’nın darbe boyunca enterne edilmelerinden
bellidir.Genelkurmay Başkanı’nı gerçekten darbeciler mi rehin aldı yoksa darbeciler
içindeki MİT’çiler mi rehin aldı? Erdoğan darbe sırasında Hulusi Akar’ın ve
Kuvvet Komutanları’nın kendisine karşı olası bir başka darbeye girişmelerini
önlemek ya da Cemaat ile birlikte hareket etmelerini önlemek için, bilerek
Hulusi Akar’ı ve Kuvvet Komutanlarını enterne ederek ve emir-komuta zincirini
askıya alarak işlerin ters gitmesinin önünü kesmiştir. Hiç kuşkusuz bunları
hemen bilemeyiz ancak Erdoğan’ın darbe mekaniğinin mantığından bunlar
çıkmaktadır.


Yine Ordu içerisindeki Cemaat kadrolarının, Yüksek
Askeri Şura öncesinden sıkıştırılarak darbe için harekete geçmelerinin
sağlanması da manidardır. Herşeyin Erdoğan ve hükümetin lehine olacak şekilde
gelişmesi, tesadüf ile açıklanacak bir durum değildir.


Bir başka ilginç durum da MHP lideri Devlet
Bahçeli’nin “haklı” çıkmasıdır. Kendi partisindeki muhaliflerin hareketini her
fırsatta Cemaat’in MHP’yi ele geçirme girişimi olarak sunan
Bahçeli’nin,Erdoğan’ın bu darbe girişiminden haberdar olduğu ve gizli bir
şekilde Erdoğan ile ittifak yaptığı anlaşılmaktadır. Bahçeli’nin partisindeki
muhalifleri Cemaat ile ilişkili göstermesi tesadüf değil, Erdoğan ile yapmış
olduğu gizli anlaşmanın sonucudur.Bahçeli’nin “haklı” çıkması dahi , bu
darbenin perde gerisinde , Erdoğan tarafından uzun zamandan beri hazırlandığının
açık bir göstergesidir.Bahçeli kendi koltuğunu kurtarma karşılığında,
Erdoğan’ın darbesinde figüran olmayı kabul etmiştir.


Erdoğan 15 Temmuz olaylarında göründüğü gibi masum
değildir. Cemaat’in darbesinin arkasına kendi darbesini yerleştirmesi görüşü ne
komplodur ne de yabana atılacak bir fikirdir. Karanlıklar Prensi Hakan Fidan,
IŞİD üzerinden Türkiye’ye füze attırarak Türkiye’nin Suriye’ye girmesine temel
hazırlamayı biliyor da, Cemaat üzerinden bir provakasyon ile  darbe
yapmasını mı bilmiyor ? Yoksa insanlar Erdoğan ve AKP’nin bu kadar akıllı ve
yetenekleri olmadıklarını mı düşünüyorlar? Bu insanlar sandığımızdan da akıllı
ve zeki insanlar.


15 Temmuz olaylarında karanlıkta kalan ve tuhaf bir
çok olay var.Darbeciler linç edildiği için ve tamamen itibarsızlaştırıldığı ve
de tamamen kendilerini ifade etmeleri engellendiği için, hükümetin her dediği
kamuoyu tarafından hemen doğru kabul edilmekte ve “yutulmakta”dır. Örneğin bu
tuhaf olaylardan birisi de Meclis’in bombalanması olayıdır.Bu bombalamayı
gerçekten kim yaptı? Bu bombalamanın hükümete yarayacak bir şekilde
gerçekleşmesi tuhaftan da öte ve bu 15 Temmuz darbesinin en karanlık
taraflarından birisidir.Darbeciler darbe ile başka siyasal güçleri de kendi
yanlarına çekmek istiyorlardı ve TRT’de yayınladıkları bildiride de “demokratik
ve parlamenter sisteme ve de  insan haklarına saygılı bir sistem” kurmak
istediklerini belirttiler.Bunun tersi olan bir eylemi niçin yapsınlar? Buradan
da Meclis’in kimin tarafından bombalandığı kendiliğinden anlaşılmaktadır.


Bunun gibi bir sürü olay vardır: Genelkurmay Başkanı
ve Kuvvet Komutanları’nın tutuklanması, Erdoğan’ın kaldığı otelin
bombalanması,Saray’ın bombalanması,MİT’in taranması, Erdoğan’ın uçağının sözde
jetler tarafından taciz edilmesi vs. Bütün bunların doğruluğunu kim teyit
edecek ve bunu yapanlar gerçekten kimdi? Hükümetin adamları mıydı yoksa
darbecilerin adamları mıydı?


Madem MİT bu darbe tezgahının içindedir o zaman başka
sorular akla gelmektedir: MİT darbecilerin “beynine” ne kadar sızmış ve onların
darbesini ne kadar hükümete yarayacak şekilde manipüle etmiştir? Darbeciler
içine sızdırılan adamların ne kadarı öldürülmüş ya da çıkan çatışmalar da
öldürülmüştür? Ordu içerisindeki Cemaat kadrolarının ne kadarı ajanlaştırılarak
çift taraflı kullanılmıştır?


Sonra darbede başka tuhaflıklar da vardır. En kötü
darbeci dahi, bir darbenin başarısı için siyasal iktidarın başını yoketmek için
harekete geçer.Ama darbe boyunca Erdoğan ve Hükümet üyelerine yönelik hiçbir
girişim olmadığı gibi, bir de bu siyasiler gece boyunca şov yaptılar (gayet
rahat olmalarını da ayrıca bir kenara bırakıyorum). Sürekli bir şekilde Erdoğan
ve Hükümet üyelerinin olmadığı yerler bombalandı.


TRT’ye bildiri okutmaya giden grup da tuhaf bir
şekilde spikere özel kanalları nasıl keseceklerini soruyordu.Darbeciler herşeyi
düşünmüşler ama özel kanalları nasıl keseceklerini düşünmemişler! İnsan
sormadan edemiyor: darbecilerin bazı gruplarını yoksa onlar içine sızmış
hükümet ajanları mı darbenin başarısız olması için yönetiyordu? Eğer öyleyse bu
ajanlar Meclis’in bombalanması gibi olaylara da karıştılar mı?


Erdoğan darbesinin yöntemi o kadar basittir ki,bu
kadar basit bir yöntemin bu kadar büyük politik sonuçlara yolaçması oldukça
ilginçtir. Erdoğan’ın başından beri yani hükümete geldiğinden beri önceleri
Cemaat ile ve daha sonraları ise tek başına bir darbe mekaniği var ve bu
mekanizma parçalı bir şekilde ilerlemektedir. Yani Erdoğan’ın siyasal iktidarı
tam ele geçirme yürüyüşü zamana yayılmış ve parça parça komplolar ve psikolojik
savaş yöntemleriyle ilerlemektedir.


Erdoğan’ın darbe mekaniği daha önce Ergenekon
Komplosu’nda da gördüğümüz gibi sert ve yumuşak güçlerin birlikte kullanımına
dayanmaktadır. Aynı birlikteliği 15 Temmuz darbesinde de görmekteyiz. Sert
güçler de kendi içerisinde dolaylı ve dolaysız olarak ikiye ayrılmaktadır.
Dolaylı güçler gizli olarak kullanılan güçlerdir ve dolaysız güçler ise
devletin açık kolluk güçleridir. Yumuşak güçler ise, politik ve ideolojik
güçlerdir :politikacılar, bürokratlar ve gazeteciler gibi. Bu sonuncular
psikolojik savaşın yöntemlerine uygun olarak, sert güçlerin “darbelerini” halka
manipüle ederek ve algının yönü ile şiddetini değiştirerek vererek, istenilen
sonucu geniş kitlelere yayarlar.


Erdoğan kendi darbesinin kollarını üçe ayırarak
iktidarın iplerini tam ele geçirmiştir:


1-Halk güçlerine karşı IŞİD ve El Kâide terörü
üzerinden darbe vurmuş;


2-Devlet içerisindeki muhalefete Gülen Cemaati
üzerinden bir komplo ile darbe vurmuş.


3-Devletin kolluk güçlerini de “terörle mücadele”
görünümü altında kullanarak bütün muhalefeti bastırmaya çalışmıştır.


Birinci ve İkinci gruptaki güçler dolaylı ve gizli
güçler olup, bu güçlerin darbeleri açık ve dolaysız güçler ile birleştirilerek,
bütün toplum zapturapt altına alınmıştır.


Bir başka nokta da, başta ABD ve Batı olmak üzere,
bazı devletlerin Erdoğan’dan kurtulmak için Gülen Cemaati’nin darbesine bel
bağlamış olduğunun ortaya çıkmasıdır.Bu darbenin aslında alttan alta gizli bir
şekilde Batı tarafından desteklendiği ve de Erdoğan’dan kurtulmak için Cemaat’e
bel bağlandığı anlaşılmıştır. Her işi yüzüne gözüne bulaştıran Batı bu darbeyi
de yüzüne-gözüne bulaştırdı ve Erdoğan’ı hafife almanın bedelini ağır ödedi.
Bundan sonra Batı’da daha fazla bombaların ve terör eylemlerinin olacağından
artık kuşku yoktur.


Türkiye 15 Temmuz’dan itibaren, Erdoğan’ın sinsi bir
şekilde Gülen darbesinin arkasına gizlediği darbe ile daha da karanlık bir
döneme girmiştir. Erdoğan 15 Temmuz darbesi ile tek Başkanlık Sistemi’nin
önündeki engelleri kaldırmamış ama iktidarın iplerini de tamamen ele geçirerek,
bütün ülkeyi tamamen esir almıştır!


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet