ULUSLARARASI KİRLİ
İLİŞKİLER – Kılıçdaroğlu’nun adını vermediği “skandala karışan bakanın” Mevlüt
Çavuşoğlu olduğu iddia edildi.


cumhuriyet.com.tr
/ 06 Kasım 2019 Çarşamba,


CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu bir bakanın adının bazı
uluslarası yasa dışı, ahlak dışı uygulamalara karıştığını öne sürdü.
Kılıçdaroğlu’nun işaret ettiği kişinin Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu olduğu
iddia edildi.


CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu
partisinin dünkü grup toplantısında gündemi değerlendirdi. Kılıçdaroğlu, bir
bakanın adının bazı uluslarası yasa dışı, ahlak dışı uygulamalara karıştığını
öne sürdü.


Amerika’nın Sesi’nde yer alan habere göre; Kılıçdaroğlu’nun
işaret ettiği isim Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu.


ABD Başkanı Donald Trump’ın eski seçim
kampanyası yöneticisi Paul Manafort’un Ukrayna adına yürüttüğü lobi
faaliyetinde Türkiye bağlantısı olduğu iddia edildi. Sızdırılan e-mail
yazışmalarına göre, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun Avrupa Konseyi
Parlamenter Meclisi’nde (AKPM) Başkan Yardımcısı olarak görev yaptığı dönemde
Ukrayna hükümeti adına para karşılığında lobi faaliyetinde bulunduğu öne
sürüldü.


İddiayı dünya çapında araştırmacı
gazetecilerden oluşan Organize Suç ve Yolsuzlukların Haberleştirilmesi Projesi
(OCCRP) adlı uluslararası girişim haberleştirdi. Sızdırılan e-mail
yazışmalarına dayandırılan haberin odağında, Ukrayna’nın Rusya yanlısı eski
Cumhurbaşkanı Viktor Yanukoviç lehine lobi faaliyetinde bulunan ABD Başkanı
Donald Trump’ın eski kampanya yöneticisi Paul Manafort’un bu lobicilik
kapsamında Avrupalı liderlere para ödediği iddiası yer alıyor.


“LOBİ FAALİYETİNİN KASASI UKRAYNALI MİLLETVEKİLİ”


Habere göre Paul Manafort, Ukrayna’da
muhalefet lideri Yulia Timoşenko’nun hapsedilmesinin ülkenin Avrupa Birliği ile
ortaklık anlaşması imzalamasına engel olmaması gerektiği konusunda diplomatları
ve siyasetçileri ikna etmek için lobi yaptı. Bu lobi faaliyetinin arkasındaki
para kaynağı ise bugün Ukrayna parlamentosundaki en büyük muhalefet partisine
mensup bir milletvekili olan Serhiy Lovoçkin.


2010-2013 yılları arasında dönemin Ukrayna
Cumhurbaşkanı Viktor Yanukoviç’in genel sekreteri olan ve daha sonra
Ukrayna’daki devrim sırasında Rusya’ya kaçan Lovoçkin, 2016 yılında ABD Başkanı
Trump’ın başkanlık seçimi kampanyasını yönetecek olan Paul Manafort ile
birlikte o dönem Yanukoviç’in seçim kampanyasını yürütmüştü.


2011 yılı Ekim ayında Ukrayna muhalefet
lideri Yulia Timoşenko başbakan olduğu dönemde Rusya ile yapılan doğalgaz
müzakerelerinde Ukrayna’nın ulusal çıkarlarına zarar verdiği gerekçesiyle suçlu
bulunmuş, Avrupalı liderler davanın siyasi olduğunu savunarak kararı kınamıştı.
Timoşenko’nun hapis cezasına mahkum edilmesi Ukrayna ve AB arasında Yanukoviç yönetiminin
2013 yılında imzalamayı umduğu serbest ticaret ve ortaklık anlaşmasını
tehlikeye atmıştı.


Araştırmacı gazetecilerden oluşan
OCCRP’nin eline ulaşan ve Manafort, Lovoçkin ve diğer isimler arasında on
yıllık bir dönemi kapsayan binlerce e-mail yazışmasına göre, Manafort’un
stratejisinin bir parçası Timoşenko’nun hapse atılmasına rağmen AB ile ortaklık
anlaşmasının imzalanması gerektiği görüşünü teşvik etmek üzere Türk bir
siyasetçi ve eski Avrupalı liderden oluşan üçlü bir grupla çalışmaktı.


Mueller soruşturmasının bir uzantısı
olarak açılan dava kapsamında yargılanan Paul Manafort şu anda vergi
dolandırıcılığı suçundan ve Ukrayna adına lobi faaliyetinde bulunduğunu ilgili
makamlara bildirmediği gerekçesiyle hapiste. Trump’ın seçim kampanyası ekibinin
Rusya bağlantılarını ve Rusya’nın ABD’de 2016 başkanlık seçimine müdahale
ettiği iddialarını soruşturan özel yetkili savcı Robert Mueller’ın hazırladığı
iddianameye göre Manafort “Hapsburg Grubu” adlı bir grupla çalışmış ve
lobicilerden oluşan bu gruba iki milyon Euro’dan fazla para ödemişti. Söz
konusu iddianamede Ukraynalı siyasetçi Lovoçkin’in adı geçmiyordu. Ancak
sızdırılan email yazışmaları, bu lobicilere ödenen paranın kaynağının Ukraynalı
milletvekili Lovoçkin olduğunu ortaya çıkardı.


Habere göre, bu lobiciler arasında şu anda
Türkiye’nin Dışişleri Bakanı olan ve o dönem Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi
(AKPM) başkanı olan Mevlüt Çavuşoğlu da vardı. Manafort ile çalışan “Hapsburg
Grubu”nun üyeleri de eski Polonya Cumhurbaşkanı Aleksander Kwasniewski, eski
Avusturya Başbakanı Alfred Gusenbauer ve eski İtalya Başbakanı Romano
Prodi’ydi.


E-mail yazışmalarına göre, Hapsburg
Grubu’nun üç üyesi ve Mevlüt Çavuşoğlu Lovoçkin’inden para alıyordu. 2013
ortalarına gelindiğinde ödemelerde gecikmeler yaşanıyordu. Hapsburg Grubu’na
2013 yılının ikinci yarısı için 700 bin Euro borçlanılmıştı. Lovoçkin’e
gönderilen bir e-mailde de Çavuşoğlu’na 230 bin Euro’luk bir ödemenin yapılması
gerektiği belirtiliyordu.


“ÇIKAR ÇATIŞMALARI”


Haberde Mevlüt Çavuşoğlu’nun Ukrayna’da
2012 yılındaki seçimleri gözlemleyen AKPM heyeti üyesiyken aynı zamanda gizli
bir şekilde lobi faaliyetinde bulunduğu belirtildi. Çavuşoğlu kamuoyu önünde
Ukrayna ve AB arasında ortaklık anlaşması imzalanmasını destekliyor,
siyasetçileri de Ukrayna hükümetini Timoşenko davası sebebiyle
eleştirilmemeleri yönünde teşvik ediyordu.


Habere göre Çavuşoğlu Ukrayna seçimleriyle
ilgili olarak, seçimlerde ciddi düzeyde usulsüzlük tespit eden uluslararası
seçim gözlem heyetlerinin aksine, medyaya olumlu görüş beyan ediyordu. Örneğin
Avrupa Parlamentosu 13 Aralık 2012 yılında AGİT, AKPM, NATO Parlamenterler
Meclisi ve Avrupa Parlamentosu gözlemcilerine göre, seçim kampanyası, seçim
süreci ve seçim sonrası sürecin uluslararası standartları karşılamadığından
üzüntü duyduklarını ifade eden bir karar tasarısı kabul etmişti.


AKPM’nin Ukrayna’daki seçimleri
gözlemleyen heyetine başkanlık eden Andreas Gross da seçim sürecini eleştiriyor
ve Timoşenko’nun yolsuzluk yaptığına ilişkin yeterli delil olmaksızın siyasi
sebeplerle cezaevine konulduğunu dile getiriyordu. Habere göre Çavuşoğlu, bu
yorumları kınadı, Ukrayna Interfax’a yaptığı açıklamada Gross’un adil ve nesnel
olmadığını savundu.


OCCRP’ye konuşan Andreas Gross,
Çavuşoğlu’nun seçimlerle ilgili sıklıkla tartışmalı değerlendirmelerde
bulunduğunu ancak Çavuşoğlu’nun Ukrayna Cumhurbaşkanı’nın lobicileriyle
ilişkisinin bulunduğunu bilmediğini söyledi. Gross yaptığı değerlendirmede,
“Doğrudan ya da dolaylı olarak hükümet veya danışmanları tarafından size para
ödeniyorsa, aynı ülkede asla seçim gözlem misyonuna katılamazsınız. Mevlüt’ün
çıkar çatışması olduğu aşikar” ifadelerin kullandı.


Haberde Çavuşoğlu ve Kwasniewski’nin bu
faaliyetleri etik olmasa da iki siyasetçinin AKPM ve Avrupa Parlamentosu’ndaki
görevlerini yerine getirirken aynı zamanda lobicilik faaliyetinde bulunarak
yasaları çiğnemedikleri belirtildi. Habere göre ne Çavuşoğlu ne de eski İtalya
Başbakanı Romano Prodi iddialarla ilgili yorumda bulundu.


Lovoçkin ve Manafort’un yürüttüğü lobi
faaliyetleri sonucunda Yanukoviç önemli bir siyasi kazanımı hanesine yazdırdı.
AB muhalefet lideri Timoşenko tutuklu olmasına rağmen Ukrayna’ya ortaklık
anlaşması teklif etti ancak Yanukoviç anlaşmayı imzalamayı reddetti. Rusya’dan
AB ile ortaklık anlaşmasının durdurulması yönünde baskı ve ikili ticaretin
bozulacağına ilişkin tehditler gelmişti. Yanukoviç’in AB’ye karşı Rusya’yı
tercih etmesinin ardından kitlesel protesto gösterileri patlak vermiş,
Yanukoviç hükümeti devrilmişti. Yolsuzluk ve hak ihlalleriyle suçlanan
Yanukoviç 2014 yılında Rusya’ya kaçtı, parlamento da Timoşenko’yu serbest
bıraktı. Ukrayna da AB ile ortaklık anlaşmasını 27 Haziran 2014 yılında
imzaladı.


TÜRK HÜKÜMETİNİN TRUMP’IN YAKIN ÇEVRESİNE UZANAN LOBİ
FAALİYETLERİ


Türkiye’nin ve Türk siyasetçilerin
ABD’deki lobi faaliyetleri de son bir hafta içinde ABD basınında haber konusu
oldu. Hem Bloomberg’ün internet sitesi hem de New York’taki Rıza Sarraf davası
sürecine ilişkin haberleriyle dikkat çeken haber sitesi Courthouse News, Türk
hükümetinin Trump’ın yakın çevresine kadar uzanan lobi faaliyetlerini
haberleştirdi.


Courthouse News, 2014-2018 yılları
arasında Türk hükümetiyle bağlantılı en fazla paranın ödendiği beş şirketi
tespit etmek amacıyla Adalet Bakanlığı’nın yabancı lobi faaliyetlerine ilişkin
veri tabanını inceledi. Sarraf ve Halkbank davasını yakından takip eden muhabir
Adam Klasfeld’in imzasını taşıyan haberde, Amsterdam & Partners, Ballard
Partners, Gephardt Group, Greenberg Traurig ve Mercury Public Affairs bu
şirketler arasında listelendi.


Habere göre bu beş şirketin bütçesi dört
yıllık zaman zarfında dört katına yükselerek 2014’te 1,7 milyon dolardan 2018
yılında 7,3 milyon dolara yükseldi. Kurucusu olan Demokrat Kongre üyesinin
adını taşıyan Gephardt Grubu, habere göre 2016 yılı sonunda Türk hükümetiyle
ilişkisini kesti. Onun yerini alan lobicilerin Trump ve ona yakın isimlerle
bağlantılı olduğu, hem Erdoğan hem de Trump’la bağlantılı Türkiye yanlısı
yardım kuruluşlarının bütçelerinin de bu dönemde artış gösterdiği belirtildi.
Yönetim Kurulunda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kızı ve Hazine Bakanı Berat
Albayrak’ın eşi Esra Albayrak’ın da olduğu Türken Vakfı da bu kuruluşlar
arasında sayıldı.


Haberde atıfta bulunulan ProPublica
araştırmasına göre 2009 yılında lobicileri Kongre üyeleriyle en sık irtibata
geçen ülke Türkiye’ydi. Haberde, “bu araştırmadan bir yıl önce eski Kongre
üyesi Richard Gephardt ile ilk sözleşmesini imzalayan Türkiye o dönem
Erdoğan’ın siyasal İslam ve liberal demokrasi arasında bir köprü olduğu imajını
yansıtmayı başardı. “Ancak Erdoğan’ın yolsuzluk skandalı ve buna verdiği tepki
2013 sonlarından itibaren bu uluslararası iyi niyeti lekeledi” ifadeleri
kullanıldı. 2016 yılında Gephardt Group Türk hükümetiyle ilişkisini kesince,
Türkiye’nin lobicilik sözleşmesini Greenberg Traurig şirketi devraldı. Aynı yıl
Trump’ın yakın çevresinden eski Cumhuriyetçi valilerden Rudy Giuliani İran’a
yönelik yaptırımların delinmesi davasında önce sanık sonra da tanık olan İran
kökenli işadamı Rıza Sarraf’ın avukatı olmuştu.


“TRUMP’A GÖRE WASHİNGTON’DAKİ EN GÜÇLÜ LOBİCİ”


Habere göre 2017 yılında Sarraf’ın
yargılanmasına giden süreçte Türk hükümeti hukuki, diplomatik ve lobi
faaliyetini yoğunlaştırdı. Türk hükümeti nüfuzlu Cumhuriyetçilerle bağlantılı
iki firmayla sözleşme imzaladı. Onlardan biri Politico adlı haber sitesinin
“Trump’ın Washington’undaki En Güçlü Lobici” olarak nitelediği Ballard
Partners’dı.


Ballard Partners, 2 milyon doları Türkiye
Büyükelçiliği, 2 milyon doları da Halkbank’tan olmak üzere yaklaşık 4 milyon
dolar kazandı. Bu para karşılığında firma Trump yönetiminin Dışişleri
Bakanlığı’na, Maliye Bakanlığı’na ve Beyaz Saray’a lobi heyeti gönderdi.


“GİULİANİ ANKARA VE BEYAZ SARAY ARASINDA MEKİK DOKUDU”


Habere göre ikinci firmada Greenberg
Traurig’in Başkan Trump’la doğrudan irtibatı olan bir ortağı vardı. O ortak da
Rudy Giuliani’ydi ve “Giuliani, Erdoğan’ı Halkbank aracılığıyla
gerçekleştirilen milyarlarca dolarlık üstü örtülü işlemlerin talimatını
vermekle suçlayan Sarraf’ın bu yöndeki ifadesinin önünü kesecek bir mahkum
takasını sağlamak üzere Beyaz Saray ve Ankara arasında mekik dokudu.”


Habere göre Giuliani’nin Trump yönetiminde
gölge bir dışişleri bakanı olarak hem Türkiye hem de Ukrayna’da gittikçe artan
ünü Kongre’deki Demokratları endişelendirdi. Giuliani’nin yabancı hükümetler adına
lobicilik kurallarını çiğneyip-çiğnemediği sorgulanmaya başlandı. Greenberg
Traurig ve Giuliani, 2018 yılında Giuliani’nin Trump için çalışmalarını
yoğunlaştırmasının ardından ilişkileri kesti.


“TÜRKİYE ADINA LOBİ YAPAN ŞİRKET SENATÖR GRAHAM VE KONGRE ÜYESİ
ILHAN OMAR’LA GÖRÜŞTÜ”


Haberde Greenberg Traurig’in Türkiye adına
lobi faaliyetlerine ilişkin şu bilgi yer aldı: “Şirket Kongre’de her iki
partiye de ulaşmaya başladı. Firmanın en son bildiriminde çeşitli e-mail
yazışmaları ve Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham ve Demokrat Partili Kongre
üyesi Ilhan Omar’ın danışmanıyla iki toplantı vardı. Ilhan Omar Demokrat Parti
içinde Temsilciler Meclisi’nde kabul edilen Ermeni karar tasarısı ve yaptırım
yasa tasarısına lehte oy kullanmayan tek Kongre üyesiydi.”


Haberde şirketin Türkiye’den ücretler ve
giderler dahil olmak üzere 5 milyon dolardan fazla para aldığı ve bunun 2
milyon dolarını da beraber çalıştıkları alt firmalara ödediği belirtildi.


“GİULİANİ, GÜLEN BAĞLANTILI OKULLARA FEDERAL BÜTÇENİN KESİLMESİ
İÇİN ÇALIŞTI”


Courthouse News’un haberinde, Türk
hükümetinin 15 Temmuz darbe girişimini planlamakla suçladığı Fethullah Gülen’in
iadesi konusundaki çabalarda başı Amsterdam & Partners şirketinin çektiği
hatırlatıldı. Trump yönetiminin eski ulusal güvenlik danışmanı Michael Flynn’in
de para karşılığı “Hill” adlı gazetede Gülen karşıtı makale kaleme aldığı, Wall
Street Journal’ın, Flynn’in Türk yetkililerle iade süreci baypas edilerek
Gülen’in kaçırılması fikrinin görüşüldüğü yönündeki haberi anımsatıldı. Flynn Gülen’in
kaçırılmaya çalışıldığı iddiasını reddetti ancak eski CIA Başkanı James Woolsey
gazeteye yaptığı açıklamada bu yöndeki diyaloga şahit olduğunu söylemişti.
Bloomberg’ün kısa süre önce yayınladığı bir habere göre, Trump’ın şahsi avukatı
Rudy Giuliani de ABD’de Gülen bağlantılı okullara federal bütçeden ayrılan
kaynağın kesilmesini sağlamaya çalıştı.


Haberde Obama yönetiminin Gülen
konusundaki yaklaşımı ve Ankara’ya verilen mesajlar hatırlatıldı. Başkan
Yardımcısı Joe Biden’ın 15 Temmuz darbe girişiminin ardından 2016 yılı Ağustos
ayında yaptığı Türkiye ziyareti sırasında Gülen’in iadesi konusunda söylediği
“Bunu yalnızca federal bir mahkeme yapabilir. Başka kimse yapamaz. Başkan bu
duruma müdahale ederse, güçler ayrılığını ihlal ettiği gerekçesiyle azledilir”
sözlerine atıfta bulunuldu.


TÜRKİYE-ABD İŞ KONSEYİ TOPLANTISI TRUMP INTERNATİONAL OTEL’İNDE
YAPILMIŞTI


Son dönemde Türkiye adına lobi
faaliyetinde bulunan bir başka şirket de Mercury Public Affairs idi. Courthouse
News’un haberine göre, bu şirket Türkiye-ABD İş Konseyi (TAIK) ve Amerikan Türk
Konseyi (ATC) ile çalışmaya başladı. Haberde, bu iki kuruluşun, Türkiye ve
ABD’den askeri, siyasi ve iş dünyasından isimleri biraraya getiren ve ikili
ilişkilerin geleceğinin tartışıldığı yıllık konferansının Washington’daki Trump
International Hotel’de yapıldığına, TAIK’in şu anki başkanı Mehmet Ali
Yalçındağ’ın Trump’ın kızı Ivanka Trump’ın İstanbul’daki Trump Tower
projesinden iş ortağı olduğuna dikkat çekildi.


“HALKBANK’LA ÇALIŞAN LOBİ ŞİRKETİ İDDİANAME AÇIKLANDIKTAN SONRA
İLİŞKİYİ KESTİ”


Adam Klasfeld’in 22 Ekim 2019 tarihli bir
diğer haberinin odak noktası da Halkbank adına lobi faaliyetinde bulunan
Ballard Partners şirketiydi. Şirket Halkbank’ın kara para aklamak ve
dolandırıcılık dahil olmak üzere altı ayrı konuda suçlandığı iddianamenin
açıklanmasından bir gün sonra Halkbank’la sözleşmesini sonlandırdı. Habere
göre, Trump’ın Florida’daki en güçlü bağış toplayıcısı Brian Ballard’ın
yönettiği şirket iki yılda 2 milyon dolar kazandı.


Habere göre, şirket Halkbank’la ilişkisini
kesmeden önce yürüttüğü lobi faaliyetlerine eski Kongre üyesi Robert Wexler,
Clinton dönemi Dışişleri Bakanlığı yetkilisi Jamie Rubin ve firmadaki yönetici
ortaklardan Syl Lukis öncülük ediyordu.


Jamie Rubin, Courthouse News’a telefonla
yaptığı açıklamada, firma olarak ABD kurumlarının, Halkbank’a yönelik
suçlamaların bir NATO müttefiki ile ilişkileri nasıl etkileyeceğinden haberdar
olmalarını sağlamaya çalıştıklarını söyledi. Firma olarak Halkbank’la
sözleşmesini neden sonlandırdığı konusunda da “İddianame açıklandığında konu
artık yargıya intikal ettiğinden dolayı yapacağımız iş azalmıştı.
Yapabileceğimiz pek bir şeyin kalmadığı sonucuna vardık” dedi.


LİNK : http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/1700364/

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet