ANALİZ & ARAŞTIRMA DOSYALARI


MUSTAFA SOLAK : AYDIN TANIMI VE UĞUR MUMCU




Aydın üzerine çeşitli tanımlar yapılır. Bu
tanımlar arasında Prof. Dr. Ahmet Özer’in tanımı dikkatimi çekti. “Aydın,
aklını ve enerjisini kullanırken, bencil davranmayan, kendisi dışındaki
insanları ve toplumu da düşünen kişidir” diyen Özer, aydını toplumsal
sorumluluk ve risk üstlenmekle, müdahale etmekle tanımlar. Aydının bilmekten
ziyade müdahale eden olduğuna dair şunları belirtir:


“Diyelim ‘kişi biliyor’ ama müdahale etmiyor, o
taktirde bu durumu nasıl değerlendireceğiz? Burada ‘aydın olmanın namusu’
devreye girer. Aydın olmanın namusu bilmeyi yeterli görmez, müdahale etmeyi de
görev sayar. Müdahale aydın için bir etik sorunudur.


Bu yanıyla aydın, entelektüelden, uzmandan,
bürokrattan ve akademisyenden ayrılır. Bu anlamda koşulları yerine getirdiği
takdirde bir torna ustası aydın olabilir, koşulları yerine getirmediği takdirde
bir üniversite profesörü bile aydın olamaz. Demek ki akademik kariyer aydın
olabilmek için yeterli bir koşul değildir.”
 

Daha çok bilmek mi? Daha çok mücadele etmek mi ?




Özer’in bilmekle müdahale etmek arasındaki
ayrımda müdahil olmayı önemsemesi yerindedir. Dünyayı daha çok bilenler değil,
bildiği için mücadele edenler değiştiriyor. Bu sebeple daha az bilmekle beraber
daha fazla müdahil olmayı, çok bilgili olmakla birlikte mücadele etmemeyi veya
az etmeye tercih ederim. Zaten mücadele edenlerin harcadığı zaman ve girdiği
risklerden dolayı olabileceğinden daha az bilgilenmesi normaldir.  Bu sebeple, bazı kişilerin mücadelenin içinde
olmakla birlikte daha az bildiği için kendinde eksiklik hissetmesi, doğru
yaklaşım değildir.


Aydının toplumsal sorumluluğunun risk
yüklenmesini beraberinde getirdiğini ve aydın müdahalede bulunduğunda
egemenlerin gazabına uğrayabileceğini belirtir. Özer, aydının riske girdiği
için ile düzenle çatışacağını belirtir. Dolayısıyla Özer’e göre aydının
çatışması devletledir. Bu hususta şunları belirtiyor:


“Bu çatışmada aydın egemen güçlerin, düzeninin
yanında yer almaz. Tersine düzene muhalefet eder. O nedenle güçlü güçsüz
mücadelesinde, aydın, güçsüzlerin yanında yer almalı, kimsesizlerin kimsesi,
güçsüzlerin sesi olmalıdır. Bu ister istemez aydını risk altına sokacaktır.
İşte aydın için asıl zor aşama budur. Bu yüzden devletle başı hep
derttedir.”[1]


Sonuç olarak Özer aydını; toplumsal sorumluluk
için müdahil olan, düzenle (devleti yönetenlerle) çatışmayı göze alan ve bunun
için risk üstlenen kişi olarak tanımlamaktadır.
 


Aydın tanımındaki eksiklik






Bu, eksik bir tanımlamadır. Aydın sadece
düzenle (devleti yönetenlerle) çatışma içinde olmaz. Aydın yanlış, eksik,
hatalı davranan her kesimle çatışmada olur.


Aydın, kendini toplumun her kesimine sorumlu
hissettiği için hata, eksik, yanlış yapan her kesimle çatışmayı göze alır.
Çatışma yaratacak durumlar sadece egemen düzenin yani devlet yöneticilerinden
gelmez. Kendini önemseyen, birlikte hareket ettiği kesimlerin de hataları
vardır ve onları da eleştirebilmelidir.


Bu eksiklik şunun için önemlidir. Eğer aydın,
sadece devlet yöneticileriyle çatışırsa, fikirleri muhalefette olan aydın,
sadece muhalefetin aydını haline dönüşür. İktidarın aydını, muhalefetin aydını
olmaz. Aydın tanımı tektir ama fikirlerinin konumunu belirlemek açısından
fikirlerinin iktidarda veya muhalefette olmasına göre aydın adlandırması
yapılabilir. Yani iktidardaki aydın veya muhalefetteki aydın olur.


Aydın, kendini sadece belli kesimin (iktidarın
veya muhalefetin) aydını sayarsa, bu, aydının nabza göre şerbet vermesine neden
olur. Kendini takip eden kesimlerin hatalarını önemsemeyen, görmezden gelen
kişi, aydın değildir. Çünkü aydın doğru düşündüğü fikirlerin savunucusudur.
Fikrin doğruluğu için mücadele eder. Muhalif kendisini takip edenlerin fikri
yanlışa yöneliyorsa doğruya getirmek için bu kesimlerle de çatışmayı göze
almalıdır.
 

Muhalefet saflarında nabza göre şerbet veren aydın
(!)




Bugün muhalefette yer alan kimi aydınlar,
kendini önemseyenlerle çatışmayı göze alamıyor. En basitinden iktidar yanlısı
olmakla suçlanacaktır. Kendini takip edenlerin psikolojik saldırısından
korkmaktadır. Onun aydın sınırı bu kadardır.


Bazıları hesapçıdır. Takip edilirliğinin
azalmaması kaygısı vardır. Konferans, panel, tv programı gibi etkinliklere
davet edilmeyeceğini, kitaplarının satışının azalacağını hesaplar.
Milletvekili, belediye başkanı gibi makamlara aday olacaksa, adaylıklarının
kabul görmeyeceğini düşünür. Dolayısıyla çıkarcıdır. Böyle kişilere aydın
denebilir mi!


Bu kişiler takipçilerinin nabzına göre şerbet
verir. Neredeyse sadece iktidar partisi ve etrafında kümelenen parti, dernek,
sendika gibi kurumları eleştirirler. Çelişkileri yakalanınca veya gerçek ve
halkın tepkisi görmezden gelinemeyecek kadar ortada ve büyük olunca, düşük
tonlu “haklısınız, orası da var” deyip konuyu geçiştirirler. Onların gerçeklik
vurgusu en fazla yanındakinin duyabileceği kadar yüksektir!


Örneğin muhalif kurumlar, emperyalizme tavır
almadığında bu aydınlar (!) da tavır almamaktadır. İktidar “İncirlik’i,
Kürecik’i kapatabiliriz” dediğinde muhalif bir parti lideri “ABD ile
ilişkilerimizi bozmayalım” diye tepki gösterdiğinde, “iktidara muhalefet
emperyalizm destekçiliğine neden olmamalı” diye itiraz etmemektedirler. Ya da
Atatürkçü olduğunu belirten aydınların Diyarbakır’da evlatları için nöbet
tutanların yanında olmamasının önemli bir nedeni budur. Muhalif kesimler,
ailelerin nöbetinin iktidar kurgusu veya iktidara yaradığını düşündüğünden,
aydınlar, bu algıyla mücadele ederlerse muhalif kesimlerin tepkisinden veya
çıkarlarının tehlikeye gireceğinden çekinmektedirler.


Yine “Öcalan’ın heykelini dikeceğiz”,
“sırtımızı PKK’ye yaslıyoruz” diyen mecliste PKK marşı söyleyen HDP’liler “şu
kadar oy aldı”, “yasal parti” HDP’ye siyaseten tavır almamaları da bu sebeple.
Bu kaskatı gerçekleri söylediğimizde en fazla, “HDP, PKK ile arasına mesafe
koymalı” gibi kendilerin de inanmadığı öneri sunup konuyu kapatmaları da bu
nedenledir. Muhalif partiler HDP’ye tavır alsa, ikinci gün bu aydınlar (!) da
tavır alır. Başkasına göre sürekli tavır belirleyene aydın denir mi!
 

Uğur Mumcu’da aydın sorumluluğu




Bir de Uğur Mumcu gibi gerçeği yüksek sesle ve
olduğu gibi açıklayan, muhalif kesimleri omuzlarından tutup sarsan aydınlar
vardır. Emperyalizmin niyetlerini, Kürtçülük yapan solun yüzüne karşı şöyle
söylemişti:


“Kürtler sömürgeciliğe karşı bağımsızlık savaşı
yapıyorlarsa, ne işi var CIA ve MOSSAD’ın Kürtler arasında? Yoksa CIA ve
MOSSAD, anti-emperyalist savaş veriyorlar da dünya bu savaşın farkında değil
mi?”


Dahası şunları söylüyordu:


“ABD için sorun, İran, Irak ve Türkiye’nin
birer bölümünü kapsayacak bir Kürt devleti üzerinde şimdiden egemen olmak ve
olası petrol yataklarını bu Kürt devleti aracılığı ile elinde tutmaktır.


Kürtler üzerinde ‘Amerikan mandacılığı’
hazırlığına kimse ‘Sosyalizm’, ‘Marksistlik’ ya da ‘Devrimcilik’ etiketi
yapıştırmamalıdır.


ABD emperyalizmi, gerçekten ‘emperyalizm’ ise
Kürt sorunun bu kadar canlı tutulmasında da bu emperyalist siyasetin güttüğü
amaç niçin göz ardı ediliyor?”


Bugünse bazı Atatürkçülerimiz, ABD’nin “kara
gücüm” dediği PYD’ye tavır almamaktadır. Çünkü muhalif kesimlere PYD, “IŞİD’e
karşı savaşan laik, vatansever örgüt” olarak tanıtılmıştır.


Kimi sosyalistlerimiz, Kemalistlerimiz, sosyal
demokratlarımız FETÖ’yü “Türk dilini yayıyor, okullar açıyor” diye kutlar,
Fetullah Gülen ile poz verirken Mumcu yıllar öncesinden, tepkilerini çekmek
onları uğruna  “tarikatlara ve cemaatlere
alınan genç çocuklar, 30 yıl sonra general olacaklar ve Cumhuriyete karşı
ayaklanacaklar” diye uyarmıştı.


Aydın; mutluluğunu halkın mutluluğunda arayan,
bu bakımdan kendini halkın sadece muhalefette yer alan kesimine değil tümüne
karşı sorumlu hisseden, doğruları savunmak için kendini önemseyenlerin dahi
tepkisini, çıkarlarının tehlikeye girmesini göze alan kişidir. Aydının temel
derdi övülmek, popüler olmak, makam-mevki, mal-mülk, takipçi artırmak değildir.
Aydının önemsediği; güç (önemsenme, seslendiği mahallenin büyük olması) değil
gerçektir.[2]


İşte Uğur Mumcu, bu tanıma uyduğu için aydındır
ve bir aydın sorumluluğuyla hareket etmiştir.


Muhalefetteki aydınların muhalif kesimleri daha
fazla sarsması gerekir. Çünkü, aydın, ulaşabildiği kesimler üzerinde etkilidir.
Muhalefetteki aydını da muhalif kesim önemsediği için bu kesimi uyarmak sonuç
alıcıdır. Peki kaç aydınımız kendini takip edenleri sarsacak?


Bu sorunun yanıtına verilen sayıyı artırdıkça
ülkemizin esenliği de o miktarda artacaktır.




Tarihçi


Mustafa Solak

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir