KUTLAMA & ANMA & TAZİYE


Birinci Dünya Savaşı’nda Kafkas
Cephesi 4 yıl sürmüştür. Doğu Beyazıt’tan Karadeniz’e bir çizgi çekerseniz
400 km. genişlik, Erzurum’dan itibaren 150 km. uzunluğunda bir cephedir.

Bu gün kamuoyunda bu uzun
savaştan sadece 22 Aralık 1914 – 05 Ocak 1915 arasındaki 2 haftalık bir
süreç konuşulmaktadır.




Askerin ancak % 5′ inin
okuma yazma bildiği bir ortamda karargâh notlarının ne kadar başarılı
tutulacağı da malumdur. Tümenlerin, alayların Ruslara esir düşecekleri
belli olduğunda askeri teamüller gereği karargaha ait tüm evrakı yakarak
imha ettiklerini de Kafkas Cephesinde bizzat bulunmuş subaylarımızın anılarında
yer almaktadır (Şerif İlden, Ziya Yergök, Ali İhsan Sabis, Halil Ataman).
Askerlik şubelerinde seferberlik ilanını takip eden günlerden itibaren nüfus
kayıtlarındaki eksiklik ve hatalardan dolayı yaşanan akıl almaz karışıklıkları
ve bunların sonuçlarını bizzat Genelkurmay Merkezindeki Türk subayları
anılarında belirtiyor. (Kazım Karabekir Paşa, Tuğgeneral Ziya Yergök,
Yedek Subay Faik Tonguç vd…)  




Genelkurmay Sarıkamış’tan
döndüğünü kabul ettiği 12. 000 askerin de  yanlarında getirdiği hiç
bir belge yoktur. Genelkurmay bugün şehit sayısı olarak  65. 000 rakamını
verirken bu şehitlerin yalnızca 17. 000’inin isimlerini
belirleyebilmiştir. Yani tipide kaybolan, çıldırıp uçurumlara düşen,
Ruslara esir düşen (sadece Hamamlı’da kurulan bir esir kampında  yaşamını
yitiren Türk askeri sayısının 7 bin olduğu mevcut anıt üzerinde
belirtilmiştir), kimi zaman cephede şehit düşen, yaralı olduğu halde kağnılarla
hastanelere taşınmak üzere yola çıkıp yollarda ölen, hastane köşelerinde
tifüsden ölen isimsiz kahramanların kayıtlarının kimi  zaman
tutulamadığı bizzat cephede ya da hastanelerde görevli Türk askerlerinin
anılarında tarihe not düşülmüştür. 10. Kolordunun Erzurum’dan çıkarken 45.
000 mevcudu olduğu, Allahuekber Dağı eteklerine geldiği sırada bunun 28.000
mevcuda indiği, o müthiş dağ 4 günde aşıldığında Başköy ve Beyköy’e sadece 1200
(bazı anılarda 3000) Mehmetçiğin ulaşabildiği yazılmaktadır. Onların da
çoğunun ayağı donuktur.




Eğer bugün Sarıkamış’ta şehit
olduğundan emin olduğunuz bir dedenizi ararsanız, bu dedenin şehadetine şahit
olan geri dönen arkadaşları olmasına rağmen Genel Kurmayın çoğunlukla size
vereceği cevap “Yapılan karye muayesinde askerde gaip(hiçbir defterde ismine
rastlanmamış)” olacaktır.

Gündeme gelmeyen ve
tartışılmayan diğer bir konu şu anda hiç konuşulmayan sivil halkın yaşadığı
dramdır. 




Osmanlı çekildikten sonra geri
gelen Ruslar “36 yıl tabyalarımızda ekmeğimizi yediniz, Osmanlı gelince
askerine alkış tuttunuz” diyerek 12-80 yaş arasındaki sivil halkı (aralarında
kadınlar da vardır-Halil Ataman’ın anıları) sürgüne göndermişlerdir. Bu
esirlerin çoğu yollarda katledilmiştir ve genelkurmayın şehit kriterlerine
uymadığı için şehit listesinde yer almamışlardır.




Nargin Adası’na 1915-1917
yılları arasında 40.000 esirin aralarında 2-15 yaşındaki çocukların bulunduğunu
dönemin Azerbaycan  gazetesi Açıksöz yazmıştır.

Sibirya
yollarında  ve esir kamplarında ölen askerlerimizin ve sivillerin
sayısını da ne yazık ki hiçbir zaman öğrenemeyeceğiz.  Sadece Nargin
Adası’nda günde 10 -15 esirin yaşamı yitirdiği ve adanın batı ucuna götürülüp
defin bile edilemediği anılarda yazılmaktadır. Bu kahramanların hiçbirisi
‘şehit kriterlerine’ uymadığı için resmi kayıtlardaki ne isimleri bilinen 17
000 nede kabul edilen 65.000 sayısının içinde yer almamaktadır.




Büyükelçi Behiç Erkin 1. Dünya
Savaşı’nda Genelkurmay Merkezi’nde, Asker Alma Dairesi’nde üst rütbeli bir
asker olup, Ankara’da Türk Tarih Kurumu’na bağışladığı anıları bugünlerde
torunu Emir Kıvırcık tarafından yayına hazırlanmaktadır. Erkin”in anılarının
bir bölümünde “Seferberlikten evvel III. Ordu’nun mevcûdu takrîben 100.000
kişi idi. Sarıkamış Muhârebesini müteâkıp III. Ordu mıntıkasında silâh altına
alınabilecek ne kadar erât var­sa hepsini aldık; ordunun mevcûdu yine
takrîben 100.000 kişi oldu. Hâlbuki o mıntıkada silâh altına alınan
efrâdın yekûnu 800 bin kişi idi. Bu hesâba göre, zâyiâtımız aşağı yukarı 800
bin ere baliğ oluyor demektir. Bunun dörtte birini kayıt yanlışı diye kabûl
etsek dahi, yine 600 bin kişinin esir olmuş, donmuş, yara­lanmış, ölmüş ve
firâr etmiş bulunduğu netîcesine varırız”.




Şevket Süreyya Aydemir’in Enver
Paşa isimli 3 ciltlik eserinin 3. cildinin yanı sıra, 1976 yılında basılan
1. Dünya Savaşı Ansiklopedisi’nde de yayınlanan, TTK
Kazım Orbay Arşivi’ne ait olduğu belirtilen bir belgenin imza bölümünde: Taltifat,
madalya; Süleyman Paşa, Ferik (Divan-ı Harb Reisi); Behiç Bey, Miralay (Harbiye
Nezareti Ordu Dairesi Reis Vekili yazmaktadır. Bu çizelge Behiç
Bey’in iddialarını destekler niteliktedir. Sadece bu belge bile Sarıkamış
Harekâtı’ndaki şehit (ve diğer zaiyat) sayısına dair anlatımların çeşitliliğine
bir örnektir




“Genelkurmay Başkanlığı
1933’te Sarıkamış yitiklerini 108 bin kişi olarak açıklamıştır. Geri dönen on
iki bin askerin kaçının tifüsten öldüğü bilinmemektedir. Bazı yazarların alaycı
bir şekilde yaklaştıkları 75 000 kişilik ordunun 90 000 şehidi olur mu
sorusunun cevabı çok basittir: Bu sayı tüfekli asker sayısıdır, bu savaşa giden
istihkamcı, topçu, ikmal, levazım ve sıhhiyeci olup yaşamını yitirenlerin de bu
savaşın askerleri sayılması gerekmez mi?




Ayrıca Kafkas Cephesinin
başında (Kasım 1914) asker sayısı General Fahri Belen Tarafından 189 562 olarak
gösterilmiştir (Birinci Dünya Harbinde Türk Harbi). Köprüköy ve Azap
savaşlarında gerek ileri giderken, gerekse çekilirken verilen onbinlerce şehidi
ne yapacağız. Şu anda yapıldığı gibi yok saymak doğrumudur?




1916 da tekrar saldırmaya
başlayan Ruslar açılan Anadolu kapılarından 250 km içerilere girdiği zaman
katlettikleri ve esir aldıkları onbinlerce sivil ve askerimizi nereye tasnif
edeceğiz. Liman von Sanders Sarıkamışa giden 90 bin Türk askerinin 12
bininin geri döndüğünü yazmıştır , Hüsamettin Tugaç’a göre şehit ve esir sayısı
40 bindir. Rus yazar Paul Muratoff Türk kayıplarını 75 bin olarak tahmin
etmiştir , Türk Kültürü Dergisinde de Türk ordusunun kayıpları 75 bin olarak
verilmiştir. İlhan Selçuk Yüzbaşı Selahattin’in Romanı’nda 112 bin kişilik Türk
ordusundan 53 bin askerin donarak öldüğünü, 7 bininin esir düştüğünü, 30
bininin hastalanarak savaşamaz hale geldiğini yazmıştır.  General
Hüseyin Işık Harekata katılan 118 bin askerden 18 bininin geri döndüğünü, hasta
ve yaralılardan 10 bin askerin daha kurtarıldığını belirtmiştir.




İngiliz binbaşı M.Larcher Türk
Ordusunun harekat sırasında Kafkasya’da 40 binden fazla esir, 90 binden fazla
kayıp verdiğini yazmıştır. Necati Ökse Türk kayıplarını 60, Rus kayıplarını 32
bin olarak verirken, Ergünöz Akçora Allahuekber Dağları’nda 20, Sarıkamış
civarında 78 bin Türk askerinin donduğunu ifade etmiştir ”




Bu konudaki verilen rakamların
farklılığı dikkate alındığında ortaya çıkan sonuç şudur; bizler bu savaşta ne
kadar asker kaybettiğimizi korkarım hiçbir zaman kesin olarak öğrenemeyeceğiz.
Kanımca, şehit sayısı tartıştırılarak bazı gerçekler saptırılma
yoluna gidilmektedir. 90.000 rakamının patenti kimseye ait değildir;
Sarıkamış’ı Enver Paşa’nın sansürüne, akademisyenlerin – tarihçilerin konuya
olan ilgisizliğine rağmen ağıtlarıyla, türküleriyle unutmayan, unutturmayan
halkımıza aittir.




Bu güne kadar, Sarıkamış diye
kırıldı 35 000 evin ocağı veya 65 000 evin ocağı şeklinde bir ağıta
rastlanmamıştır. 90 bin rakamı ağıtlar ve manileriyle Türk halkına, şehit
analarına, şehit yavuklularına aittir.




1 – Bugüne kadar Rus
Arşivlerinde, Alman arşivlerinde, bırakın o kadar uzağa gitmeyi Osmanlı
arşivlerinde Sarıkamış konusu ile ilgili araştırma yapan kaç tarihçi vardır?
(SDG’nun katkıları ile 1935 yılında Rus Askeri Akademisi tarafından
basılmış “Sarıkamış Operasyonu” isimli kitap Kafkas Üniversitesi
Öğretim üyelerinden Nurhan Aydın tarafından tercüme edilmiş olup  yayına
hazırlanmaktadır.)




2 – Türk Tarih Kurumu’nda
bulunan Kazım Orbay, Behiç Erkin ve diğer askerlerimizin arşivlerinde henüz
araştırmalar yapılmamıştır.




3 – Enver Paşa’nın 1908 yılına
kadarki dönemi kapsayan el yazması anılarını ancak 2006 yılında
yayınlandı.




Acaba Enver Paşanın ailesinin
elinde  Bu anılardan başka; sonraki dönemlere ait bir evrak, anı,
mektup, belge var mıdır?  Varsa bunları okumak, öğrenmek için daha
kaç yıl beklememiz gerekmektedir?




5- –Murat Bardakçı kendisinde
bulunduğunu birkaç kez köşe yazılarında kamuoyuna duyurduğu Sarıkamış
Harekatı’nda 10. Kolordunun komutanı olan Hafız Hakkı Paşa’nın o dönemin
karanlık kalan birçok bölümünü aydınlatacak olan (hastanede vefat ettiği zaman
baş ucunda bulunup daha sonra ailesine teslim edilmiş olan) günlüğünü her hangi
bir tarihçi incelemek amacı ile bu değerli tarihçiye müracaat bulunmuş mudur?




Bizler bu savaşta ne kadar
asker kaybettiğimizi korkarım hiçbir zaman kesin olarak öğrenemeyeceğiz ama
Liman von Sanders ‘in yazdığı raporun başına koyduğu cümleyi hepimiz çok iyi
öğrenmeliyiz: “Bu (Sarıkamış) taarruzu haklı çıkarmak yolunda herhangi bir
sebebi Harp Tarihi hiçbir zaman tesbit edemeyecektir”




Unutmayınız Çanakkale
Savaşı’nda yitirilmiş şeçkin şehirli  gençlere karşın Allahuekber ve
Soğanlı Dağları’nda yaşamlarını yitirenler 15-35 yaş arasında adları, suretleri
olmayan, adeta sır olan yoksul köylü çocuklarıdır. Genç subaylar ise Balkan
Harbinin onur kırıcı sonuçlarını telafi etmek için ölümüne savaşmış
kahramanlardır.




Şehit sayısının ne önemi var.
Bugün güneyde bir şehit verdiğimiz zaman kaç bin ananın yüreği yanıyor, kaç bin
babanın canı gidiyor, görmüyor muyuz. Gelin tüm şehitlerimizi saygıyla ve
FATİHALARLA ANALIM TARİHTEN DERS ÇIKARALIM..