ANALİZ & ARAŞTIRMA DOSYALARI

İOANNA KUÇURADİ : ETİK
VE “ETİKLER”

Felsefe Söyleşileri I-II Marmara Üniversitesi Fen-Edebiyat
Fakültesi Eğitim Vakfı Yayını 2003

‘Etik’ sözcüğü son on-on beş yılda moda oldu. Etik ‘Etik’
sözcüğü son on-on beş yılda moda oldu. Etik başlıklı kitabımı ilk yayımladığım
70’li yıllarda etikle uğraşmak modası geçmiş bir iş sayılırdı. Oysa
birbirimizle ilişkilerimizde her yapıp ettiğimizde her kararımızda etik değer
sorunları söz konusu.

Etiğe ilginin canlanmasında çeşitli etkenler rol
oynamıştır. Ne var ki bugün moda olan felsefenin bir alanı bilgisel bir alan
olarak etik değildir. Moda olan “meslek etikleri” denilen etiklerdir. Bunların
en eskileri bio-medikal etik veya bioetik ve basın etiğidir. Şu anda çeşitli
meslekler ve hizmet alanları kendi etiklerini geliştirme çabasında.

“Etik”le ilgili gördüğümüz yeni bir gelişme de bütün
kültürlere saygı talebinin ve postmodernizmin norm sorunlarına relativist
yaklaşımının “her şey olur” (anything goes) ilkesinin yarattığı kargaşa
karşısında bazı çevrelerde “evrensel bir etik” veya “evrenselleştirilebilir bir
etik” ya da “global bir etik” geliştirme girişimleridir.

Etikle ilgili bu girişimlerde çeşitli epistemolojik
karıştırmalar dikkat çekiyor. Bu karıştırmalar da benim görebildiğim kadarıyla
etiği bugün gündeme getiren ihtiyaçlara cevap verebilecek şekilde
geliştirilmesine engel oluyor.

Bu nedenle etik teriminin anlamca açıklığa kavuşturulması
ve ‘etik’ sözcüğüne bugün yüklenen farklı kavramsal içeriklerin ayırdedilmesi
yalnızca etiğin teorik geliştirilmesinde ilk adım olarak değil aynı zamanda
özel kamusal ve meslek yaşamımızda adım başında karşılaştığımız etik problemler
karşısında doğru ya da değerli eylemde bulunabilmek için zorunlu görünüyor.

Bu ayrımları yapmak için burada ‘etik problem’ denilen
çeşitli problemler arasındaki bazı epistemolojik ve ontolojik farkları
göstermeye çalışacağım.

Bir anlamdaki “etik problemler” felsefenin
başlangıçlarından beri filozofların uğraştığı ana bir soru ya da problem
demetini oluşturuyor: “erdem nedir?” “adalet nedir?” ve bunlara benzer birçok
soru Platon’un birçok dialoğunun ve Aristoteles’in Nikomakhos’a Etikinin
merkezindeki konuları oluşturuyor.

Başka bir anlamdaki “etik problemler” eylemde bulunmak
zorunda olduğumuz günlük yaşamla farkında olsak da olmasak da doğrudan doğruya
ilgili olan problemlerdir.

Bu demektir ki sizin benim günlük yaşamımızda ve meslek
yaşamımızda her an karşılaştığımız ve eylemde bulunmak için şu veya bu şekilde
çözmek zorunda olduğumuz etik problemler bir filozofun ele aldığı ve cevap
bulmaya çalıştığı etik problemlerden türce farklı problemlerdir: ilkleri gerçek
bir defalık problemlerdir. Böyle bir problemle belirli bir kişi belirli bir
anda belirli bir durumda karşılaşır; dolayısıyla ona verilen ve kişinin o
durumdaki eylemini belirleyen cevap (belirli kişinin bulduğu çözüm) yalnızca o
belirli probleme verilen bir cevaptır. Bu sorunları çözmenin reçetesi yoktur;
cevabın her durumda bulunması gerekir.

Oysa ikinci türden etik problemler genel teorik
problemlerdir. Onlara verilen cevap felsefî bilgi oluşturur.

Örneğin: “Doğru eylem nedir?” sorusu ile “Bu durumda benim
ne yapmam doğru olur?” sorusu epistemolojik bakımdan farklı şeyler soruyor. İlk
(felsefî) soruya bir cevap eylemle ilgisinde ‘doğru’ teriminin
kavramsallaştırılmasıdır; oysa ikinci soruya cevap vermek için kişi o belirli
gerçek somut tek durumda neyi yapması gerektiğini bulmak zorunda. Bunu da eyleminin
değeri için farklı sonuçlar yaratan farklı şekillerde yapabilir: bir “doğru
eylem” kavramına dayanarak yapabilir kendisi için geçerli bir norma göre
yapabilir ya da sadece amacına nasıl ulaşacağını hesap ederek eylemde
bulunabilir. Örneğin “başımı alıp gitmem gerek” diyebilir ya da “kardeşimden
durumu saklamam gerek” diyebilir. Görüldüğü gibi bu iki cevabın felsefeyle
ilgisi yoktur. Bu son türden problemlere “ahlâksal problemler” de deniyor.

Ne var ki çeşitli meslek etiklerinin şu anda uğraştığı “etik
problemler” daha önce sözünü ettiğim her iki türden etik problemlerden
farklıdır. Meslek etiklerinin bugün peşinde oldukları ya da aradıkları şey
normlardır ama özel türden normlar. Bu normların söz konusu mesleği icra
edenlerin hepsinin ve her yerde kararlarını ve eylemlerini belirlemeleri
bekleniyor. Yani aradıkları normlar kişilerin sahip oldukları dünya
görüşlerinden kültürlerinden ideolojilerinden dinlerinden bağımsız olarak
uygulanmaları beklenen normlardır.

“Evrensel bir etik” veya “global bir etik” oluşturmaya
çalışanlar da normlar peşindedirler. Aradıkları davranış normları da
üzerlerinde bir konsensüsün olabileceği normlardır. Ama aradıkları ya da öne
sürdükleri bu normların epistemolojik özelliklerine hiç mi hiç dikkat
etmiyorlar.

Şimdi “etik problemler” ifadesinin anlamlarının bu
açıklığa kavuşturulması ve bunları farklı çözme yolları ‘etik’ sözcüğünün
günümüzdeki tartışmalarda kullanıldığı üç ayrı ana anlamını ayırt etmeyi
olanaklı kılıyor.

Şöyle:

a) ‘Etik’ sözcüğü bazen ahlâk anlamında yani; belirli bir
grupta belirli bir zamanda kişilerin birbirleriyle ilişkilerinde
değerlendirmelerini ve eylemlerini belirlemeleri beklenen değerlendirme ve
davranış normları sistemleri anlamında kullanılıyor.

Bunlar yazılı olmayan norm sistemleri ya da belirli bir
zamanda belirli bir kültürde neyin “iyi” neyin “kötü” olduğuna ilişkin norm
sistemleri dolayısıyla kişilerin genel olarak neleri yapmaları neleri
yapmamaları gerektiğini dile getiren değişik ve değişken norm sistemleridir. Bu
ahlâk normlarını etik değerlerle karıştırmamak gerekir -bugün karıştırıldığı
gibi. –

Bu karıştırmayı ve onun günlük yaşamda yarattığı sonuçları
önlemek için bu yazılı olmayan norm sistemlerine “ahlâk normları” diyorum.

b) Başka bağlamlarda ‘etik’ sözcüğü bir yazılı normlar
bütünü bir grup insanın belirli amaçlarla oluşturduğu norm bütünleri anlamında
kullanıyor. Böyle belgeler/kodlar o amaç için türetilmiş normlardan ve/veya
mevcut normlar arasından seçilmiş konsensüsle kararlaştırılmış ve “evrensel”
olarak geçerli kılınmak istenen belgelerdir. Ne var ki bu belgelerdeki
normlarda çoğu zaman felsefî olarak değerlendirilmemiş normlar oluyor
dolaysıyla evrensel olabilecek ve olamayacak normlardan oluşuyor.

Meslek etikleri bağlamında ‘etik’ sözcüğü ayrıca böyle
normlarla uğraşan araştırma alanları anlamında da kullanılıyor; örneğin
biomedikal etik hem ilgili normlar bütününü hem de bunlarla teknik olarak
uğraşan alanı dile getirmek için kullanılıyor.

‘Etik’ sözcüğünün bu ikinci anlamı meslek etikleri ve
evrensel etik konularında yapılan tartışmaların gösterdiği gibi bugün en yaygın
olan anlamıdır.

Yaygın karıştırmalardan ve bu karıştırmaların kamu
yaşamında ve yasamada yarattığı sonuçlardan kaçınma olanağını sağlamak için
“evrensel” olduğu farz edilen bir tür yazılı norm kodlarına/bildirgelerine
ahlaklılık bildirgeleri ya da kodları demeyi yeğliyorum. Normları
nitelendirdiği zaman da ‘evrensellik’ten: bir normun dünya düzeyinde geçerli
olmasını değil onun bir epistemolojik-aksiolojik özelliğini yani türetildiği
ana öncüllerin bilgisel bakımdan bir özelliğini anlıyorum. Bu özelliklerinden
dolayı bu tür normlar bütün insanların (çoğu böyle davranmıyorsa da) başka
insanlara nasıl muamele etmeleri ve bütün insanların nasıl muamele görmeleri gerektiğine
ilişkin talepler getiren normlardır.

Evrensel İnsan Hakları Bildirgesi bu tür temel etik
normlar getirme niyetiyle oluşturulmuştur bu bakımdan da bir evrensel
ahlâklılık bildirgesi -ya da “evrensel etik”- sayılabilir.

c) ‘Etik’ sözcüğü bir de insansal bir fenomen olan etik
fenomeni hakkında doğrulanabilir-yanlışlanabilir bilgi ortaya koyan ya da
koyması beklenen felsefe dalını da dile getirmek için kullanılıyor -her ne
kadar yaygın bir anlayışa göre bu felsefe dalı genellikle (ama Aristoteles’in Nikomakhos’a
Etikinde ya da N. Hartmann’ın Etiki örneklerinde olduğu gibi her zaman değilse
de) normatif bir dal sayılıyor olsa da ve bunun sonucu olarak bu felsefe dalına
“normatif-deontolojik etik” metaetik v.b. adlarla anılan çeşitli yaklaşımlar
varsa da. – Yine açıklık sağlamak nedeniyle isim olarak ‘etik’ sözcüğünü
yalnızca ilgili felsefe dalı için -etik fenomenini nesne edinen ve bir bütün
olarak aydınlatan insanlar arası ilişkilerde etik değerin ve etik değerlerin
bilgisini ortaya koyan felsefe dalı için- kullanmayı yeğliyorum. Etik değer ve
etik değerlere ilişkin bu felsefî bilgi de herhangi bir ahlâklılık
bildirgesinin geliştirilmesi ve uygulanması için onsuz olamayacak bir koşul
olduğu gibi günlük yaşamda belirli durumlarda insan onuruna zarar vermeden
eylemde bulunabilmenin de ana koşuludur.

‘Ahlâklar’ dediğim genellikle deneysel olarak (bir çeşit
endüksiyonla) türetilen yazılı olmayan norm sistemleri-biraz önce sözünü
ettiğim koşulları yerine getirdikleri takdirde- toplulukların kamusal yaşamının
gerçeklik koşullarında kişilerin kendi yararlarını koruma olasılığını
artırıyor.

Bugün ‘etik’ adı altında karşımıza çıkan ahlâkların ve
ahlâklılık bildirgelerinin ya da “meslek etiklerinin” de yaşamımızda önemli bir
yeri vardır; ama felsefî bilgiyle oluşturuldukları ve değerlendirildikleri
takdirde ve kendilerine özgü işlevleri bilindiği takdirde yaşamımızda yerleri
vardır.

Yazılı olan bu evrensel ahlâklılık normları diğer bazı
yararları yanında yasaların türetilmesinde önemlidir:

Kişiler eylemde bulunmak zorunda oldukları ama hakkında
yeterince bilgi sahibi olmadıkları durumlarda kamu yaşamında -ulusal ve
uluslararası düzeyde insan onurunu koruma olasılığını artırıyor ama insan
onurunu korumayı kayıtsız şartsız güvence altına almıyor.

Çünkü normlar etik değer koruyucu kararlar almaya veya
eylemde bulunmaya yetmiyor. Bunun nedeni de eylemde bulunmak zorunda olduğumuz
her durumun tek-eşsiz olmasıdır. Bir durumda bir norma uygun davranmak ama etik
bakımdan değersiz davranmak mümkündür. Kant’ın “ödevden dolayı” ve “ödeve
uygun” davranmak ayırımı iki kişinin görünüşte aynı davranışının eylemler
olarak değer farkını açıkça gösteriyor.

Kişiler normlara uygun davranmaya zorlanabilirler ama etik
değer korumayı istemeye ve koruyarak eylemde bulunmaya zorlanamazlar. Buna
karşılık öyle eğitilebilirler ki bazıları böyle bir istemeyi edinebilir ve
yaşamlarında -bu arada da meslek yaşamlarında böyle eylemlerde bulunabilmek
için gerekli olan felsefî değer bilgisiyle donanabilir. Çünkü bu isteme ve bu
bilgi eylemde bulunulacak durumun bilgisiyle birlikte belirli-gerçek bir
durumda değer koruyarak -veya en az değer harcayarak- eylemde bulunabilmenin
onlarsız olunamayacak koşullarıdır.

Belirli bir durumda insan onurunu koruma olasılığını
artıran bir evrensel ahlâklılık bildirgesini ve bu arada “meslek etikleri”
oluşturabilmenin asgarî koşullarına gelince; bunlar -benim görebildiğim
kadarıyla- felsefî etik değer bilgisi ve normlara ilişkin epistemolojik ve
aksiolojik bilgidir. Şu andaki ilgili tartışmalar böyle bilgilere – yani bir
bütün olarak etik fenomeninin bilgisineyeterince dayanıyor görünmüyorlar.

Etik değer koruyarak yaşayabilmek ve mesleğimizi etik
değer koruyarak yapabilmek için normlardan ziyade etik değerin ve etik
değerlerin felsefî bilgisine dayanan felsefî bir eğitime ihtiyaç vardır. Çünkü
böyle bir eğitim yüz yüze geldiğimiz durumlarda insan onurunun nerede tehlikede
olduğunu gören bir göz kazanmamıza yardımcı olabiliyor.

Platon’un diyaloglarındaki Sokrates’in “hiç kimse
isteyerek kötü olmaz” kabulüne ve erdem ile erdemlerin bilgisine olan ihtiyacı
ısrarla vurgulamasına daha çok kulak vermemiz yararlı olur. Bu da genel olarak
eğitimde ve meslekî eğitimde felsefî etik eğitimine daha önemli bir yer
vermemiz gerektiği anlamına geliyor.






































































LİNK : http://avnioztopcu.com/dersbelgeligi/dersbelgeyazilari/dboniki/1ioannakucuradi.htm 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir