Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara


MUSTAFA SOLAK : ATATÜRK VE SAVAŞ 

Atatürk’ün “savaş, zorunlu olmadıkça
cinayettir” cümlesi savaş karşıtlığına yorumlanabilir mi?


Barış Pınarı Harekatı’na karşı olmak için
“savaşa hayır” sloganını kullanan kesimin önemli iddialarından biri Atatürk’ün
1. Dünya Savaşı’na katılmaya karşı çıktığıdır.
 

Atatürk,
1. Dünya Savaşı’na katılmayı zorunlu gördü




İddianın aksine Atatürk, devleti yöneten
İttihat ve Terakki’nin bu savaşta, devleti tarafsız bırakamayacağını İtilaf
devletlerinin şu niyetleriyle ortaya koymuştur:


“Tamir olunmaz felaketlere ve elim neticelere
vardığından, bugün milletin memnuniyetsizliğini çeken Harbi Umumi’ye iştirak
etmemek elbette son derece arzuya değerdi. Fakat buna maddi imkân mevcut
değildi. Çünkü iştirak etmemek silahlı bir tarafsızlığı yani Boğazlar’ın kapalı
bulundurulmasını icap ettiriyordu. Halbuki vatanımızın coğrafi mevkii,
İstanbul’un stratejik vaziyeti, Rusların İtilaf hükümetleri yanında mevki almış
olması, bizim seyirci kalmamıza asla müsait değildi. Bundan başka, silahlı bir
tarafsızlığın devam ettirilmesi için paramız, silahımız, sanayimiz, özetle
lazım olan vasıtalarımız mevcut değildi. İtilaf devletlerinin bilhassa
İngilizlerin para vermemesi bir yana, gemilerimizi zapt ve milletin dişinden
tırnağından artırarak biriktirdiği İnşaatı Bahriye’ye ait yedi milyon liramızı
da gasp eylemeleri ve İtilaf Devletlerinin harp ilanıyla beraber bizim harbe
girişimizden daha dört ay evvel tamamen Osmanlı hükümeti zararına bir
Ermenistan cumhuriyeti teşkiline karar verdiklerini ilan eylemiş olmaları ve
hatta Bolşeviklerin yayımladığı gizli antlaşmalardan anlaşıldığına göre,
İstanbul’un Çarlık Rusya’sına vaat edilmiş olması, harbe İtilaf devletleri
aleyhine girmekliğin kaçınılmaz olduğunu gösterir açık delillerdendir. Bir de
İngiltere ve Fransa’nın, kendisine İstanbul’u vaat eyledikleri Rusya dururken,
uğursuz Balkan Harbi’nden sonra hiçbir askeri kıymet ve milli mevcudiyet
atfeylemedikleri milletimizi, kendilerine iltihak eylemeyi farz etsek bile,
tercih edeceğini tasavvur eylemek elbette doğru olamaz.” [1]


Atatürk, 1. Dünya Savaşı’nı, padişahın tahtını
kurtarma savaşı olarak değil vatan savaşı olarak gördü. Padişaha mı hükümete mi
yarar, diye düşünmedi. “Söz konusu vatansa gerisi teferruattır” dedi.


Çünkü Çanakkale’nin geçilmesi, İstanbul’un ele
geçirilmesi ve devletin sonu demekti. Sofya’da askeri ateşe iken görev istedi
ve Çanakkale’ye atandı.


Ya da 19 Mayıs 1919’ta Samsun’a çıkmadan önce
“padişahın beni Anadolu’ya yollatmasını istiyorum ama Türklerin elindeki
silahları alarak padişahın yararına çalışıyorum, vazgeçeyim” veya “savaşmadan,
emperyalistlerden ne koparırsam kardır” demedi. İşin en sonunda silaha
dayanacağının bilincindeydi. Anadolu’ya gitmenin vatan savaşının başarısı için
şart olduğunu biliyordu.


İstanbul Hükümeti adına Salih Paşa’yla
imzaladığı Amasya Görüşmeleri’nin maddeleri için “milli mücadeleyi veren benim,
şimdi bu görüşme ve mutabakatla padişahı ve İstanbul Hükümeti’ni milli
mücadelenin ortağı haline getirerek otoritelerinin pekişmesine neden oluyorum”
demedi.


Diyalektik düşünmek ve esası (önceliği) tespit
önemlidir


Atatürk’ün önemli özelliğidir süreci diyalektik
değerlendirmek. Diyalektik düşünmek, tek tek olayların birbiriyle bağlantısını
kurmak, sürecin neye evrildiğini görebilmektir. Kısaca ağaçları değil, ormanı
görmektir. Yaşananların esasını tespit etti. Milli mücadelenin en sonunda
halife-padişahlığı önüne katacağını gördü. Padişah ve İstanbul Hükümeti ya
mücadeleye katılıp meclisin belirlediği düzende etkisiz şekilde yer alacaktı ya
da tasfiye olacaktı.


Atatürk de padişaha, hükümete yarar gibi
görünen tek tek olayları değil sürecin bütününe baktı. Mücadeleye önderlik
edenin milletin güvenini kazanacağını gördü. Önceliği vatana verdi. Padişah ve
hükümetle anlaşırsa cumhuriyet kuramam, laikliği tesis edemem, kadın-erkek
eşitliğini sağlayamam kaygılarını tali mesele gördü. Aslolan vatandı. Vatan
savaşı tüm tali meseleleri çözecek ana meseleydi.


Çanakkale’de “padişahın tahtını koruması derdim
olamaz” deyip ataşe olduğu yerde kalabilirdi. O zaman da milli kahraman olarak
ortaya çıkamazdı.


Kurtuluş Savaşında Millet Meclisi’nin ve
milletin padişaha bağlılık bildirilerine, ortak mücadele isteklerine sırt
çevirip “bunlar hain, ben cumhuriyet kuracağım, ne diyorsunuz siz” deseydi, tüm
çabalarına rağmen padişahın emperyalizm işbirlikçisi olduğunu millete ve
meclise kanıtlayamaz ve saltanatın kaldırılmasına ikna edemezdi.


Hayat, niyetlerle değil zorunluluklarla
ilerliyor


Atatürk de her mücadelede, padişah, hükümetin
niyetlerinin, hesaplarının farklı olacağını biliyordu ama mücadelesinin esasını
başkasının hesapları, tavizleri, tutarsızlığı değil vatan savunması
belirliyordu.


Atatürk milli mücadeleye başlamadan önce,
meseleyi “saray savaşı” olarak görüp,


önceliğini vatan yerine, milli mücadele
başarıya ulaşır mıydı?


Ulaşamazdı. Diyalektik düşünelim. Süreç,
iktidarın ABD’ye verdiği tavizlere, tutarsızlıklarına, milleti birleştirmekte
yetersizliklerine, Esad ile anlaşmamasına rağmen ABD’den bağımsızlaşmaya,
Suriye ile işbirliğine doğru ilerliyor. ABD, harekata razı olmadığı belirterek
şimdilik 30 km geri çekilmiştir. Süreç ABD’nin daha da gerilemesine ilerliyor.
İran, Çin, Rusya Adana Mutabakatı’na, Esad ile işbirliğine dikkat çektiler. Bu,
her şeyin iktidarın hesaplarıyla yürümeyeceğini, zorunlulukları dikkate alması
gerektiğini gösteriyor.


Diplomasiyi etkili kılan silahtır


Atatürk, savaştan kaçmadığı gibi, sava içinde
de diplomasiyi kullanmıştır ama diplomasiyi etkili kılanın silah olduğunu
bilmektedir.


Ülkemiz yıllardır diplomasi uygulamış ama ABD,
PYD’ye silah vermekten vazgeçmemiştir. Şimdi ordumuz Fırat’ın doğusuna girince
ABD çekilmiş ve karşımıza çıkamamıştır. Harekat içinde de diplomasi
uygulanmaktadır, uygulanmalıdır. Fakat ABD ve işbirlikçileri silahtan
anlamaktadır. Bu bizim değil tüm diplomatik çabalara rağmen ABD’nin tercihi
olmuştur.


Atatürk’ün “savaş, zorunlu olmadıkça
cinayettir” cümlesi, diplomasinin sonuç vermemesi, ABD’nin PYD ordusu kurması,
devlet kurmaya çalışması, Suriye’yi bölmesi nedenleriyle güvenliğimize yönelik
tehdit içermesi dolayısıyla vatan savunması durumu oluşmuştur. Dolayısıyla
harekat zorunludur.


Atatürk’ün bu cümlesi, bu şartlar altında savaş
karşıtlığına değil, vatan savunması için harekatın zorunluluğuna
yorumlanmalıdır.


Yapılması gereken Esad ile el sıkışıp bölge
ülkeleriyle koordineli şekilde PYD’yi ve ABD’yi Suriye’nin tümünden çıkarmak,
daha sonra Suriyelilere yerleşim yerleri kurmanın yanlışlığı anlatılarak
Esad’ın tüm Suriye’de egemen olmasını sağlamaktır. Muhalefet bu eksende
yapılarak tavizler, tutarsızlıkların giderilmesine çalışılmalıdır.


Not: Atatürk’ün savaşa dair fikirlerini bu ayın
sonunda çıkacak “100 SORUDA ATATÜRKÇÜLÜK” kitabımdan daha geniş
okuyabilirsiniz.
 

Tarihçi


Mustafa Solak




[1] Atatürk’ün Bütün Eserleri, c.4, 3. Basım,
Kaynak Yayınları, İstanbul, 2005, s.254; Emperyalizm ve Tam Bağımsızlık, Der:
Musa Sarıkaya, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2018, s.61.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış