Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara


Yavuz Aloğan yazdı : Yüksek
strateji
 

İLETEN : Yılmaz ARSLAN – y.arslan57@gmail.com




İnsan askerî konularda zır cahil olunca kendi
kafasındaki kurguyu gerçek zannedebilir. Bizim gibi sıradan insanlar için bunun
sakıncası yok. Fakat askere komuta eden sivil yöneticilerin akıllarına gelen
her kurguyu uygulanabilir sanmaları çok vahim sonuçlar doğurabilir.
 

Herkes Clausewitz’in “savaş siyasetin başka
araçlarla devamıdır” sözünü tekrarlıyor. Elbette öyledir. Ancak savaş, deneysel
bir siyasetin başka araçlarla devamı olursa, başkalarının siyasetiyle
yönlendirilir.




Deneysel, yani deneme/yanılma yoluyla
uygulanan siyaset iki sonuç doğurur: savaş da deneysel olur ki bu durumda aşırı
zayiat kaçınılmazdır; ya da savaş başladığında askerî strateji siyaseti
peşinden sürükler, siyasetin alanını işgal ederek boşlukları doldurur. Bu
tehlikeli durumlardan kaçınmak için “yüksek strateji” kavramı geliştirilmiştir.
Savaş tarihçisi ve askerî uzman Liddell Hart’a (1895-1970) göre, “Askerî
strateji, daha üst seviyede bulunan ‘yüksek strateji’nin daha uzun dönemli ve
daha geniş kavramlı görüşüne göre yönetilmeye muhtaçtır.” (Hart, 1973, s.13)




Ulusal sınırları aşarak bütün hassas bölgelere
yayılan dördüncü nesil savaşlarda “yüksek strateji” savaşan ülkenin siyasî,
iktisadî, toplumsal ve askerî bütün sistemlerinin eşgüdümünü gerektirir. Bu
içsel bir süreçtir; diplomasi ve askerî uzmanlar tarafından siyasî iktidarın
gözetiminde, pek çok seçenek (opsiyon) dikkate alınarak hazırlanır, devlet
kurumları ile siyasî toplum arasında tam bir mutabakat sağlamak için çaba
gösterilir.
 

Başka deyişle, stratejiyle oynanmaz. Devlet
Başkanı, “Kapsamlı bir stratejim var, çocuklar” (çayda, kahvaltıda yenir!) diye
New York Times’a makale yazmaz mesela! “Sözümü dinlemiyor” diye cephedeki
komutanları kızağa çekmez, danışmanlarıyla yüksek strateji oluşturmaya
kalkışmaz; devlet katında farklı önerilerin ortak noktalarını bularak
birleştirmeye mecburdur; yaratıcı fikirleri geliştirmeye uygun bir ortama
nezaret etmek durumundadır.




Dördüncü nesil savaşlarda düşük yoğunluklu
çatışmalar savaşan ülkenin sınırlarını içeri ve dışarı doğru aşar. Bu yüzden,
“Dördüncü nesil savaşta göçmenlerin işgali en az devletin ordularıyla
yürüteceği işgal kadar tehlikeli olabilir. Meselenin özü, devlet meşruluğu
konusundaki evrensel bunalımda yatar. Pek çok ülke dördüncü nesil savaşı kendi
topraklarında sürdürecektir” (Lind 1989:27’den aktaran Dr. Abdullah Şengönül,
yayınlanmamış doktora tezi 2018, s.43).
 

Dolayısıyla dört-beş milyon göçmenle parti
tabanını genişletmeye kalkışmayacaksın. Bütün ülkelerin sıkı göçmen
politikasında bir hikmet olduğunu düşünecek, dünya harp tarihinde göçmen
grupların neden enterne edildiklerini anlamaya çalışacaksın.




Dördüncü nesil savaşta klasik askerî yığınak
da sorunludur. Mesela Münbiç ve Fırat’ın doğusuna muhtemel harekât için
Kilis-Karkamış arasına (98 km) Hatay bölgesi dahil olmak üzere her yerden
askerî birlik sevk ettiğin zaman, İdlib’te ikna ederek silahsızlandırmakla
görevli olduğun HTŞ’nin ansızın hareketlenerek sana bağlı olanlar dahil bütün
“ılımlı” grupları tasfiye edip sınırlarına dayanabileceğini hesap edeceksin.
HTŞ’nin saldırılarına karşı Suriye ordusundan takviye birliklerin, Soçi anlaşmasının
yapamadığını silahla yapmak üzere İdlib’e doğru hareketlenmesi (Sputnik,
08.01.10) karşısında şaşırmayacaksın.




Abartmış gibi olmayayım ama dördüncü nesil
savaşı yönetmek için mevcut durumdan farklı bir durum gerekiyor. Sınır
bölgelerinde (ve ülke içinde de) nüfus yapısının değişmesini önlemek,
tehditleri ve saldırıları sınırdan uzakta karşılamak, düşman grupları kim ne
der diye düşünmeden fırsat doğduğu anda imha etmek, sınır dışında askerî alan
hâkimiyeti kurarak başka ülkelerin etnik ve dinî gruplarına meclis kurmaya
kalkışmamak, ittifaklarda tutarlı olmak (mesela Ukrayna’ya İHA satıp, Kırım’ın
ilhakına karşı çıkarak Rusya’yla dost olunamayacağını idrak etmek!) gerekir.
Sayılamayacak kadar çok şeyin, neredeyse her şeyin değişmesi gerekir.


Tarihini bilmeyen bir toplumuz maalesef. Tarihimizi bilsek Atatürke bu kadar
nefretle bakmazlar, O’nun bu ülkeyi hangi şartlarda nasıl kurduğunu
anlayabilselerdi eğer. Hakkında idam çıkmış buna rağmen örgütlenip düşmanı da
padişahı da def etmiş bir büyük lider..


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış