• ARAP DOSYASI /// SÜLEYMAN ÇELİK : Arap Milliyetçiliğinden Vahabi İslamcılığına Gidiş ve BOP
  • Yayın Tarihi : 4 Ocak 2018 Perşembe
  • Kategori : ARAPLAR VE ARAP DÜNYASI


Arap Milliyetçiliğinden Vahabi İslamcılığına Gidiş ve BOP

Süleyman Çelik (scelik44@gmail.com)

1973 Savaşı Araplar için gerçek zaferin başlangıcı olabilirdi. İlk kez bu savaşta, aralarındaki tüm uyuşmazlıkları ve çıkar çatışmalarını bir yana koyarak İsrail’e karşı birleşmişler ve sahip oldukları petrolün gücünü görmüşlerdi. Eğer birlikteliklerini sürdürseler ve bundan sonra da petrol silahlarını kullanabilselerdi sonunda zafere erişirlerdi.

Ne yazık ki bir daha bir araya gelemediler ve petrol, Arapların ulusal çıkarları için değil, emperyalistlerin petrol kuyuları üzerine oturttuğu çağdışı emir ve kralların tiksinç (sefih) çıkarları için kullanıldı. Savaşın gerçek kazananları bunlar oldu. Sahip oldukları değerin gücünü anladılar ve petrol fiyatlarını aşırı derecede arttırdılar. Öyle ki savaştan önce varili 2.5 dolar olan petrolün fiyatı, savaştan sonra100 dolara doğru fırladı.

1973 Savaşı’ndan önce Arap dünyasında “ulusalcı solculuk” ya da bazı ülkelerde iktidarı ele geçiren BAAS Partisi’nin deyişiyle “İslamcı Sosyalizm” rüzgarı esiyordu. Öyle ki İsrail’e karşı mücadele eden Filistinli gerilla örgütlerinin tümü solcu idi ve aralarında Deniz Gezmiş’in de bulunduğu bizim solcu gençler, Filistin’e giderek bunlara katıldılar. Hatta İsrail, Lübnan’daki bir mülteci kampına yaptığı baskında 15 kadar Türk gencini de öldürdü.

Arap Ulusalcılığının bayraktarlığını Mısır Lideri Cemal AbdülNasır yapıyordu. Karizmatik kişiliği ve hitabet yeteneği ile Nasır, Arap dünyasının yanında uluslararasında da öne çıkmıştı. Yugoslavya Lideri Mareşal Tito ve Hindistan Başbakanı Nehru ile birlikte, NATO ve Varşova Paktı ülkelerinin dışında kalan ülkeleri bir araya getiren ve 3. Dünya Ülkeleri adı verilen Bağlantısız Ülkeler Birliğini kurmuş ve bunlarla birlikte birliğin liderliğini yürütüyordu.

Nasır’ın asıl rüyası tüm Arapları tek devlet altında toplamaktı. Bunun ilk adımı olarak Suriye ile birlikte Birleşik Arap Cumhuriyeti’ni kurmuştu. Arapların tek devlet altında birleşmesi, elbette “böl ve yönet” politikası gereği cetvelle sınırlar çizerek Arapları parçalamış olan emperyalistler ile tahtlarını kaybedecek olan kral ve emirlerin uykularını kaçırıyordu. Bunların tersine Nasır, tüm Arap halkı için bir idol olmuştu. Ancak Enver Paşa gibi ihtirasları aklının önünde, hayalci bir liderdi. Enver Paşa’nın “Turan” hayali ile ölmesi gibi, Nasır da “Arap Birliği” hayali ile öldü.

Nasır ölünce en büyük düşmanlarını kaybetmiş olan emperyalistler ile işbirlikçi kral ve emirler rahatladılar. Fakat bu arada Kaddafi’nin bir darbe ile Libya Kralı Sunusi’yi devirmesi tehlikenin geçmediğini gösterince bunlar harekete geçti. Başta Suudiler olmak üzere Körfez Emirliklerinin petro dolarları, CIA, MOSSAD ve Ortadoğu’da büyük deneyim sahibi İngiliz MI6’in şeytani zekası ile birleşerek Arap milliyetçiliğinin yerini Vahhabi İslamcılığının almasını sağladı. Oluşturulan yeni statükonun en başında, elbette İsrail’in güvenliği vardır.

İsrail ile savaşı bir daha ağızlarına almayan Araplar, bundan sonra Filistin sorunu ile, kamuoyu baskısı nedeniyle ilgileniyor gibi görünmüşler; hatta birçok Arap veya Müslüman ülke istihbarat örgütleri Cuma Namazı çıkışlarında gösteriler düzenleyerek, kitlelerin gazını alıp oyalamayı görev edinmişlerdir. İslâm İşbirliği Teşkilatı (İİT) ya da Arap Birliği gibi yapılar da aynı politikanın araçları olmuş, laftan başka bir şey üretmemişlerdir. İİT’nin İstanbul’da aldığı “Kudüs’ü Filistin Devleti’nin Başkenti ilan eden kararı” da diğerlerinden farklı olmayacaktır.

 Bu arada İran’da işbirlikçi Şah’ın devrilmesi dengeleri değiştirdi; Sovyetler Birliği’nin dağılması da buna eklenince ABD, Ortadoğu merkez olmak üzere Kuzey Afrika’dan Orta Asya’ya kadar olan bölgeyi yeniden düzenlemek için BOP ya da Genişletilmiş BOP (GOP) projesini hazırlayıp uygulamaya koydu.

Gözden uzak oldukları için pek ilgilenmesek de Afganistan, Pakistan ve Orta Asya Türk devletlerindeki uygulamaların ürünü Vahabi- Selefi militanı teröristler, IŞİD ve Reina benzeri katliamlarla karşımıza çıkabiliyorlar.

Gözümüzün önünde olduğu ve sonuçları bizi de etkilediği için gelişmelerden anında bilgi sahibi olduğumuz bölgemizde, önce Irak ve Libya yok edildi. Esad çetin ceviz çıkmakla birlikte Suriye de tehlike olmaktan uzaklaştırıldı.

Irak ve Libya, ikisi de megaloman birer diktatör olan liderleri Saddam ve Kaddafi’nin akılsızlıkları yüzünden kolayca yok edildi, ülkeleri parçalandı, zenginlikleri yağmalandı, halkları büyük acılar çekti ve çekmeye devam etmekte. İkisi de cahil, bilgi ve birikim yoksunu, dolayısıyla kullanılmaya çok elverişli; devlet kavramından, diplomasiden habersizdi. Aşiret yönetir gibi devlet yönetiyorlardı. Bu nedenle “şark kurnazlığı ile kullanırım” sandıkları emperyalistler tarafından kolayca kullanıldılar ve sonunda tuzağa düşürülerek yok edildiler.

Suriye’de Esat’ı Rusya ve İran kurtardı. İran, geçmişte ABD’nin yönlendirmesiyle kendisine saldırmış olan komşusu Irak’a yardım etmedi ama Suriye’ye elini uzattı. Esat kurtuldu ama öyle görülüyor ki ülkesi parçalanmaktan kurtulamayacak!..

Ülkelerinin yok olmasına neden olan, tümü diktatör yukarıdaki liderlerin ortak yanılgıları, özgürlükleri yok edip tüm erkleri kendilerine bağlayarak daha sıkı bir yönetim sağlayacak olurlarsa kurtulacaklarını sanmalarıydı. En küçük eleştiriye bile katlanamadılar. Pembe tablolar çizerek kendilerine övgüler dizen yalakaların dışındakileri yanlarından uzaklaştırdılar. Oysa gerçekler pembe değildi ve hoşnutsuzlukları arttırıp patlamalara neden olan bu politika sonlarını kolaylaştırdı.

Görüldüğü kadarıyla BOP’ta sıra İran’a geldi!..