Hacı Haldun Şahin : TÜRK DÜŞÜNCE GELENEĞİNİ FELÇ EDEN TAVIR


24
Nisan 2020


Türkiye’de bir takım entelektüeller ve
siyasiler, yaşanan hayatın realiteleri yerine standart kitabî verilere ve
kendilerince ideal sayılabilecek fikriyata temayül ederek adeta bir egocentrizm
(kendini her şeyin merkezi kabul etme) hastalığına tutulmuş vaziyettedirler.

Entelektüel zümrelerin kitapların, milli veya milletlerarası kuruluşların
otoritesine aşırı itimadı, âdeta onların bağımsız düşünme kabiliyetlerini felç
etmektedir. Modern ilmin ihtisasını putlaştıran ve insanı hayatın realitesine
karşı körleştiren bu temayül, maalesef Osmanlı’da da mevcuttu. Osmanlı
ulemesının şerhler ve haşiyeler yazmakla iktifa etmesi, onların orjinal
fikirler üretmesine de mani olmuştur.

Türk düşünce geleneğinde bunun en bariz misali ulemâdan Şeyh Bedrettin’in
(ö.1420) batıl, sosyalist ilan edilip ardından da idam edilmesidir. Büyük bir
fıkıhçı ve müctehid olduğu için erbâb-ı hasedin hıçmına uğramış,
Câmiü’l-Fusuleyn, Vâridat, Nûrü’l-Kulûb,, Çırağu’l-Fütuh, Meserretü’l-Kulûb,
Letâifü’l-İşârât, Çerâgu’l-Fütûh adlı eserlerin sahibi idama mahkum edilmiştir.
Molla Herevî’nin fesadına iştirak etmek istemeyen Molla Lütfi, Hacc’a gitmek
bahanesiyle ortadan kaybolmuştur. Malum olduğu üzere Şeyh Bedrettin kazasker
idi. Fetret fevrinde Şeyhülislâmlık yoktu ve bu rütbe o makama tekabül ettiğine
göre şeyhin hukuki fikirlerinin Osmanlı’nın teşkilatlanmasında önemli bir rol
oynadığı muhakkak.

Demek ki Fetret devri, sadece Timur istilası yüzünden meydana gelen siyasi bir
dönemi ihtiva etmez. Aynı zamanda, Türk-İslâm tefekküründeki fetretin dahi
başlangıcıdır.

Mamafih bu anlayış içtimai hayatımızın her vechesinde deverân etmektedir. Hangi
meslek gurubundan olursa olsun birileri bu talihsiz milletin lehine bir şeyler
yapmak isterse, alakalı çalışmanın akamete uğraması için derhal ve hemen bir
takım eşhas ve meslek grupları harekete geçer; ellerinden ne geliyorsa sarf
etmekten asla sarf-ı nazar etmezler.

Bunun en bariz misali, hatırladığım kadarıyla Turgut Özal’ın başbakanlığı
döneminde Dr. Ziya Özel’in kanser hastalığının tedavisi üzerindeki
çalışmalarıydı. Adam, kanser hastalığının tedavisinde zakkum ve ısırgan
nebatatının müsbet neticeler verdiği hususundaki tecrübelerini kamuoyuyla
paylaştığında yer yerinden oynadı. Başta Tabibler Odası olmak üzere kendi
meslektaşları adamcağızı perişan ettiler. Ne yapsın adam da çareyi Türkiye’yi
terk etmekte buldu. Tabii bu arada A.B.D deki bir takım kuruluşlar adama gel
bizimle çalış dediler, adamcağız da gitti. Kaybeden kim oldu, devletimiz ve
milletimiz.

İşte yukarıda adını verdiğimiz bu egocentrizim hastalığı maalesef üzülerek
ifade edeyim ki ülkemizde birçok kesimi esir almıştır. Bu, ilimde böyle de
siyasette, iktisatta farklı mı asla, değişen pek bir şey yok.

Günümüzde aynı durum Covit-19 virüsünün tedavisi çalışmalarında görev üstlenmiş
olan ve Türk milleti için de büyük kıymet ifade eden Prof. Dr. Ercüment
Ovalı’nın başına gelmiştir. Adamcağız hakkında insanların duygularıyla
oynamadan tutunda, bilinen ve tedavülde olan bir ilaç üzerinde çalıştığından
bunun kıymetsiz olacağına kadar neler neler söylendi…

Aynı çalışmayı aynı ilaç üzerinde bir ecnebi hekim yapsaydı hayret ve
hayranlıkla takip edilecekti.

Bir diğer konu bu Covit-19 virüsünün laboratuvar ortamında üretilip
üretilmediği hususudur. Bizden bir ilim adamı virüsün böyle bir ortamda
üretilmesinin ilmi şüpheciliği de işin içine katarak ifade ettiği andan
itibaren acımasızca eleştiri yağmuruna tutulur. Bu ilmi bağnazlık, bu taassub
niye kardeşim. Bakınız bunun mümkün olacağını hatta insan hafızasını zorlayan,
yeryüzünü herc ü merc edecek faaliyetlerin belli zümreler tarafından
yürütüldüğünü bilmekteyiz.

Dr. John Coleman’nın “300’ler Komitesi” adlı eserinde söz konusu bu küresel
sermayeyi elinde bulunduran zümrelerin tasavvur ve bu alandaki insanlığı felç
eden faaliyetleri uzun uzadıya izah edilmiştir. Adamlar yeryüzündeki yaşayan
nüfusun yarısını “kaşık düşmanı” olarak görüp, bu nüfusun ama öyle ama böyle
y,ok edilmesi gerektiğini planlamışlar. Hadiselere bir de bu yönüyle bakmak
gerekmez mi? Gelin tek dünya düzenine karşı duralım dediğinizde karşınızda
hayal bile edemiyeceğiniz kadar eşhas ve kurumlar çıkacaktır.

Öyle ya cehalet ve basiretsizlik, ne bir kısım eşhasın ne de bazı kurum ve
kuruluşların tekelinde değil ya…

Hacı Haldun Şahin

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet