Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara


ESAD ÖZKARA : Modernleşmek İçin Yerellikten Vazgeçmek mi
Gerekir ???


Modernleşme,
bireysel bakımdan geleneksel kabulün ve yaşama üslubunun terk edilip bunların
yerine daha yeni, daha geniş kitleler tarafından benimsenmiş bir yaşama
biçimini kabul etmek olarak anlaşılabilir. Toplumsal olarak da statikleşmiş,
yerleşik müesseselerin yerine, daha yeni müesseselerin oluşturulması olarak da
kabul edilebilir.


Modernleşme aynı
zamanda karmaşık bir süreçtir. Karmaşıklıktan şu anlaşılmalıdır: Modernleşme
süreci tek bir değişkene indirgenemez, tek bir eksen etrafında açıklanamaz.
Modernliğin resmi, birbirinden farklı unsurları, alt parçaları içerir. Bir
dizi, iç içe geçmiş değişken, modernleşme ile birlikte harekete geçer. Söz
konusu karmaşıklığın önemli unsurları arasında sanayileşme, kentleşme,
okur-yazar nüfus oranında ve okullaşmada artış, kitle iletişim ve ulaşım
araçlarının yaygınlaşması, siyasete olan ilginin artması ve tabii toplumsal
hareketlilik sayılabilir. Bütün bu değişkenler, birbirlerini etkilemek
suretiyle karmaşık bir modernleşme süreci oluştururlar.


Modernleşme
birçok alanda yeni oluşumları harekete geçiren özelliğini Habermas şu sözlerle
vurgular: ‘‘Modernleşme, birbirini tamamlayan ve etkilerini giderek arttıran
süreçlerin tamamını ifade eder’’. Bu anlamda kaynakların seferber edilmesi ve
kapitalleştirilmesini, üretim güçlerinin gelişmesini, emek ve çalışma
verimliliğinin yükseltilmesini içerir. Keza, merkezi bir siyasi örgütün
kurulmasını, ulusal kimliğin yaratılmasını gerektirir. Bunlara siyasi katılımı,
kent yaşamını ve kamunun eğitimini imkân dahiline sokan hakların
yaygınlaştırılmasını eklemek gerekiyor. Sözü edilen değişimlerin altında kuralların
ve değerlerin laikleşmesi yatar. ‘‘Modernleşme, sistemli ve belirli bir
düzenliliği, karşılıklı bağımlılığı oluşturur’’. Yukarıda sayılan
değişkenlerden birinde olan hareket, şu veya bu oranda diğerleri üzerinde
etkide bulunur. Bu nedenle, modernleşme süreci, bu süreci yaşayanlar tarafından
oldukça türdeş bir olguymuş gibi algılanır. Değişkenler, tek bir eksene
indirgenmeden, kendi aralarında etkileşir. Modernleşmeden etkilenmeyen hemen
hemen hiçbir alan, hiçbir faaliyet kalmaz. Dolayısıyla süreç, kısmi bir süreç
değildir, topyekûn bir süreçtir.


Modernleşme, Batı
endüstri toplumlarının gelişme modelidir. Modernleşme kuramı II. Dünya Savaşı
sonrasında Batı’da siyasi ve ekonomik gelişmelerin ortaya çıkardığı ihtiyaçlara
karşılık Batılı sosyal bilimciler tarafından ortaya atıldı. Kuram, bu
gelişmeler ve ihtiyaçlar çerçevesinde Batının kendi dışında kalan Batı-dışı
toplumlara bakışını yansıtmaktadır. Einstandt, modernleşmeyi tarihsel olarak
Batı Avrupa ve Kuzey Amerika’da geliştirilmiş olan toplumsal ekonomik ve
siyasal sistemlere doğru bir gelişme süreci şeklinde tanımlamaktadır. Emre
Kongar’a göre ise modernleşme; Batılı toplum bilimciler tarafından oluşturulmuş
olan ve gelişmekte olan bütün toplumların benzer aşamalardan geçecekleri
anlayışından hareketle oluşturulmuş bir kavramdır. Modernleşme Sezgin
Kızılçelik tarafından açıklandığı gibi Batı’nın Batı-dışı toplumları kendi
özelliklerine göre yeniden biçimlendirmesi ve onları batıcılaştırmasıdır.
Örneğin; 20. Yüzyılın en önde gelen modernleşme kuramcılarından Daniel
Lerner’ın aşamalı ilerleme kuramına göre bütün az gelişmiş toplumlar Batılı
toplumların geçirmiş olduğu aşamalardan geçecekler ve modern toplum yapısına
kavuşacaklardır.


Modernleşme
kuramları, yeryüzünün bütün toplumlarına bir modernleşme ölçütü olarak Batı’nın
geçirmiş olduğu tarihsel aşamaları geçirmek gerektiği görüşünü dile
getirmektedirler. Bu noktada modernleşmeden kastedilen şeylerin ne olduğunu
ortaya koymak gerekir. Kentleşme, yaygın eğitim, demokrasi, kapitalizm,
endüstriyalizm, uzmanlaşma, teknoloji, sanayileşme gibi. Batı tarihini
incelediğimizde sanayileşmenin teknolojinin ve diğer unsurların ortaya
çıkmasında Batı Dünyası, dünyanın coğrafi ve demografik dengelerini alt üst
etmek pahasına, daha ilkel ve daha az gelişmiş olarak gördükleri toplumları
sömürgeleştirmiş; elindeki hammaddeleri zorla gasp etmiş, onları köleleştirmiş,
dahası kitleler halinde katletmiştir. Ve bugün modern medeniyet olarak reklamı
yapılan her şey 19. Yüzyıl vahşi kapitalizmi ve sömürü düzeninin üzerine bina edilmiş,
bir medeniyettir.


Bununla da
yetinilmemiş 20. yüzyılda meydana gelen iki dünya savaşı ve milyonlarca ölümün
üzerinde ideolojik gruplaşmalar da dünyayı huzursuz etmiştir. Diğer yandan,
çağdaşlaşma literatürde çoğu zaman gelenekselin karşıtı olarak anlaşılmaktadır.
Modernleşme geleneksel toplumdan modern toplum tipine doğru bir toplumsal
değişimin süreci olarak tanımlanabilir. Tamda burada insanın aklına şöyle bir
soru geliyor:


Modernleşmek için
yerellikten, geleneksellikten vazgeçmek mi gerekir? Eğer Modernleşme veya
Batılılaşma dediğimiz şey teknoloji, sanayileşme, kentleşme gibi olgularsa bir
toplum kendi yerelliğinden vazgeçmeden teknolojiyi, sanayileşme, kentleşme gibi
unsurları Batı’da olduğu gibi kullanamaz mı yoksa modernleşme derken yukarıda saydığımız
unsurlardan başka değerler dünyasının da Batılılar gibi olması mı gerekir?


Toplumları
incelediğimizde sadece teknolojik, sanayileşme ve kentleşme gibi durumların
dışında bir de Batı’nın ortaya koyduğu değerler dünyasını kabul etmezsek
modernleşmeden yoksun kalacağımız gibi bir imaj ortaya çıkıyor. Bu açıdan
Japonya örneğine bakacak olursak modernliğin bütün esaslarının Japonlarda
olduğunu görürüz. Ancak Japonlar ‘‘modern’’ denilen Batılıların gözünde ne
kadar moderndir?! Modernleşme sürecindeki toplumlarda, modernleşmeyi sahiplenen
kesimler ile geleneksel yaşam biçimini sürdüren kesimler arasında bir ayrım
ortaya çıkmaktadır. Bu ayrım modernliğin başlattığı, geleneksel yapıların
‘‘eskiliğine’’ karşı ‘‘yeniyi’’ temsil etmesinden de kaynaklanmaktadır.
Modernleşmeyi savunan kesimler bu farkı, ‘‘çağdaş-çağdışı’’ ayırımına
indirgeyerek, modernliğin tercih edilmesindeki isabeti ortaya koymaktadır. Sözü
edilen bu ‘‘çağdaş-çağdışı’’ dikotomisinin temel mantığı Fabian tarafından
‘‘zaman’’ kavramıyla açıklanmaktadır.


Nilüfer Göle’nin
ifadesiyle, Batı dışı toplumlarda gelenek ile modernlik arasında özel bir
kopukluktan, süreksizlikten söz etmek mümkündür. Geleneksel toplum klişesinin
aksine bu toplumların gelenekselliksizleştirildikleri söylenebilir. Batı dışı
ortamlarda, gelenek ve modernlik birbiriyle örtüşmeyen ya da zayıf bir karşılık
gösteren uyumsuz parçacıklar olarak ortaya çıkmaktadır. Bu açıdan baktığımızda
değer ölçüleri olmayan hiçbir toplum yoktur. Her toplumu diğer toplumlardan
ayıran kültürel değerlerin olduğunu görmekteyiz. Bu noktada ülkemizde Nilüfer
Göle’nin gündeme getirdiği Batı dışı modernlikler tartışmasına girmek
gerekiyor. Göle’ye göre Batı dışı toplumların modernliği keşfetmeyip
tükettikleri, modernliğin onlar için kendi toplumsal pratik ve muhayyilelerinin
ürünü olmayıp taklit edilen, öykülenen ‘‘yabancı bir olgu’’ olduğu üzerinde
durmaktadır.


Buradan şunu
anlamak mümkündür: Her toplumun kendi yapısı, kendi karakteri vardır. Batının
veya modern denen ülkelerin ortaya koydukları her şey iyidir, onu almak gerekir
dediğiniz zaman modernleşmenin meydana getirdiği yerellik ve yeni unsurlar
arasında bocalayan insanlar ortaya çıkmaktadır. Geleneksel toplumların
modernleşme süreci, Batıdaki modernleşme sürecinden farklıdır. Batı
modernleşmesini kendi ‘‘mecrası’’ üzerinde uzun bir süreçte gerçekleştirirken,
Doğu’da ise bu süreç yapay bir görünüm almıştır. Geleneksel toplum yapısını
‘‘kötü’’ olarak değerlendiren Batılı toplumlar ve onlarla aynı hedefi paylaşan
geleneksel toplumdaki bazı toplumsal kesimler, konumları farklı olmasına karşın
‘‘oryantalist’’ bakış açısını da paylaşırlar. Artık onlar ‘‘Doğu’’ içerisinde
‘‘Batıyı’’ temsil ederek ‘‘ötekilerden’’ ayrılırlar. Sonuçta, geleneksel
toplumlarda modernleşme süreci, birbirine şüpheyle bakan, ‘‘Doğu yakası’’ ile
‘‘Batı yakası’’ arasındaki gerilimli bir ilişki haline gelir. Bu gerilim bir
toplumsal patlama ile sonuçlanarak Doğu-Batı arasında savaşa dönüşebileceği
gibi, zamana yayılarak, arada akut alevlenmelerin yaşandığı uzun soluklu
sorunlu bir ilişki haline de gelebilir.


Osmanlının son
dönemlerine doğru ortaya çıkan ‘‘Batılılaşma’’ hareketleri, giderek toplumun
bir bölümünde Batı tipi bir yaşam tarzını ve kültürünü yerleştirmiş ve giderek
diğer toplumsal kesimlere de farklılaşmaya başlamıştır. Bozulan yapının ancak
Batılılaşma sayesinde düze çıkabileceği inancını paylaşan gruplar Batılılaşmayı
hedefleyen reformların yapıcısı oldular veya onlara sahip çıktılar. Osmanlıda
‘‘Batı’’ bu biçimde oluşurken, geleneksel yaşam tarzına sahip olan kesimler de toplumun
‘‘Doğusunu’’ meydana getirdiler. Her iki yönden olumsuz etkilerin azaltılması
ve Doğu ile Batının birlikte yaşayabileceği ve her ikisinin de kendine has
doğrular ve yanlışlar barındırabildiğinin kabulü ile belki de mümkün
olabilecektir. Modernlik eğer sanayileşme, teknoloji, kentleşme, demokrasi,
eşitlik, özgürlük gibi durumlar ise hiçbir toplum bunlara hayır demez ancak bu
kavramlarla birlikte kendi değer yargılarını da dayatacaklarsa o zaman birçok
insan bu değerlerin dayatılmasına karşı çıkacaktır.


Öncelikle şunu
peşinen kabul etmemiz gerekir ki bütün medeniyetler kültürlerden doğar. Yani
medeniyetlerin hammaddesi kültürdür. Bu bağlamda kültür, milleti millet yapan
fertlerin tarihi derinliklerinden bugüne getirdikleri ortak davranış ve duyuş
kalıplarını ihtiva eder. Dolayısıyla, bütün milletlerin farklı değerleri olması
kendine ait kültürünün, yaşayış tarzının olması doğaldır.


Modernlik
kavramı, değerleriyle beraber dayatıldığından dolayı toplumlarda çatışmalara
yol açmaktadır. Bu bakımdan modernlik aynı zamanda dayatmacı bir ideolojidir.
Bu dayatmacı modelde Türkiye gerçeğine bakacak olursak, Batı’nın değerlerini
savunanlar: ilerici, çağdaş; Batı’nın değerlerini kabul etmeyip kendi
değerleriyle beraber; teknik, sanat, sanayileşme vb. olguları kullansalar bile;
çağdışı, gerici, yobaz olarak nitelendirilmektedir. Tanzimat’tan bu yana
modernleşmek için çabalayan Türk toplumunda kendini modern görenlerle onların
yaftaladıkları ‘‘gerici-yobaz’’ çatışması sürmektedir. Bu ideolojiden
kurtulabilmenin yolu toplumun kendi değer yargılarına uygun kendini kaybetmeden
var olan teknoloji, sanayi, demokrasi, eşitlik, özgürlük gibi kavramların
gerektirdiklerini dönüştürerek kullanmaktır.


ESAD ÖZKARA


İstanbul Medeniyet Üniversitesi


LİNK : http://akademikperspektif.com/


KAYNAKÇA


GÖLE,
Nilüfer, Batı Dışı Modernlik: Kavram Üzerine, İstanbul: İletişim
Yayınları, 2002.


GÖLE,
Nilüfer, Melez Desenler: İslam ve Modernlik Üzerine, İstanbul: Metis
Yayınları, 2002.


KIZILÇELİK,
Sezgin, Zalimler ve Mazlumlar: Küreselleşmenin İnsani Olmayan Doğası,
Ankara: Anı Yayıncılık, 2004.


KONGAR,
Emre, Toplumsal Değişme Kurumları ve Türkiye Gerçeği, İstanbul: Bilgi
Yayınları, 1979.


LERNER,
Daniel, The Passing of Traditional Society: Modernizing the Middle East,
London: The Free Press of Glencoe, 1964.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış