Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara


LEVENT GÜLTEKİN : Yalanı, iftirayı, hakareti mubah
gören dindarlık
 

E-POSTA : acikcenk@gmail.com




7-8 yıl önce AK Parti’nin yanlış
politikalarını, buna suskun kalan İslamcıları, İslamcılık anlayışını
eleştirdiğimde muhafazakar/dindar yazarlardan, gazetecilerden şöyle itirazlar
alıyordum: “Tamam haklısın ama bunları niçin açıktan söylüyorsun?


Veyahut “Amacın ne?” Ya da “Böyle yaparak
mahalleye zarar veriyorsun.”


Kimileriyse “Böyle yaparak düşmanın eline koz
veriyorsun” diyerek beni ‘düşmanın değirmenine su taşımakla’ itham ediyordu.


Sonunda hem ülkenin hem de dindar mahallenin
geldiği durum ortada.


O günlerde bu eleştirilerimi, itirazlarımı
düşmanların değirmenine su taşıma olarak gören yazarlar şimdilerde iktidar
muhalifi oldu.


Mahallenin, dahası ülkenin içine düştüğü
durumdan şikayet ediyorlar.


Fakat geçmişte bu yazarların bana
söylediklerinin bir benzeri şimdilerde onlara söyleniyor.


Yeni Şafak yazarı, dindar/muhafazakar mahallede
ilim insanı olarak kabul edilen Hayrettin Karaman geçtiğimiz günlerde bir yazı
kaleme aldı.


Karaman yazısında mealen şöyle diyor: Doğrucu
Davut olmak her zaman iyi bir şey değil.


Doğruyu ne zaman, nerede söyleyeceğini
bileceğin kadar hikmet sahibi olman gerek.


İktidarın bazı yanlışlarını eleştireyim derken
iktidara zarar vermek, düşmanların değirmenine su taşımak İslami açıdan caiz
değil.


Hayrettin Karaman isim vermeden iktidara yeni
muhalif kimi İslamcı/ dindar/ muhafazakar yazarları düşmanın değirmenine su
taşımakla itham ediyor.


Kimi yeni iktidar muhalifi İslamcı/
dindar/muhafazakar yazarlar da yazdığının yanlış olduğunu söyleyip Hayrettin
Karaman’a itiraz etmiş.


Kaderin cilvesine bakın ki iktidarın
politikalarını eleştirdiğim için 4-5 yıl önce bana “Düşmanın değirmenine su
taşıyorsun”diyenler şimdilerde benzer suçlamanın muhatabı olmuş.


Mesele yeni muhalif olan kimi yazarların
öngörüsüzlüğü, bilgisizliği, dar görüşlü olmaları ya da tahribata neden olan
sürecin bir parçası olup ‘badel harab ül Basra’ (Basra harap olduktan sonra)
muhalif olmaları veyahut geçmişte verdikleri tepkilerin benzerinin şimdi onlara
veriliyor olması değil.


Esas mesele Hayrettin Karaman’a itiraz eden
yeni muhalif kimi İslamcıların Karaman’ın iktidara yapılan eleştirileri
‘düşmanın değirmenine su taşımak’ olarak gören anlayışına neyin kaynaklık
ettiği üzerine kafa yormamaları. 


Din yani inanç referans alınarak bir toplum,
bir ülke oluşturulmaya çalışıldığında kaçınılmaz olarak ‘biz ve onlar’ayrımına
gidileceği ‘onlar’ denilen toplum kesiminin ‘düşman’ veyahut ‘istikameti bozuk
rakipler’ olarak görüleceği gerçeği ortadayken, sorunun kişilerden
kaynaklandığını sanmak gerçekçi bir yaklaşım değil. 


Yani kimi İslamcılardaki ‘ötekini’ düşman görme
anlayışına, o düşmanı alt etmek için yalanın, iftiranın, hakaretin,
aşağılamanın kolayca yapılmasına neyin kaynaklık ettiği üzerine kafa yormak
gerekiyor.


Lafı eğip bükmeden söyleyeyim.


Hayrettin Karaman’ın iktidara yeni muhalif kimi
İslamcılara yaptığı ‘düşmanın değirmenine su taşıyorsunuz’ ithamına bu
suçlamanın muhatabı olanların da benimsediği din anlayışı kaynaklık
ediyor. 


Hayatı savaş ve cihattan ibaret gören, bu
yaklaşımla toplumu, ülkeyi, dünyayı kendi İslam anlayışına göre şekillendirmeyi
amaç edinen, bu amaç için ‘harp hiledir’ gibi bir hadisi temel alıp rakip
olarak algıladığı ötekini düşman gören, düşman gördüğü için de her türlü
hileyi, yalanı, iftirayı, kabalığı, hakareti meşru göre din anlayışıdır son
yaşadığımız olumsuzlukların nedeni.


Müslüman olduğu için kendini hak, Müslüman
olmayanları batıl görüp “Hak ile batıl mücadelesi kıyamete kadar sürecek” diyen
ve savaş meydanındaki stratejilere vurgu yapmak için söylenmiş ‘harp hiledir’
gibi hadisleri her alanda referans alan dolayısı ile yalana, iftiraya, hakarete
dayalı bir yaşam vaaz eden bir dindarlık anlayışı…


“Düşmanın eline koz vermemek için gerçekleri
söylemeyelim”, “Zafere ulaşmak için gerçek niyeti belli etmeyelim”, “Amacımıza
zarar verir  bu nedenle doğruları
söylemeyelim”, “Yolsuzluk, liyakatsizlik, şatafat gibi küçük sorunları dert
etmeyelim” gibi yaklaşımlar ülkeyi tahrip etti.


Hem dine zarar verdi hem de dindarlara.


Hal buyken açıktan eleştiri yapmamayı,
doğruları söylemek için kimin işine yaradığına bakmayı öğütlemek, ‘büyük amaç
var küçük şeylere takılmayalım’ anlayışını sürdürmek anlaşılır gibi değil.


Toplumsal barış, ülke ağır yara almışken hâlâ
‘biz ve onlar’ ayrımını sürdürmek dahası onları ‘öteki’ ve ‘düşman’ görmek
gelinen durumun vahametini kavrayamamaktır.


Kaldı ki toplumu iki yüzlü olmaya zorlayan bu
sakat yaklaşımla, doğruluğu, dürüstlüğü, adil olmayı ertelemeyi vaaz eden bir
din anlayışı ile nereye varabiliriz ki?


Sorun Hayrettin Karaman’da veyahut böyle yazan
kişilerde değil.


Esas sorun bu düşünceye kaynaklık eden
anlayışta.


Bu anlayışı masaya yatırmadan sağlıklı sonuç
elde etmek mümkün değil.


Çünkü toplumu, ülkeyi Müslümanlık ile boyamayı
amaç edindiğinizde, bunu hak ve batıl mücadelesi olarak gördüğünüzde, bu
elbiseyi giymek istemeyenler doğal olarak yok edilecek düşman gibi görülüyor.


Bu nedenle yalanlarla, iftiralarla,
hakaretlerle tek tek mücadele etmek yerine bütün bunlara kaynaklık eden
anlayışı masaya yatırmak gerekiyor.


Mahalle kültürünün, inanç esaslı toplum, ülke
yaratma çabalarının nelere mal olduğu sahici şekilde kavramak gerekiyor.


Kaldı ki bu sadece inanç için değil, kimlik,
ideoloji eksenli toplum yaratma çabaları da benzer sonuçlar doğuruyor. 


Kimin işine yarayacağına bakmaksızın doğruları
söylemek, adil ve dürüst olmak, ülke yararını mahalle yararı üstünde görmek,
iftiradan, hakaretten, yalandan uzak durmak insan olmanın gereğidir, Müslüman
olmanın değil.


Erdem, kimin işine yarayıp yaramayacağına
bakmadan kimsenin görmediği anda bile doğru olanı yapmaktır.


Hayrettin Karaman’ın doğruları söylerken “Kimin
işine yarayıp yaramayacağına bakılması gerekiyor” demesinin altında ülkenin değil
mahallenin yararını gözeten, toplumu, ülkeyi dindarlaştırma amacı güden anlayış
yatıyor.


Hem bu anlayışa sahip olup hem de Hayrettin
Karaman’a itiraz etmek…


Hem inancı hak ve batıl mücadelesi olarak görüp
hem de batıl ile mücadelede “Harp hiledir” diyerek her türlü yalanı iftirayı,
hakareti mubah gören anlayışla yapılan ‘hilelere’ karşı çıkmak…


Demek istediğim şu: Müslümanlık anlayışınızla,
toplumsal ilişkileri dinle dizayn etmek yaklaşımınızla, bütün ülkeye din
elbisesi giydirme gibi anlamsız düşüncelerinizle hesaplaşmadan mevcut iktidara
itiraz etmenin yararı yok.


Mahalle kültürünü terk etmeden, inanç esaslı
bir toplum, ülke yaratma hayalinden vazgeçmeden yani ülkeyi dindarlık ile
boyama sevdasını bütünü ile bir tarafa bırakmadan, ahlaklı, erdemli, adil,
namuslu birey olmak için dindar olmak gerekmediği gerçeğini kabul etmeden dinin
bireysel tercih olduğunu, topluma dayatılamayacağı gerçeğini görmeden, devletin
dinle sağlıklı ilişkisi için özgürlükçü laiklik anlayışı ile barışmadan
toplumun bir kesimini öteki, ‘düşman’ gören bu yaklaşımdan kurtulamayız.


Hayrettin Karaman’ın yazdıklarına “Kişisel
düşünce” diyerek itiraz eden kimi İslamcı yazarlar meseleye biraz da buradan
bakmalılar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış