ARAPLAR VE ARAP DÜNYASI

PROF. DR. ALTAN ÇETİN /// Arap
Dünyasında STK’lar : Tarihi Bir Bakış

Nasıl Ortaya Çıktılar?



STK (NGO) isminin popüler kullanımın tarihi 1970’ler olarak belirtilmektedir.
Bu cümleden mevzumuz olan Arap dünyasında da Sivil Toplum Kuruluşları ortaya
çıkmıştır. Bu STK’ların muhtevası genelde dini bağlarla güçlendirilmiş bir
sosyal ilişki ve hayır anlayışı içinde söz konusu olmuştur. Güç ve kaynak
yetersizliği ve idarelerin sosyal çevreye tatmin edici desteği vermeyişi toplumun
sivil toplum kuruluşlarına veya yardım kurumlarına yönelmesinin sebebi olarak
sayılabilir. Hülasa yetersiz kaynaklar, hükümetlerin mali destek eksiği, idari
yetersizlikler, denetim eksikliği toplumları bu kuruluşlara yönlendirmektedir.

 

Sivil toplumun tarihi Avrupa’da olduğu gibi Arap dünyasında da 19. asrın sonu
ve 20. asrın başlarındadır. Tunus, Mısır, Cezayir, Libya, Suriye’ye Lübnan 19.
asrın sonlarında STK’ların ilk oluştuğu ülkeler oldular. Bazı Arap ülkelerinde
yirminci yüzyılın başlarından itibaren sivil toplum kurma hakkı yasalarla da
halka verilmeye başlandı. 19 yüzyılın sonlarında 1888’de Tunus’ta görüldüğü
üzere bu konuda bazı yasal uygulamalar da görülmüştür. Mısır, Tunus ve Fas bu
konuda çalışmaya başlayan en eski Arap devletleri olarak kabul edilmektedir. Bu
cümleden mesela Mısır’da 1923 ve Lübnan anayasasında 1926’da bu hak
verilmiştir. Arap dünyasında STKların oluşumu olağanın aksine ne değişik iç
eğilimlerin çatışması ne de hükümete karşı oluşan muhalif bir tavır nedeniyle
değildir. Bilakis bu yapılar sömürüye uğrayan toplumlar ile sömüren güç
arasındaki ayrışma ve çatışmadan ortaya çıkmıştır. Bu ilk kurumların birer
okulları da vardır ve burada hem modern anlamda bir eğitim yanında, Arapça ve
din öğretilen bir anlayış ile çalışma programları görülmektedir. Reform
düşüncesi bu dönem hareketlerinde temel kavram gibidir. Bölgede uzun bir tarihi
geçmişi olan vakıf kurumu ile ilk STK’ların mantığı arasındaki yakınlık da
ifade edilmektedir. Sömürü ve sonrası dönemdeki siyasal gelişmeler sivil
toplumun şekillenmesinde de etkili olmuştur. Daha sonraki dönemlerde
milliyetçilik, liberalizm, sosyalizm ve selefilik gibi yaklaşımların STKlarda
temel yaklaşım tarzları olarak ortaya çıktığı görülmektedir. İkinci nesil
derneklerin esin kaynağı ise daha çok “milliyetçilik” tabanında idi. İşgale
karşı hareket mantığı taşıyan bu derneklerden bir kısmı daha sonra siyasi
partilere de dönüşmüşlerdir.



Hangi konularda çalışırlar?



STK‟lar; faaliyetleri ve kapsamları açısından faaliyet merkezli, toplum merkezli
ve refah merkezli STK‟lar olarak üç başlığa indirgenebilmektedir. Bunlardan,
faaliyet merkezli kuruluşlar; sportif, kültürel ve sosyal alanlarda faaliyet
gösteren kuruluşlardır. Toplum merkezli kuruluşlar; siyasi partiler,
sendikalar, çevre örgütleri, yerel toplum örgütleri gibi kuruluşlardır. Son
olarak refah merkezli kuruluşlar da yardımlaşma, dayanışma, sosyal hizmet,
sağlık, eğitim hizmetler açısından faaliyet göstermektedirler.[1] Sivil
Toplum kuruluşları Arap dünyasında genel olarak beş alanda
sınıflandırılabilmektedir. 1-Sosyal aktiviteler düzenleyen boş zamanlara
yönelik faaliyet yürüten kurumlar: gençlik ve spor kulüpleri gibi yapılar bu
cümledendir. 2- Sosyal yardım amaçlı olanlar, 3- Bilimsel Faaliyet amaçlı
olanlar: kültürel ve araştırma faaliyetlerine odaklanan kuruluşlar, 4-
Toplumsal eğilim ve kurum odaklı kuruluşlar: iş adamları dernekleri, birlikler,
gençlik dernekleri gibi daha mesleki ve eğilim odaklı kurulan dernekler, 5-
Kamu yararı gözeten dernekler: insan hakları, kadın hakları, demokrasi,
yurttaşlık ve seçmen eğitimi, şeffaflık ve çevre gibi konular da faaliyet
gösteren STKlar olarak tasnif edilebilir.[2]



Neden Başarısızlar?



Tüm bu tarihi geçmişlerine rağmen Sivil Toplum kuruluşları Doğu Avrupa ve Latin
Amerika’da demokrasiye geçiş gibi pek çok konuda önemli roller oynamışken Arap
dünyasında kendinden bekleneni henüz verebilmiş değildir. 11 Eylül olaylarından
sonra bölgedeki STKlara yardımın giderek arttırıldığı da görülmektedir. Örneğin
ABD 2009 mali yılında bu kurumlara yapılan yardım 1991-2001 yılları arasında
sağlanan fonların toplamdan daha fazladır. Bu yolla bölgedeki dönüşüm
desteklenmeye çalışılmıştır. Bu bağlamda bölgedeki STK’lara dair değişik
değerlendirmeler yapılmakta, gelişmenin yavaşlığı ve değişime katkısının az
olmasının nedenleri anlaşılmaya çalışılmaktadır. Bunlardan en önemlisi ilk
olarak
 bölgedeki STKların hükümetler tarafında kurulmuş ve
destekleniyor olmalarıdır. Bunlara GONGOs – (government organized
non-governmental organizations) adı verilmektedir. Bunlar STKlardan beklenenden
çok kontrol ve idareyi sürdürme içerikli kuruluşlar olmak özelliği göstermektedirler.
Bu kuruluşlar konusunda ikinci konu ise
çevrelerini saran hukuki sınırlardır. Bu konu yapısal genetik kadar bunların
çalışma pratiğini etkilemektedir. Mesela kanuna göre Ürdün’de STK mensubu olmak
için iç güvenlik onayı alınması şarttır. Yine kanuna göre gerek görüldüğünde
Sosyal Gelişmeler bakanlığı bir STK’nın idaresini askıya alarak onun yerine
geçici olarak kendi uygun gördüğü bir heyeti atayabilmektedir. Henüz yasalar ve
mevzuat konusunda Arap dünyasında alınması gereken uzun bir yol olduğu açıktır.
Ancak Arap Baharını takip eden zamanda Mısır ve Cezayir gibi ülkelerde STK
yasalarında ciddi düzenlemeler yapıldığı da görülmektedir. Yapısal ve yasal
sınırlarla otantik manasına yabancılaşan bu kurumlardan kollektif gücün ve
kamunun etkinliğinin idareye yansıma aracı olması beklenirken, bu yapılar
devlet hegemonyasının bir aracı haline gelebilmektedirler. Üçüncü
olarak
 STKların pek azı eyleme dönük iş yapabilmekte ve
şiddet içermeyen demokratik faaliyetlere katkı sağlayacak bir içerik
göstermektedirler. Bunun yanında bu sorunlu yapıları nedeniyle STKların pek
çoğu dış yardıma kapalı ve devletin genel tutumu dolayısıyla şüphe ile bakılan
kurumlardır. Amerikan yardımları konusunda özel bir dikkati olan bu STKlardan
bazılarının Obama idareye geldikten sonra yardım kabulünde yumuşadıkları
görülmüştür.[3] Ancak
kendi ifade etme ve toplanabilme konusundaki sıkıntılar devam ederken STKların
kendi kurallarını koyabilen, üyelerinin karar alma süreçlerini daha çok
katılabildiği, seçimlerin uygun, açık ve ideal şartlarda yapıldığı, şeffaf ve
denetlenebilir yapılar olması gerekmektedir. Bu yolla daha demokratik bir
görünüme ve işleve sahip olabileceklerdir.

 

Arap dünyasında modern zamanlarda kurulan katı ve müstebit siyasi yapı sivil
toplumun gelişimini olumsuz etkilemiştir. Buna rağmen sivil toplum kendine göre
değişen oranlarda gelişme göstermiştir. Mesela bir kayda göre Mısır’da Ahram
gazetesinden alınan bir bilgiye bakılırsa 2003 yılı kayıtlarına göre 16.000
kayıtlı sivil toplum örgütü[4] varken
Suudi Arabistan’da ise bu sayı yok mesabesindedir. Arapça’da “Müessesat
el-Muctema’ el-Medeni” veya “Munazzamat Gayrı Hukumiyye” adını alan bu STKlar
son dönem gelişmeleri ile siyasi ve hukuki bakımdan gelişme noktasında yeni
zeminlere kavuşmaktadırlar. Bu çalışma içerisinde Mısır, Cezayir, Sudan ve
Lübnan STKları ele alınarak bu örnekler üzerinden konu ortaya koyulmaya
çalışılacaktır.



MISIR



Mısır’da STKların geçmişi oldukça eskidir. Tatavuiyye denilen gönüllülük
anlayışı bu kurumların gelişmesinde etkili olmuştur. 19. asırda Mısır’da
Müslüman veya Hıristiyan menşeli olsun tüm STKlar din odaklı kavramlarla
hareket etmekte idiler. II. Dünya savaşının bitimi ve Nasır dönemlerinde
STK’lar da kendi gelişim ve değişimlerini yaşamışlardır. Mısır’da STK’ların
Kahire ve İskenderiye’ye vaki iç göçlerle alakalı bir gelişme olduğu da ifade
edilmektedir. Bu bakımdan taşralılık Mısır derneklerinde birlikteliği
belirleyen önemli bir husus olarak görülmektedir. 1970’lerde ve 80’lerde bu
kurumlar muhtelif yerlerden toplanan insanların buluştuğu bir sosyal denge
kurumu olma özelliği göstermekteydiler. 1990’lara geldiğinde Mısır ekonomisi
tam bir çöküş yaşayınca Mübarek idaresi ülkeye para çekme yöntemlerinden birisi
olarak sosyal yardım için değişik fonlarını kullanmak olarak görmüşlerdir.
Böylece sosyal fonlar vasıtasıyla 1milyar dolar para Mısır’a çekilebilmişti.
Mısır’da STK’ların idaresinde muhtelif kanuni düzenlemeler yapıldığı
bilinmektedir. 1964 tarihli 32 sayılı kanun ve 1999 tarihli kanun sonrasında
Mısır’da 2002 senesinde hazırlanan 84 sayılı Dernekler kanunu (
قانونالجمعيات والمنظمات غير الحكومية رقم 84 لعام 2002 )büyük tartışmalara yol açtı. Sivil toplumda büyük tepki gören
bu kanun aleyhinde pek çok sempozyum ve panel düzenlendi. Bu kanun sivil toplum
kuruluşlarının hükümete bağlamaktaydı. Kuruluşu ve sonrasında atılacak tüm
adımlar resmi izne bağlanmış olduğundan sivil toplum bu kanuna büyük tepki
göstermiştir. 2004 senesindeki Arap dünyasındaki sivil toplum ve demokratik
dönüşüm raporu mısırdaki sivil toplumun hala olağanüstü hal yasası ve diğer
istisnai yaslara bağlı olduğunu göstermektedir. 1964’te çıkan 32 sayılı kanun
2002 senesindeki 84 sayılı kanunla tadil edilmiş olsa da sivil toplum
üzerindeki sıkı denetim konusunda değişiklik olmamış bilakis bazı maddeler daha
da sertleşmiştir. Bu kanun sivil toplumun herhangi bir siyasi faaliyete girmesini
de yasaklamaktadır. Buna bağlı olarak bu kuruluşlar üzerinden sıkı bir mali
denetim de bulunmaktadır.



Tarihi Süreçte Mısır STKları



Mısır’ta sivil toplum 1800’lere kadar gerilere gider. İşlevleri genelde
devletin görevlerini tamamlayıcı olmuştur.[5] Ancak
son yüzyılın ikinci yarısında demokrasi ve sivil toplumdan ciddi bir geri dönüş
yaşanmıştır. Cemal Abdünnasır’ın getirdiği baskıcı yönetim sosyalist bir toplum
ve siyaset modeli benimseyerek sivil toplumu bir taraftan bastırmış bir
taraftan da devlete bağlayarak etkisini sınırlandırmıştır. Mısır’daki sivil
toplum klasik otoriter rejimlerdeki sivil toplum özelliliğini gösterir.
Bastırılan sivil toplum ya gereğinden fazla siyasileşmiş ve birinci amacından
belli ölçüde uzaklaşmakta veya nerdeyse tamamen apolitik bir tutum benimseyerek
marjinalleşmektedir.

 

Mısır’da Sedat rejimin 1970’lerde uyguladığı kısmi açılım politikaları ile
sivil toplum canlanmaya başlamış ama ciddi bir denetim devam ettiği için
faaliyetleri sınırlandırılmış ve yönlendirilmiştir. 1990’larda Mubarek
yönetimine IMF’nin önerdiği kalkınma programında sivil toplumun aktif hale
getirilmesi öngörülüyordu. Artan sivil toplum etkinliğinden tedirgin olan
Mubarek Yönetimi 2000’lerin başında sıkı bir yasal denetim getirmiştir. Eskiden
beri devlet alanından özerk olması gereken sivil toplum kuruluşlarını Mısır
devleti yasal çerçeveye oturtarak denetimde tutmuştur.  2011 yılında
ortaya çıkan Mısır devrimden sonra bu denetim henüz sona ermemiştir.

 

1980’ler ve 1990’lardan beri meslek birliklerinde Müslüman Kardeşler
Cemaati’nin büyük bir ağırlığı vardı. Bu durumu tehdit olarak gören rejim
2000’li yıllarda meslek örgütleri, odalar ve sendikalarını kamuya bağlayarak
hükmetme yoluna gitmiştir. Mısır’da devlet sivil toplum kuruluşlarına şüphe ile
baktığı için özerklik vermek yerine devletin uzantısı bir yapı haline
getirmiştir. Mubarek rejimi, mesleki uygulamalar, kalkınma ve sosyal yardım
gibi konularla uğraşan örgütlere çok karışmazken özellikle insan hakları ve
demokratikleşme isteyen örgütlere bir tehdit olarak bakmıştır. Özellikle
demokratikleşmeyi savunan örgütleri dışardan finanse edilen ve Mısır’ın
aleyhinde çalışan yabancı piyon kuruluşlar olarak göstermiştir. 2000li yıllarda
hak hareketlerine sistematik baskılar ve sindirme hareketleri görülmüştür.[6]

 

2011 başında görülen geniş halk ayaklanması Kifaye, Değişim İçin Gençlik ve 6
Nisan Hareketleri gibi sivil toplum örgütlerinin ciddi payı olmuştur. Bu
ayaklanmalar sonucunda 30 yıllık Mubarek Yönetimi devrilmiş ve demokrasiye
geçiş sürecini Yüksek Askeri Konsey yönetmiştir. Ancak bu süreçte Konsey
devrime ve devrimcilere şüpheci baktığı için bu süreçte özgürlüklerin
genişlemesini istememiştir. Mübarek’in düşmesinden yalnız iki hafta sonra
güvenlik güçleri insan hakları örgütlerine baskın düzenlemiş ve devlete tehdit
oluşturdukları gerekçesiyle çalışanlarını tutuklamıştır. Yargılamaları halen
devam etmektedir. Devrimle birlikte demokrasi yönünde bazı yasal düzenleme
yapılsa da sivil toplum kanunu henüz değişmemiştir. Özellikle dışardan maddi
yardım aldıkları yönündeki söylentiler bu kuruluşların kamuoyundaki meşruiyeti zedelemekte
ve dış güçlerin piyonu gibi algı oluşmaktadır. Statüko güçleri (asker ve sivil
bürokrasi) değişim istemediği için değişim aracı olarak gördükleri sivil toplum
kuruluşlarına olumsuz bakmakta, Mısır toplumunda büyük ağırlığı olan İslamcılar
(İhvan ve Selefiler) da bu kuruluşları Batı’nın desteklediği yabancı ve zararlı
yapılar olarak gördükleri için ciddi yasal, toplumsal ve imaj sorunları
yaşamaktadırlar.

 

Sivil toplum kanuna dayanarak devrimden yaklaşık bir yıl sonra (Aralık 2011)
güvenlik güçleri beş sivil toplum kuruluşunu basmıştır. Bu eylemin devrim
gençliğini yıldırmak ve sindirerek statükonun gücünü korumayı amaçladığı
açıktı. O zaman devleti yöneten Yüksek Askeri Konsey ve onun atadığı hükümete
göre bu örgütler toplum güvenliğini tehdit etmekteydiler. Mısır gibi sömürge ve
dış müdahale yaşamış bir ülkede yabancı finansmanı hainlik gibi görüldüğü için
yerli veya yabancı olsun sivil toplum kuruluşlarının imajı oldukça sarsılmıştır.

 

Kısaca, Mısır’da sivil toplumun önündeki engellerin kaldırılmaması
demokratikleşmeyi de engellemektedir. Devrim sonrasında belirli düzeyde bir
özgürleşme olduysa devlet aygıtı bu kuruluşları kendisine tabi tutarak toplumu
kontrol etme anlayışını sürdürmektir. Yabancı kuruluşlardan maddi destek kabul
etme Sosyal Dayanışma Bakanlığı’nın iznine bağlıdır. Ayrıca, kabul edilen proje
ve faaliyetlerde bürokrasi ve izin süreci fazla ve yorucudur. Ancak, her şeye
rağmen Arap Baharı’nın getirdiği özgürlük ve aktivizme paralel olarak Mısır
Hükümeti ile Türkiye arasında iyi niyet ve ilişkilerin olması, işbirliği ve
ortak faaliyetlere yeterli hareket alanı açmaktadır. Mısır entelektüel ve
siyasi olarak bölgenin çok önemli bir ülkesi olduğundan buradaki gelişmeler
diğer ülke uygulamalarına örnek olmaktadır. Şu anda dinamik bir siyasi süreç
yaşandığı için yeni anayasa ve yasalar sivil toplumu şekillendirecektir ve
eskisinden daha açık olması beklenmektedir.

 

CEZAYİR



1962’de bağımsızlığı elde etmesinden sonra 1990larda yaşanan iç çatışmalar
Cezayir’deki durumu karmaşıklaştırmıştır. Cezayir kanlı iç savaşlar, askeri
diktatörlükler ve sömürüden yakın zamanda kurtulmuş ancak hala tam bir
istikrara kavuşamamış bir ülkedir. 2004 yılındaki seçimlerin şimdiye kadar
yapılmış gerçek ve demokratik ilk seçim olduğu düşünülürse bu durum daha iyi
anlaşılacaktır. Cezayir anayasası topluma sivil toplum kuruluşları kurma
hakkını vermektedir. Ancak olağanüstü hal kanunu şu anda sivil toplum
kuruluşları üzerinden büyük bir baskı oluşturmaktadır. Tüm bu duruma rağmen
Cezayir’de önemli bir STk yapılanması olmuştur ki bunların öncelikli odağı
insan hakları ve kalkınmadır. Siyasete girişleri engellendiği için bu
kuruluşlar insan hakları, kadın, gençlik ve iş çevreleri ile alakalı halinde
çalışmaktadırlar. 1990 yılında çıkan (90-32) sayılı kanun (
قانون تشكيل الجمعيات الصادر 90، الذي يحتوي على قيود مشددة جدا جرى تبنيه قبل وقت قصير من حدوث الانقلاب – عام 1990 القانونsivil toplumun tüm siyasi faaliyetini yasaklamaktadır. Ancak
son dönemde yapılan kanun değişikliğinin sivil toplumun daha rahat hareket
etmesine ve dış dünya ile ilişki kurmaya imkân verdiği görülmektedir. Bu manada
Cezayir Sivil toplum bakımından son derece canlı bir yapı göstermektedir.
Siyasi bazı ülke gerçekleri göz ardı edilmeden çok aktif ve dış dünyaya ve
özellikle ülkemize tarihi, kültürel ve güncel sebeplerle açık bir ortam
bulunduğu da ifade edilmelidir.



SUDAN



Sudan’ın STK’lara bakışını belirleyen ana mesele iç ve dış güvenlik
konularıdır. 50’lerde bağımsızlık sonrası devlet hizmet alanları genişletmek
hususunda daha önceki bakışını geliştirerek sosyal ve siyasi konularda
kendisine yardımcı olacak kurumlara ihtiyaç duymuştur. Buna rağmen Sivil toplum
bu ülkede çoğunlukla idarecilerinin bazı ön yargılı yaklaşımlarının gölgesinde
kalmıştır. Sosyal ve siyasi önemlerinin anlaşılamaması ve rolleri konusundaki
şüpheler bu bakışı bulandırmışsa da son zamanlarda gelişmeler, bölgesel ve
küresel çağrılar sonucunda bu alana ilgi artmıştır.  Bu kurumların tarihi
Sudan’da Ahmet Hayır’ın faaliyetleriyle başlamış olup 1936’lara kadar gitmektedir.
1950’lerde bağımsızlık hareketlerinde rol alan bu sivil toplum kuruluşları
siyasi partiler, işçi, çiftçi, öğrenci, gençlik, kadın, mesleki, akademik
birlikler ortaya çıkmış siyasi, sosyal ve kültürel içerikli pek çok STK
kurulmuştur. Bunun yanında dini ve tasavvufi sivil toplum hareketleri de
Sudan’da büyük bir öneme sahiptirler.

 

21 Ekim 1964 tarihi sivil toplumun Sudan hayatında daha önemli bir rol almaya
başladığı tarihtir. Yaşanan devrim sonrasında oluşan siyasi yapılar daha etkili
bir sivil toplumu da temsil etmiştir. Son dönemlerde ise siyasi ve kazanç
amaçlı sivil toplum kuruluşları yanında hayır amaçlı yapılanmalar artmaktadır.
Buna rağmen siyasi amaçlara yönelme, etnik ve kabileci yaklaşımlar taşımak ve
kar güdüsü ile hareket etmek gibi yaklaşımlar olumsuzluklar olarak
değerlendirilmektedir. Sudan’daki stkları çeşitleri bakımından genel olarak
belli grupları temsil edenler, belli meslek gruplarını temsil edenler, sosyal
gönüllülük esasına dayananlar (kadın. gençlik, spor, kalkınma, eğitim,
fakirlikle mücadele, barış gibi konularda), dini odaklı olanlar, sivil
idareler, çevreci örgütler, afet önleme, insani yardım, zararlı alışkanlıklar,
engelliler, yaşlıları ve çocukları korumayı amaçlayan hayır kurumları, insan
hakları, mesleki dayanışma, kültürel ilişkiler, tüketiciyi koruma,
uyuşmazlıkları çözme olarak tasnif edilmektedir.  Sudan’da STK’lar (
قانون العمل العام  ) genel iş kanunu çerçevesinde
yürütülmektedir ki bu kanun STKlar yoluyla şahsi kar elde etmeyi kesin ve katı
kurallarla yasaklamaktadır. Bütün gelirler kuruluşta hedeflenen amaçlar
doğrultusunda harcanmak zorundadır. Müstakil bir tüzel kişiliği temsil eden
dernekler devlet güvenliği ve umumun yararını ihlal etmediği sürece siyasi,
iktisadi, kültürel ve eğitim alanlarında çalışmalar yapabilirler. Bu kuruluşlar
bir kişi, devlet veya kişiler tarafından kurularak kanunlardaki hükümlere uymak
kaydıyla bahsedilen sahalarda çalışmalar yapabilirler. Bu alanlardan en
önemlilerinden birisi kadın konusudur. Kadınların sosyal hayat daha çok
katılımı, siyasette temsilleri ve parlamentoda daha fazla yer almaları konuları
STK’ların sosyal işlev alanlarından biridir. Gençlik ve çocuklar konuları da bu
bağlamda önem verilen diğer hususlardandır. Sağlık, kültür ve eğitim temelli
pek çok husus bu iki toplum grubuna yönelik olarak çalışmaktadır. Sudan uzun
dönemler boyunca iç anlaşmazlıklar yaşayan bir devlet olduğunda toplumsal
diyalogun geliştirilip uzlaşma alanlarının açılması buradaki sivil toplumun
diğer bir faaliyet alanını oluşturmuştur. Bu manada iç savaşın izlerinin
silinmesi, toplumsal barışın sağlanması yolunda dış yardımı da kabul ederek
bazı çalışmalar yapılmaktadır.

 

Sudan’da sivil toplumun açık bir mali stratejiye sahip olmaması ve sorunlara
yol açabilen dış yardımlar alınması bu sahadaki önemli bir sorun olarak
değerlendirilmektedir. Sivil toplum kuruluşlarının bir üstü kurumu olarak
1979’da kurulmuş olan Sudan Gönüllü Dernekler Meclisi (
المجلس السوداني للجمعيات التطوعية ( إسكوفا) (Scova)) de
zikredilmelidir. Bu meclisin amacı dernekler arası koordinasyonu sağlamak,
eğitim yoluyla burada görev alanları daha etkin kılmak, hükümet ile iletişim
kanalları kurmak, iletişim vasıtaları ile sivil toplumun faaliyetleri
yaygınlaştırmak olarak sayılabilir. Sudan stklarının Paisifikler, Karayipler,
Afrika ve Avrupa Birliği çapında uluslar arası antlaşmaları da bulunmaktadır.
Cotonou antlaşması bu bağlamda bir işbirliği adına imzalanmıştır.  Bunun
temel amacı kalkınma odaklı yardımların sağlanmasıdır.



LÜBNAN



Tarihsel olarak Lübnan’da sivil toplumun gelişmesi uzun tarihi geçmişe dayanır.
Osmanlı döneminden başlayarak Fransız mandası ve 1958’deki bağımsızlığa kadar
olan süreçte sivil toplum örgütleri genelde dini özellik taşıyordu.[7] Lübnan’da
1909 Osmanlı Sivil Toplum Kanunu yürürlükte kaldıktan sonra 2006 yılında
yenilenmiştir. 1958 ile 1975 arasında mezhep ve din temelli olmayan birçok
örgütün faaliyetleri görülmektedir. 1975-90 arasındaki iç savaş döneminde ise
devlet sistemi felce uğradığı için sivil toplum daha aktif olmuştur ama daha
çok mezhepsel özellik taşımıştır. İç savaştan sonra devletin rolü geri dönerken
küreselleşme de sivil toplumu dünya ile daha bağlantılı hale getirmiş ve
katılım, kalkınma, iyi yönetim, şeffaflık ve hesap verme gibi faktörleri
önplana çıkarmıştır. Bugün Lübnan’ın iki özelliği sivil toplumun öne çıkmasını
ve belirli biçim kazanması etkiler: Mezhepcilik ve devletin zayıf olması.
Siyasi partilerin de çok etkili olamamaları da sivil alanı daha aktif
kılmaktadır.

 

Eski Osmanlı Sivil Toplum Kanunu oldukça liberal olmakla beraber kurulan her
örgüt veya cemiyetin kuruluşundan hemen sonra yasal statü kazanabilmesi
hükümetin bilgilendirilmesini istiyordu. Bazen Hükümet bildirimleri kasıtlı
olarak aylarca ve bazen yıllarca geciktirebiliyordu. 2006’da devlete 1 ay
içinde cevap verme şartı getirildi. Lübnan toplumunda sivil toplum olarak iki
kavram kullanılır müctema’ el-ehli ve müctema2 elmedeni. Birincisi
daha çok yerel derneklere ikicisi ise toplumsal hareketlere işaret eder.
Birinci oluşum devletin zayıf olması dolayısıyla insanları daha çok geleneksel
mezhepsel ve inanç gruplarına doğru yönlendirmiştir. İkincisi ise devletin
sosyal ve ekonomik başarı gösterememesinden dolayı ortaya çıkmıştır ama
ülkedeki mezhepsel yapı da gerçek bir sivil toplum hareketinin başarı şansını
azaltmaktadır.[8] İç
savaş döneminde ise üçüncü bir yapı ortaya çıkmıştır: Müctema
el-Taifî
 (Mezhepsel toplum). Bugün Lübnan’da en etkili
sektördür. Bugün mezhepsel bölünmeyi dikkate almayan proje ve faaliyetler
Lübnan’da etkili olamazlar. Cemiyetlerin kamuya yararlı örgüt statüsü kazanması
ancak parlamento kararıyla verilmektedir ve bu durum çok yaygın
değildir.      

 

Lübnan’da sivil toplum genel olarak siyasi konulardan ziyade sosyal ve ekonomik
gelişmeye odaklanmıştır. Ancak bunlar İsrail işgali ve Suriye müdahaleleri
nedeniyle oluşan havada sık sık kendilerini politik tartışmaların içinde de
bulmuşlardır. İç savaşın oluşturduğu güvensiz ortam, işgal edilen yerlerde
güvenlik hareket edilememesi, İdeolojik, coğrafi, dini hatlarla kesilen bir
ortamda dayanışma ruhunun gelişememiş olması gibi sebepler Lübnan’da bu
kurumların karşılaştığı sorunlar olmuştur. Lübnan Arap dünyasında STk kanunu en
eski olan ülkedir. Lübnan’da STk yasası olarak 3 Ağustos 1909 tarihi Osmanlı
Dernekler kanunu yüzyılı aşkın bir süredir yürürlükte bulunmaktadır. 1911,
1977, 1939, 1972 kanunlarda STKLara dair bazı maddeler ve düzenlemeler de
bulunmaktadır. Bunu 2006’da düzenleyen bir genelge İç İşleri bakanlığı
tarafından düzenlenmiştir. 1991 yılında STKar ortak forumu (The
Lebanese Non-Governmental Organization Forum (LNF)
)
kurulmuştur. Lübnan’da tskların bir özelliği olarak önde gelen ailelerin bu işe
toplumsal yardım amaçlı olarak öncülük ediyor olmalarıdır. STKların gelişimi
ülkede aktif bir durumdadır. Ülkedeki tüm olumsuz durumlara rağmen sivil
toplumun buna ters olarak gelişmektedir. Örneğin 1999 verilerine göre ülkede
1100 yeni STK kurulmuştur. Lebanese NGO Forum, Collective of Lebanese Voluntary
NGOs, The Arab NGO Network for Development Lübnan’daki sivil toplumla alakalı
yerel ve bölgesel kuruluşlar olarak zikredilmelidir. Arap NGO Network
(ANND)  12 arap ülkesinin katılımıyla 1996’da kurulmuş olan bir birliktir.
Burada 12 Arap ülkesinden 23 STK üye bulunmaktadır. Merkezi Beyrut’tadır.
Kalkınma, demokrasi, globalizm, ticaret gibi konulara odaklanan bu STKlar
birliği Arap dünyasındaki ekonomik kalkınma, siyasi, iktisadi ve sosyal
konularda Arap dünyasındaki STKLar arasında işbirliği kurulması, bölgedeki
barış ve hukuk konularının ele alınması birliğin üç temel hedefi olarak resmi
sitelerinde zikredilmiştir.[9]



Arap Dünyasıyla ilişkiler noktasında STKlar fırsatların oluşturan bir alandır
demek yanlış olmayacaktır. Mısır ve Cezayir kendi özel şartları içinde biri
Maşrik Arap dünyasının diğeri Mağrip Arap dünyasının en büyük devletleri olarak
ciddi imkânlar taşımaktadırlar. Gerek literatürün incelenmesi gerekse de sahada
müşahede edilen durum STKlara dair geniş bir yelpazede proje bağlamında
belirlenen alanların hemen tümünde temas kurulabilecek yapıların bulunduğunu
gösterir. Dış desteğe şüphe ile bakılan bu ülkelerde Türk ve Türkiye imajının
olumlu yansımaları tarihi ve kültürün geçmişin sağladığı imkânlar muvacehesinde
ciddi bir ilişki ağı kurulabileceği ortadır. Son dönem gelişmeleri sivil
toplumun devletin yan kuruluşu görüntüsünün daha ciddi manada kurumların
oluşmasını sağlayacak gibi görünmektedir. Mısır’da dış desteğe özellikle batı
odaklı yardımlara ciddi bir teftiş ve takip olduğu burada ifade edilmelidir.
Sisi dönemi sonrası ise bu tür ilişkileri kurmanın iyice zorlaştığını söylemeye
ise gerek yoktur. Cezayir için de aynı devlet dikkatinden söz edilirse yanlış
olmayacaktır. Bu bakımdan siyasi manadaki hassasiyetlerin dikkate alarak
ilişkilerin kurulması doğru olacaktır. Devrim sonrası Mısır’da son derece canlı
ama bir o kadar da dağınık bir sivil toplum yapısı olduğu aşikârdır. Bu
bakımdan değişik manaları temsil eden yapılarla kurulacak dengeli ilişkilerin
verimli gelişmelere yol açacağı kesindir. Mısır’daki bu canlılık ve renklilik
yanında Cezayir daha tek düze bir siyasi ortamda ancak aynı oranda canlı bir
sivil toplum yapısı taşımaktadır.

 

Konuya giriş mahiyetindeki bu yazının sahadaki tematik ya da umumi işbirliği
çalışmalarıyla teferruatlandırılması, işbirlikleri ise soomutlaştırılması ve
literatür olarak da konunun derinlemesine çalışarak ülke profilleri üzerinden
dış politikamız ve karşılıklı öncelikler bağlamında malumatın geliştirilmesiyle
konu daha verimli alana taşınabilecektir.

[1] http://iys.inonu.edu.tr/webpanel/dosyalar/1427/file/NihatAkbiyikMusaOztUrk.pdf (28.11.2012)

[2] http://www.intrac.org/data/files/resources/421/Praxis-Paper-20-Overview-of-Civil-Society-in-the-Arab-World.pdf (28.11.2012)

[3] http://www.brookings.edu/research/articles/2010/10/middle-east-hamid (26.11.2012)

[4] http://weekly.ahram.org.eg/2003/642/eg12.htm

[5] Nadine Sika. “Civil Society and Democratization in Egypt:
The Road Not Yet Traveled.” Democracy &
Society
 (The Arab Spring: Looking Forward) Vol.
9 Iss. 2, Summer 2012, s.29.

[6] Nadine Sika. “Civil Society and Democratization in Egypt:
The Road Not Yet Traveled.” Democracy &
Society
 (The Arab Spring: Looking Forward) Vol.
9 Iss. 2, Summer 2012, s.30.

[7] http://www.medea.be/2011/12/the-development-of-the-civil-society-in-lebanon-from-the-ottoman-empire-to-the-xxist-century-a-driver-of-political-changes/

[8] http://eprints.luiss.it/1095/2/20120528-haddad-summary-eng.pdf
























[9] http://www.annd.org/arabic/aboutus.php

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir