Akritas Planı nedir?




Rum
liderliği Cumhuriyeti yıkma girişimini AKRİTAS adlı bir plan uyarınca
gerçekleştirdi. 21 Nisan 1966 tarihli PATRİS GAZETESİ’nde yayınlanan bu plana
göre Türk halkı ani bir saldırı ile yok edilecek ve ada Yunanistan’a
bağlanacaktı. Bu planın hazırlayıcıları arasında AKRİTAS kod adlı İçişleri
Bakanı Yorgacis, Cumhurbaşkanı Makarios, Meclis Başkanı Klerides gibi isimler
de bulunmaktaydı…7 Şubat tarihli PATRİS gazetesi bu planda görev alan Rum
liderlerini şöyle sıralamıştır:


Başkan : Polikarpos Yorgacis

Başkan Vekili : Çalışma Bakanı Thassos
Papadopulos


Kurmay : Milletvekili Nikos Koçit

Kurmay Daireleri Md : Meclis Başkanı Glafkos
Klerides


Planın anahtarı şöyleydi:


“Makarios’un verdiği demeçler milli davanın
alacağı yönü göstermiştir. Esas gaye değişmemiştir. (İlhak, Enosis) Amaca
ulaşmak için iç ve dış tahrikler izlenecektir.


– EOKA müdahalesinin son safhasında Kıbrıs
davası dünya kamuoyuna ve diplomatik çevrelere “Kıbrıs Halkının
self-determinasyon hakkına kavuşması” şeklinde sunulmuştu. Şimdi ilk
hedefimiz uluslararası alanda Kıbrıs probleminin çözümlenmediği ve yeniden gözden
geçirilmesi gerektiği kanaatını yaymak olmalıdır. Bu amaçla, bulunmuş olan
çözümün tatminkar olmadığı adil olmadığı, iki toplumun birarada yaşayabileceği
belirtilmelidir.


– Kıbrıs liderliği yerinde bir davranışla
anlaşmaları halk oyuna sunmamış ve elimizdeki bu durum koz olmuştur.


– Kıbrıs’ın şimdiye kadar Rumlar tarafından
idare edildiğini, Türklerin ise sadece olumsuz, köstekleyici bir fren rolü
oynadığını gösterdik.


– Gizliliğe uyulacaktır…


Planın diğer bölümlerinde imhanın yeraltında
çalışmalarını sürdüren EOKA aracılığı ile nasıl gercekleştirileceği
anlatılmaktadır. Buna göre her bölgede ne kadar kuvvet bulundurulacağı, silah
miktarı, bölge sorumluları, saldırı planları, ayrıntılı olarak şemalar üzerinde
gösterilmiştir. 21 Aralık günü Atatürk Heykeli ve Türk Lisesi Rum polisleri
tarafından yine kurşunlanırken, Türk bölgeleri bütün gece kurşun yağmuruna
tutuluyor ve 22 Aralık günü Matyat köyü yakılıyordu. 23 ve 24 Aralık’ta
çarpışmalar bütün gün sürdü. Silahlı Rumlar Küçük Kaymaklı ve Kumsal
bölgelerine saldırdı. Kaymaklı yakıldı, Kumsal’da binbaşı İlhan’ın çocukları ve
eşi banyo içinde katledildi. Birçok Türk evlerinden alınıp götürüldü.




Bu arada Türk memur ve milletvekilleri silah
zoru ile yönetimden uzaklaştırılarak devlet gasbedildi. Tüm devlet daireleri,
Radyo-TV işgal edildi. Böylece Cumhuriyet bir Rum devletine dönüştü. Nitekim
saldırıların da aynen bu planda öngörüldüğü gibi gerçekleştirildiği daha sonra
ortaya çıkmıştır. Ne ki Türk Halkının mukavemeti, planda öngörülen sonuçların,
bütünü ile gerçekleşmesini önlemiştir.


Planın tam metni şöyleydi:

Çok Gizli Karargah


Başpiskopos Makarios’un verdiği son demeçler
Milli davanın yakın bir gelecekte alacağı yönü gösterir. Geçmişte de
belirttiğimiz gibi milli davalar bir günde halledilemez. Milli davaların çeşitli
gelişim merhalelerinin tamamlanması için belli zaman tahditleri koymak da
mümkün değildir. Davamız şimdiye kadar yer almış olan gelişmelerin, bu süre
içinde belirmiş şartların ve alınmış tedbirlerin ışığında, bu tedbirlerin
ayarlanması ve tatbiki de göz önüne alınarak incelenmeli ve alınacak tedbirler
iç ve dıştaki politik duruma uygun olmalıdır. Bütün bu işlem gerçekten güçtür
ve birçok safhadan geçirilmesi şarttır; çünkü sonucu etkileyecek olan çok ve
çeşitli nedenler vardır. Herkesin, alınan tedbirlerin esaslı bir inceleme
sonucu alındığını ve gelecekte alınacak tedbirlerin temelini teşkil ettiğini
bilmesi kafidir. Ayrıca, şimdi düşünülen bu tedbirlerin, `ilk adım’ı ve
`self-determinasyon’ hakkımızı kayıtsız şartsız ve tam olarak tatbiki olan gayemizin
`yalnız bir safhasını’ teşkil ettiğini de bilmesi kifayet eder.




Esas gaye değişmeyip aynı kaldığına göre,
incelenmesi gereken bu gayenin gerçekleştirilmesi için izlenecek yol ve
usüldür. Bunlar da, zaruri olarak iç ve dış (uluslararası) taktikler diye ikiye
ayrılmalıdır. Çünkü, davamızın, içte ve dıştaki takdimi ve yönetilmesi ayrıdır.


A. Dıtta Kullanılacak Metod


EOKA mücadelesinin son safhasında Kıbrıs davası
dünya kamu oyuna ve diplomatik çevrelere “Kıbrıs halkının
self-determinasyon hakkına kavuşması: şeklinde sunulmuştu. Fakat hatırlanacağı
gibi bu arada ‘Türk azınlığı sorunu’, bilinen şartlar altında ortaya atılmış ve
toplumlararası çarpışmalardan sonra iki toplumun birleşik bir idare altında
beraber yaşayamayacağı fikrini kabul ettirmek için büyük çaba harcanmıştı.
Sonunda problem birçok uluslararası çevrelerin zannınca Londra ve Zürih
anlaşmaları ile halledilmiş ve bu anlaşmalar, mücadele eden taraflar arasındaki
görüşmeler sonunda varılan çözüm olarak gösterilmişti


a. Bu sebeple ilk hedefimiz, uluslararası
alanda, Kıbrıs probleminin çözümlenmediği ve yeniden gözden geçirilmesi
gerektiği kanısını yaratmak ve yaymak olmuştur.


b. Aşağıda belirtilen kanıların yaratılması ilk
gaye olarak kabul edilmiştir:


i. Bulunmuş olan hal çaresi tatminkar ve adil
değildir.


ii. Varılan anlaşma, çatışmakta olan tarafların
iradesi sonucu elde edilmemiştir.


iii.Anlaşmaların tadili arzusu Rumların
imzalarını inkar etme niyetinden değil; onların varolması için elzem oluşundan
doğmaktadır.


iv.İki toplumun birarada yaşaması mümkündür, ve


v. Yabancıların güvenmesi ve dayanması gereken
kuvvetli unsur Türkler değil, Rum ekseriyetidir.


c. Yukarıdaki gayeleri gerçekleştirmek çok güç
ise de tatminkar sonuçlar alınmıştır. Birçok diplomatik temsilci, anlaşmaların
tatminkar ve adil olmadığına gerçek görüşmeler sonucu değil de, gözdağı ve
baskı ile imzalandığına ve birçok tehditler sonunda empoze edildiğine
inandılar. Anlaşmalar sonucu varılan hal çeresinin halkın tasvibine sunulmamış
olması elimizde önemli bir kozdur. Liderliğimiz de aklıselimle hareket ederek
bir referandumdan kaçındı. (Aksi halde, 1959’daki atmosfer içinde halk
anlaşmaları mutlaka tasvip ederdi). Genel olarak dıtarıya Kıbrıs’ın şimdiye
kadar Rumlar tarafından idare edildiğini, Türklerin ise sadece olumsuz, köstekleyici
bir fren rolü oynadığını gösterdik.


d. Birinci safhadaki faaliyetlerimizi ve
gayelermizi böylece tamamladıktan sonra ikinci safhayı uluslararası bir
seviyede gerçekleştirmemiz gerekiyor. Bu ikinci safhadaki gayemiz aşağıdaki
hususları belirtmek ve kabul ettirmektir:


i. Rumların gayesi Türkleri ezmek değil, idari
mekanizmanın aykırı ve makul olmayan kısımlarını ortadan kaldırmaktır.


ii. Bunların hemen ortadan kaldırılması gerekir,
çünkü `yarın’ çok geç olabilir.


iii. (yayınlanmamıştır)


iv. Bu gözden geçirme sorunu Kıbrıslıların bir
iç sorunudur ve bunun için kimseye, dıştan herhangi bir müdahale -güç
kullanılsın veya kullanılmasın- hakkını vermez; ve


v.Öngörülen değişiklikler makuldür, adildir ve
azınlığın makul addedilen haklarını da korur.


e. Genel olarak denilebilir ki bugünün
uluslararası düşünüşü her türlü baskının -bilhassa azınlıklara yapılan
baskının- karşısındadır. Şimdiye kadar Türkler dünya kamu oyunu Adanın
Yunanistan’a ilhak edilmesinin kendilerini köle durumuna sokacağına
inandırmakta başarı gösterdiler. Bu şartlar altında mücadelemizi
“Enosis” değil de “self-determinasyon” temeline daya*****
dünya kamu oyunu etkileyebiliriz


Self-determinasyon hakkımızı tamamen ve
engellenmeden kullanabilmemiz için de anlaşmalardan (Garanti ve İttifak anlaşması
vs) ve anayasanın halk iradesinin kayıtsız bir şekilde ifadesini engelleyen ve
dış müdahale tehlikesi arz eden hükümlerinden kurtulmamız gerekiyor. Bu sebeple
ilk hedefimiz Kıbrıslı Rumlarca kabul edilmemiş diye belirtilmesinde karar
kıldığımız Garanti Anlaşmasının elimine edilmesidir. Garanti anlaşması ortadan
kalktıktan sonra önümüzde bizi bir plebisitle kendi geleceğimizi seçmekten
alıkoyabilecek hiçbir hukuki ve manevi engel kalmayacaktır


Yukarıdaki izahattan anlaşılacağı üzere
planımızın başarısını temin etmek için kademeli bir “çaba ve gelişme”
yolu seçilmesi gerekiyor. Bu çabalar ve gelişmeler gerçekleşmezse gelecekteki
davranışlarımız kanun bakımından haksız, politik yönden ise başarısı imkansız
bir hale girer. Ayrıca Kıbrıs’ı ve halkın (Rumları) büyük tehlikelerle karşı
karşıya bırakmış oluruz.


İzlenecek hareket hattı şöyledir

a. Anayasanın olumsuz maddelerini tadil etmek ve
bunun sonunda “Garanti ve İttifak anlaşmalarını” de facto olarak
ortadan kaldırmak.


Bu adım kaçınılmazdır; çünkü herhangi bir
anlaşmanın olumsuz yönlerini tadil etmek ihtiyacı, genellikle bütün dünyaca
kabul edilmiştir ve makul addedilmektedir. (Burada bir pasaj yayınlanmamıştır).
Buna karşılık böyle bir tadil çabasını önlemek gayesini güden herhangi bir dış
müdahale haksız ve gereksiz sayılmaktadır.


b. Bunu gerçekleştirir gerçekleştirmez Garanti
Anlaşması (müdahale hakkı) kanunen ve esas olarak tatbik edilmez.


c. Garanti ve İttifak anlaşmalarının
self-determinasyon hakkını kısıtlayıcı hükümleri böylece ortadan kaldırıldıktan
sonra Kıbrıs halkı (Rum toplumu) kendi iradesini serbestçe ifade edip
uygulayabilecektir.


d. O zaman, devlet kuvvetlerinin (Polis Gücü) ve
buna ek olarak dost ülke askerlerinin, dıştan veya içten gelen herhangi bir
müdahaleye karşı koyması mümkün olacaktır, çünkü o zaman tamamen bağımsız bir
durumda olacağız



Görülüyor
ki harekatın (a) maddesinden (e) maddesine kadar olan kısımlarının
belirttiğimiz sıraya göre tatbik edilmesi şarttır


Bunun sonucu olarak da belirtilen gerçek şudur:
Eğer Uluslararası alanda başarı şansı umuyorsak mücadelemizin herhangi bir
safhasını, bir önceki safha tamamlanmadan açıklamamak zorundayız. Örneğin,
yukarıda bellirtiğimiz dört safhanın gerekli sırayı teşkil ettigi kabul
edilirse, bu sıranın (d) maddesi önceden açıklandığı zaman (a) maddesindeki
tadillattan söz etmek anlamsız ve faydasız olur, çünkü anayasanın olumsuz
hükümlerini tadil etmek yollarını ararken böyle bir revizyonun Devlet ve
Anlaşmaların fonksiyonu için gerekli olduğu bahanesini öne sürmekle gülünç bir
duruma düşmüş oluruz


Yukarıda belirtilenler, hedef ve gayelerimiz ve
uluslararası alanda izlenecek usul ile ilgili noktalardır.


B. İç Cephe


İç alandaki hareketlerimiz Türklerin yapacakları
tepkiye, dışta bu hareketlerin yorumlanmasına ve yapacaklarmızın milli davamız
üzerindeki etkisine göre düzenlenecektir


`Aşılmaz’ diye tanımlayabileceğimiz tek tehlike
asker kullanarak yapılacak bir dış müdahale ihtimalidir. Kısmen veya tüm olarak
kendi gücümüzle karşılayabileceğimiz bu tehlike, yaratması muhtemel maddi
zarardan ziyade politik alanda yapacağı olumsuz etki yönünden önemlidir. Eğer
dış müdahale, planımızın ‘c’ safhası uygulanmadan önce yapılırsa, böyle bir
müdahale tamamen haklı görünmese de hukuki yönden geçerli sayılabilir ki bu da
uluslararası alanda ve Birleşmiş Milletler’de aleyhimize olur. Son zamanlarda
yer almış olan buna benzer olayların tarihi gösteriyor ki, hiç bir müdahale
olayında -müdahale hukuk dayanağından tüm olarak yoksun olsa bile-
mütecaviz,saldırıya uğrayandan önemli tavizler koparmadan, ne Birleşmiş
Milletler ne de diğer kuvvetler tarafından sökülüp atılmıştır. İsrail’in
1959’daki Süveyş saldırısında, harekatın Birleşmiş Milletler tarafından
takibine ve Sovyetler Birliği’nin duruma müdahale tehdidine rağmen, saldırıyı
yapan İsrail, geri çekilmesine karşılık Kızıl Deniz’deki Eliat limanını elde
etmesini bilmiştir. Kıbrıs için böyle bir durumda çok daha büyük tehlikeler
vardır


İyi çalışır ve yukarıda (a) safhasında
belirtilen teşebbüsümüzü başarılı kılarsak, göreceğiz ki hem müdahaleyi haksız
gösterecek, hem de bütün dünyanın desteğini kazanmış olacağız, çünkü Garanti
anlaşmasına göre garantör devletler (İngiltere, Yunanistan ve Türkiye) arasında
müzakereler yer almadan müdahale yapılmaz. Asıl uluslararası desteğe işte bu
devrede (müdahale öncesi temas devresi) ihtiyacımız olacaktır. Böyle bir
desteği de ancak Anayasada yapılmasını teklif ettiğimiz değişiklikler haklı ve
akla yakın görüldüğü zaman kazanabiliriz. Bu sebeple öne süreceğimiz
değişiklikleri kararlaştırırken çok dikkatli olmamız gerekir. Bu durumda, ilk
adım, müdahale tehlikesini ortadan kaldırmak için Anayasayı tadil etme teklifi
yapmaktadır. İzlenecek taktik (yayınlanmamıştır).




Aşikardır ki müdahalenin haklı gösterilmesi için
anayasadaki basit bir revizyon teklifinden daha ciddi bir sebep, daha yakın bir
tehlike olması gerekir. Bu sebepler tunlar olabilir:


a. ‘a’ ve ‘c’ hareketi yerine getirilmeden
ENOSİS’in ilanı.


b. ‘Türklerin katliamı’ diye aksettirilecek
ciddi toplumlararası huzursuzluk ve çarpışma.




İlk sebep, birinci safha için hazırlanan plan
gereğince kendiliğinden ortadan kalkmıştır; böylece geriye `toplumlararası
çatışma’ tehlikesi kalmış oluyor. Tahrik edilmeksizin Türklere karşı bir
katliam girişmek veya hücum etmek niyetimiz yoktur. Bu sebepten…(Bu kısım Rum
yayın organlarınca gizli tutulmuş yayınlanmamıştır) Türkler şiddetli reaksiyon
göstererek olaylar ve çatışmalar yaratabilirler, veya çarpışmalar yaratarak
Rumların kendilerine hücum ettiği ve bu yüzden can ve mal emniyetleri için
müdahalenin kaçınılmaz olduğu intibaını yaratmaya çalışabilirler


İzlenecek taktik: Anayasayı tadil etme
çabalarmız gizli olmayacak. Daima barışçı görüşmelere hazır görüneceğiz ve
hareketlerimiz hiç bir zaman tahrik edici veya sert bir şekilde olmayacak.
Patlaması muhtemel her olay, başlangıçta kanun çerçevesinde ve kanuni kuvvetler
-Devletin Polis Gücü- tarafından, belli bir plana göre karşılanacaktır. Bütün
hareketlerimiz hukuki bir çerçeve içinde yapılacaktır.




(Bu madde gizli tutulmuş yayınlanmamıştır).



Türklerin, Anayasayı tadil için girişeceğimiz
ciddi hareketlere tepki göstermeyeceğini düşünmek ve genel planımızın yukarıda
anlatılan birinci safhasını gerçekleştirme çabalarımıza karşı olaylar ve
çatışmalar yaratmayacaklarına inanmak safdillik olur. Bu sebeple Teşkilatımızın
varlığı ve kuvvetlenmesi zaruridir.


Çünkü:


a. Türklerin içten gelen bir direnmesine karşı
bizim karşı hücumumuz ani olmazsa, Rumlar arasında -özellikle kasabalarda-
panik yaratılması tehlikesi vardır. O zaman geniş ve çok önemli bölgelerde
Türklere ‘hücum gücümüzü’ ani olarak ve etkili bir tekilde gösterebilirsek,
kendilerine gelecekler ve hareketleri önemsiz, tecrid edilmit olaylara inhisar
edecektir.


b. Türklerin planlı veya plansız herhangi bir
hücumu karşısında- bu hücum bir gösteri olsun veya olmasın- hemen harekete
geçmek, şiddet kullanarak böyle bir hücumu en kısa bir zamanda bastırmak
zorundayız. Çünkü durumu bir iki gün içinde tam olarak kontrol edebilirsek, dış
müdahale mümkün olmayacağı gibi haklı da görülmeyecektir.


c. Herhangi bir Türk tetebbüsünün kuvvet
kullanarak, kat’i olarak bastırılması, bizim sonradan gireceğimiz ve Anayasada
yeni tadilata matuf hareketlerimizi kolaylaştıracak ve aynı zamanda tatbikatta
bir Türk reaksiyonunu önleyecektir. Çünkü Türkler, gösterecekleri herhangi bir
reaksiyonun toplumları için ciddi sonuçlar doğurabileceğini kavramış
olacaklardır.


d. Çatışmaların yayılıp büyümesi halinde
plandaki (a) ve (d) safhalarını uygulamaya ve ENOSİS’i derhal ilan etmeye hazır
olmalıyız. Çünkü o zaman diplomatik faaliyete ihtiyaç kalmamış olacaktır.




Bütün bu safhaların tatbikinde büyük rol
oynayacak bir faktörü unutmamak lazım. Üyelerimizi ve halkı aydınlatmak ve
planlarımızı bilmeyen veya bilmesine imkan olmayan `tutucu’ çevrelerin
propagandalarına karşı koymak. Bellirttiğimiz gibi mücadelimizin en azdan dört
safhadan geçmesi şarttır. Ayrıca bu süre içinde planlarımızı ve niyetlerimizi,
zamansız olarak açıklamamak zorunluğundayız.




Görüleceği gibi bu konuda her şeyi gizli
tutabilmek milli görevden de üstün bir görevdir. “Gizlilik” başarımız
ve bekamız için hayati bir önem taşır. Bunun böyle olması ‘tutucu’ zümreyi ve
sorumluluk duygusundan yoksun demagogları, tahrik edici konuşmalar yapmaktan,
sözde millici beyannameler dağıtmaktan alıkoymayacaktır. Planlarımızın geçiş
safhaları onlara bir çok fırsatlar verecek niteliktedir. Liderlermizin esas
gayesi’nin ‘milli hedef’ olmadığını ve yalnız anayasayı tadil etme peşinde
koştuğumuzu söyleyecekler, ithamlar yağdıracaklardır. Anasyasayı,
kararlaştırdığımız gibi aralıklı merhalelerle ve hüküm sürülen şartlar
çerçevesinde tadil etmek gerekliliği işimizi daha da güçleştiriyor. Bütün
bunlar bizi sorumsuz demagojiye, sokak politikasına ve millicilik yarışına
itmemelidir. İcraatımız bizi, inkar edilmeyecek bir şekilde, haklı gösterecektir.
Her halukarda, hepimizin iyi bildiği nedenler yüzünden, bu Planın gelecek
seçimlerden çok önce tatbik edilmesi ve başarı ile sonuçlanması gerektiğine
göre, önümüzdeki kısa devre içinde göstereceğimiz itidal ve soğukkanlılıkla
temayüz etmeliyiz. Buna paralel olarak vatansever kuvvetlermizin birliğini ve
disiplinini korumak ve bununla da kifayet etmeyip bu birliği takviye etmek
zorunluluğundayız. Bu konuda başarı sağlamak için üyelermizi iyice
aydınlatmalıyız ki onlar da halkı aydınlatabilsinler.




Herşeyden önce ‘tutucuların’ gerçek kimliklerini
açıklamalıyız. Bunlar küçük, sorumsuz demagoglar ve fırsatçılardır. Son
yılların tarihi bunu açıkça ortaya koymuştur. Bunlar, liderliğimize kuduz
köpekler gibi saldıran, fakat geçerli, pratik ve akla yakın herhangi bir çözüm
yolu göstermekten aciz, başarı yoksunu,menfi ruhlu gerici insanlardır. 




Hareketlerimizde başarı sağlayabilmemiz için,
son dakikaya kadar kuvvetli ve istikrarlı bir hükümete ihtiyacımız vardır. Bu
böyle bilinmelidir. Bu tutucular güruhu, nutuk çekmekten başka bir şey
yapmaktan aciz gürültücü parolacılardır. Daima, ciddi ve kesin bir hareket
gerektiği zaman, fedakarlık gerektiği zaman, ortada güçsüz zavallılar olarak
kalmışlardır ve kalacaklardır. Bunun en tipik örneği şimdiki tutumlarıdır: En
iyi hareketin Birleşmiş Milletler’e başvurmak olduğunu teklif ediyorlar. Bu
yüzden bunların tecrid edilmeleri ve daima uzakta tutulmaları şarttır.




Planımızı üyelerimize YALNIZ SÖZLÜ olarak
anlatmalıyız. Toplantılar teşkilatın Alt-Karargahlarında (bölge karagahlarında)
yapılmalı ve üyelerimizin halkımızı aydınlatabilmeleri için, bölge karargah
lideri ile üyeleri, planımız ve niyetlerimiz konusunda iyice aydınlatılmalıdır.
HERHANGİ BİR YAZILI İZAHAT YAPILMAMALIDIR. YUKARIDAKİLERLE İLGİLİ HER HANGİ BİR
DÖKÜMANIN KAYBI VEYA DIŞARIYA SIZDIRILMASI VATANA İHANET SUÇU SAYILIR. Bu
dökümanın açıklanması, ihbarı veya muhalefet tarafından yayınlanması kadar
zararlı ve mücadelemize bu kadar ağır bir darbe indirecek başka bir hareket
düşünülemez.




Üyelerimizin sözlü aydınlatılması dışındaki
bütün çalışmalarımız, bilhassa basındaki yayınlarımız çok ılımlı olmalı ve
planımız hiçbir şekilde ifşa edilmemelidir. Yalnız sorumlu üyeler halka hitab
edebilir, nutuk söyleyebilir beyanat verebilir. Onlar da planımıza temas ederken
kendi şahsi sorumluluklarına ek olarak alt-karargah başkanlarının sorumluluğu
ile hareket ederler. Yazılı plandan söz etmek gerekirse, bu, alt-karargah
başkanlarının izni ile yapılır. Başkanlar yapılacak konuşmayı veya verilecek
demeci iyice kontrol ederler. Hemen şunu de bildirelim: Böyle bir konuşma veya
demecin HİÇ BİR ŞEKİLDE BASINDA VEYA BAŞKA YAYINLARDA YER ALMASINA İZİN
VERİLMEMELİDİR.




İzlenecek taktik: Üyelerimizi ve halkı SÖZLÜ
OLARAK aydınlatmak için büyük çabalar harcanmalıdır. Kendimizi “ılımlı”
gösterebilmek için hiç bir çaba esirgenmemelidir. Hiç bir yazıda, veya basında,
veya herhangi bir dökümanda planımızdan bahsedilmemelidir, böyle bir konuya
temas edilmemelidir. Sorumlu üyelerimiz halkı aydınlatmaya devam edecekler,
moral yükseltmek, halkın mücadele ruhunu takviye etmek için gerekli çalışmayı
-basın veya diğer kanallarla planlarımızı ifşa etmeden- en iyi şekilde
yapacaklardır.




NOT: Bu
döküman, alındığı günden itibaren on gün içinde, alt-karargah başkanının
sorumluluğu altında ve bütün kurmay üyelerinin huzurunda yakılmak suretiyle yok
edilecektir. Bu dökümanı kısmen veya tüm olarak kopya etmek şiddetle yasaktır.
Alt-karargahın kurmay üyeleri, başkanlarının sorumluluğu altında planı alıp
inceleyebilirler. Lakin bölge başkanı dahil hiç bir üye bu dokümanı alt-karagah
binasından çıkaramaz.




Batkan



AKRİDAS


Olaylardan Kıbrıs Türkü’nü sorumlu tutanlar
için, yukarıda açıklanan belgede bir çok cevap bulunmaktadır. Kimin kurulu
düzeni bozmak için planlar hazırladığı, şu kadar zaman sonra atılacak adımı
hesapladığı ve sonuca dolu dizgin ilerlemek için kan akttığı bu sayede açığa
çıkmıştır. Rum-Yunan ortak cephesi, 1960-1963 devresinde geçirilen tüm
krizlerin nedenini teşkil etmiştir. İstenen, Anayasanın işlemediğini isbat idi.
Bu uğurda belediye, ordu, memur meseleleri, vergiler üzerinde tartışma
yaratılmış, hatta Anayasa Mahkemesi başkanının yıpratılmasına kadar
gidilmiştir. Amaçları, sunduğumuz belgeden de anlaşıldığı gibi, halk oyu ile
Enosisi tahakkuk ettirmektir. Sadece dikkat edilen husus, Türk müdahalesinin
bertaraf edilmesi idi. Nitekim, Aralık 1963’e yaklaşıldığında, “Garanti
Andlaşması”nın silahlı müdahale hakkı tanımadığı tezinin ortaya atıldığı
görülmüştür.




Bu belge ile şunu ortaya koymaktayız: Rumlar
Cumhuriyetin devamında samimi değildir. Rumlar Cumhuriyeti bir ara aşama kabul
etmekteydiler. Bir takım kişilerin Makarios’u bağımsızlığın timsali yapmaları,
tepeden tırnağa kadar hatadır. Makarios, icabında kan dökerek adayı ilhak etmek
kararında idi ve bunu Aralık 1963’de uygulamıştır. Niçin Aralık 1963
seçilmiştir? Yayınlanan belgede de belirtildiği gibi, Cumhuriyet’ten Enosise
geçişi başarabilmek için ortaya konan plan kademe kademe uygulanmalı idi. Bunun
için 1961’de yahut 1962’de silahlı hareket olamazdı. Çünkü Anayasanın işlemediği
isbat edilmemiş, belediye, ordu, memur meseleleri dışa duyurulmamıştır. Ve
uygulama bir sıraya göre oluyordu. 




Siyasi planlama yanında ismi konmaksızın,
“Teşkilat” olarak anılmakta olan bir Rum Yeraltı Teşkilatı
kurulmuştur. Kademe kademe gidişin bir gün silahı gerektireceği zaten
kendilerince teslim edilmiştir. Yeraltı Teşkilatı kurulmuştur. Kademe kademe
gidişin bir gün silahı gerektireceği zaten kendi PATRİS Gazetesinin 22 Ocak
1967 tarihli sayısında da silahlı Rum teşkilatı hakkında gerekçe şu şekilde verilmiştir:
(Yukarıda geçen (a),(
,©, ve (d) maddelerini burada da özetliyerek
tekrarlamayı faydalı görüyoruz) “TEŞKİLAT NASIL KURULDU: Kayıtlar AKRİDAS
(Yorgacis) tarafından hazırlanmıştır. Kuvvetli bir teşkilatın varlığı
zaruridir.




Çünkü:


a. Türkler tepki gösterirse ve ani hücumumuz
olmazsa, Rumlar arasında paniğe sebep olacağız. O zaman tamiri imkansız bir
durum doğacaktır. Bir çok bölgeleri kaybetmiş olacağız. Bu bölgeler Türklerin
eline geçecektir. Gayelerimizden biri Türkleri dar bölgelere sıkıştırmaktır.


b. Türklerin, sebeplerini perdeleyerek
girişecekleri hareketlerini, kısa zamanda durdurmak zorundayız. Türkleri birkaç
günde bertaraf edersek, bir dış müdahale imkan dahilinde olmayacaktır. Ve böyle
bir müdahale haklı görülmeyecektir.


c. Yukarıda belirtildiği gibi istenen olursa,
ilerdeki hareketlerimiz kolaylaşacak ve tepki ile karşılaşmayacağız. Çünkü
Türkler, tepkilerinin kendilerine zararı dokunacağını anlayacaklardır.


d. Eğer çarpışma genelleşirse ve adaya yayılırsa
yukarıdaki planlara göre hareket etmeli ve derhal Enosisi ilan etmeliyiz. Çünkü
diplomatik faaliyet için sebep olmayacaktır.




Akridas’ın görüşleri: Tek tehlike dıştan şiddet
yoluyla bir müdahale ihtimalidir. Böyle bir müdahaleye karşı koyabileceğimiz
için, maddi zararımız ağır olmayacaktır. Sadece tamamlanması gereken, siyasi
sahadaki güçlüklerdir”. Bu gerekçe ile Cumhuriyetin İçişleri Bakanı
Polikarpos Yorgacis başkanlığında silahlı bir teşkilat kurulmuştur. Yorgacis
“Akridas” takma adını kullanmıştır. Teşkilat, Lefkoşa esas alınarak
kurulmuş ve vuruş kabiliyeti buna göre ayarlanmıştır. Patris gazetesinin 27
Ocak 1967 tarihli sayısında ilgili evrakın listesi de verilerek “Genel Harekat
Planı” açıklanmıştır. Plan Türk bölgelerinin kontrol altına alınması ve
Türk liderlerinin kaçırılmasını öngörmekte idi. Esas noktalar şöyle
belirtilmektedir.




Plan 1:


(Lefkoşa ve Varoşları Karargahının Harekatı
Planı) Lefkoşa ve civarı “Karargah” adı altındaki bölgeyi teşkil
etmektedir. Bölge beş kesime ayrılmıştır. 




Birinci Kesim: Şehrin Batı kesimi (Ayios
Pavlos-Ayios Demotios) (Hava alanı yolu)


İkinci Kesim: Eski Şehir (Dereden Mağusa
kapısına kadar)


Üçüncü Kesim: Kuzey Kısım (Yenişehir-Kızılbaş)

Beşinci Kesim: İç Kısım (Şehir ve civarlarının
diğer kısımları) bu kesime yedek kuvvetler de dahildir.




– Her “kesim”, bölge komutanı
tarafından idare edilecektir. 


– Bu komutan “Karargaha” bağlıdır.
“Karargah” aynı zamanda Lefkoşa kazasındaki grupları da idare eder.


– “Karargahın görevi”: Türklerin
planlı ve plansız her hücumuna karşı, Kıbrıs Rum halkının can va malını,
okulları ve saireyi korumak ve Türklere karşı büyük çapta misillemeye
girişmektedir.


– Her bölgenin komutanı da aynı görevi paylaşır.
Ve bu gaye için kuvvetler bulunmaktadır.


Savunma grupları: Türklerin hareketlerini
püskürtmek için.


Yedek grupları: Savunma gruplarını takviye için.

Sabotaj grupları: Bu gruplar, Türklerin herhangi
bir hareketine karşı, misillemeye giriteceklerdir.


Emniyet grupları: Bu gruplar, binalar çevresinde
devriye gezeceklerdir.




Yukarıdakilere ilaveten karagahın emrinde yedek
ve sabotaj grupları bulunmaktadır. Bu gruplar her hangi bir bölgenin imdadına
koşabilecektir.




– Her bölge ve yedek kuvvetler için ayrı harekat
planları vardır. Bu planlar, genel planın bir parçasıdır.


– “Karargah”, durumu izleyip, yedek
kuvvetleri ihtiyaçlı yerlere gönderir. 


– “Karargah” Planların engelsiz
çalışması için gerekli personeli, kararlaştırıp herkesi yerine sevkedecektir.
Yukarıdakilere ilaveten, şehir ve civarı karargahı aşağıdaki işleri yapmalıdır:


(Bu kısım Rum yayın organlarınca mahzurlu
buluna-rak yayınlanmamıştır).




– Türk semtlerine giritilecek sabatoj
hareketleri için genel bir plan hazırlanmalıdır. Ve plana göre her bölgenin
sabotaj grupları faaliyete geçirilmelidir.


– Daha büyük bir plan hazırlanması ve
“karargah’a” bağlı olan grupların bunu tahakkuk ettirmeleri gerekmektedir.


Örnek: Patlayıcı madde taşıyan arabaları uçurmak
Benzin arabaları ile yangın çıkarmak v.s.


– Silahsız halkı teşkilatlandırmak ve
kendilerine av tüfekleri vermek. Böylelikle her evde bir av tüfeği bulundurmak
ve ailenin emniyetini temin etmek mümkün olacaktır. Bu takdirde yoldan her
geçen Türke atet edilebilecektir.


Şimdi elde bulundurulmakta olan zırhlıların
varlığını tamamiyle gizli tutmak ve sırası geldiğinde bunları kullanmak
önemlidir. Bu zırhlıları kullanacak kişiler eğitim göreceklerdir”.




Rum toplumunun “tetkilatlanması”
hakkında 29 Ocak 1967 tarihli Patris gazetesinde aşağıdaki belge ile yeni
bilgiler elde edilmiştir. Önemli olduğu için tercümesini aynen veriyoruz:




Plan 2:


Lefkoşa ikinci harekat planı



1- Kıbrıs Türklerinin nümayiş yapmaları ve daha
sonra Rum semtlerine girip sabotaj hareketlerinde bulunmaları muhtemeldir.
İlaveten ani ve gizli olarak, bilhassa geceleyin Rum semtlerine, Rumların can
ve mallarına tecavüz etmeleri mümkündür. Ayrıca daha büyük harekatlara
girişimleri muhtemeldir. Aynı zamanda açık veya kapalı yerlerde toplu halde
bulunan Rumlara hücum etmeleri ve hükümete veya fertlerine ait binaları
bombalarla havaya uçurmaları mümkündür.


2- Bölge emirleri: Türk nümayişlerine karşı
koymak kudretinde olmalıdır.


– Baf sokağı ve Ermu sokağı güneyinde, Ayluka ve
Aykasyanos’taki Rum evlerini, Türk hücumlarına karşı korumak ve Türklerin Rum
semtlerine akmalarına mani olmak.


– Türklerin harekatları püskürtüldükten sonra
Türk semtlerine sızmak ve cetvel 2’de gösterilen hedeflere sabotaj yapmak. (Cetvel
2 Rum yayın organlarınca yayınlanmamıştır).




– Ermu sokağına yakın Türk evlerini yok edecek
durumda olmalıdır. Türk semtlerine yakın olan önemli binaları kilise, okul
v.s.’yi korumak.




– Cimnasyo, Fanoromani Kilisesi ile Fanoromani
Okulunu korumak. 




3- Eski Şehirdeki bütün Rum semti bu bölge
komutanlığına bağlıdır. Ortak bölgedeki sokaklar şunlardır:


Baf, Ermu, Karababa, Ayyakavos, Büyük
Konstantin, Yuannu Çimitku, Kraliçe Elizabeth, ayiospridanos, Franro, Su
Deposu.


4- Bu
bölgeye şu gruplar bağlıdır:


9
Savunma grubu :109 kiti


2 Emniyet grubu : 24 

4 Yedek grubu : Normal kadro

4 Sabotaj grubu : 20 kiti

Mevcut Silahlar : 25 otomatik (sten tipi), 2
bren, 


19 piyade, 91 av tüfeği, 4 tabanca. Ayrıca

Bazuka, havan ve el bombası. 

(Yedek grupların silahları dahil değildir)”



31 Ocak 1967 tarihli Patris gazetesinde Rumların
silahlı harekatları ile ilgili tamamlayıcı bilgi yayınlanmıştır. Aynen
aktarmaya devam ediyoruz:




Plan 3:


Lefkoşa şehri 4.bölge harekat planı:



1- Kıbrıs Türklerinin özellikle Ortaköy, Gönyeli
ve Mandrez’den, Yenişehir ve Kızılbaş bölgelerine büyük ve küçük gruplar
halinde sızıp Rum emlakine karşı mevcut irtibatını kesmeleri, nihayet açık ve
kapalı yerlerdeki Rum topluluklarına hücum etmeleri mümkündür.


2- Bölge emirleri: Bu iki bölgedeki Rumları Türk
bölgelerinden gelecek hücumlara karşı korumak.


– Yenitehir’in savunması, normal savunma ile
yapılacaktır. Kızılbaş’ın ise Gönyeli ve Ortaköy’den gelen yolların üzerinde
mevziler yerleştirilerek yapılacaktır.
Görevlerden
biri de iki bölge arasındaki irtibatı temin etmektedir. Türk semtlerinde Cetvel
4’de görüldüğü gibi.(Cetvel 4 Rum yayın organlarınca açıklanmamıştı)


– “Karargahtan” alınacak emirler
üzerinde sabotaj hareketlerinde bulunacaklardır. Üçüncü bölgedeki grupların
Türklere karşı girişecekleri hücumlarda kendilerine yardım edilecektir. Bu
bölge “Doğudadır”. Bu bölgedeki Türk aileleri bertaraf edilecektir.


3- Bölgedeki gruplar:

4 Savunma grubu : 44 kiti

2 Emniyet grubu : 8 kiti

3 Yedek grubu :…..(Rakam gizlenmiştir)

2 Sabotaj grubu :10 kiti

Silahlar : 3 tabanca, 11 otomatik (sten tipi),

1 ağır makineli, 1 bren, 32 av tüfeği,

bazuka ve el bombaları.” Yedek

grupların silahları dahil değildir.



1 Tubat 1967 tarihli Patris gazetesinde Rum
silahlı teşkilatı hakkında tamamlayıcı bilgi yayınlanmıştır. Beşinci bölge
hakkında bilgi verilmemiş, altıncıya geçilmiştir.


6- Birinci Savunma Grubu: (Grup komutanının adı
verilmedi. Bu grup 16 kişiden kuruludur. Silahları: 2 Otomatik (sten tipi), 1
bren, 11 av tüfeği ve el bombaları.


Hilarion sokağından, benzin istasyonuna ve
oradan Trafik polisine kadar görev yapacaktıi. Daha sonra Cavella sokağından
Kilisenin üstüne kadar mevzilenip Türklerin sızmasına mani olacaktır. Trafik
polisinin işgalini planlayacak ve “Karargahın” emrinden sonra
harekete geçecektir. Kızılbaş ve Un fabrikasındaki Rumlarla irtibat kurup Girne
yolunun kapanmasını sağlayacaktır.


7- İkinci savunma Grubu: Bu grubun kuvveti 12
kişidir. Silahları: 1 Bren,1 Otomatik, 1 tabanca, 2 piyade, 7 av tüfeği. (Grup
komutanın adı ile el bombası adedi verilmedi).


Görevi: Truman sokağından, Dangli sokagına kadar
mevzilenip, Türklerin sızmalarına mani olmak. Devamlı olarak buzhanenin önünden
Türk okulları ile civardaki Türk evlerine ateş açılacaktır. Birinci ve üçüncü
gruplarla iplik fabrikası ve buzhane grupları ile irtibat halinde bulunacaktır.
Toplanma yeri iplik fabrikasıdır.


8- Üçüncü Savunma Grubu: Grubun kuvveti 18
kişidir. Silahları: 3 Otomatik (sten tipi), 2 piyade, 13 av tüfeği. (El
bombaları ve komutanın adı verilmedi).


İşgal edeceği mevkiler: Dangli sokağı ile Truman
sokağından, Yenişehir’deki okullar arasındaki bölgeden sorumlu olacaktır.
Türklerin sızmasına mani olacak. Yenşehir’deki okulda, kuvvetli bir mukavement
kuracaktır




Devamlı atışla, Tepedelen sokağı kontrol edilecektir.
Kaymaklı’nın batısında olan gruplara yardım edecek durumu yaratacaktır. Ateş
saha ile Kızılbaş grubuyla irtibat temin edecektir. Toplanma yeri isidoru
sokağıdır”.


Gazete 9 ve 10. maddeleri yayınlamaktan sakındı.


11- Birinci Yedek Grupları: Bu gruplar tam
kadrolu ve silahlı olup, ismi verilmeyen bir komutanın emrindedir. Bölge
komutanı tarafından emir alır almaz derhal sabotaj hareketlerine girişecektir.
Dangli sokağının doğusundaki Türk semtine sızma yapacak ve cetvel 4’teki gibi,
(cetvel 4 Rum yayın organlarınca yayınlanmadı) sabotaj hareketleri yapacaktır.
Toplanma yeri Saray Sokağıdır.


12- İkinci yedek grubu: Yenişehir


Tam kadrolu ve silahlıdır. Emir verilince şu
görevleri yapacaktır:




İkinci grupla beraber Yenişehir’de kalan Türk
ailelerini bertaraf edecektir. Bir ve İkinci savunma gruplarını takviye
edecektir. “Karargahtan” emir çıktıktan sonra Trafik polisini işgal
için birinci gruba yardımcı olacaktır. Güney ve batıdaki Türk semtlerine
sızacak, cetvel 4’deki gibi sabotaj hareketleri yapacaktır. Toplanma yeri
Bidinu sokağıdır.


Aşağıdaki savunma gruplarını teşkilatlandırmak
ve silahlamak, bu bölgenin sorumluluğundadır:




Un fabrikası, İplik fabrikası, Buz fabrikası,
Dianellos Tütün fabrikası.




Bu grupların kadrosu ve silahları yeterli
derecede tutulmalıdır. Kadrosu, bu fabrikalarda çalışan işçilerden olacak ve
silahlar bu fabrika sahipleri tarafından satın alınacaktır. Fabrikaların
savunma grubu komutanları, Kızılbaş ve Yenişehir’deki gruplarla temas edip,
birbirlerine yardımcı olmaya çalışacaklardır. Fabrikaların gözetimi daimi
olacaktır. Silahlar şimdiden fabrikalarda saklanacaktır”.