Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara


GÜRSEL TOKMAKOĞLU : Fenomenolojiyle Gelecek İnşası


COVID-19 ile birlikte sosyo-ekonomik
yaşamda el freni çekildi ve dünya kendini sorgulamaya başladı. Peki kısa, orta
ve uzun vadede olacaklar neler? Bu analizi yaşanan 11 Eylül, Avustralya büyük
yangını ve pandemi fenomenolojisiyle ele alacağım. 2008 krizinin ve Ticaret
Savaşı’nın konuya ilişkin değerlendirmesini yapacağım.



Dani Rodrik, dünya ekonomisinin kaderini
virüse değil, nasıl tepki vermeyi seçtiğimize bağlıyor. Böyle de açıklanabilir,
ama asıl olan insanlığın çizdiği bir ilerleme yolu ve bunu belirginleştiren bir
metodunun varlığıdır. 


Sadece ekonomiye ve politikalara bakarak
neler olabileceğini kestirmeye çalışmaktansa, insanlığın ilerleme metoduna
bakmanın daha sağlıklı olacağına inanıyorum. Elbette insanlık toplu refleks
gösterir büyüklükteki bir fenomenle karşı karşıya kalınca, bunu mevcutlar,
etkiler ve beklentiler üzerine koyarak bir analiz yapıyor, sonra da sonuçlar
çıkarıyor. Kolay olan bu!


Eğer fenomenin kaynağı hakkında emin
olunacak biçimde bir sebep-sonuç ilişkisi kurmakta eksiklik var ise onun
meydana getirdiği etkiler üzerinden bir yapı inşa etmek ne derece doğru
olabilir? Bu tartışmalıdır. Eğer bu tartışmayı bitirmeden geleceği işaret eden
türden yargılar ifade ediliyorsa, o zaman şöyle anlıyorum, yazar görülmesi
istenenleri kendi tarzıyla anlatıyor. 


Bunun en iyi örneğin 11 Eylül fenomenidir.
Olay oldu ve peşinde George W. Bush hemen açıkladı, radikal İslami teröre karşı
küresel savaş ilan ediyorum diye. Ama insan nüfusunun neredeyse üçte birini
kapsayan büyüklükteki coğrafyada yaşayanlar olarak bizler henüz 11 Eylül’ü bu
COVID-19’daki kadar tartışmamıştık. Olaydaki her nokta kabul edildiği üzere
idi. Ama ondan sonra terör örgütleri sağanağı vesilesiyle Afganistan’dan Fas’a
kadar bölgede yeni bir düzen inşası süreci yaşandı.


11 Eylül’de ekonomik kriz yoktu, yıkım
vardı ve bu yıkım bilakis küresel ekonomiyi canlandırdı. Ekonomistler bir tez
ileri sürmediler. Ama sonuçta tırmanan bir ekonomik yozlaşma sayesinde, ABD
kaynaklıdır, 2008 krizi yaşatıldı dünyaya. Bu başlatılan terör savaşıyla ilgili
olarak 2001-2020 yılları arasında ne kadar insan kaybı var? Milyon
mertebesinde. Peki, bir savaş başlatıldı dendi, buna karşılık bittiği söylendi
mi? Hayır, yirmi yıldır savaş sürüyor ve kimsenin ses çıkardığı yok. Hatta
adını Uzun Savaş veya Sonu Gelmeyen Savaş şeklinde hafızalara kazıdılar bile.
Demek ki 11 Eylül fenomeni yerleşik bir fikir kaynağı olmuş! 


COVID-19 pandemisinin sağlıkla ilgili
kısmına değinmeyeceğim. Sosyo-ekonomik yaklaşımlarla ilgileneceğim. Bu başlık
altında bugüne dek konu edilenlere tekrar bakalım. 2008 ekonomik krizinin
olumsuzlukları henüz etkisini sürdürmekteydi. Üstelik dünyada bir Ticaret
Savaşı vardı. Yanı sıra diğer savaş türlerini sıralamayayım. Herkes bekler
oldu, bu ekonomik model artık doygun
hale geldi ve bir şekilde değişmeli diye. Ama uzmanlar bunun hangi olaydan
sonra ve kısa bir süre içinde mümkün olabileceğini açıklayamıyordu. Bütünüyle
insanlığı bir değişime sürükleyeceğini net bir senaryo ile
belirginleşmiyordu. 


Hatta Dördüncü Sanayi Devrimi konuları ele
alınıyorken, bazı meslekler sonlanacak, yıldızı parlayacak iş kolları şunlar
olacak şeklinde bilgimiz de oldu. Ama zamanını sorsalar, kimse tam olarak yarın
diyemezdi.


Böyle bir durumda, örneğin Aralık 2019
başında, bir ekonomiste senaryo nasıl olur diye sorsanız, ne karşılık verirdi?
Ancak, biri çıksa da bu gidişata bir düzen getirse, diyebilirdi. Kim, ne zaman,
nasıl yapacak? Soru bu zaten. O ekonomiste ne zaman diye sorunca, belki beş,
belki on yıl sonra şeklinde cevaplardı herhalde. Kesinlikle üç-beş gün sonra
asla demezdi. Konu malum, herkesin cebini, borcunu, ekmeğini, geleceğini,
planlarını ilgilendiren, çok karmaşık bir çıkar piyasası ile yüklüyken, bunu
üç-beş gün diye söylemek sadece bir faraziyedir. Ancak Ocak 2020’de her dili olan
söylemeye, kalemi olan yazmaya başladı, postcorona
diye. Fırsat çıkagelmişti. Ne tesadüf, öyle değil mi? Tam beş aydır, Ocak-Mayıs
dönemi, yazılıp çizildiğine, yayınlar, konferanslar yapıldığına göre, hem de ne
fırsat öyle değil mi?


Yakın zaman önce yaşanan bir doğa olayı
aklıma geldi. Avustralya’nın tamamını içeren ve aylarca süren büyük yangını
birileri çıkarmadı. Bu çaptaki bir yangın dünyada neredeyse pandemi gibi az
görülen bir fenomendir.


Şimdi soracaksınız herhalde, insanlığın
çizdiği yoldaki metodun karşılığı böylesi bir pandemi miydi diye. Birikim
sözcüğü bunu açıklayabiliyor mu dersiniz? Biriken ne o zaman? 1) Ekonomide
doygunluk, 2) Dördüncü Sanayi Devrimi, 3) küresel plütokrasinin beklentileri ve
4) Wuhan’daki laboratuvarın bu konuda çalışıyor olması. 


Bu dört konu üst üste gelince geçerli bir
metot ortaya çıkıveriyor ve yol kendiliğinde çiziliyor olsa gerek! Bu bir plan
mıdır? Hayır. Plan olmasına da gerek yok. Dünyada kendiliğinden olan bir
fenomen her nasıl gerçekleşiyorsa, bu da öyle bir şey! Üst üste çakışan
olayların neticesinde bir zorlama. 


Burada en kritik olan zorlayıcı ise
küresel plütokrasidir. Bu bir gerçek ve dolayısıyla fenomenin doğal
açıklamasında yeri var. Çünkü bu küresel plütokrasinin zamanı ve mekânı
sıkıştırmasındaki etkisi görülür bir gerçektir. Aslında küresel ekonomide
gelinen noktanın sıkışması da IV. Sanayi Devrimi için teknolojik yatırımlara
verilen destek ve öncelikler de Wuhan’daki Viroloji Laboratuvarı’na çalışılsın
diye verilen program ve ödenek de küresel plütokrasiyle açıklanabilir. 


O zaman 11 Eylül için de benzer bir ifade
kullanılabilir mi? Neden olmasın? İnsanlık yol haritası çizdiğinde böyle
olur. 


Şimdi başka bir noktaya geldik. 11 Eylül,
yirmi yıldır etkisini sürdüren peşi sıra değişik etkiler yarattı ise pandemi de
öyle düşünülebilir mi? Tam da öyle, önümüzdeki onlarla ifade edilecek yıl
içinde çok şey değişecek. Biz bunlara kısa, orta ve uzun vade diyeceğiz, bildik
prosedürle. En sonunda ne inşa edilecek o halde? Küresel
plütokrasi
. Elbette neoliberal uygulamalar üzerine çalışılacak ve ekonomide
yeni performans kriterleri ve standartlar üzerine belirginleşen hususlar
olacak. Elbette bütün bunlar postkapitalist
bir düzeni kuvvetlendirecek. Tamamına Küresel Çağ
diyeceğiz.


Kısa vade malum, herkes can derdinde,
yaralar sarılacak, pansuman tedaviler harekete geçirilecek. Sağlıkta yeni
düzenlemeler, ekonomide mahsuplaşmalar, borçlar, temerrütler, krediler,
siyasette seçimler olacak. Hukuk sistemi devreye girecek, arabulucular da
devrede olacak. Devlet organizmasına yeni sorumluluk ve yükümlülükler
verilecek. Bu geçici bir kaotik düzen olarak açıklanabilir. Hem bir nedeni daha
var, orta vadede gelecek olan yeni sistemleşme politikalarına dönük itirazların
azaltılması da göz önünde tutulacak. Kısa vade dediğimiz konu yukarıda
açıkladığımız on yıllar dediğimiz süreyi bütünüyle içine alır. Orta vadeden de
başlangıç zaman dilimi o yeni küresel sistemin oturması açısından kullanılır.


Orta ve uzun vadede küresel arz-talep
dengeleri tekrar düzenlenmiş olacak. Yeni iş kollarının ve iş yapma
biçimlerinin yerleşmesi süreci bittiğinde bu arz ve talepteki yeni usullere
göre bir sosyo-ekonomik yapılanma ve bununla bağlantılı olarak, hükümetlerin
küresel hesap yöntemleri ile daha belirgin biçimde denetlenmesi yolu
sistemleşmiş olacak. Ekonomiler şimdiki gibi büyük büyüme oranlarına açık
değil, küresel anlayışla ve belli bir mantıkla büyüme yolunu seçecek. Küresel
ekonomik kilitlenmelere müsaade edilmeyecek bir düzen kurulacak. Dış kaynak
kullanma ve ödeme biçimleri bütünüyle düzenlenecek. Sebebi, üretilecek mal ve
hizmetin sonuca etkisi göz önünde tutulacak olmasıdır. Sonuçta üretimin
verimliliği, esnekliği ve güvenirliği esas olacak. Sürdürülebilirlik temel bir
faktör olarak hesabın içinde bulunacak. Yeşil enerjiye önem artacak. Küresel
kapsayıcılık ilkesi benimsenecek. Devlet gibi organizasyonların temel görevi
uzlaştırıcılık olacak. Sosyal düzende David Chaney’in işaret ettiği gibi,
“türdeş” olunacak. Türdeşten kasıt şöyle: Birbirinden tamamen farklı bir grup,
şey ya da sürecin, paylaştıkları bir ortak nokta aracılığıyla bir araya
gelerek, ortak bir kimlik duygusu oluşturmalarıdır. Çoktan türdeş olma sürecine
girdik bile, ama daha fazla nüfus ve belli unsurlar olması gerekiyor. Örneğin
henüz parada türdeş olamadık, beklenen bir konu. Büyük nüfus küresel mega kent
merkezlerinde birikecek. Bunların etrafındaki varoşlarda yaşam başka akacak.
Varoşlar ile devletin hâkim olduğu diğer alanlar (mesela tarım alanları, ormanlar,
vs.) hükümetlerin asıl ilgilendiği alanlar olurken, mega kent yönetimlerinin
küresel ağ ile birbirleriyle irtibatta olmaları önemli görülecek. Özellikle
varoşlar küresel güvenlik sistemleri ile kontrol altında tutulacak.


Gürsel Tokmakoğlu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış