Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara


Prof. Dr. Şevket Kotan ile Tarihselcilik ve Modernizm Tartışmaları
Üzerine…
 

Kaba Bir
Modernizm Üretildi




ALTINOLUK:
İslam hukukunda genel kabul gören “Ahkâmın zamana ve zemine göre
değişebilirliği” yaklaşımı, uzunca bir süredir “tarihselcilik” ve “modernizm”
gündemleriyle birleşerek, bir yandan yoğun hadis – sünnet eleştirisi, diğer
yandan da Kur’an ayetlerinin irdelenmesi boyutlarına ulaştı. Gelinen noktayı
nasıl görüyorsunuz? Öncelikle sizin çektiğiniz fotoğraf ne?
 

PROF.
DR. ŞEVKET KOTAN: 1980 lerin başlarından itibaren Türkiye’deki İlahiyat
camiasında tanınmaya başlayan ve 1990’ların ortalarından itibaren de kendini
iyice hissettiren Kuranın tarihselliği konusu ve konu etrafında dönen
tartışmaların eski harareti kaybolmuşsa da daha duygusal bir evreye vardığı
görülmektedir. Bunda tarihselliğe ümmetin kurtuluşu davasında kurtarıcı bir rol
verilmesi ve İslam’a yönelik oryantalistik itiraz ve saldırılara kolaydan cevap
üretebilme potansiyeli olduğuna kanaat getirilmesinin etkili olduğu
söylenebilir. Kur’an’ın, hatta daha ileri giderek dinin tarihselliği kanaatine
varan bazı tarihselciler, geçmişte ümmetin başına gelen şeyin tarihsellik
bilincine sahip olmamaktan kaynaklandığını düşündükleri gibi, yanısıra hem
ümmetin kurtuluşunun bu bilince bağlı olduğu ve hem de İslama yönelik itiraz ve
saldırıların bu bakış açısı ve okuma biçimiyle kolayca savuşturulacağını
savunmaktadırlar.




Kur’an’ın
tarihselliği tartışmasının gündeme gelmesi, yüz yıllardır mecrasından saparak
gücünü kaybeden kurucu İslâmi bilincin, Kur’an ve sünnet hakkındaki
“evrenselci” ve “alt kanuncu” bakış tarzından kurtarılarak fıkhın ve usûlünün
teşekkül zamanlarında ilim geleneğine egemen olan ve özellikle Şatıbî’de
zirvesine ulaşan gaye ve maslahat temelinde yükselen fıkhî anlayışa geri
dönmeye yol açabilirdi.




Gaye, maslahat temelli amelî, yani ümmetin
pratiğinden doğan ihtiyaçları esas alan, pratik olanla ilgilenen bir tefakkuh
bilinci gelişebilirdi. Ama ne yazık ki bulduğumuz bir şeyi hemencecik hoyratça
kullanıp atma alışkanlığımız burada da devreye girerek hakkını vererek
sürdüreceğimiz bu tartışmadan bir tarih bilinci yerine kaba bir modernizm
üreterek böyle değerli bir tartışmayı tükettik. Tarihsellik konusunun
mahiyetini kavramadan sürdürülen tartışma sonuçta bir tür oryantalistik mecraya
doğru yol almaktadır. Buradan varacağı yer ise, muhtemelen Hırıstiyan din
anlayışı olacaktır. Hırıstiyan vahiy anlayışında kutsal kitap azizler
tarafından esin ile yazılan metinlerdir, dolayısıyla kutsal kitap yazarlarının
tarihselliğine bağlı olarak metnin yazıldığı tarihin tarihselliği metnin
karakteri olmaktadır. Bu nedenle metinde yazım hataları, mitoloji, yer
alabilir, metinlerde yer alan tarihsel olaylar gerçek ya da anlatıldığı gibi
olmayabilirler.
 

ALTINOLUK:
Denir ki, bunlar geçmişte sınırlı bir ilim çevresinde tartışılmış konular.
Sorular, cevaplar, eleştiriler, sorgulamalar, ithamlar vs. hepsi literatüre
girmiş. Ama çok sınırlı alanda kalmış, geniş kitlelerin gündeminde yer almamış.
Ama bugün televizyon ekranları ve sosyal medya ile bütün toplum katmanlarına
taşınan bir din gündemi söz konusu. Tartışmalı bir gündem bu. Bunun din–toplum
ilişkisi açısından nasıl bir sonuç vereceğini düşünüyorsunuz?




PROF.
DR. Ş. KOTAN: Bu iddiaların hiç bir siyaset güdülmeden ulu orta ileri
sürülmelerinin toplumsal sonuçları gelecekte ortaya çıkacaktır. Bunun, geçmişte
batı dünyasında yaşandığı gibi özellikle konuyla bilimsel düzeyde ilgilenmeyen
halkın dini duygularına büyük zarar vereceği kanaatindeyiz.
 

ALTINOLUK:
Tarihselci-modernist çizgide duranların gerek Rasulullah gerekse Kur’an’a
yaklaşımlarını fikir tartışmaları çerçevesinde tabii mi görmek gerekiyor yoksa
meselenin iman problemi haline geldiğini düşünüyor musunuz? Mesela hangi
alanlarda?




PROF.
DR. Ş. KOTAN: Bu tartışmaların ortaya çıkmasını tabii görmek gerekir. Zira hiç
bir kültürün diğer kültürlerin menfi-müspet etkilerinden uzak kalamayacağı
aşikardır. Kaldı ki İslam ilahiyatı içerisinde de dış etkiler olmaksızın farklı
düşünce ve tartışmalar ortaya çıkabilir. Bunu bir imkan olarak görmek gerekir.
Mühim olan bu imkanın nasıl bir usûlle ele alınacağı ve nasıl değerlendirileceğidir.
Tarihsellik tartışmaları ile ortaya çıkan imkanı kötü kullandığımızı rahatlıkla
söyleyebilirim. Çünkü daha konunun mahiyeti ve tarihsel arka planı anlaşılmadan
bunun üzerine birçok kurtarıcı tez inşa edilirken, böyle bir tartışmanın toplumun
değişik katmanları üzerindeki muhtemel tesirleri hesaba katmayı düşünmeden ulu
orta yapılmaktadır. Dolayısıyla tartışmanın bir usûlü yoktur. Tarihselci
tezleri savunanların fikirlerine saygı duymakla birlikte, tezlerinin haklı bir
zemine oturmadığına ilişkin kitap ve makaleler yayınladım. Bu çalışmalarda
böyle bir konunun hangi bakımdan ele alınacağı üzerinde de genişçe durdum.
Diğer taraftan bu düşünceye sahip hocalarımızın bunu iyi niyetle yaptıklarını
düşünmek gerekir. Böyle tartışmaları bilimsel bir tartışma yerine bir iman
konusu olarak ele almak yanlış olur. Kur’an’ın tariselliği tartışmasını bir
iman sorunu olarak ele almak en az tarihselcilik kadar sorunlu bir yaklaşım
olur. Tarihimizde Mu’tezile ile Ehl-i Sünnet arasındaki tartışmalara bu günden
baktığımızda ne demek istediğim anlaşılır. Ama bunları yaparken toplumsal
etkilerini hesaba katan bir yöntemi ihmal etmemek gerekir. Nitekim bu ihmal
edildiği için tartışmanın toplumda çeşitli sorunlara yol açtığını ve bazı
toplumsal katmanlarda dini söylemin güvenirliliğini sorunsal hale getirdiğini
gözlemlemek mümkündür.




ALTINOLUK:
Şöyle bir politik kurgudan söz ediliyor: Hedef İslam’ın insanlığın umudu
olmasının önünü kesmek. Bunun için İslam’ı bütün alanları tartışmalı bir din
gibi göstermek gerekir. Bunun için de iki ana kaynak tartışmalı hale
getirilmelidir. Bu çerçevede, önce Rasulullah’ın dindeki konumunu sınırlamak
için Kur’an kullanıldı, hadisler sorgulandı, şimdi de sıra Kur’an ayetlerinin
sorgulanmasına geldi. Böyle bir politik –stratejik kurguyu gözlüyor musunuz?
 

PROF.
DR. Ş. KOTAN: İslam düşmanlarından bazılarının böyle niyetleri olabilir. Fakat
gerek Fazlurrahman ve benzeri ilim adamları olsun gerekse de Kur’an’ın
tarihselliği tezini savunan yerli hocalarımız olsun, tarihselci tezleri
savunanların böyle bir motivasyonla hareket ettiklerini söylemek ağır bir
yakıştırma ve niyet okuma olur. Halbuki insanları niyetleri bakımından değil
düşünceleri bakımından değerlendirmek gerekir. Bilimsel tartışmaları da yine
bilimsel olarak ele alarak yanlış görülen düşünceleri bilimsel olarak
eleştirmek gerekir. Bir bilimsel tartışmadan yeni bir çatışma alanı doğurmak,
ayrıştırmaya, bölünmeye sebep olmak ta İslam’ın hedefleri ile örtüşmez.




İslam
tarihselciliği olarak vücut bulan yaklaşımın en temel özelliklerinden birisi,
edille-i şer’iyye olarak bilinen temellere dayanan içtihat yöntemini
eleştirerek reddetmesidir. Bu eleştiri aslında İslam ilim geleneğinin tarihte
ilk defa temelden eleştirilmesidir. Her ne kadar bu eleştiriler önemli oranda
modernizmden kaynaklandığı ve beslendiği açıksa da yine de konunun tarihî,
felsefî, fıkhî hatta siyasî olarak bilimsel düzeyde ele alınıp tartışılması
gerekir.




ALTINOLUK:
Din konusu insanlığın en hassas, en dinamik ilişki alanını oluşturmuş. İnsanlar
soracak, öğrenecek, tartışacak. Farklı düşünceler ortaya çıkacak. Bu konuda
sağlıklı diye nitelenebilecek bir çerçeve ortaya konabilir mi? Neleri dikkate
almak lazım ekranda, sosyal medyada, yazılı basında, toplum önündeki
tartışmalarda?




PROF.
DR. Ş. KOTAN: Belki önümüze çıkan konular hakkında hemencecik fikir beyanında
bulunmak ve çala kalem yazı yazmaktan önce aslında adap ve usûl meselelerine
biraz kafa yorarak himmet göstersek çok daha hayırlı olacaktır. Kaldı ki bizim
Hz. Peygamber’den itibaren gelen bir geleneğimiz ve bu tür konular hakkında
sağlıklı çerçeveler ortaya koymak için zengin bir mirasımız var. Yüz yıllarca
teşekkül süreci devam eden fıkıh usûlümüz ve başta kelam ilmi sahasında olmak
üzere hadis gibi diğer ilim sahalarında yüzyıllar süren tartışmalarımız ve
buradan çıkan değerli usûllerimiz vardır. Eğer bu gün bunlarda eksiklikler
görüyorsak bu, ümmet olarak bir tarihten sonra bu sahalarda teşekkül sürecini
kesintiye uğratmamız ya da zayıflatmamızdan kaynaklanmaktadır. Demek ki alıp
kaldığı yerden geliştirmek gerekir. Özellikle fıkıh usûlü, ümmetin sabit dini
ile değişen dünyası arasındaki irtibatı sağlama çabasına dair aklını ve
hafızasını oluşturmaktadır. Ne var ki bu ilmi tartışmanın bazı kurallarla
yapılması lazımdır. Nitekim bizim ilim geleneğimizde ilmi konuların, bu
konuları anlamaktan ve bunları tartışma mertebesine sahip olmayan kitlelerin
önünde tartışılmaması gerektiğine ilişkin bir “ilcamu’l-avam” kastının olduğunu
görmekteyiz. İlmi konuların ilmi mahfillerde tartışıldıktan sonra eğer
gerekiyorsa, fayda verecekse uygun bir usûlle halka sunulması gerekir.




ALTINOLUK:
Türkiye’deki tarihselci-modernist çizginin Batı–Hind havzalarında İslam’a karşı
oluşan politikalardan etkilendiğini düşünüyor musunuz, hangi ölçüde?




PROF.
DR. Ş. KOTAN: Gerçek şu ki hiç bir tarihsel olay tek bir nedene bağlanamaz.
Tarihsel her olay ancak bir çok tarihsel etkinin kesiştiği noktada meydana
gelir. Bu nedenle İslam modernizmi ve tarihselcilik te bu bölgelerdeki hareketlenmelerden
bağımsız ele alınamaz. Kaldı ki İslam modernizminin köken olarak buradaki fikri
hareketlerden damarlara sahip olduğuna ilişkin bir çok bilimsel araştırma
vardır. Fazlurrahman, Seyyid Ahmed Han ve benzeri şahsiyetlerin çağdaş İslam
düşüncesi üzerindeki etkileri göz ardı edilemez.




ALTINOLUK;
Toplumun bu tarihselci–modernist söylemin din algısında açacağı yaralar
konusunda ilim adamları tarafından yeterince uyarıldığını düşünüyor musunuz?
 

PROF.
DR. Ş. KOTAN: Malesef bu gün ortada bir tarafta tarihselciler, diğer tarafta bu
fikri reddeden, hatta şiddetle reddeden ilim ve düşünce adamları var. Ama ne
yazık ki iki taraf ta yaklaşık 300 yıldır batı dünyasının değer vererek
araştırdığı, tartıştığı, mahiyetini anlamaya çalıştığı bu temel varoluşsal konunun
mahiyetini anlamak için çok az şey yapıyor. Karşı çıkanlar geleneksel usûlün
kabullerini esas alarak karşı çıkıyorlar. Halbuki tariselciler zaten bu usûlü
yanlış buluyorlar. Dolayısıyla aynı konu, aslında tarafların iletişimini
sağlama imkanından mahrum durumdaki farklı iki dille ele alınmaktadır. Bu da
bir karşı tarafı itham, aşağılama ve bir miktar da hırçınlığa yol açmaktadır.
Doğrusu modernizm ile İslam modernizmi ve tarihsellik ile tarihselcilik
vakıalarının ayrı ayrı ele alınması gerekiyor. İslam dünyasında tarihsellik
konusu bilinmezken modernizmin talepleri başka konu başlıkları altında İslam
dünyasını meşgul etmekteydi. İdeolojik bir hal olarak tarihselcilik,
oryantalistik/modernist dayatmaların/yaklaşımların bu sefer büyük oranda
kendisini tarihselcilik olarak üretmesi hadisesidir. Bu nedenle uyarıdan önce
konunun anlaşılması gerekir. Bu konunun hakkı verilerek ele alındığı kanaatinde
değiliz.




ALTINOLUK:
Diyanet’in, Din İşleri Yüksek Kurulu’nun bu konuda yeterli tavrı ortaya koyduğu
kanaatinde misiniz?
 

PROF.
DR. Ş. KOTAN: Diyanet İşleri Başkanlığının ilmi tartışmalara müdahale etmesi
doğru olmaz. Bunun yerine belki meselelerin hakkı verilerek ele alınmasına
katkı sağlayabilir, farklı konuların bir araştırma projesi olarak bilimsel
usûllerle araştırılmasını destekleyebilir, bunun için söz konusu araştırmayı
yapacak alt yapıya sahip gruplar kurmaya çalışabilir. İlmi konularda adap usûl
konularını bilimsel toplantılarla gündeme getirebilir. Fakat asıl meselenin bu
türden konulara ilişkin yetkin insan sorunu olduğu söylenebilir. Aksi takdirde
Diyanetin çabası dayatmacılıkla neticelenebilir. Halbuki konumu icabı, Diyanet
kurumunun tartışmalı konularda taraf haline gelmesi kurumu yıpratır.




Kaynak: Altınoluk Dergisi Kasım 2018, Sayı:393, sayfa:17

www.altinoluk.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış