ANALİZ & ARAŞTIRMA DOSYALARI

28 Temmuz 1967’de eşitlik isteyen Beyceli
köylüleri.

Zeki Sarıhan : KÖYLÜLERİ ÖLDÜRMELİ Mİ
???

Şair Şükrü Erbaş’ın 1980’lerde
yazdığı “Köylüleri Niçin Öldürmeliyiz” şiirini hatırlayanınız vardır. Erbaş,
köylülerin yaşam koşullarından kaynaklanan olumsuz davranışlarını tek tek
saymıştı. Bunların çoğunda haksız da sayılmazdı.

Şiirden bazı dizeler şöyledir.

“Değişen bir dünyaya karşı/ kerpiç
duvarlar gibi katı/ kayıtsızca direnerek yaşarlar./ aptal, kaba ve
kurnazdırlar/ inanarak ve kolayca yalan söylerler./ paraları olsa da/ yoksul
görünmek gibi bir hünerleri vardır./ köylüleri niçin öldürmeliyiz?/ çünkü onlar
karılarını döverler/ karşılığı olmadan kimseye yardım etmezler./ adım başı
pınar olsa da köylerinde/ temiz giyinmez ve her zaman/ bir karış sakalla
gezerler.
Köylüleri niçin öldürmeliyiz? 
/çünkü onlar yanlış partilere oy verirler/ devletten korkar ve en çok
ona hile yaparlar./ enflasyon denince buğday ve gübre fiyatlarını bilirler./
aldanmak korkusu içinde/ sürekli birbirlerini aldatırlar.”


Bir de Kuvayı Milliye Destanı’nın girişinde
Nazım Hikmet’in “Türk Köylüsü” şiirini hatırlayalım.

Onlar ki toprakta karınca/ suda
balık/havada kuş kadar/ çokturlar. /Korkak/ cesur/ cahil/ hakim/ ve
çocukturlar/ ve kahreden/ yaratan ki onlardır./ destanımızda yalnız onların
maceraları vardır/…sürülmüş toprağın ve şehirlerin bahtı/ Bir şafak vakti
değişmiş olur./ Bir şafak vakti karanlığın kenarından/ Onlar ki ağır ellerini
toprağa basıp/ Doğruldukları zaman…

KÖYLÜYE ŞÜKRAN BORCUMUZ

Bundan
yüz yık önce nüfusumuzun yüzde doksanı köylü idi ve şehirlilerin karnını onlar
doyururdu.  Bu devletin köylüye ödemesi
gereken büyük bir şükran borcu vardır.

Daha önceki yüz yıllardan beri
milletin en fedakâr kesimi köylülerdi. Bitip tükenmeyen savaşlarda hep onların
kanı aktı. Hazinenin büyük kısmı onlardan alınan vergilerden oluşurdu.
Osmanlılar, köylülere sürü anlamında “reaya” derlerdi. 

Buna karşılık her şeyden yoksun
bırakılan da köylülerdi. Ağır vergiler, eşkıya saldırıları, hastalıklar ve
kıtlıklar, köylüleri canlarından bezdirir, köyler boşalır, köylü nüfus yer
değiştirmek zorunda kalırdı. Özellikle Alevi köylüleri devlet zulmünden
kurtulmak için köylerini uzaktan görülemeyecek ve yol üstü olmayan yerlere
kurarlardı. Selçuklu ve Osmanlı tarihi köylü isyanlarıyla doludur. 

Kentlerde oturanlar az çok eğitim
imkânına kavuştuğu halde köylüler cahil büyürlerdi. Köy işlerini erkekler
babalarından, kızlar ise analarından öğrenirlerdi. Bu işler dışında cahillik
denizinde yüzerlerdi.

KÖYLÜLERİN KIYMETE BİNMESİ

Toplumlar millet olmaya
başladıklarında yöneticiler ve aydınlar tarafından köylülerim önemi anlaşılmaya
başlandı. Çünkü milletin kökeni ve asıl değerleri de köylerdeydi ve köylüler
tarafından korunuyordu. Millî dil ve milli kültürü köylüler yaşatmıştır. Gene
de Cumhuriyetin köycülüğü romantik bir söylev köycülüğüdür. Onların milletin
efendisi sayılması kâğıt üzerinde kalmaya mahkûmdu.

Ne zamanki demokrasi adı verilen
serbest seçimlere geçildi. Köylüler kıymete bindiler.

Hem bu durum, hem de kapitalizmin
gelişmesi köylülerin kaderini değiştirdi. Köylüler, yorganlarını sırtlayarak
kentlerin yolunu tuttular, Gecekondu mahalleleri oluşturdular. Kentin ayak
işlerini görmeye başladılar. Geride kalanlara da devlet yol, okul, su, elektrik
gibi hizmetler götürmeye başladı.

Köylerdeki nüfus günümüzde oldukça
azaldıysa da kentlere göçenlerin alışkanlıklarını önemli ölçüde koruması
nedeniyle Türkiye’yi hâlâ bir köylü ülkesi saymak mümkündür. Hemen herkesin
köyle bir bağlantısı vardır.

Hem köydeki nüfus azalması, hem de
üretimin geniş çaplı yapılır hale gelmesi nedeniyle küçük aile işletmeleri
artık Türkiye nüfusunu doyurmuyor. Çoğu köylü, ekmeğini, ununu, etini,
sebzesini satın alıyor. Eğer satın alacak bir gelire sahipse her köylü ailenin
tavuk beslemesini, kabak yetiştirmesini beklemek gerekmez. Türkiye’nin
kalkınmasını küçük köy işletmelerinin yapacağı tarıma bağlamak yanlıştır. Bu
artık bütün dünyada uzmanlaşmış ve verim alan büyük işletmeler tarafından
yapılıyor.

Devlet tarafından çeşitli
destekler almalarına rağmen köylüler gene de nüfusun en geri kesimini
oluşturuyor. Kentlerdeki yaşamı kolaylaştıran koşulların çoğu köylerde yoktur.
Onlar da bu koşullardan yararlanmak için kentlerde iş tutma arayışına devam
ediyorlar. Köylerimiz kışın ıssızlaşmakta, ancak yazın şenlenmektedir. Orta
vadede, köylerimiz birer büyük üretim çiftlikleri ve eski yaylalar gibi yazın
oturulacak yerler haline gelecek gibi görünüyor.

Eskiden yaygın olan ağalığın artık
köylerde bir hükmü kalmamıştır. Fakat köy nüfusu günümüzde de yoksul, orta,
zengin olmak üzere üç sınıfı barındırıyor. Evlenmelerde hâlâ bu sınıfsal durum
gözetilir. Kentlerden köylere gelin gitmez. Köyde akrabalık ilişkileri ön
planda gelirse de mülkiyetin bölüşülmesinden çıkan anlaşmazlık nedeniyle
birbiriyle dargın çok kardeş vardır.

GERİCİLİĞİN MERKEZİ KÖYLER
DEĞİLDİR

Köylüler, nüfusun en dindar
kesimini oluştururlarsa da toprakla uğraştıklarından ve doğa ile haşırneşir
olduklarından yaşantıları laiktir. Gericilik yatağı köyler değil kasabalar ve
büyük kentlerdir. Çok partili hayata geçtiğimizden beri köylülerin genellikle
muhafazakâr partileri desteklemelerinin nedeni, bu iktidar dönemlerinde geçim
düzeylerinin yükselmiş olmasıdır. Onların temel istekleri, ürünlerinin para
etmesi, kendilerine kentlerde iş imkânlarının yaratılması ve köylerine
yapılacak yol, su, okul, sağlık, elektrik gibi hizmettir.                                                                                                                                         

Köylüler, gazete, kitap okumazlar.
Opera ve baleye gidemezler. Erkenden yatar, erkenden kalkarlar. Hükümet adamı
ve şehirliler karşısında çekingendirler. Şehirden gelen bir kişi her köylü
evinde konuk edilebilir fakat hiçbir köylü eğer akrabası değilse kentte misafir
edilmez. Fakir Baykurt’un bu konuyu işleyen güzel bir öyküsü vardır.

Köylüler, otel parası vermemek
için şehirlerarasında gece yolculuk yaparlar, lokantaya gitmemek için
yanlarında azık bulundururlar. Bu alışkanlıklar zaman içinde kaybolacaktır.
Köylüler turistik gezilere katılmazlar, ancak askerlik, öğrenim 
görmek, tedavi olmak ve çalışmak
için köyden ayrılırlar.

Köylerimiz artık kentlerin birer
eklentisi haline geldi. Şehirdeki görgü köylere de çıkıyor. Köylüler, evlerini
yenilemekte, içine alafranga tuvalet koymakta, altlarına araba çekmekte ve
şehir usulü düğünler yapmaktadır. Köylülerin büyük kentlerde diğer bölgelerden
gelenlerle evlenmelerinin çoğalması nedeniyle bütün Türkiye birbiriyle akraba
olma yolundadır.

Köylülük bizim aslımızdır. Köysüz
olmaz. Onları yöneten devleti ve şehirlileri suçlamak yerine köylüleri suçlamak
yanlıştır. Köylülüğün hızla değiştiğini görelim ve bu değişim karşısında ah vah
etmeyelim.
































































































(5
Temmuz 2018)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir