ANALİZ & ARAŞTIRMA DOSYALARI

HÜSNÜ MAHALLİ : ÇUKUR 

Dile kolay 20 yıl önceydi.

Tarih: 30 Ağustos 1998.

Reyhanlı bölgesinde sınır birliklerini denetleyen dönemin
Kara Kuvvetleri Komutanı Abdullah Öcalan’ı barındıran Suriye’ye yönelik sert
uyarılarda bulununca Baba Esad 9 Ekim sabahı Öcalan’ı ülkesinden gönderdi.

20 Ekim’de Adana’da imzalanan anlaşmayla iki ülke ilişkileri
normalleşme yoluna girdi.

Öcalan Yunanistan Rusya İtalya’dan sonra Kenya’ya gitti.

CİA-Mossad operasyonuyla kaçırılan Öcalan Ecevit’in deyimiyle
14 Şubat 1999’da Türkiye’ye teslim edildi.

Bir dönem Saddam’a karşı savaşan Barzani ve Talabani’yi İran
Şahı ve sonra da Humeyni destekledi.

İran ise kendi Kürtleriyle kavgalıydı.

PKK ile savaşan Türkiye Saddam’ın düşmanı Barzani ve
Talabani’ye kırmızı pasaport vermişti.

Kürtlerin 100 yıllık coğrafya bahtsızlığı.

Haziran 2000’de Baba Esad ölünce Cumhurbaşkanı Sezer cenazeye
katılınca iki ülke ilişkilerinde yeni bir sayfa açıldı. AKP’nin iktidara
gelmesiyle ilişkilerde sayfalar hızla çevrilmeye başlandı. 2011’e gelindiğinde
Esad-Erdoğan kanka olmuş ve iki ülke ortak Bakanlar Kurulu toplantıları
yapıyordu.

‘Arap Baharı’’ her şeyi bozdu.

‘Suriye’de demokrasi yok ve halk Alevi diktatörlüğüne karşı
ayaklandı’ diyen AKP özgür Suriye Ordusu’nun Hatay’da kurulmasına ön ayak oldu.
Suriye muhalefet örgütü Suriye Ulusal Konseyi ise İstanbul’da kuruldu. Katar
eski Başbakanı Hamed Bin Casim ‘Militanlara her türlü para ve silahı Türkiye
üzerinden veriyor yabancı cihatçıları sokuyorduk’’ dedi.

Sonrasında Şam’a göre en az Öcalan kadar tehlikeli terör
örgütlerinin lider ve komutanları yüzlerce kez İstanbul Ankara Hatay ve
Kilis’te toplandı ve bu toplantılarla ilgili haber ve fotoğraflar Türk Arap ve
dünya medyasında yayınlandı.

Esas konu 1998’de Öcalan’dan dolayı Şam ile savaşın eşiğine
gelen Ankara 2012’de PKK’nın Suriye kolu PYD’nin lideri Salih Müslim’i
Türkiye’de misafir etti ve “Esad’a karşı ayaklansın” diye teşvik etti.

Bu sırada Türkiye içinde ‘Barış Süreci’’ devam ediyor ve
Öcalan bazı AKP’liler tarafından ‘büyük lider’’ olarak tanımlanıyor ve ona
karşı öyle davranılıyordu.

Ama işler yürümedi.

Barış Süreci bozuldu Salih Müslim aranır oldu ve PYD en büyük
düşman ilan edildi.

O da gitti ABD’ye yanaştı.

ABD yetmeyince Fransa Almanya İngiltere ve İtalya imdada
yetişti.

Hepsi de NATO içinde Türkiye’nin müttefiği.

Ankara 1998’de Şam’a karşı yaptığını onlara yapmadı
yapamıyor.

Üstelik bu ülkeler 600 kilometre sınır boyunca PYD ile
birlikte Türkiye’ye komşu olmuş.

İş bununla da bitmiyor.

“Benim stratejik müttefikim PYD’dir” diyen Trump 15 Temmuz
başarısız darbe girişiminin sorumlusu Feto’yu ülkesinde barındırıyor ve
Ankara’nın bu konuyla ilgili tüm uyarı ve isteklerini karşılıksız bırakıyor.

Stratejik müttefik bir ülkeye yakışır bir şekilde!

Peki yalnızca o mu?

Elbette hayır.

15 Temmuz öncesi ve sonrasında kaçan binlerce Fetö’cü başta
Almanya olmak üzere birçok AB ülkesinde izzet ve ikram görüyor.

Ankara çaresiz.

Şam’a karşı sergilediği tavrı Batılı başkentlere karşı
sergilemiyor sergileyemiyor.

Durum böyle olunca adamlar bildiklerini okuyor.

Adamlar çelişkili tavır alan Türkiye’yi ciddiye almıyor.

İsrail’in yaptığı gibi.

Ankara; İsrail’e yönelik en ağır sözleri ediyor ama başta
ekonomik ve ticari olmak üzere her türlü ilişkisini çaktırmadan sürdürüyor.

Netanyahu telefonla özür diledi diye Mavi Marmara davasından
vazgeçildi.

ABD ve İsrail’in Kudüs kararından sonra Türkiye kıyameti
kopardı ama ciddiye alan yok.

Birçok konuda olduğu gibi.

Neyse ki şimdi Türkiye’nin Putin gibi bir dostu var!

Yaklaşık 500 yıllık ‘Türk’ün düşmanı Rus ve komünist artığı’’
Putin!

Bir ara onu da kızdırmıştık ama bir özürle iş tatlıya
bağlandı.

Şimdi Suriye’de müttefikimiz.

Bir ara Barzani’yi de baş tacı etmiştik ama referandum
hevesine kapılınca balayı bitti.

Körfez’in bazı kral emir ve şeyhleri gibi.

Onlarla da aramıza kara kedi girdi.

‘Stratejik derinlik’’ oldu ‘stratejik çukur’’.

Düşmesi kolay çıkması zor.


































































































Hele bundan sonra.       

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir