ARAPLAR VE ARAP DÜNYASI

İbrahim ÇEVİK

Daire Başkanı / Etnik Çatışmalar

PKK, bugüne kadar Ortadoğu’da
hatta Türkiye’nin ilişkili olduğu her coğrafyada meydana gelen her olaydan
kazancına olan sonuçlar elde etmiştir. Dün birkaç kez yaşanan böyle bir
gelişmenin yarın da aynı şekilde sonuçlanması elbette kaçınılmazdır. Hele ki,
bölgenin öncesine oranla çok daha sert dalgalarla sarsıldığını, terör örgütünün
uluslar arası ilişkilerinde aşama kaydettiğini hatırlarsak, bu öngörünün
doğruluğu daha açık görülecektir. Ayrıca örgütün daha önceki gelişmelerden
kazandığı deneyimi de unutulmamalıdır.

Irak’ın işgaliyle ortaya çıkan
kargaşa henüz durulmadan, dalgalar halinde yayılma eğilimindeki Arap devriminin
bu bölgeye getireceği yeni sorunlardan terörle mücadelemizin etkilenmesi
kaçınılmaz olacaktır. Bundan sonra “hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” sözü bu
gelişmeyle gerçek anlamını bulmaktadır.

Aslında dün de hiçbir şey
eskisi gibi değildi. Çalkantılı gelişmeler hep meydana geldi. Günümüzdekine
benzeyen olayların sayısı da, PKK’nın bu olayları kazanca çevirmesi de az
değildi. Şöyle ki, Soğuk savaş döneminde Ortadoğu’da çok moda olan arkasında
yabancı bir devletin desteği bulunan terör örgütlerinin başlıca üslenme alanı
Lübnan’dı. Bölgede sözü geçen Suriye’nin desteği altındaki örgüt bu sayede
kendisine sığınacak bir alan bulabildi. Saddam’ın Barzani’yle mücadelesinde
Bağdat’a yakın durarak siyasi destek ve silah yardımı aldı. K. Iraklı masum
insanların gazla zehirlendiği Enfal’den de kazançlı çıkarak bir yandan batıda
yaratılan Kürt yandaşı kamuoyunun sempatisini kazandı, diğer yanda da bölgedeki
varlığına batıyı inandırdı. İlk Körfez Savaşından sonraki 36. Paralel
uygulamasından en kazançlı çıkan taraf oldu. ABD’nin öncülüğünde bölgenin
Saddam’a yasaklanması sayesinde silah, araç-gereç ve silahlı birimlerinin
eğitimliliği bakımlarından atılım gerçekleştirdi. Batının bölgeye ilişkin tüm
planlarının bir köşesinde yer almaya başladı. Saddam’ın Kuveyt’i işgali ve Çöl
Fırtınası harekâtı derken Irak’ın kuzeyinde, sınırlarımızın hemen yanında
üslenme alanı elde etti. Bütün bu gelişmeleri, batıda ve Türkiye içinde
yerleşmek için birer fırsat olarak kullandı.  

Nihayet batı bir zamanlar
eliyle büyüttüğü Saddam’ın ipini çektiğinde, alan faaliyeti, uluslar arası
diplomatik ve siyasi ilişkiler, fikir yapısını ve stratejisini etnisite
temeline oturtma, bulunduğu üs alanını karargâh haline getirme ve daha
sıralanabilecek birçok başlık altında, bir zamanlar rüyasını bile göremeyeceği
sıçrayışı yaptı.

Sonuçta ilk günlerin aksine,
bugün Türkiye’nin karşısına sadece silahlı birimiyle ve kırsal faaliyetiyle
değil, siyasi ve toplumsal örgütlenmesini etkin bir hale getirmiş bir örgüt
olarak çıkmaktadır. Kimi batılılara göre, “Avrupalılaştırma”, kimilerine göre
ise DDR yani “disarming, demobilising ve reintegrating – silahsızlandırma,
hareketini sınırlandırma ve bütünleştirme” adıyla ama her ikisinin de ortak
noktası olan “demokratikleştirme” planlarıyla masaya sürülmektedir.

Geriye dönüp, şöyle bir bakış
atıldığında görülenler çok özet haliyle bunlardır.  Bugün bağlamında
yarına baktığımızda, PKK’nın da dünyanın da ve dahası bölgenin de öncekinden
çok daha ciddi boyutta olduğu görülecektir. Artık Arap dünyasında tüm taşlar
yerinden oynamaktadır. Batı ekonomik çıkarları uğruna dün işbirliği yaptığı
Arap liderleri birer birer gözden çıkarma yolundadır. İsrail, Camp David
Anlaşmasından beri ilk kez bölgede yalnız kalmaktadır. Bölgedeki en güvenilir
dostu olan Türkiye’yi kaybetmiştir. Guardian gazetesinden Jonathan Freeland’in
dediği gibi İsrail, kuzeyden Hizbullah’ın, batıdan Hamas’ın ve güneyden de
Müslüman Kardeşler’in kuşatması altına girmektedir. Hizbullah, Lübnan’da
hükümeti kurmaya çalışmaktadır. Suriye-İran ilişkileri güçlenmektedir. Irak’ta
Şii’ler ülkenin geleceği hakkında en son noktayı koyacak ölçüde
belirleyicilerdir. Bölge petrolünün yüzde 45’inin geçtiği Hürmüz Boğazı Şii denetimine
geçmek üzeredir. Asia Times’dan M. K. Bahadrakumar, İran’ın bölgede üstlenmeye
hazırlandığı rolünü Ayetullah Hatemi’nin “İslami Ortadoğu’nun doğuşu”
sözleriyle anlatmaktadır.

Mısır’da Kral Faruk’un tahttan
indirilmesinde rol oynayan Müslüman Kardeşler, ikinci kez darbe yapma gücüne
erişmiştir. Öncekinin aksine bu kez iktidara ortak olmasının önüne geçilmesi
neredeyse olanaksızdır. Halk tabanında sağlık ve eğitim gibi alanlarda
kurumlaşması nedeniyle sahip olduğu gücü ortadadır

Uzun sözün kısası, İsrail
belki de kendisini bugünkü kadar hiç yalnız hissetmemiştir. Arap dünyası hiç bu
kadar karışmamıştır. Batılılar, Ortadoğu politikalarını hiç bu kadar
değiştirmek zorunda kalmamışlardır. Batının korkulu rüyası Şii egemenliği ve radikal
İslam böylesine güç kazanmamıştır.

Hiç şüphesiz olaylar bir süre
sonra durulacak, toz-duman yatışacaktır. Böylesine derin ve geniş etkileri
bulunan olayların sonunda ortaya çıkacak olan yapının bugünkünden çok farklı
olacağı kesindir. Ülkemizin güvenliğinden başlayıp, inanç yapısına kadar varan
geniş bir yelpazede yaratacağı etkileri olacaktır. Daralan küresel ekonomi
nedeniyle zaten acımasız bir rekabet içindeki dünya devlerinin çıkar hesapları,
bölgeyle bağlantısı nedeniyle ülkemize de yönelecektir. Böyle bir yönelim
sonucunda ülkemizin terörle mücadelesi konusunda bazı güçlüklerle karşılaşması
olasıdır.

Başını ABD’nin çektiği batının
İsrail’in güvenliğini garanti altına alma zorunluluğunun, Kürt Bölgesel
Yönetiminin önemi üzerinde etkili olacağı düşünülmelidir. Bir diğer önemli
husus olarak, K. Irak’ın batı için Şii hareketi karşısında güvence olarak
öneminin artacağı değerlendirilebilir. Batı nazarında etkisi ve değeri artmış
bir Kürt Bölgesel Yönetimi üzerindeki yaptırım gücümüzün azalması söz konusu
olabilir. Bölge ve ülke ekonomisine önemli bir katkısı bulunan K.Irak’la
ticaretimizi, terörle mücadelemizde daima göz önünde tutma zorunluluğu
yaşayabiliriz. Sonuçta, PKK’nın bölgedeki faaliyetlerine engel olması için
sadece Erbil Havaalanıyla, Kandil Dağına giden yolları tutması yeterli olduğu
halde Kürt yönetiminin, işbirliği taleplerimize olumsuz yaklaşması çok
olasıdır. Öteden beri PKK’yı Türkiye’ye karşı bir koz olarak hep saklayan K.
Irak’lı liderlerin, bu tutumlarını çok daha istekle sürdürmeleri hiç şaşırtıcı
olmayacaktır. Mezopotamya’nın kaygan zemini konusunda babadan kalma deneyim
sahibi olan Barzani’nin, PKK ve Türkiye ile ilişkilerinde dengeyi, artan
önemiyle orantılı olarak daima kendi tarafında tutacağının değerlendirilmesi
gereklidir.

Batı tarafından bölgedeki
varlığı bir denge unsuru olarak görülen PKK’nın bu özelliğini daha çok öne
çıkarması beklenen bir gelişme olmalıdır. Batılı karar vericileri ve
kamuoylarını radikalizm karşısında sağlam bir engel ve “demokratikleşmeye “
hazır olduğuna inandırmaya hız vereceği öngörülebilir. Yurt içinde terör
karşısındaki her önlemi Kürt halkının özgürlüğünü kısıtlama söylemlerine
dönüştürerek mücadeleyi zayıflatmayı hedeflemesi olağan bir gelişme olmalıdır.
İçerisinde demokrasi kelimesinin mutlaka bulunduğu çeşitli isimler altında halk
örgütlenmelerinin meşruiyetinin kabul edilmesi için girişimlerini arttırması
beklenmelidir. İhtiyaç duyduğu zaman bu girişimlerini terör eylemleriyle
destekleyebileceği daima hatırda tutulmalıdır. Önceki dönemlerden farklı olarak
stratejisinin ağırlığını, Türkiye’yi kendisiyle görüşmeye zorlamak için yurt
içinde ve batıda taraftar kazanmak ve onların baskı unsuru olarak yanında yer
almalarını sağlamak üzerine kurması beklenebilir. Bölgedeki çıkarları zora
giren batının bu çabayı karşılıksız bırakmayacağı hususu unutulmamalıdır.
















































Ancak her biri mevcut bilgiler
doğrultusunda yapılmış olan bu öngörüye rağmen örgüt içi disiplini sıkı PKK’nın
her türlü strateji ve bu doğrultudaki taktik değişikliği kolaylıkla
gerçekleştirebileceği hep hatırda tutulmalıdır. 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir