TURGAY ERDAĞ : ÜLKE BİR SAVAŞ GEMİSİ
GİBİ YÖNETİLEBİLİR Mİ ???


11
Nisan 2020


Dün
gece bilgisayar başında bir şeyler okurken monitörde sokağa çıkma yasağını
bildiren bildirimler görünmeye başladı.


Okumama
son verip haberle ilgilendim. Sonrasında da sosyal medya üzerinde gece yarısına
kadar sokaklarda gerçekleşen olayları izledim. Tüm Türkiye’de bir anda oluşan
heyecanı ve paniği hissettim.


Bu
sabah da televizyon kanallarında sokağa çıkma yasağını televizyonlardan
öğrendiğini açıklayan belediye başkanlarını gece fırınlar ve marketler önüne
yığılan insan görüntülerini izledim.


İçim
sıkıldı.


Hayatımızda
hiç görmediğimiz kadar yaşamsal bir salgın hastalık dönemi içindeyken
yönetimsel nedenlerden kaynaklanan tartışmalar durmak bilmiyor.


Türkiye’de
siyasal kavgaların dindiği bir dönemi hiç anımsamıyorum. Bari korona krizi
hepimizi ortak bir hedefte birleştirseydi.


Eskiden
iç politikada kavgalar olsa bile dış politikada siyasiler birleşir ve ülkeden
tek ses çıkmasına özen gösterilirdi. Şimdi o da yok.


Herkesin
maske takarak evden çıkması ve alışveriş yapması istenmişken maskenin nasıl
temin edileceği bir türlü çözülemiyor. Baştan olmayacağı belli olan PTT kanalı
ile dağıtım gibi kararlar bir anda alınıyor sonrasında hemen vazgeçiliyor.
Sokağa çıkma yasağı kararı iki saat önceden 22.00’da duyuruluyor.


Yönetim
bu kadar merkezileştirilmişken bu dağınıklık ve tutarsızlığın nedenini
sorgulamamız gerek.


* *
*


Türkiye’nin
kriz yönetimi sorununu düşünürken aklıma bir yönetim modeli geliyor: Savaş
gemisi yönetim modeli.


Acaba
ülkemiz bir savaş gemisinin yönetim modeline uygun olarak yönetilse nasıl olur?


Aklınıza
hemen askeri yönetim ya da sıkıyönetim falan gelmesin.


Sadece
son derece karmaşık ve birbirinden bağımsız yatay ve dikey yönetim birimlerinin
ustaca koordine edildiği yönetenin ve yönetilenlerin aynı gemide yaşadıkları
bilincine sahip olduğu gemi battığında herkesin gerçekten öleceği bir gemi
ortamından bahsediyorum.


Başarının
herkes tarafından paylaşıldığı herhangi bir kişinin yaptığı hatanın bedelinin
ise gemi personelinin tamamı tarafından ödenen bir ortamdan…


* *
*


Gelin
önce size bir savaş gemisi yönetim modelinden çok genel hatlarıyla söz edeyim.


Savaş
gemisi sistemi birbirine benzemeyen birçok alt sistemden olur. Çok kabaca
gemiyi makine ve güverte bölümleri olarak ikiye bölelim isterseniz. Makine
bölümü güverte bölümüne hiç benzemez. Makine bölümü de kendi içinde birbirine
hiç benzemeyen alt bölümlerden oluşur. Elektrik mesela bir bölümdür. Yara
savunma bir bölümdür. Motor bir bölümdür. Güverte bölümleri içinde yer alan
silah bölümü de kendi içinde birçok alt bölüme ayrılır elektronik de… Yani
ihtisaslaşma arttıkça her bölüm kendi içinde birçok alt bölüme ayrılır.


Koskoca
bir savaş gemisinin yiyeceğinin suyunun ve akaryakıtının sürekli temin edilmesi
makine ve cihazlarının sürekli çalışabilmesi için gerekli malzemenin her an var
olmasını sağlayan dev gibi bir sistemi de düşünün…


Gemi
personelinin yemek yemesini sağlığının korunmasını ısınmasını çok sıcak
havalarda ise tam tersi bulundukları ortamın soğutulmasını (çünkü bir çelik
yığınının içinde yaşıyorlar) düşünün…


Geminin
bulunduğu ortama göre çok değişken güvenlik tehditleri olduğunu düşünün buna
uygun kendini koruma kabiliyetinin sürekli var olması gerektiğini…


Bir
de bu gemide bulunan personelin o gemiye kendi istekleri ile gelmediklerini
birbirlerini sevmek zorunda olmadıklarını birbirleriyle her zaman aynı
düşüncede olmadıklarını bu insanların sonunu bilemedikleri bir süre aynı gemide
yaşamak zorunda olduklarını…


* *
*


Bu
kadar karmaşık ve birbirine benzemeyen insan ve görev gruplarının aynı amaca
yönelik ve hatasız çalışması nasıl sağlanıyor?


İşin
tılsımı ve -eğer abartmıyorsam- sanatsal yönü de bu zaten.


Yüz
yıllardır ağır bedeller ödenerek elde edilen denizcilik deneyimleri
gereksinimlerden kaynaklanan buluşlar yaşamlarını bu gelişmeler uğruna feda
insanlar bugünkü seviyeye gelinmesini sağlamıştır.


Bir
savaş gemisine ruh veren denizciler uzun eğitimler sonunda o gemide görev
yapmaya hak kazanırlar.


Bir
süre önceye kadar bu eğitim lise düzeyinde başlardı. Lise ve Deniz Harp Okulu
eğitimleri 8 yıl sürerdi. Buna kuramsal alt yapı diyelim.


Lise
ve sonrasındaki 4 yıllık Deniz Harp Okulu yetiyor muydu? Hayır.


Gemide
görev yapabilmek için atanılan göreve ilişkin özel kursları da almak gerekiyor
hem de rütbeniz ne olursa olsun.


Örneğin
gemi komutanı olacaksanız öncesinde uzun yıllar boyunca yapmanız gereken bütün
görevleri başarı ile gerçekleştirmiş olmanız gereken liyakate sahip olmanız
gerekli eğitim ve stajları başarı ile tamamlamanız ve gemi komutanlığı sınavını
da başarmanız gerekir.


Komodorluk
ve amirallik için ise çok daha başka değerlendirme sistemlerinin olduğunu
söylememe gerek yok sanırım.


Bütün
bu anlatılanlardan başarılı bir gemi oluşturmak için ana unsurun iyi eğitimli
ve deneyimli denizciler olduğunu görüyoruz.


Peki
en başarılı 200 denizciyi bir savaş gemisine yerleştirsek o gemi donanmanın en
başarılı gemisi olur mu? Hayır olmaz.


En
üstün nitelikli denizcilerin görev yaptığı bir savaş gemisinin başarılı
olabilmesi için bu denizcilerin ayrıca tim eğitimleri dediğimiz eğitimleri de
alması gerekir.


Yani
bir savaş gemisinin birbirine hiç benzemeyen biraz önce sözünü ettiğim
bölümlerinin birbirleri ile koordineli iş yapabilme becerisini geliştirmeleri
gerekir.


Gemi
komutanı gördüğü bir düşman gemisine top atışına karar verip ateş komutu
verdiği anda gemi personelinin bir bölümü akşam yemeğine oturmuş olmamalıdır
değil mi?


Ya
da gemi komutanı ateş emri verdiğinde silah subayı gelip de
“Komutanım mermimiz yok!” dememeli değil mi?


Ya
da gemi komutanı radarda tespit ettiği düşman gemisi üzerine yüksek hızla
yaklaşmak istediğinde geminin başçarkçısı
“Komutanım ama ben makinelerin
yağını değiştiriyordum bu da nereden çıktı şimdi?”

dememeli değil mi?


* *
*


Bir
savaş gemisinde bir bölümün çok başarılı ama diğer bölümün rezalet bir
performansta olması geminin başarısını ayaklar altına almaya yeter. Yani makine
bölümü kötü ama silah bölümü iyi ise bu geminin savaşta başarı kazanmasına
olanak yoktur.


Her
bölüm bütünün bir parçasıdır ve bütün olmadan kendi başına yaşamını sürdüremez.
Görevini doğru ve üstün yeterlilikte yapamayan bir savaş gemisi personelinin
savaşta sonu ölüm ve ulusuna yaşatacağı utanç olur. Askerlerin savaşta
ölümlerini önemsemeyebilirsiniz olağan karşılayabilirsiniz belki ama ulusa
yaşatılacak utanç asla kabul edilemez.


* *
*


Bütün
bunları gemi personelinin nasıl bir kültür için yetiştirildiklerini açıklamak
için yazdım. Bu kültüre sahip kılınan bir gemi personeli artık görevini yapmaya
hazırdır.


Gemi
personeli rutin görevlerini yerine getirirken aynı zamanda sürekli eğitimler
yapar.


Eğitimler
belirsiz bir gelecekte olabilecek bütün senaryoların sanki gerçekten
yaşanıyormuşçasına oynanmasıdır.


Yani
gemide o anda bir yangın yoktur ama sanki her gün geminin farklı bir bölümü
yanıyormuş gibi yangın talimi yapılır. Öyle ki bir gün gerçekten geminin
herhangi bir yerinde yangın çıkarsa personel gözü kapalı yangına müdahale eder.


Gemi
personeli felaket senaryolarına hazırdır. Planları vardır. Eğitimlerini
yapmıştır. Periyodik olarak da eğitimlerini sürdürür.


Gemi
seyir halindeyken gemi komutanı geminin her bölümünden gelen bilgiyle beslenir.
Bilgiler işinin ehli onlarca personel tarafından işlendikten sonra uygun
formatlarla gemi komutanına aktarılır. Komutan kararını verdikten sonra gemi
personeline karar ya da niyetini duyurur.


Örnek: “A limanından ileri hareketle B limanına
ilerleyeceğiz. İki saat sonra düşman denizaltılarının olduğu sahadan geçeceğiz.
Bu bölgede denizaltı savunma tedbirlerini alacağız ve denizaltıyı tespit
edersek taarruz edeceğiz. Aynı anda düşman uçaklarının da saldırısını
bekliyoruz…”


Komutan
niyetini ya da kararını bu şekilde duyurduktan sonra geminin en alt bölmesinde
çalışan bir er dahi geminin görevini aksatacak bir şey yapmaz. Hatta gemi
komutanının asla aklına gelmeyecek yapılması gereken işleri de yapmaya başlar.


Her
şeyi gemi komutanı bilemez ve yapılması gereken işler hakkında ilgililere tek
tek emir veremez. Buna hem bilgisi hem de zamanı yetmez. Aksi bir durum yani
böylesine bir bilgi çokluğu ve iş yoğunluğu komutana sabotaj yapılması ile eş
değerdir. Bu sistemde en kıdemsiz erin dahi komutandan bağımsız ama komutanın
hedefine ulaşması için yapacağı görevleri vardır.


Gemideki
her bağımsız bölüm başındaki en kıdemli subay ya da astsubay aracılığı ile
birbirlerine danışarak kararlar alır. Alınan kararlar ve kararların uygulanması
diğer bölümlerle koordineyi gerektirir.


Gemi
savaşırken personelin yemek yemesi bile büyük bir eğitim ve hazırlık
gerektirir. Gemi komutanı savaşın ortasında herkes yemeğini yesin diye emir
vermez. Barış zamanı yemek yeme eğitimi yapmamış bir gemi savaşta aç kalır.


Yani
diyeceğim bir savaş gemisi tam bir takım çalışmasıdır.


* *
*


Peki
ülkemiz de böyle yönetilebilir mi? Neden olmasın?


Bütün
vatandaşlarımız ülkemizin gereksinimlerine uygun bilimsel çağdaş ve laik bir
eğitimden geçirilebilir mi? Neden olmasın?


Kamu
ya da özel sektörün bütün çalışanları tim eğitimleri alabilir mi? Neden
olmasın?


Görevlendirme
yapılırken liyakate son derece büyük önem verilebilir mi? Neden olmasın?


Ülkeyi
yönetenler ve tüm vatandaşlar aynı gemide olduğumuz bilincine erişebilir mi?
Neden olmasın?


Yöneticiler
karar alırken karar sürecine konunun tüm paydaşlarını dâhil edebilir mi? Neden
olmasın?


Yöneticiler
korku kültürünün yarattığı gerçekleri saklama eğiliminden kurtulmak için
muhalif düşünceleri de karar süreçlerine katabilir mi? Neden olmasın?


Yöneticiler
ülkenin sadece bir bölümünün değil tamamının refahına mutluluğuna ve başarısına
talip olup gereken desteği verebilir mi? Neden olmasın?


Böyle
olduğunda yönetimin tüm ulus bireylerinin iyiliği ve refahı için verdiği
kararların başarıya ulaşması amacıyla elbirliği ile çalışabilir miyiz? Neden
olmasın?


Sevgiyle
kalın.


LİNK
: https://veryansintv.com/ulke-bir-savas-gemisi-gibi-yonetilebilir-mi/