Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara


Ayşegül ARAS : TÜRKİYE VE ORTADOĞU BAĞLAMINDA “ARAP
BAHARI”


Arap Baharını
başlatan ilk olay Tunus’ta 17 aralık 2010’da geçimini meyve satarak
gerçekleştiren M. Bouazizi’nin satış izni olmadığı gerekçesiyle arabasına el
konulması ve buna karşı çıkması üzerine kendisine şiddet uygulanmasıyla kendini
yakmasıdır. Tunus’taki yaygın işsizlik ve gelir dağılımındaki eşitsizlikler bu
olayla gün yüzüne çıkmıştır. Ardından başlayan gösteri dalgası ile Tunus Devlet
Başkanı Bin Ali’nin aldığı önlemler tepkiyi dindiremeyince 14 Ocak 2011
tarihinde ülkeyi terk edip Suudi Arabistan’a kaçtı. Tunus’ta Bin Ali’nin ülkeyi
terk etmesi ile sonuca ulaşılan devrimin ilk ismi Arap Baharı değildir.
Tunus’ta göstericilerin sosyal medyada ‘’Polise yasemin verelim’’ sloganı ile
sosyal medyada organize olmaları ile halkın Bin Ali’yi iktidardan eden sürece
Yasemin Devrimi adını vermiştir. Tunus’tan sonra Cezayir ve sonrasında
Ortadoğu’ya yayılan halk ayaklanmalarının genel adı Arap Baharı adını almıştır.


 Arap
devrimlerinin önemli ayaklarından biri de Mısır olmuştur. Mısır’da 1981
yılından beri ülkeyi demir yumruk ile yöneten Mübareği Kadim Mısır halkı
tarihinde eşi görülmemiş bir dayanışma örneği göstererek koltuğundan etmiştir.
Ancak Arap Devrimleri’nin Mısır ve Tunus’ta yakaladığı başarı özellikle
Suriye’de olduğu gibi başarı gösterememiştir. Suriye’de Beşar Esat’ın
protestoları şiddet kullanarak bastırması ile Suriye de bir iç savaş
yaşanmıştır. Bu halk hareketlerine bakıldığında sosyal, siyasal, ekonomik ve
tarihsel nedenleri mevcuttur. Bu sebepler arasında Arap ülkeleri
bağımsızlıkları bir savaş ile değil de Batı’nın lütfu veya gizli antlaşmalarlan
almaları, Arap halklarının İsrail’in kuruluşuna karşı duydukları hoşnutsuzluk
ve ülkelerinin İsrail politikalarında meşruiyetten uzak olmaları, Gıda
eflasyonu, işsizlik ve fakirliğin yaygın olması, gelir dağılımda eşitsizliğin
olması, bürokrasideki yozlaşma, rüşvetin yaygın olması, temsilde adaletin
olmaması, yaygın insan hakları ihlali ve yönetimlerinin meşruiyetlerini kendi
halklarından değil de uluslararası düzenden almaları vb. sebepler sayılabilir.
Amin Maalouf’un belirttiği gibi her Arap içinde düşkün bir kahramanın ruhunu
taşır ve kendisini hiçe sayanlara karşı intikam arzusuyla yanıp tutuşur. Birisi
ona bunu vaat ederse, hem beklenti hem de güvensizlikle kulak kabartır ona. Ama
kısmen ya da simgesel biçimde de olsa, bu fırsat ona sunulursa coşar.


Belirtilen
sebeplerden de anlaşılacağı gibi bazı yorumcuların Arap Baharının bir ABD ve
İsrail projesi olmadığı kendi iç dinamikleri ile gerçekleştiğinin
göstergeleridir. Arap baharının gerçekleşmesi birinci ve ikinci dünya savaşı
sonrasında bağımsızlıklarını kazanan devletlerin ulusallaşma bilinçlerinin
oluştuğunun göstergesidir. Dönüşümün yönü ve içeriğine bakacak olursak, başarı
düzeyi her ülkede farklı olacaktır. Çünkü her Arap ülkesindeki toplumsal ve
siyasal dinamikler farklılıklar göstermektedir. Ortadoğu’da ki iç dinamikler
bundan sonra toplumun gidişatında belirleyici olacaktır. Ayrıca Arap Baharı
Suriye’de Esat’ın direnmesi ile her ne kadar sekteye uğramışsa da Arap
Baharının bir süreç olduğu ve bu sürecin demokrasiye doğru evrileceğini akıldan
çıkarmamak gerekir. Arap devrimlerde sosyal medyanın rolü unutulmamalıdır.
Kitleleri sosyal medya üzerinden organize olmaları bu devrimlere bazı
yorumcuların sosyal medya devrimi adı vermelerine yol açmıştır. Ancak sosyal
medyanın bu devrimlerde ki rolü azımsanmayacak kadar az olmamasına rağmen
sadece sosyal devrim olarak algılamak haksızlık olacaktır.


1- ARAP BAHARININ ETKİLERİ


1.1 Bölgesel Etkisi


Arap Devrimlerin
bölge ülkelerinin etkilenmesi düşünülemez. Bölgesel düzeyde olaylar kaos,
istikrarsızlık ikliminin tırmanmasıdır. Birçok yorumcu bu devrimlerden İran’ın
lehine olduğu kanaati yaygın ise de İran hem olumlu hem de olumsuz
etkilenmiştir. Mısır da ABD ve İsrail’e yakın yönetimlerin gitmesi İran’ın
lehinedir. Körfezlerde ki ülkeler de Şii ayaklanmasının olması da İran’ın
bölgede manevra alanının artığının yorumlarına neden olmuştur. Çünkü Körfez
ülkelerinin yönetimlerinin hepsi ABD’ye yakın yönetimler olması ve Körfez
İşbirliği Teşkilatı bölgede İran’ın bölgesel etkisini dengelemek için örgüt olarak
bölgesel ve bölge dışı aktörlerle stratejik ilişki geliştirmesi İran tarafından
kaygı ile izlenmektedir. Mevcut yönetimlerinin gitmesi sadece İran’ın elini
rahatlatır. Irak’ta ki demokrasi deneyiminin bütün eksikliklerine rağmen Şii
ağırlıklı bir yönetiminin başa geçmesi İran’ın körfez ülkelerinde ki demokrasi
hareketlerine sempati ile bakmasına yol açmıştır. Körfez ülkelerinde de Şii
ağırlıklı yönetimlerin gelmesi İran’ın bölgesel nüfusunu artıracaktır.


Mısır ve Tunus’ta
İslami referanslı partilerin iktidara geçmesi İran rejiminin meşruiyetini
artırabilir. Yani ABD ve İsrail’in dostu olan geleneksel iktidarlarının
yerlerini bunların karşıtlarının alması İran’ın bölgesel etkisini
kolaylaştırmasıdır. İran için bir avantajda dünya kamuoyunun Ortadoğu da ki
halk hareketlerine kilitlenmesi İran’ın nükleer konusunu en azından bir
süreliğine Dünya gündemini meşgul etmeyecektir. Ayrıca artan istikrarsızlıktan
dolayı artan petrol fiyatları İran’ın gelirini artırmıştır. Mısır’ın
seçimlerden sonra İran ile diyalog geliştirmesi ve İran’ın da savaş gemilerini
Süveyş kanalından Akdeniz’e çıkarmasına izin vermesi İran’ı mutlu eden bir
gelişmedir. İran’ı olumsuz etkileyecek bir konu ise Arap devrimlerinin ters
dalga ile kendisini vurması ve İran’ın rejime muhalif yeşil muhalefetin
protestolardan dolayı güç kazanıp rejimin meşruiyetinin azalmasıdır. Protesto
dalgasının Suriye’ye sıçraması ise İran’ı endişelendiren konulardan biridir.


İran’ın Suriye
ile stratejik işbirliği mevcuttur. Bu işbirliğinden dolayı İran ne pahasına
olursa olsun Esat’ın iktidardan kalmasından yanadır. Suriye üzerinden kontrol
ettiği Hamas ve Hizbullah’ı İran Batı’ya karşı devamlı bir koz olarak
kullanmıştır. Esat düşüp yerine Sünni ağırlıklı bir iktidarın gelmesi Suriye’yi
İran’ın eskisi gibi uydu devlet yapamayacaktır.


İsrail’in Arap
Bahar’ın da en fazla rahatsızlık duyan ülkelerin başından gelmektedir.
İsrail’in bölgede ki çıkarı statükonun devam etmesinden yanadır. Mısır’da
Mübarek’in devrilmesi İsrail’i endişelendirmiştir. İsrail Arap Baharı’nın
Filistin’de ki grupları da etkilemesinden kokup, üçüncü bir intifada
hareketinin başlamasıdır. Ayrıca Mısır’ın El fetih ile Hamas arasında bir
arabuluculuk yapıp iki grubu barıştırması İsrail’in yeni bir barış antlaşmasını
ileri bir tarihe artık atmasının hedefleyen politikası ağır bir darbe
alacaktır. Ayrıca İsrail ve Türkiye’nin Arap Baharı olaylarına karşı
bakışlarının farklı olması bozulan İsrail-Türkiye ilişkisinin daha da içinden
çıkılmaz bir hal almasına sebep olabilir. Mısırda Mübarek’in devrilmesi İsrail
izole olmuşluğunu artırabilir. Bölgesel düzeyde hoşnut olmayan Ülkelerden
biride Suudi Arabistan’dır. Mübarek’in devrilmesine ABD yönetiminin sesiz
kalması ve hatta Obama’nın Mübarek’e bırakması yönünde çağrılar yapması Suudi
yetkililerini endişelendirmiştir. Acaba aynı halk hareketleriyle karşılaşıldığı
zaman ABD yönetimi kendilerini de gözden çıkarabilecekler mi endişesi sarmış
bulunuyor. Bunun için Suudi yönetimi Bahreyn de ki Şiilerin ayaklanmasına
Birleşik Arap emirlikleri ile birlikte Bahreyn’e askeri destek vermeye sevk
etmiştir.


Suudi
Arabistan’ın ABD’nin Mübarek ve Salihi’yi çabuk gözden çıkarması Arabistan’ın
bölgede yalnızlaştığını hissederek Çin ve Pakistan ile de temasa girmeye
çalışmaktadır. Çin ile muazzam bir enerji işbirliği olan Arabistan’ın Pakistan
ile de Askeri iş birliği göze çarpmaktadır. Bu askeri işbirliğinde İran’nı
mezhepsel ve stratejik açıdan dengeleme isteği de ön plana çıkmaktadır.


Arap Baharının en
çok olumsuz etkilediği ülkelerden biride kuşkusuz Suriye idi. Suriye de başlayan
olaylar neticesinde şu ana kadar yüz binden fazla insan ölmesi, yaklaşık iki
buçuk milyon insan mülteci durumuna düşmüştür. İran’ın bölgesel etkinliğinin
kırılması için Suudi Arabistan Suriye’de Esat’ın düşmesi için çalışması anlamlı
oluyor.


1.1.2. Arap Baharının Türkiye’ye
Etkisi


1.1.2.1. Siyasal Etkisi


Bölge ülkelerden
etkilenen ülkelerden biride Türkiye’dir. Ortadoğu da ki olayların başında
itibaren Türkiye’nin halkın demokratik taleplerinin yanında yer alması ve
diktatörlerin yönetimi halka bırakması konusunda tavı alan Türkiye’nin model
olma tartışmaları şiddetlenmiştir. Dış işleri Bakanı Ahmet Davutoğlu
Türkiye’nin bölge için ilham kaynağı olduğunu belirterek Arap baharını geç
kalmış bir normalleşme olarak nitelemiştir. Türkiye’nin Mısır ve Tunus ta ki
olaylarda takındığı tavır dış politikamız açısında sorunsuz işlemiştir.


Libya’da ise
Türkiye’nin yatırımlarının olması sebebi ile olayların başlarında istikrardan
yana tavır koyan Türkiye, NATO  müdahalesi başlamasıyla tutum
değiştirmiştir. Başbakan Recep Tayip Erdoğan Muhalefeti Ankara da ağırlamıştır.
Suriye de rejim protestoları şiddetle bastırıp; Ankara’nın reform çağrılarına
itibar etmeyince Suriye ile ipler kopma noktasına gelmiştir. Devrimden sonra
Mısır da iktidara gelen koalisyon içindeki Müslüman Kardeşler ile Tunus ta ki
El Nahda partisi kendilerine Türkiye de ki Ak Parti’yi kendilerine model olarak
aldıklarını belirtmişler. Türkiye’nin sahip olduğu tarihsel bağlam ve ekonomik
gelişme ile istikrar göz önüne alındığında bu modeli taşıyabilecek kapasitesi
mevcuttur. Türkiye’nin model olma isteği iki strateji ile de örneklendirmek
mümkündür.


Bunlardan
birincisi 11 Eylül saldırıların sırasında ABD başkanı Bush’un özgürlük gündemi
stratejisi bağlamında Türkiye’yi model olarak sunmuştur. Bir diğer ABD başkanı
Obama’nın Arap baharı sonrası İslamcıların demokratik hayata katılmalarında
Türkiye’yi model olarak göstermiştir. Bu model doğrultusunda Türkiye komşularla
sıfır sorun politikasını ciddi bir revizyona tutması gerek. Ankara artık bölge
ülkelerinin nasıl yönetildiğine bakmaksızın pragmatik ilişki
geliştirmeyecektir. Bölge’ye yaklaşımı değerler üzerinden olacaktır. Bu model
olma noktasında çarpıcı olan aktörleri ve siyasal gündemleri birbirinden farklı
olan ABD ve İslamcılar’ın Türkiye’yi model olarak görmeleri ve önermeleridir.


Suriye’de Esat
yönetiminin karşısında yer alan bir Türkiye ve Kürecikte kurulan radar
istasyonu ile İran Türkiye ilişkileri 2000 yıllarında ekonomik pragmatizmden
çıkıp karşılıklı meydan okumalara kadar gitmiştir. Bu meydan okumada Irak ve
Suriye’nin İran kontrolünde olması, yani Türkiye sınırının yaklaşık 1800 km’lik
alan İran’nın kontrolünde olması Şii hilali olarak adladırılan çevreleme önemli
yer tutmaktadır. Lübnan üzerinden de Akdeniz’e ulaşan İran’ın Türkiye’nin
bölgeye girişini kısıtlamaktadır.


1.1.2.2 Sosyal Etkisi


Türkiye’nin
Suriye ile olan sınırı 911 km’lik bir uzunlukta olması Suriye de ki iç savaştan
Türkiye’ye etkisi olmuştur. Suriye ile olan tarihi, kültürel ve akrabalık
ilişkileri de mevcuttur. Arap baharı çerçevesinde yapılan başkaldırı ülkeye hem
ekonomik hem de sosyal etkileri olmuştur. Bu sosyal etkilerden ülkelerinde ki
savaş ortamından kaçıp daha güvenli yer olan komşu ülkelere sığınan
mültecilerden açıklamak mümkündür.


Mültecilerin
karşılaştığı sorunlar yeme içme sorunu, eğitim, aynı aileden bazılarını
muhalefete destek vermesi bazıların mülteci olması ve ailelerin bölünmesi ile
oluşan sorunlar, barınma ve temizlik sorunları, mültecilerin sağlık sorunu ile
karşılaşmaları, mültecilerden dul ve yetimlerin olması vb. sorunlar
sıralanabilir. Mültecilerin bulunduğu illerde yerel halkla kültürel uyum
sorunları, iletişim sorunları ve entegrasyon sorunu ortaya çıkmıştır.


Ayrıca
mültecilerin Türkiye bütçesine oluşturduğu yük ve mültecilerin geleceğinin
belirsiz olması ile Mültecilerin işsiz olmalarından dolayı günlük
ihtiyaçlarının nasıl karşılanacağının sorunları.Türkiye ilk başlarda insanlık
hassasiyetlerinden dolayı sınırını mültecilere açmıştır. Ve mülteci girişi
hızla devam etmiştir, ardından mültecilere çadır kentler kurulmuştur. Burada
sorun Türkiye’nin ne kadar mülteci kaldıracağının öngörülememesidir. Bu çadır
kentlerden bazıları kurulduğu illerde ki nüfus sayısından fazladır. Mülteci
kampında kalanlar arasında zaman zaman asayişlik olayların yaşanması ve kampta
kalanların statü kayıpları ve savaş psikolojisinden dolayı travmatize olmuş
mültecilerin varlığından dolayı küçük bir kıvılcımın olayları büyümesi için
yeterlidir. Kampların içinde ya da şehir merkezlerinde meydana gelecek olası
krizler, patlamaya hazır bomba gibi manipülasyon ve propaganda neticesinde
büyük isyanları da beraberinde getirme riskini taşıyor. Kamplarda kalanların
çoğunun 18-45 arası işsiz erkeklerden oluşması tehlikenin boyutunu gösteriyor.


Türkiye’yi
bekleyen en büyük sorunlardan biri de sınırdan normal ya da kaçak yollardan
geçiş yapıp şehir merkezlerinde yaşam savaşı veren kayıt dışı mültecilerdir. Bu
kayıt dışı mülteciler arasında sokakta parkta yatanlar ile dilencilik
yapanlarda var. Ayrıca kampların bulunduğu yerlerde farklı ülkelerin istihbarat
elemanlarının olması çıkacak provakasyonun boyutlarını gözle önüne seriyor.


 Mülteci
kamplarında  merkezi kayıt sisteminin kurulaması mültecilerin takibi adına
ciddi güvenlik riski oluşturuyor. Buda kamplar arası kaçak mülteci taşıyanlar
için bir fırsata dönüşüyor. Sınırın Suriye tarafında ise otorite boşluğunun
olmasından dolayı kaçak geçişlerin artması sınır güvenliğini riske atıyor.
Ayrıca mültecilerin giderleri devlet üzerine bir yük olduğu ve bunun ne zamana
kadar sürdürülebilir belirsizdir. Mültecilerin ihtiyaçları için  Afad 852
milyon TL harcarken bu rakam diğer devlet kurumlarının yaptığı harcama ile
birlikte 1.8 milyar TL’yi bulurken, halkın ve yardım kuruluşlarının yaptığı
yardım ile birlikte mültecilere 2 milyar TL ‘lik bir yardım yapılmıştır.
Uluslararası kuruluşların ve diğer ülkelerin yapmaya söz verdiği yardımlar
yapılmayınca bu yükü Türkiye tek başına omuzlamak zorunda kalmıştır. Ayrıca bir
çok Suriyeli kadının pasaportsuz olmaları Türkiye de erkeklerin resmi nikahlı
eşlerinin yanında bu Suriyeli bayanlar ile evlenmelerinin kayıt altına
alınamaması ve doğan çocukların milliyeti gibi problemler ortaya çıkması
ileride bir problem yaratacak konulardandır.








İL

Mülteci Sayısı

İL

Mülteci Sayısı

Hatay

14.808

Kahramanmaraş

15.910

Gaziantep

30.649

Osmaniye

7.716

Kilis

13.398

Adıyaman

9.942

Şanlıurfa

90.532

Adana

8.709


Kaynak: http://www.afad.gov.tr/TR/IcerikDetay1.aspx?ID=16&IcerikID=848,
Erişim: 12.04.2013


1.1.2.3 Ekonomik Etkiler


Arap Baharı
siyasi bir olay gibi gözükse de bu olayların ekonomik iz düşümleri de vardır.
Arap Baharı çerçevesinde gelişen olaylar Türkiye’nin ekonomik yatırımlarını da
etkilemiştir. Türkiye’nin ekonomik olarak etkilenmesinin sebebi olayların
Türkiye’nin yatırımlarının bulunduğu ülkelere de sıçraması ile oldu. Olayların
Libya’ya sıçraması ile birlikte Türkiye’nin buradaki yatırımları tehlikeye
girmiştir. Arap baharının yaşanması ile birlikte Türkiye’nin bölgeye yaptığı
ihracat ve ithalatta bir düşüş meydana getirmiştir. Ekonomik kayıplara yapılan
sınır ticaretinin sekteye uğraması da sayılabilir. Arap baharı öncesi Türkiye
bölge ile sıfır sorun politikası çerçevesinde tam bir ekonomik entegrasyon
perspektifine göre bazı ülkeler ile karşılıklı vizeleri kaldırması ile elde
edeceği ekonomik kazançlar bu süreçten dolayı istenen verim alınamamıştır.


Suriye’de yaşanan
iç savaş nedeni ile birçok insan hayatını kaybederken savaştan ve yönetimden
kaçan insanların büyük bir bölümü Türkiye’ye göç etmeye başlamıştır. Mülteci
durumunda sınırlarımıza gelen çok sayıdaki Suriyeli mültecilere yardım eden
Türkiye,mültecilerin yaşam koşulları ve hayatlarını sürdürebilmeleri için
gerekli olan gıda, ilaç ve yaşam malzemelerinin temini noktasında Türkiye’ye
ekonomik sorumluluklar düşmektedir. 2013’te AFAD verilerine göre Türkiye’deki
barınma merkezlerindeki Suriyeli mülteci sayısı 191.933 kişidir. Bu
mültecilerin giderleri Türkiye ek bir maliyet getirmektedir. Suriye de Esat’ın
şiddet kullanması ile iç savaşın olması bu ülkeden Ortadoğu’ya yapılan transit
tır ticaretin sekteye uğraması ile bir çok şirketin parasal kaybı ile tır
şoförlerin işsiz kalmasına yol açmıştır.


Ayrıca Arap
baharı sonrası bölgenin yeniden imarı Türkiye’ye fırsatlar sunmaktadır. Nitekim
Başbakan Erdoğan’ın Libya’da NATO müdahalesi sonrası Libya’nın inşasını Türkiye
olarak biz yapmalıyız demeci önümüze fırsatlar sunmaktadır.


SONUÇ


Arap Baharı
sonucu Türkiye’nin Ortadoğu da ki politikalarından bir tıkanmışlık söz
konusudur. Komşular ile sıfır sorun politikası bir revizyona ihtiyacı vardır.
Bu politikanın dip yaptığı nokta Suriye olayıdır.


Suriye de rejim
karşıtı muhalefetin çok sesli olması ve rejim karşısında yek pare olmaması ve
Batı’nın Suriye iç savaş sürecine dahil olmayıp; pasif tepkiler vermesi
sonucunda Esad’ın düşüşünün gecikmesi Arap Baharının geleceği için bir dönüm
noktası olabilir. Arap baharında Türkiye’nin yumuşak gücü olayların başında ön
plana çıkmıştı. Bu yumuşak gücünün Demokratik siyasal düzen ile birlikte
Müslüman kimliğinin olması ve gerçekleştirdiği muhteşem ekonomik atılımları
gerçekleştirmesidir. Arap baharında bölgesel düzlemde yeniden kurulacağı için
bölge ülkelerinin her biri kendini model olarak olayları yönünü kendine doğru
çekmektedir. Bu model savaşlarında İran ve Suudi Arabistan’ın kendi modelleri
mezhepsel bağlamda kutuplaştırıcı olduğu için, Mısır modelinin ise yetersiz
olması Türkiye’nin sahip olduğu yumuşak gücün önemin artırıyor. Ortadoğu’nun
farklı mezheplerden oluşmasından dolayı Türkiye’nin daha kucaklayıcı
politikalar uygulamalıdır. Türkiye Arap devrimlerinde bölge halklarının kendi
yönetimlerinden beklentisinin temeli adalet duygusu idi. Bu adalet duygusunu
Arap halklarının adalet rönesansı olarak tanımlamak mümkündür.


Bunun yanında
Ortadoğu ülkelerinde yüksek işsizlik ve eflasyonun olması, rüşvetin yaygın
olması kötü sosyal koşulların olağan bir durum olmasıdır. Arap baharının Suriye
de ki iç savaştan dolayı ve Esat’ın bir türlü düşmemesi Arap baharının Kışa
dönüştüğünün yorumlarına neden oldu. Ancak bu devrimlerin bir süreç olduğu ve
bölgenin homojen yapıda olmaması her ülkede aynı süreçleri izlenmesi
beklenmemelidir. Arap devrimleri körfez monarşilerini fazla etkilemedi. Körfez
ülkelerinin bazı yetkilerini parlamentoya vermeleri ,ekonomik tedbirler
almaları, siyasal reformlar yapmaları vb. tedbirlerden şimdilik fazla bir
etkilemedi. Türkiye’nin bölgede beklentisi istikrar olmasından ve Suriye iç
savaşının Türkiye’nin istikrarını etkilemesinden dolayı en fazla etkilenen
Türkiye olmuştur. Türkiye tercihini halkların tercihinden yana kullanmıştır.


Ayşegül ARAS


Yazarın diğer yazıları için tıklayınız


KAYNAKÇA


http://www.politikadergisi.com/makale/arap-bahari-%E2%80%9Cpeki-ya-adalet%E2%80%9D
Erişim Tarihi: 01.05.2014


http://iibfdergisi.ksu.edu.tr/Imagesimages/files/8(1).pdf
Erişim Tarihi: 01.05.2014


http://www.orsam.org.tr/tr/trUploads/Yazilar/Dosyalar/2011127_kapak1.pdf
Erişim Tarihi: 01.05.2014


http://www.orsam.org.tr/tr/truploads/yazilar/dosyalar/2011616_do%C3%A7.%20dr.%20tar%C4%B1k%20o%C4%9Euzlu.pdf
Erişim Tarihi:01.05.2014


http://politikakademi.org/2013/07/arap-bahari-ve-sosyal-medya/
Erişim Tarihi: 01.05.2014


http://www.mustafaaydin.com/dosyalar/ARAB_BAHARIn%C4%B1_anlamak.pdf
Erişim Tarihi: 01.05.2014


http://www.tuicakademi.org/index.php/kategoriler/ortadogu/3674-arap-bahari-ve-nedenleri
Erişim Tarihi: 08.05.2014


http://www.tuicakademi.org/index.php/kategoriler/ortadogu/3122-arap-bahari-nedir
Erişim Tarihi:08.05.2014


http://www.mustafakutlay.com/_files/25112013013156-65AHA.pdf
Erişim Tarihi:08.05.2014


Duran_ve_Yilmaz_Ortadogda_Modellerin_Rekabeti-libre.pdf
Erişim Tarihi:01.05.2014


http://usak.org.tr/images_upload/files/13-04%20Suriyeli%20M%C3%BClteciler.pdf
Erişim Tarihi: 01.05.2014


http://www.usak.org.tr/images_upload/files/Suriyeli_M%C3%BClteciler_ve%20T%C3%BCrkiye_Sonu%20Gelmeyen_Misafirlik_Dincer_Karaca_Ozmenek.pdf
Erişim Tarihi:01.05.2014


http://iys.inonu.edu.tr/webpanel/dosyalar/1427/file/nalanisik.pdf
Erişim Tarihi: 01.05.2014


http://trUploods/Yazilar/Dosyalar/2012619_tarik
oguzlu.pdf
Erişim Tarihi: 01.05.2014


Sahipkiran
Hakkında


Sahipkıran;
1 Aralık 2012 tarihinde kurulmuş, Ankara merkezli bir Stratejik Araştırmalar
Merkezidir. Merkezimiz; a) Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve milletiyle
bölünmez bütünlüğünü savunan; ülkemizin her alanda daha ileri gitmesi ve
milletimizin daha müreffeh bir hayata kavuşması için elinden geldiği ölçüde
katkı sağlamak isteyen her görüş ve inanıştan insanı bir araya getirmek, b)
Ülke sorunları, yerel sorunlar ve yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın
sorunlarına yönelik araştırma ve incelemeler yaparak, bu sorunlara çözüm
önerileri üretmek, bu önerileri yayınlamak, c) Tespit edilen sorunların
çözümüne yönelik ulusal veya uluslararası projeler yürütmek veya yürütülen
projelere katılmak, ç) Tespit edilen sorunlar ve çözüm önerilerimize ilişkin
seminer ve konferanslar düzenleyerek, vatandaşlarımızı bilinçlendirmek,
amacıyla kurulmuştur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış