SASGEM
– Stratejik Araştırma ve Strateji Geliştirme merkezi ve diğer alan uzmanları
dünya Siyonizm’i ve CIA hizmetinde üç tarikatı incelemeleri.


Derlenen bilgiler ve yaşanan gelişmeler:


“Opus
Dei Tarikatı, Moon Tarikatı ve Gülen Cemaati arasındaki şaşırtıcı benzerlikler
ve ilişkiler yumağının özeti.


OPUS DEI TARİKATI: Yeni Opus Dei’nin kurucusu
Kurucusu Madrid’li bir Katolik papazı Josemaia Escriya de Balagar. Papaz
Ecsriya’nın aslı Hristiyan değildir. İspanya’da Yahudi engizisyonu yapıldığı
dönemde Hristiyanlığa geçmiş aslen gizli Yahudi olan bir aile kökeninden gelir.
Opus Dei kelime anlamı “Tanrı’nın İşleri.” Diğer bu tür örgütlenmeler Opus Dei
örneği ve üzerinden yönlendirilir. 1990’larda Vatikan, Papa 2. John Paul
tarafından onaylanan teolojik belgeyle; insanlığın kurtuluşu için tek yolun
Katolik Mezhebi olduğunu ve diğer dinlerin Katoliklikle eşit olmadığını ilan
etti. Dinler
Arası Diyalog
, bütün inançları kiliseye döndürme amacı
taşımaktadır.


MOON TARİKATI: Kurucusu önceleri Budist,
sonradan papaz olan Sun Myung Moon. Moon, 1954 yılında K. Kore’den kaçarak, G.
Kore’ye yerleşti ve tarikatını da burada kurdu. Moon Tarikatı’nın resmi adı “Birleştirme
Kilisesi
”dir (Unity of the Church akımı ve Unification Church
kurumu). 1951 ABD müdahalesinin hemen ardından kurulmuş bir Hıristiyan
tarikatıdır. Kurucusu Sun Myung ve oğlu Heung Jin göğe çekilmek ve gökten geri
dönmek gibi Hz. İsa niteliklerine sahiptirler. Dinlerin birleşmesi yanında
ırkların birleşmesinin mümkün olması bu dine geçerek olur. Bugün G.Kore
nüfusunun yaklaşık %40’ını Budistlikten Hristiyanlığa devşirmiş ve toplum
bölünmüştür.


GÜLEN TARİKATI: 1966 yılında İzmir
Kestanepazarı’nda
kuruldu. Bu bölgenin bir diğer özelliği Sebatayistlerin
merkezi
olmasıdır.


Her
üç Siyonist tarikatın ortak Masonik özellikleri ilginçtir. Bu üç tarikatın ortak
özellikleri:


Opus
Dei 20. yüzyılda Franko ile su yüzüne çıkmış, 35 yıl onunla çalışmıştır. 2.
Dünya Savaşı sırasında ABD Siyonistleri ve yeni kurulan CIA bunu devşirmiştir.
Amerika’ya geçip tarikatı kurmuş, 2. Dünya Savaşı’ndan sonra öncelikle Almanya’yı
hedef almıştır. Çalışma bölgesi Hıristiyan âlemidir.


Moon
Tarikatı kurucusu Sun Myung Moon’un da aslı Budisttir. Buradan Yahudi,
Protestan, Katolik karışımı Unity Church’e devşirilmiştir. Fakir bir köylü
çocuğu olan Sun Myung Moon’un bugün müthiş bir servete sahip olduğu dikkat
çeker. Çalışma alanı Budist inancın yaygın olduğu Asya ve Pasifik bölgesinde
örtük Hıristiyanlığı yaymaktır.


Gülen’in
de ana tarafının İspanya’dan gelen Safarad Yahudilerine dayandığı söylenir. Bir
yanında da ihtida eden bir Ermeni bulunduğu bilinir. Türkçe olduğu için
Risale-i Nûr tefsirlerini alarak çalışmaya başlamış, sonra Risale’nin para
kullanımına karşı, devlete bağlılık, bölücülüğe karşı olma gibi ilkeleri ile
bağdaşamayıp, 1978’de, “Ben kendi tefsirlerimle irşad yapacağım,” diyerek
Risale-i Nûr’u terk edip, laiklik karşıtı dolaylı söylemlerle çevre
toplamıştır. 1970’lerden itibaren yabancılardan destek almıştır. İslam’ın
dönüştürülmesi, “Ilımlı İslam” işiyle görevlidir. Çalışma alanı İslam
coğrafyasıdır. Fakir bir vaiz olduğunu söyleyerek 1992’de Amerika’ya gittiğinde
25 milyar Dolar, bugün hareketin 150 milyar Dolar (gösterilmeyenlerle 250
milyar Dolar) serveti vardır. Vergisi ödenmemiş himmet, bağış, haraç ve işe
yerleştirilen üyelerinin maaş ve ücretlerinin % 40’ı ile bu gelir Türkiye’den
sıyrılıp alınmaktadır.


Benzer
bir dördüncü tarikat Çin’de yükseltilmektedir: Falun-Gong. Hızla yayılan ve
büyük mali olanaklara sahip CIA bağlantılı bu tarikat, Scientology
(Bilimcilik)
adını da taşıyor. Scientology’nin, gerek ABD’de
gerek Avrupa’da en sıkı ilişki içinde olduğu güç, Fethullah Gülen örgütü.
Scientology, aynı zamanda Moon tarikatı ile çok sıkı ilişki içinde. CIA’nin
denetimindeki bir diğer tarikat da Çin’de faaliyet yürütüyor: Falun-Gong.


Her
dört tarikatın da teorisi, dini yorumlayışları, çalışma tarzları ve hedefleri
arasında olağanüstü uyum var. Kuşkusuz bunun nedeni, komuta merkezinin aynı
olması. Hepsi, CIA’nin örtülü faaliyetleri için kullanılıyor ve
yönlendiriliyor.


Hindistan
Hinduizm’i ise Moon gibi bir şekillendirmeye direnmek için kendi paralel
okullar sistemini devreye sokmuştur.


Her
üç tarikatın koordine
edildiği yer Amerika
, hizmet ettikleri merkez de dünya
Siyonizm’idir
. Koordine eden kuruluş CIA’dır.
CIA bu üç tarikat vasıtasıyla hem Budist âlemi, hem Katolik Hıristiyan âlemi,
hem de İslam âlemi üzerinde hegemonya kurmayı amaçlamaktadır. Çin boyutu
Konfüçyüs felsefesini dünyevileştirip, vaftizler ve kiliseleştirme ve İngiliz
dili akımı ile buraya yeni dâhil edilmektedir. Hepsinde amaç, hakikî dinî
yaşayıştan uzaklaşıp kapitalizmin her alanda küreselleşmesi için “ılımlı
paralel dinler
” oluşması, sonunda WASP zihniyetine uygun
Hıristiyanlık ve Tanrı İsa altında birleşilmesidir. New Age (Yeni Çağ) akımı bu
amaçla yönlendirilmektedir.


Bir
başka benzerlik de üçünün de ABD’de ikamet etmeye başlamalarıdır. Moon, 1959
yılında ABD’ye yerleştirilmiştir. Gülen, 1999 yılında ABD’ye alınmış ve göz
altında tutulurken, Opus Dei kurucusu Papaz Escriya ise 1940’lardan itibaren
sürekli ABD’de bulunmuştur.


İspanya’da
Papaz Escriva, Franco diktatörlüğünün sağ koluydu ve Opus Dei Tarikatı’nın
lideri Franco’nun 35 yıllık diktatörlüğü ile işbirliği içinde olmuştur. Opus
Dei gizli bir Yahudi örgütüdür ve gizemli Kabala geleneğine bağlıdır.
Hıristiyan görünmeleri sadece taktiktir. KAYIP KARDİNAL Escriva’nın Yahudilik
ve İslam’la ilgili olumsuz bir yaklaşımının olmadığı bilinmektedir. 1974’te
Buenos Aires’te Hıristiyanlığı tercih ettiği için bir Müslüman ailenin vaftiz
töreninde bu hususu açıkça belirtmiştir. Papaz Josemaria Escriva’nın Opus Dei
(Opus Dey) örgütünün temelini oluşturan “rehber” kitabı “Yol” adını taşıyor.
1934 yılında yazılmış, 43 dile çevrilerek tüm dünyada 4,5 milyon satmıştır. Bu
kitabın İngilizcesi, THE WAY. Raslantıya bakın ki, Fethullah Gülen’in
İngilizceye çevrilen ilk kitabı da, dört ciltlik “Criteria, or LIGHTS OF THE
WAY” (İzmir, 1990). Kimilerine göre Escriva, dengesiz, sinirli, paranoyak
özelikleri olan biriydi. (Nurettin Veren’in açıklamaları da Gülen’in aynı
karakterde olduğunu gösteriyor.) Çok yakınında bulunan, örgütten ayrılan bazı
eski üyeler bu tür ithamlarda bulunmuştur.


Moon
tarikatının ortağı ise CIA’nın kurduğu Kore’deki CIA’nın Washington temsilcisi
Albay Bo Hi Pak’da dır. Bo Hi Pak’da, Moon Tarikatı’nın en güçlü üyesidir.
O’nun desteği ile Güney Kore hem askerî, hem de dinî vesayet altına alınmıştır.
Kuzey Kore dininden çıkan Güney Kore kadroları, bölünmüş bir Kore milleti ve
devletini pekiştirmekte ve Rus destekli Kuzey Kore ordusu karşısında ABD
payandası olarak kullanılmaktadır. Bu askerin bir faydası, Kore’nin imalât
yapması, meslek eğitimi ve ihracat yapmasındaki ısrarı olmuştur. Yine Güney
Kore’den, soyadı da değiştirilerek Hıristiyan Moon tarikatına devşirilen Bak
Ki-Moon, Bush döneminde Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri yapılarak
propaganda amaçlı kullanılmaktadır.


Gülen
ise ABD’nin dünyada 1950’ler politikası olan Komünizme Karşı Mücadele
Derneklerinin Erzurum ile İzmir şubelerini ilk kuran zattır. 12 Mart’ı
desteklemesiyle göze girmiş, 12 Eylül ve 28 Şubat askeri darbelerinin baş
destekçisi olmuştur. 35 yıldır CIA bağlantısı vardır. Açıktan Hıristiyanlık
veya “Ilımlı İslâm” propagandası yapamasa bile “takiyeciliği” ve
“samimiyetsizliği” Müslüman bir toplumun içine sokmuştur. Kenan Evren için
“Kenan Evren Cennetliktir. Kucaklayan ve kutsal kurtarıcı bir melektir,”
demiştir. 12 Eylül faşizmini şu sözleriyle meşrulaştırmaya çalışır. “Asker tam
zamanında yetişmese bütün millet olarak inkisar içinde ağlamak-tan başka
çaremiz kalmayacaktı.” “Ümidimizin tükendiği yerde, Hızır gibi imdadı-mıza
yetişen Mehmetçiğe bir kere daha selam duruyoruz” (Sızıntı, Ekim 1980, sayı:
21). Darbelerden sonra kadrolarını devlet içinde yerleştirme, gerçek dindarları
ise tasfiye etme imkânını böyle bulmuştur. YAŞ kararları ile grup grup tasfiye
edilen cemaatçileri ise 2003’te çıkarılan bir Kanun ile askeriyeye bağlı
işyerlerine almıştır.


Üç
tarikatın ortak işleri 1980’lerde SSCB etrafındaki Yeşil
Kuşak
Projesine hizmet
etmiş olmalarıdır. 1990’larda Küreselleşme içinde
ayrı görevler verilmiştir. 1990’lardan sonra Batı dünyasının amacı İslâm’a
bünye değiştirtip geriletmektir.


Üç Tarikatın Faaliyet Yöntemleri Hemen Hemen Aynıdır


Koyu
Katolik olan Hıristiyanların bünyesinde yer aldığı bir yapılanma Opus Dei.Opus
Dei Tarikatı’nın beş kıtada 475 üniversite ve Yüksek Okulu ve 200 lisesi var.
604 gazete ve dergiye sahip. 52 radyo ve televizyonu yayın yapıyor. Bugün Opus
Dei’in Almanya’da 2.8 milyar dolar serveti, 15 üniversitesi, 97 teknik okulu,
36 ilköğretim okulu vardır. Opus Dei Tarikat’ının Hristiyanların yaşadığı her ülkede
sorumlu bir Kardinali
bulunur.


Moon
Tarikatı da benzer alanlarda yükseköğretim, meslek eğitimi, lise eğitimi,
yayınlar, kilise okulları ve vaftizler yoluyla devşirme faaliyeti yürütüyor.
Moon Tarikatının dünyanın birçok yerinde vakıfları, işletmeleri, okulları,
medya kuruluşları mevcuttur. Moon Tarikatında tam tamamına Opus Dei gibi üyelik
düzeni vardır. Uzak Doğu, Orta Asya, Türkiye ve Kuzey Amerika göçmenleri
arasında kademelendirilmiş ülke papazları aracılığıyla din yayma işi yapmaktadır.


Gülen
cemaatinin ise sadece Orta Asya’da dil merkezi, ilkokul, lise düzeyinde 250,
dünya genelinde 141 ülkede 600 arasında okulu var. 40 küsur üniversitesi var.
Yüzlerce gazete ve dergi, radyo ile televizyon yayını ve yayınevine sahip. Mali
ve ticari alanlara girmiştir. Siyasi, askeri, polis içinde teşkilatlanmıştır.
Yürütme, yasama, yargı, ordu, polis, eğitim, sağlık, ticaret, maliye vb.
cemaatin hizmetindedir.


Gülen
Cemaatinin de Opus Dei Tarikatındaki gibi her ülkede bir sorumlusu vardır.
Değişen sadece ülke kardinali yerini ülke imamının almasıdır.


Opus
Dei Tarikatı ve Gülen Cemaati’nin üye katmanlarının nitelikleri de aynıdır. Her
iki Siyonist örgütte de üç tip üye vardır.


1.
Opus Dei’de birinci grup olarak adlandırılan “Numerarid” denilen üyeler hiç
evlenmiyorlar. Opus Dei evlerinde yaşıyorlar. İhtiyaçları dışındaki tüm
kazançlarını tarikata veriyorlar.


Gülen
Cemaati’nde “İmam” ve “İmame” olarak adlandırılan abi ve abla denilen üyeler de
hiç evlenmiyorlar. Tarikat evlerinde yaşayıp, tarikatın hizmetindedirler. Tüm
otorite onlardır. Yedi kişilik İstişare grubu, kıta, ülke, bölge sorumluların
bunları içinden seçiliyor.


2.
Opus Dei de ikinci üyeler “Sopranumerari” olarak adlandırıyorlar. Tam
üyedirler. Fakat evleniyorlar. Tarikat evleri dışında yaşıyorlar. Aylık
ödüyorlar.


Gülen
Cemaati’nde ise bu tip grup, Şagırd ve Şagırde diye adlandırılan cemaat içinde
yetişip evlenenlerden oluşuyor. Cemaate tam üyedirler. Fakat maaşlarından belli
yüzdeyi aylık olarak cemaate ödüyorlar.


3.
Opus Dei de üçüncü tip üyelere “cooperatori” deniliyor. Tarikatın gönüllü
yardım ve eğitim kuruluşlarında yer alıyorlar.


Gülen
Cemaati’nde de bunlara ek olarak “himmet” adı altında yardımda bulunan
ağırlıktaki üyeler ve destekçilerden oluşuyor.


Bu
üçlü Siyonist tarikatların propaganda ve örgütlenme çalışmalarını yürütürken
kullandıkları kilit kavramlar da aynıdır. “Diyalog”, “Hoşgörü,” “Dini
Araştırmalar”
ve “Sevgi”.


Üçünün
ortak özelliği misyonerlik faaliyetleridir. Her üç tarikatın ABD’deki NED,
CSIS ve CIA gibi istihbarat örgütlerince desteklendiği

belirtiliyor.


Bugün
üçünün birlikte yürüttükleri bir faaliyet daha var. “Dinler arası
Diyalog ve Hoşgörü
” adı altında Siyonizm’in hegemonyasını
pekiştirmek ve yaymak için önce ABD, sonrasında 1991 ile 1994 yılında İstanbul
sonrasında Riha’da birlikte toplantı düzenlediler.


Avrupa ve Papa’nın Opus Dei’si


Vatikan
ve papalık bu kuruluşu kullanmaktadır. “Papa’nın Kutsal Mafyası” adı ile de
anılan Opus Dei muazzam bir güce ulaşmıştır. Kanada, Avusturalya, İtalya, Güney
Amerika ve Fransa’da büyük topraklar, yeraltı ve yerüstü kaynakları Papalığa
aittir. Siyasi, askeri, polis, mali ve ticari alanlarda çok etkindir.
Milyarlarca dolara hükme-diyor. Hücre ve eylem gücü nedeniyle Papa 2 John Paul,
icracılığının başarısını Opus Dei’ye borçlu olduğunu açıkça ifade etmekten
çekinmemiş bir Katolik liderdi örneğin.


Dünya
genelinde bilhassa üniversiteler, mali kuruluşlar, finans birlikleri, devasa
şirketler Opus Dei’nin müritleri ile doludur.


Başarılı
politikacılar, hâkim ve savcılar, parti ileri gelenleri, güçlü sanayici ve
işadamları, Avrupa Birliği’nin muktedir parlamenterleri Opus Dei’nin çok
sevdiği şahsiyetler arasında yer alıyor.


Alman
Hristiyan Demokratlar Partisi’nin önemli isimlerinden Kurt Malangre de yarım yüzyıla
yakın bir süredir Opus Dei mensubu olduğunu gizlemiyor mesela. Almanya’da 2
bine yakın çekirdek müridan kadrosu bulunuyor Opus Dei Tarikatı’nın. Bonn
kentinde faaliyet gösteren “Öğrenci Temelli Kültür Birliği – Studentische
Kulturgemeinschaft” ve Münih’te faaliyet gösteren “Ren – Donau Vakfı – Rhein
Donau Stiftung, tarikatın gelir kaynaklarından sadece ikisi. Opus Dei projeleri
Avrupa Birliği’nin fonlarında da akla hayale sığmayacak ölçüde istifade
ediyorlar.


Almanya’daki
merkezini Köln’de ihdas etmiş olan Opus Dei’nin Köln Bürosu’ndan Hans Thomas,
adı geçen derneklerin yönetimini yapıyordu. Hans Tomas şu anda Limmat Stiftung
– Limmat Vakfı’nın başkanlığını yapıyor. Vakıf dünyanın dört bir yanında
projeler yürütüyor. (http://www.limmat.org/index/index.php).
Bir başka ilginç nokta ise Köln’de faaliyet gösteren Lindenthal Enstitüsü,
Lindenthal Institut. http://www.lindenthal-institut.de
sitesinde de görülebilecek bu enstitünün de başkanı Dr. Hans Thomas.


Opus
Dei hakkında çok fazla konuşulan, fakat günümüz dinsel toplulukları içinde
hakkında en az şey bilinen örgüttür. CNN televizyonu için Vatikan analizleri
yapan, BBC için Opus Dei belgeseli hazırlayan ve araştırmacı kimliğiyle Opus
Dei’nin içine sızmayı başarmış isimlerden biri olan John Allen, kitabında
tarikatın kuruluşundan günümüze kadar olan gelişimini, yapısını ve işleyişini
geniş bir yelpazede göz önüne sermiştir. Opus Dei’de tüm üyelerin ortak amacı
bu dünyada bir Civitatea Dei (Tanrı Toplumu) yani teokratik (dini) bir devlet
kurmaktır. Opus
Dei inananları, bir gün tüm dünyanın Hıristiyan olacağına inanırlar.

Gülen de “Vatikan’da ölmek istiyorum” mealinde bir mektubu Papa’ya göndermemiş
miydi?


Tarikat
dünya siyasetini tıpkı bir ahtapot gibi sarmaktadır. İngiltere Milli Eğitim
Bakanı, Polonya hükümetinde görev yapan 3 bakan, Perulu 2 bakan, ABD Anayasa
Mahkemesi ‘nin 2 yargıcı, Amerikan Kongresi ‘nin onlarca üyesi, eski FBI
Başkanı Louis Freeh ve Fox televizyonunun yorumcusu Robert Novak; Opus Dei
müridi olduğunu gizlemiyor.


Neden Fetullahçı hareket, Katolik Opus Dei tarikatı ve Moon
tarikatı çok birbirine benziyor?


Çünkü,
hepsini kendi hesabına çalışması için CIA kurdurmuştur. CIA’yı da İngilizler
örgütleyip Amerika’ya vermişlerdir. Hepsinde aynı model, aynı taktik, aynı
yapılan-ma, kullandıkları kelimeler bile aynıdır.


CIA,
Moon tarikatını kullanarak Dünya Anti Komünist Ligi’ni örgütlemiştir.


Dinler
Arası Diyalog örtüsü de bir ABD imalâtı. 1950′lerden itibaren dünyanın
efendiliğine soyunan ABD, kıtalararası imparatorluğunu sürdürmek için, her kıtasal din
içinde kendisine bağlı bir tarikat örgütledi
. Bu tarikatların
hepsinin söylemi aynı: Dinler arası diyalog. Arap Baharı ile Ortadoğu’ya ihraç
edilmeye çalışılan Türkiye modeli demokrasi anlayışının temelinde de bu
diyalogun altındaki Ilımlı İslam niyeti var.


Myung
Moon liderliğindeki tarikat, Kiliseleri birleştirmek (Unification Church)
felsefesini yaymak amacıyla düzenlediği toplantılarda çeşitli ülkelerin
tanınmış isimlerini bir araya getiriyor ve bu ülkelerde örgütlenmeye çalışıyor
Tarikat, Hıris-tiyanları birleştirmenin yanı sıra, Müslümanlarla Hıristiyanları
da birleştirmeyi gaye edindiği için İslami kesimi de hedef kitle seçmiştir.


Türkiye’deki
ilk girişimleri de bu amaca uygun olarak “Dini Araştırmalar” “Hoşgörü”
“Diyalog” görüşmeleri adları altındadır ve Türkiye’den özellikle dini çevreden
çok aşina isimler tarikatın toplantılarına katılımıyla başlıyor. ABD’de yapılan
“Dinlerarası İlişkiler” toplantısına Türkiye’den 40 kadar ilahiyatçı
katılmıştır.


Moon
Tarikatı, Türkiye’de 1991 yılında İstanbul’da President Otel’de düzenlenen bu
toplantıya katılan Hıristiyan din adamları, Müslüman din adamları ile basın ve
medyaya kapalı üç günlük bir seminer yaptı. 1994 yılında yine İstanbul’da The
Marmara Oteli’nde yine medyaya kapalı olarak yapılan bir başka toplantı da Türk
kamuoyu için şok isimler katılımcı oldu.


Bundan
sonra Moon tarikatı Türkiye’de müthiş bir MİSYONER faaliyeti başlatmıştır. Ana
kavram “hoşgörü” ve “dinler arası diyalog”. Dahası, Moon tarikatının başlattığı
dinler arası diyalog girişimine Türkiye’den de Fethullah Gülen destek veriyor.
Gülen, Papa ile görüşüp, yetkisinde olmamasına rağmen, “Harran’da, üç semavi
dine din adamı yetiştirecek bir İlahiyat Üniversitesi kurmayı teklif ediyor.
Yani Gülen, İstanbul’da sorun olan ruhban okulunun Güneydoğu da açılmasını
öneriyor. Fethullah Gülen’in CIA ile ilişkilerini sürdürmede en önemli örtülerinden
biri, bu Dinler Arası Diyalog faaliyeti olmuştur.


Moon
tarikatının, Reagan döneminde İrangate skandalında boy gösterdiğini görürüz.
George W. Bush iktidarında Moon tarikatının sahibi olduğu Washington Times
gazetesi, yeni-muhafazakârlık (neo-con) ve ABD saldırganlığının başlıca
araçlarından biri oldu. Fethullah Gülen’in Türkiye’de yayınlanan Zaman gazetesi
ile Washington Times arasında sıkı işbirliği artarak sürüyor. Moon ile Gülen
cemaati arasındaki bir diğer ilişkiyi de anlatıp yazımızı noktalayalım. Moon,
ABD’de The Washington Post’un da aralarında bulunduğu birçok medya kuruluşunun
patronudur. Zaman Gazetesi ilk kurulduğunda, ilk matbaa tesislerini veren
Moon’dur. Hatta Moon’un ABD’de “Samanyolu” adlı bir de TV kanalı bulunuyor.


Moon
tarikatının, Latin Amerika’daki askeri diktatörlüklerle, İsrail üzerinden
kurduğu uyuşturucu ve terör bağı dikkat çekicidir. Fethullah Gülen’in İsrail
ile yakın ilişkisi de onun en ayırt edici özelliğidir. Körfez Savaşı’nda, Irak
yönetiminin İsrail’e attığı Scud füzesi üzerine İstanbul’da verdiği vaaz ve
döktüğü gözyaşları ve ettiği bedduaların kaseti, İslamcılar tarafından elden
ele dolaştırıldı.


İsrail
ile ilişki, ABD açısından kilit öneme sahip. Graham Fuller’in İslamcı hareketi
konu alan “Kuşatılanlar
kitabında, İslamcı hareketlerin Batı ile bütünleşmesi için yapması gerekenlerin
başında İsrail ile iyi ilişki geliyor (Graham Fuller, I. O. Lesser,
Kuşatılanlar, Sabah Kitapları, İstanbul, 1996, s.126.)


Gülen’in
İslamcı kitleleri kendisinden soğutma tehlikesine karşın, Kudüs Başhahamı ile
yakın ilişkisi ve cemaatin işadamları derneği ISHAD’in İsrail’le bağları, bu
politikanın gereği olarak kuruluyor.


Kasım
Gülek ismi, Gülen için çok önemlidir. Zira, Moon tarikatı dâhil kendisine
açılan bütün yollara ilk adımı Kasım Gülek’in aracılığıyla atmıştır. Kasım
Gülek’in vasiyeti üzerine cenaze namazı bizzat Fetullah Gülen tarafından
kıldırılıyor. (Bkz. 01.09.1997 tarihli Zaman Gazetesi, 21.01.1998 tarihli
Yeniyüzyıl Gazetesi). Gülen, 1992 yılında ABD’ye gittiğinde, Kasım Gülek’in Amerikan
Ordusu’nda albay olarak görev yapan, daha sonra şüpheli bir şekilde ölen,
baldızı Aylin Rodomisli (“Adı Aylin” romanında anlatılan kişi) aracılığıyla
Pentagon ve CIA ile ilişkiye geçtiğini de bizzat kendisi söyler.


Kasım
Gülek’in kızı Tayyibe Gülek, daha sonra DSP’den Adana milletvekili seçilir.
Ecevit’in son yıllarda Fetullah Gülen’e yakınlık duyduğu bilinen bir gerçektir.
Tayyibe Gülek’i yetiştiren kişi, teyzesi Aylin Rodomisli olup, bu kişi aynı
zamanda Fetullah Gülen’in Pentagon’la ilişkisini kuran kişidir.


Moon
tarikatı Mesihliğe soyunurken, Fetullah Gülen İslam’ın temsilciliğine,
halife-liğine ve bunu Ilımlı İslâm için Türkiye üzerinden kullanmaya
soyunmaktadır. Moon da, Gülen de Amerika’yı üst olarak seçmişlerdir.


Gülen’in
reklâmını değişik yayın organlarında yapan yazar Hulusi Turgut, 21 Ocak 1998
tarihli Yeni Yüzyıl’da bu ilişkiyi şöyle anlatıyor: “Kasım Gülek, Fethullah
Gülen’le çok iyi dostluk ilişkileri içinde bulundu. Gülen, Kasım Gülek’le sık
sık görüşürdü. Vefatı üzerine bu eski dostunun cenaze namazını kıldırmıştı.
Fethullah Gülen’e sorduk: ‘Amerika, sizlerle ilgili referansı merhum Kasım
Gülek’ten mi aldı?’ Gülen bu konuda şunları söyledi: ‘Kasım Gülek Bey’in
baldızı Amerika’daydı. Yani Pentagon’la irtibatları vardı. Eğer kendisine değişik
platformlardan, Beyaz Saray’dan sormuşlarsa ‘Bunlar nedir?’ diye, o da ‘Endişe
edilecek bir şey yoktur’ demiştir, referans vermiştir.”


Gülen,
1 Eylül 1997 tarihli Zaman gazetesinde de bu ilişkiyi şöyle açıklıyor:

“ABD’de görüştüğüm insanlardan biri Abramowitz’di. O, Türkiye’de bir zaman elçi
olarak kalmıştı. Müşterek dostumuz Kasım Gülek Bey vardı. Onun vasıtasıyla
gıyaben onu tanıyorduk…” 1997 için, “Türkiye, şimdiye kadar çok ölüm-kalım
krizlerine maruz kalmıştır. Bunu isterseniz bir kriz sayın ama bu millet bunu
aşar dedim. Hatta bu ses, imkânı varsa Beyaz Saray’a kadar, Kongre’ye kadar,
Pentagon’a kadar götürülmeli dedim.” (Zaman gazetesi, 1 Eylül 1997)


İç ve Dış Gülen Okulları


Türkiye’deki
diğer tarikatlar, Kuran Kursu ve İmam Hatip Liseleri gibi doğrudan din
öğretimine devletin müfredatı ile eğitim kurumlarına önem verirken, Fethullah
Gülen cemaati, 1980’lerde Turgut Özal döneminde, yurtiçinde özel Anadolu
Liseleri ve kolejler açmaya başladı. Fethullah Gülen, bu okullarda, Hıristiyan
misyonerlerinin modelini izleyerek, İngilizce olarak temel bilimler alanında
eğitime ağırlık verdi.


Osmanlı
İmparatorluğu’nda örgütlenmek isteyen Hıristiyan Misyonerleri de, önce teoloji
alanında eğitim veren okullar kurmak istemiş, başarılı olamayınca, temel bilimler
alanında yabancı dille eğitim veren kolejler kurmuşlardı. 1915 yılında Osmanlı
coğrafyasında, Hıristiyan Misyonerleri’nin Amerika’daki en büyük örgütü
Amerikan Board’a bağlı 600′den fazla okulu vardı. Amerikan kolejleri, Osmanlı
İmparatorluğu’nun parçalanmasında azınlıkları örgütleyerek çok önemli roller
oynadı. Atatürk, Cumhuriyet’le birlikte bu okulları kapattı. Türkiye, NATO’ya
girdikten sonra bu okullara benzer okullar MEB eliyle yeniden açtırıldı. İyi
yabancı dil öğrenilemediği gibi ülkede fen ve matematik anlama kapasitesi de
çok düştü. Bundan sonra örgütlü kopyacılığa başvurma arttı.


ABD’nin
Soğuk Savaş döneminde, Sovyetler Birliği’ni içeriden çökertmek için örgütlediği
ve büyük olanaklarla yürüttüğü “CIA Muhalefeti”nin, Gülen örgütünün önünü açtığı
saptandı.


Sovyet
Bloğuna karşı yürütülen psikolojik savaşın en önemli aygıtı Hür Avrupa Radyosu,
Fethullah Gülen’i bültenlerinin baş konusu yapmıştır. Amerika’nın Sesi
radyosunun değişik lehçelerdeki Türkçe yayınlarında, Gülen ve misyonu sık sık
övülür.


Osmanlı
İmparatorluğu toprakları içinde açılan Amerikan kolejleri kime hizmet ettiyse,
Gülen’in okulları da aynı hizmeti görüyor. Bu okullar hep CIA’nin ilgi duyduğu
ülkelerde açılıyor. Okullara ABD’deki Yahudi lobisinin de ilgi duyduğuna dikkat
çekiliyor.


Okulları
açan şirketler: Çağ Öğretim İsletmeleri AS, Feza Gazetecilik AS, Şelale AS,
Eflak AS, Kazak Türk Liseleri Genel Müdürlüğü, Sebat AS, Silm AS, Taşkent
eğitim Şirketi, Serhat eğitim Öğretim ve Sağlık Hizmetleri AS, Tolerans Vakfı,
Ufuk eğitim Vakfı, Toros eğitim Hizmetleri Turizm ve Ticaret AS, Ertuğrul Gazi
eğitim Öğretim AS, Karaçay Çerkes Toros eğitim Hiz. Tur. ve Tic. AS, Palandöken
eğitim Öğretim Hiz. AS, Dunae 94 Sti., özel Burg AS, Dostluk Yurdu Derneği,
International Hope Ltd. Company, Fezalar eğitim Öğretim Ticaret Limitet
Şirketi, Cağlar eğitim Mal. Ltd. Sti, Balkanlar eğitim ve Kültür Vakfı, S.C.
Lumina SA Şirketi, Gülistan eğitim Yayın ve Ticaret Ltd. Sti., Sema eğitim
Öğretim İsletmeleri AS, Samanyolu AS, Türkiye Sağlık ve Tedavi Vakfı, Yayasan
Yenbu Indonesia Vakfı’dır.


Gülen,
ABD’de uluslararası okulların, ABD’nin isteği ve desteğiyle kurulduğunu itiraf
etti: “Amerikalılar istemezlerse kimseye dünyanın değişik yerlerinde hiçbir iş
yaptır-mazlar. Şimdi bazı gönüllü kuruluşlar dünya ile bütünleşme adına gidip
dünyanın değişik yerlerinde okullar açıyorlarsa, Amerika ile çatıştığınız
sürece böyledir. Yoksa bu projelerin yürütülmesi mümkün olmaz.”


Gülen,
gücünü ABD yönetiminden aldığını da saklamaz: “Amerika şu andaki konum ve gücüyle
bütün dünyaya kumanda edebilir. Bütün dünyada yapılacak işler buradan idare
edilebilir. Amerika hâlâ bu dünya gemisinin dümeninde oturan bir milletin
adıdır. Amerika daha uzun zaman dünyanın kaderinde çok önemli rol oynayacaktır.
Bu realite kabul edilmeli.
Amerika gözardı edilerek şurada
burada bir iş yapılmaya kalkılmamalı. ”


ABD
ile bağı, onun Türkiye Cumhurbaşkanı’nın korumasına girmesine yol açabilecek
kadar güçlüydü.


Fethullah
Gülen’e bağlı Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’nın, 25 Aralık 1997 günü
düzenlediği “Ulusal Uzlaşma, Hoşgörü ve Diyalog” ödül töreninde, Cumhurbaşkanı
Demirel’e de “şükran plaketi” verilmiştir.


Oysa
o tarihte 28 Şubat Darbesi’yle İmam-Hatip Ortaokulları ve meslek Ortaokulları
kapatılıyor, Refah Partisi iktidardan uzaklaştırılıyor, Necmettin Erbakan’a
hücum ediliyor, Fethullah Gülen’in okulları basılıyor, Gülen’in Türkiye
Cumhuriyeti’ne karşı faaliyetleri nedeniyle hakkında adli soruşturma
yürütülüyordu. Demirel’i Fethullah Gülen’in ödülünü almaya ABD Ankara
Büyükelçisi Mark Parris ikna etmişti. Mark Parris, İran’da 8-11 Aralık l997
tarihleri arasında yapılan İslam Konferansı Örgütü’ nün Tahran zirvesinden
dönüşünde Demirel’i ziyaret etti. Demirel, IKO’nun Türkiye’ ye karşı tutumunu
protesto ederek, zirveyi bir gün önce terk etmişti. Parris, Aralık ayının
ikinci haftasında yapılan görüşmede, Türkiye’nin Ortadoğu ve Orta Asya’da
“Ilımlı İslam”dan yana tavır almasını savundu, Fethullah Gülen’i övdü.
Demirel’e ödül töreni için Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’nın davetiyesini
götüren kişinin, kendisine ABD’nin eski Büyükelçisi Abramowitz’in mesajını da
ilettiği ifade ediliyor.


Mark
Parris, ABD’nin Çelik Çekirdeği’nin has adamlarından biriydi. Beyaz Saray’dan
Ankara’ya geldi. Bill Clinton’un yakın kadrosu içindeydi. Ulusal Güvenlik
Konseyi’ nin, Türkiye’yi de kapsayan Yakındoğu ve Güney Asya sorumlusu iken
Türkiye’ye atandı. Mark Parris’in Fethullah Gülen’e ilgisi, Ankara’ya geldikten
sonra başlamıyor. Gülen’in, ABD’de devlet ricali tarafından kabul görmesini
sağlayan da, Abramowitz’in yönlendirmesiyle Mark Parris’in başında olduğu
Yakındoğu ve Güney Asya Bölümü idi. Fethullah Gülen’in, o dönemde Beyaz
Saray’ın yol vermesiyle, ABD’de 14 önemli temasta bulunduğu belirtiliyor.


Fethullah
Gülen cemaati tarafından yurtdışında, özellikle de Türk Cumhuriyetlerinde
açılan okullarda, diplomatik pasaportlu Amerikalı CIA ajanları, “İngilizce
öğretmeni” diye barındırılıyor. Bu işbirliği, Türkiye’de yapılan üst düzey
resmi bir toplantıda, bizzat Fethullahçı okul yöneticisi tarafından itiraf
edildi. Durum, devletin resmi olarak yayımladığı kitapla da belgelendi.


Tarih,
3 Mart 1997. Yer, Ankara’daki Başkent Öğretmen evi. Önemli bir toplantı
yapılmaktadır. Ev sahibi, Milli Eğitim Bakanlığı Yurtdışı Eğitim Öğretim Genel
Müdürlüğü. Konu, yurtdışında açılan Türk okullarının sorunları.


Toplantıya
başta, dönemin Milli Eğitim Bakanı Mehmet Sağlam olmak üzere bakanlığın bütün
üst düzey bürokratları katılıyor. Dahası; Başbakanlıktan, MİT’ten, Dışişleri
Bakanlığı’ndan temsilciler de katılımcılar listesinde. Ve elbet, yurtdışında
okul açmış vakıf ve özel şirket yetkilileri de hazır.


Sıra,
Özbekistan’daki 18 okulun sahibi gözüken Silm A.Ş.’nin yetkilisi Mehmet Mesut
Ata’ya gelir. Ata, birçok talebini dile getirir. Sözlerini Amerika’nın Özbekistan’daki
bir uygulamasını örnekleyerek bağlar. MEB’in yayımladığı yurtdışında açılan
özel Öğretim Kurumları Temsilcileri-İkinci Toplantısı adlı kitabın 63-64.
sayfalarından okuyalım: “Amerika Birleşik Devletleri, dostluk köprüsü adı
altında getirdikleri 70 öğretmene diplomatik statü kazandırmışlardır. Biz de,
eğer devletimiz, büyükelçiliği-miz, bu konuda diplomatik statü konusunda bize
yardımcı olursa Türk öğretmenleri-nin, Türk eğitimcilerinin itibarlarının biraz
daha artacağını zannediyoruz.”

(yurtdışında acılan özel Öğretim Kurumları Temsilcileri-İkinci Toplantısı,
sayfa: 63-64. MEB Yayınları)


ABD,
CIA ajanlarını kamufle etme ihtiyacı bile duymamış, hepsinin cebine diploma-tik
pasaport koymuştu. Özbekistan’da diplomatik pasaportla bulunan ABD’li “öğretmen”lerin
çoğu, Fethullah Gülen cemaatinin okullarında yüksek ücretlerle
çalışmaktaydılar. İngilizce dil “öğretmeni” olarak gösterilmişlerdi. Örneğin,
Kırgızistan’da da 50-60 kadar Amerikalı “öğretmen” vardı. Bunlar da diplomatik
pasaportluydu. Ve Kırgızistan’da “Fethullahçı” diye bilinen okullarda
“öğretmenlik” yapıyorlardı.


Fethullah
Gülen’in okulları, eğitim dili olarak da Türkçe’yi değil, İngilizce’yi
kullanmaktadır. Özellikle hazırlık sınıflarında haftalık ortalama 24 saati
bulan İngilizce derslerine, çoğu okulda ABD’li ve İngiliz “öğretmenler” girer.
Türkçe Olimpiyatları Türkiye’ye yönelik bir propaganda ve reklâm aracıdır.
Himmet ve bağışlar böyle toplanıp, yurtdışına kaçırılıyordu. Amerikan kuryeleri
bile bu para kaçırma işinde kullanılabiliyordu. Bu okullarda Türkçe seçmeli
ders. Türk Cumhuriyetlerinde % 50, diğer ülkelerde % 10 öğrenci seçiyor.
Haftada 2 saatte birkaç ezber öğreniyorlar. Konuşabilen parmakla gösterilecek
kadar az. Yüksek öğrenim için Türkiye’ye gelen az. Türkiye paraları ödüyor,
Amerika o ülkelerde hem İngilizce konuşan ara sınıf insanları oluşturuyor, hem
kendi CIA ajanlarına paravan ediyor, hem de kendi ihraç mallarını bizim
şirketler eliyle sattırıyor.


Olayın
ABD cephesi ise, 1 Mart 1998 tarihli Aydınlık’ta Doğan Duyar’ın haberiyle
irdelendi. Fethullah Gülen’in yurtdışındaki okullarında çalışan bine yakın
ABD’li öğretmende, yalnızca devlet görevlilerine verilen ABD resmi pasaportu
vardı. Çoğunluğu Türk Cumhuriyetleri’nde faaliyet yürüten okullardaki ABD’li
öğretmenler, “official passport” sahibiler. Amerikan Eğitim Bakanlığı personeli
olmayan ABD’li öğretmenlerin, normal olarak turist pasaportu sahibi olmaları
gerekiyordu. Ancak, Amerikan devleti, Gülen’in okullarında çalışanları resmi
görevli sayıyor. Bu nedenle diplomatik pasaportla eşdeğerdeki resmi pasaport
veriyordu. Türkiye’deki karşılığı “yeşil pasaport” olan “official passport”
ABD’li öğretmenlere diplomatik dokunul-mazlık sağlıyordu. Amerikalı kaynaklar,
bu pasaportların CIA’nin talimatıyla düzenlendiğine işaret ediyorlar. Gülen’in
okullarında görev yapan ABD’li öğret-menler, bu pasaportları özel bir işlem
sonucu elde ediyorlar. ABD’de, Türkiye’ den farklı olarak, özel kesimden bir
kişi, belli bir sure için devlet memurluğuna getirilebiliyor. Bu konumun
kazanılması için, ilgili ABD’de bakanlıkta bir komisyon oluşturulup gerekli
üyeler oturtuluyor. Komisyon, kişiyi sorguladıktan sonra, görev için uygun olup
olmadığına karar veriyor ve atamasını yapıyor. ABD’de büyükelçilik görevine
bile, aynı yöntemle özel kesimden kişiler atanabiliyor.


ABD
Adalet Bakanlığı’na yakın kaynaklar, öğretmenlere resmi pasaport verilmesi
konusunda Aydınlık’a şu bilgiyi veriyorlar: “Gülen’in okullarında görevli
Amerikalı öğretmenlerin büyük bir kısmı Eğitim Bakanlığı personeli olmadığı
halde memur pasaportu taşıyor. Eğer bu öğretmenler özel kesimden alınıp
görevlendirildiyse, normal işlem sürecine göre bir komisyonda dinlenmeleri
(hearing) gerekirdi. Oysa bu öğretmenlerin atama öncesi sorguları böyle
yapılmamıştı, bakanlık teğet geçerek yapılmıştı. Bu normal olmayan bir
durumdu.”


Amerikan
bürokrasisinde normal olmayan durumlara sıkça rastlanabiliyor. Ancak bu tür
olağanüstü uygulamalar, devreye gizli istihbarat servislerin girmesiyle mümkün
oluyor. Gülen’in okullarında görevlendirilen öğretmenlerin, ABD Eğitim
Bakanlığı’ nın ilgili komisyonunda dinlenmeden resmi pasaport almaları için,
CIA’nin devreye girdiği belirleniyor.


Amerikalı
bir ajan öğretmenin ABD’ye aylık maliyeti 17 000 Dolar. Türklere okul ayda 270
Dolar veriyor, bunun 130 Doları Pennsylvania’ya kesiliyor, ayda 140 Dolarla
yaşıyorlar. Türk öğretmeni sömürüsüyle bu ülkelerin çocukları böyle eğitiliyor.


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet