İLETEN : ISRATURK@yahoogroups.com






DURUM
ANALİZ




Lale Devri’nin yaldız’ları
yek tek dökülüyor!
 

Bir yanda hastane faturası, diğer yanda Uludağ’da tatil yaparken tutuklanan baba enstantanesi.




Bir yanda bölüm başı 100 binlik kaşe’ler, diğer yanda kapanan kanal’lar.




Bir yanda oryantal vahşi kapitalist’ler, diğer yanda format’tan zengin milyonerler.


Vs vs vs.




Bir dönem’in sonu! 

Sinan Çetin diyor ya, “Burada hedef ben miyim?”




Süreç’te, imaj’ını,
marka’sını yönetemeyen kim varsa hedef’te!


“Neo Saddam” ya da “Neo Kaddafi” olmak, an
mesabesi.
 

Magazin’in kalitesi, o
toplum’daki gusto’nun
(zevk, beğeni) çıtasını belirler.




Bu kapsamda, magazin dünyası’nın takipçisi ya da uzmanı değilim.


Fakat, günlük haberleri takip eden biri olarak, o haber’lerden de uzak
durmadığımı, kaçmadığımı
n da altını çizmeliyim!




“İnsanı ilgilendiren
her şey ‘Haber’dir”
ya da “Haber, soft -PR- da
olsa haber’dir”
.




Neticede para’yı kazanmak bir iş ise kazanılan o para’nın nerelerde nasıl
harcandığı
da hayat memat mesele!


Magazin sayfaları bunun
için var!


Yeni yetme zengin’in oğlu
ya da kızı, hangi şöhret’le!?


Futbolcu, manken, iş
insanı
fasit dairesi.




Nüans?!




Toplum’un en temel yapı
taşı aile
ise yuva’yı da dişi kuş’lar yapar ise beyaz yakalı o dişi kuş’ları da, magazin dünyası’nın şöhret yüzleri (rol
model) üzerinden yönlendiriyor iseler;
içimiz dışımıza televole!




3 Kasım 2002 süreç’i kapsamında AKP, “televole hayatlar” üzerinden iktidar’a ilişti.


Sebeplerden biri de buydu!




MİT’in “Yolsuzluk”tan sonra, “ulusal güvenlik” meselesi diye not düştüğü bir diğer
başlık’tı; “Televole” kültürel
öğretici (!) programlar!




Sex & City.




Şeyma’nın (Subaşı) takipçisi bilim adamları ya da iş insanları
olmadığına göre, onun gibi olmak isteyenler, öyle bir hayatı kendilerine model
seçen’ler kaç kişi?!


Gizli, açık takipçi sayısı ortada!




Allah şaşırtmasın! 

Hazıra dağ dayanmaz, velev
ki, dayanır diyen var, Osmanlı imparatorlukken ne kadar dayanmış?!




Bu çerçeve’de birkaç basit izlenim
not’u:


1. Cem Özer, 40 bin TL’lik hastane masrafı ödenmediği için Sinan Çetin’e
söyleniyor.


Haklı mı haklı!




2. Etliye sütlüye karışmayan Beyazıt Öztürk para’ya para demiyor..


Link : https://www.aydinlik.com.tr/helikopterden-avuc-avuc-altin-sacan-medya-patronu-sabahattin-onkibar-kose-yazilari-agustos-2017




3. Sinan Çetin ise nasıl bu kadar kısa sürede antipatik olmayı becerdiğini,
niye bu kadar çok sevilmediğini, nasıl bu hallere düştüğünü merak ediyor?!




El cevap:


Herkes kendi penceresinden
baktığında haklı.


Ne var ki, her şeyi tersyüz edip, aynı kare’yi yeniden sorgulamak da mümkün:


Misal, Acun neden Beyaz’a ödediği para’nın dörtte birine Cem Özer’e program
yaptırmaz!?


Sadece eşi olmayı kabul ettiği için Şeyma için ödediği nafaka ayrı konu!




Madem konu “insanlıktan açıldı” o vakit şöyle soralım:


Cem Özer mağdur ve de
hasta ise niye Cem Yılmaz,
(Okan Bayülgen,) Beyazıt
Öztürk devreye girip, meslektaş dayanışması
adına, onlar için “fındık fıstık parası”na
tekabül eden, basit bir fatura sorununu
çözmez
ya da çözmedi?!




Görüldüğü üzere bazıları için kolay olan rakamlar, bazıları
için imkansız!


Kaldı ki, Cem Özer’in “Cem Özer” olduğu dönemde, Beyaz da, Cem Yılmaz da, Okan da, “Artık yeter, koltuğunu bize
devret”
demiyor muydu?!




Aradan uzun zaman geçti, ne Cem’in (Yılmaz) ne de Beyaz’ın koltuğu devretmek gibi bir
dertleri var!




Diğer bağımlılıklar gibi
kazanma bağımlılığı da bir bağımlılık.




Nefis demek göz demek, Neo
Sevr’de gözü doyan, ayıkan kaç kişi?!


Şöhret mizahi yetenekler, Şahan (Gökbakar), Ata (Demirer), Şafak (Sezer) vb isimler sonraki hikayeler.




Hal böyleyken…




Sinan Çetin haklı!


Tek kalp’siz o değil ya da materyaliz’min, vahşi kapitalizm’in esiri
yüzler yek tek ortada.


Ne var ki, tüm fatura ona kesiliyor.


“Hamamın namusu”
kurtulduğu
dönemlerde olur böyle şeyler.




Sözün özü:


BOYUT 1:


Sinan Çetin, vahşi
kapitalizm’in ruhunu biliyor olsaydı, Rockefeller gibi davranırdı.


PR işini hafife almazdı.


Cem Özer’in hastane
masrafını, çektiği film’in promosyon harcamasına yazardı
ya da oradaki masraf’tan
düşerdi.


Neticede çekilmekte olan film, Cem Özer’in sakatlığı haberi üzerinden gündem oldu.


Kum Saati dahi önce doluyor, sonra
kademeli olarak boşalıyor.


Hiçbir şey sonsuz değil,
bilmek için her daim yaşamak mı gerek!?




BOYUT 2:


Cem Özer zirve’de olduğu günlerde “first major” hata’lar
yaptı:


Modacı Esin Maraşlıoğlu
ile evlendi.


O evlilik üzerinden (istihbari) operasyon’a uğradı, medya’daki algısı negatif’e döndü.


Maraşlıoğlu’nun oyuncağı
oldu.


Algı buydu.


Çıraklığını yapmadığı
halde, şöhretinden kaynaklı reklamcılık işine girdi, sektör’ün devlerinin
şimşeklerini üstüne çekti, onlarla nasıl mücadele edeceğini bilemedi, battı.


Hürriyet’in pazar ekine yarım sayfa yazılar yazıyordu,
Gülen’i hedef aldı, matruşka BOP kapsamında hedef oldu!


İngiliz/Alman ayrışması
kapsamında tasfiye oldu!


Özetle, yaptığı işi (talk show) küçümsedi,
sonra o işi arar oldu!


2007 sonrası “Laf Lafı Açıyor”u tekrar
etmek istedi ama olmadı, çünkü o
izleyici kayıp gitmişti, eskiler de affetmedi.


Şimdi yapacak olsa, benim yaş grubuma hitap etmesi
gerekecek.


O vakit de buna uygun format, içerik belirlemek zorunda!


Eski, eskide kaldı.


Neyse; demem o ki: Cem Özer, Atatürkçü olduğu için iş kaybetti ise konjonktür
Atatürk diyor!


Gülen’i hedef aldı ise
Sinan
Çetin,
“Gülenci”
şimdi adına FETÖ
denilen ağ’dan
(Ağaoğlu vb) beslenerek
durum’unu korudu, yükseldi.


Yani?!


Cem Özer ortada kaldı ise
her şeyi sil baştan sorgulaması gerekmez mi?!


Neticede öldü, ölümden döndü!


Her şeyi geride bırakıp,
duygularından arınmış yeni Cem’i
(katharsis) ortaya koyması gerekmez mi?!




BOYUT 3:


Çarşamba sabahı Tv 8’de izledim.


Selçuk Ural’ın oğlu Hakan
Ural sempatik bir yorumcu.


Ne var ki, kolpacı, aynı zamanda sağlamcı!


Sibel Can’la evlenmiş,
sonra ayrılmış, Necati Kurmel’e damat gitmiş.


Cem Özer, söyleşi
bitiminde Hakan Ural’a akıl’ı üzerinden övgü düzüyor
ise kendi kendine sorması
gerekmez mi, “Ben niye bu
haldeyim?”


Neticede, Hakan Ural’ın yaptığı işi ya da Beyaz’ın yaptığı işi fazlası ile yapacak
kalibrede!


O zaman medya’da haber yapanların, ona konuşması için alan açanların, sadece
kendilerine reyting için alan açtığını bilmesi, neden iş vermediklerini
sorgulaması
gerekmez mi?!


Hak ettiğin ne ise onu
kazanmak ya da kaybettiklerini geri almak için mücadele etmek gerek.


Kolpacı her daim
eyyamcıdır.




Netice:


“Aşk orta sınıf’lar
içindir”
derler.


“Üst sınıflar için
geçerli olan şey, seks, iktidar, güç, para”
diye de altını çizerler.




Bir zamanlar soyluların, asillerin, daha sonra elit zenginlerin, şimdilerde de popüler magazin kişiliklerin hayatları “rol model” kabul ediliyor.




Alman patronaj’ındaki “İngiliz tabloid”ler için
her daim skandal demek “İngiliz
Kraliyet ailesi”
nin mahremine girmek demek.


Örnek: Acun Medya Krallığı’ndan, Şeyma Subaşı gezmeyi seviyor ama
eleştirilmekten hoşlanmıyor!


Gezdiğini, yediğini paylaşmasa kim
bilecek, kim görecek, öyle hayatlar var ki, Şeyma hanım kızımız yanında melek kalır.




Basit soru:


Şeyma hanım gibi herkes
yattığı yerden yiyecek, başkasının kesesinden gezecek
(Pompei) ise güvelik’i kim sağlayacak?!




Neo Lut Kavmi nedir ne
değildir?!




Nüans?!




Para’yı, şöhret’i yani
madde’ye dair ne varsa toplamaya başladığında, dönüşmeye başlarsın!


Senden öncekiler nasıl dönüştü ise
sen de dönüşürsün!


Dağılan SSCB’nin politbüro üyelerinin halleri yek tek ortada!


BOP’taki siyasal
İslamcılar’ın hali
ortada.


Maduro vb.




Nitekim…




Sinan Çetin, bencil ve de
gamsız bir kişilik!


Süreç içinde bencilliğinin ve de gaddarlığının geldiği
nokta, tiksindirici.


Cem Özer’e layık gördüğü
muamele, ayna’ya bakınca iç dünyasını yansıtıyor.


Bir reklamcının, popüler bir
yönetmen’in kendi ipini çekmesi, itibarını “para” uğruna yok etmesi.




Amerikan film’lerinde de
gösteriliyor, vahşi kapitalist
kaybedeceğini anladığı an, marka’sına zarar geleceğini gördüğü an, masa’ya
oturur, el sıkışır.


Onayladığından değil, bu bir
kültür meselesi, yüzü astarından
pahalıya gelmesin diye.




Türkiye gibi gelişmekte
olan ülkelerde, eski zengin’e önce küfredilir, sonra küfredilen eski zengin’in
yapmadığı, yapmayacağı ne varsa, daha fazlası yapılır!




Çok yazdık, para eşittir güç olsaydı, hikaye farklı
olurdu!


Para, güç matematiğinin
bir parçası, tamamı değil!




Kaldı ki, akıl da olmayınca,
bilet’ine büyük ikramiye vuran şanslı’nın yaşadığı travma/hazımsızlık ne ise
onu yaşar, sonra da para suyunu çekince de, istese de eski hayatına,
mahallesine dönemez!




Zenginleşme matematiği düz
değildir, aile, çevre çarpanı da vardır.


Aile içindeki yek zenginsen büyük sorun, arkadaşlar
içindeki tek zenginsen yine sorun,
yönetilemeyen para’nın, şöhret’in, yeni
hayat’ın her aşaması sorun!


Lüks araba, lüks ev, mahalle’den
ibaret değil!




Cem Özer ise o da bencil fakat merhametli!


Bu iki özellik aynı anda aynı
bünyede olmaz, olmamalı, olur ise netice malum.




“Yüksek yetenek”
Cem
Özer yaşadıklarından ders almış olsaydı, kazandıklarını hazmetmiş olsaydı,
haberlere konu olan o riski de almazdı.


İddia ettiği gibi Sinan Çetin ile dost ise muhabbet bu nokta’ya
gelmezdi.


“Piyasa
arkadaşlığı”
ise konu, piyasa’nın hali ortada!




“Herkes Sinan
Çetin’de para var”
diyor!


Sinan Çetin ise kesat’laşan piyasa’da
“yolunan kaz olmamak için” kendisinde
para olmadığı “reklam”
etmek adına yerin dibine giriyor!




Ananas yemenin marazları ya da
himmet de olsa, alan el gönüllü de olsa vermeyi sevmiyor!




Neticede, Gülen gider, baskın olan diğeri gelir vergi’yi toplar.


Dışarıda kalmanın da bir
eder’i var.


Bu da bir başka dilemma.




Ezcümle:


Uzun lafın final’inde, şu basit nokta’ya dikkat çekmek
mümkün:


Sinan Çetin herkesten
fazlası ile uyanık olduğuna göre, alt alta sıraladığımız birçok şeyi de
düşünmüş olabileceğine göre,
cevap’ını arayan basit soru:


Sinan Çetin, Gülenciler
izin vermediği için, Cem Özer’in hastane faturasını ödememiş değil, ödeyememiş
olabilir mi?!




Nüans?!




Ama film’inde oynatmış
diyenler çıkabilir!




O vakit bir başka soru:


(Erdoğancı) Arda Turan’ın mahkeme’de beyan ettiği maaş’ı,
yaptığı iş’le orantılı!


Berkay’ın maaş’ı
“insan zekası”
na hakaret ise neden?!




Kavganın çıktığı kulüp’te,
yek masa’nın ödediği en düşük hesap o kadar.


‘Yeni nesil’in en büyük hayali “devlet memuru” olmak ise “Matruşka BOP”ta ‘karşı darbe’ye hizmet etmek de,
kaşesi yüksek de olsa memuriyet’e girer.


Görüldüğü ve anlaşıldığı üzere, bu
tablo devam ettirilemez.




Nüans?!




Geçen gün bir haber video’sunda
izledim.


“Horoz taklidi yapar
mısınız?”
diye soruyor, elinde mikrofon
tutan haberci.


Vatandaş da, horoz sesi taklidi
yapıyor!


Oysa ki, horoz taklidi “duruş” üzerinden yapılır,
ciddi’dir, yüksek şiddet ve de tehdit içerir.


“Horoz dövüşü” bu mana!


“Horoz sesi” taklidi ise ses üzerinden
yapılır, kim hangi ses tonundan yapar ise yapsın, (tiraji)komik’tir.




İletişimde temel kural,
kişi ne anlamak ister ise onu duyarmış.


Taşlar tükendiği için “Taş Devri” sona ermedi ise
içinden geçmekte olduğumuz süreç ayan beyan ortada.


Bir dönem’in sonu ya da
perde indi, iniyor.


31 Mart sonrası ateş’ten
gömlek.


Link : http://hayrullahmahmudozgur.blogspot.com/2019/01/horoz-taklidi-nedir-veveya-sinan.html


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet