Güray ALPAR /// Salgın ve Sonrası : Sistemin
Yeniden Sorgulanması ve Geleceğe Yönelik Beklentiler




21 Mayıs 2020


2019 yılı sonlarında Çin’den başlayarak tüm dünyayı
etkisi altına alan Korona virüs hastalığının en yaygın semptomları ateş,
öksürük, koku duyusunda kayıplar ve nefes darlığı olarak ortaya çıkıyor ve
bağışıklık sistemi zayıf olanlar üzerinde ölüme varan etkiler yaratıyor. Her
nedense bu durum bize zaten ateş ve öksürük gibi büyük sorunlar yarattığı
halde, bunun farkına varılmayışı nedeniyle, insanlara acı ve ıstırap vermeye
devam eden ve bağışıklık sistemi zayıf devletleri üzerinde öldürücü etki
yaratan mevcut uluslararası sistemin günümüzdeki uygulamalarını hatırlatıyor.


Uluslararası sistem; her ne kadar üzerinde tam olarak
anlaşmaya varılmış bir tanımı olmasa da içindeki birimler arasında
benimsenmiş/benimsettirilmiş esaslara göre ilişkiler bulunan ve bu sistem ile
fonksiyonel ve coğrafi alt sistemleri içerisinde meydana gelen değişikliklerin
her birimi bir şekilde etkilediği yapıya denilmektedir. Bilimsel çalışmalar
sürekli kendilerini eleştiriye ve gelişime açık tutarken, ideolojilerin
doğruluğu tartışılmayan genellemeler içerdiği görülür. Sosyal bilimcilerin
uluslararası ilişkiler alanında konuya ilişkin gerçekçi bir analizi ortaya
koyabilmesi şüphesiz çalışılan alandaki zeminin iyi tanınması ile doğru
orantılıdır. Bu nedenle de sistemin yapısının ve işleyişinin ve uygulamalara
hâkim olunması meydana gelen ve gelebilecek olayların açıklanmasına da şık
tutacaktır.


İki kutuplu sistemin ardından 21. Yüzyılda artık
sadece devletlere dayalı bir güç dengesinin yeterli olabileceği
değerlendirilmeye başlanmıştı. Ancak her şeyden önce uluslararası sistemin
yapısını bu dönemde sadece askeri-stratejik, siyasal ve ekonomik açılardan tek
düzeyde ele almak doğru değildi. Diğer taraftan yeni döneme ilişkin
kavramsallaştırılmalarda, ABD başta olmak üzere refahın yaygın olduğu bölgeler
“Barış Bölgesi” kalanlar ise “Çatışma Alanları” olarak belirlenmişti. Ancak
gerçekte uluslararası sistemdeki var olduğu sanılan-ancak aslında gerçek
anlamda dengesizlik olarak nitelendirebileceğimiz- güç dengesinin sürpriz bir
etki yaratarak öncekilerden çok farklı bir anlam ve biçimde oluştuğu görüldü.
Virüs salgınının ise Barış Bölgeleri ile Çatışma Alanları arasındaki sınırları
dümdüz ederek doğrudan beklenilmeyen alanların içine nüfuz ettiği gözlemlendi.
Bu anlamda Merkez ile Çevre arasına yerleştirilen Tampon Bölgelerin de bir işe
yaramadığı ortaya çıktı.


Mevcut sistem kendisi dışında bir güç oluşmaması için
çevre bölgelerde karışıklık çıkarıyor, insanları birbirine düşürüyor, yakıp
yıkıyordu. Uluslararası ilişkilerde Realistler, başka bir devlet potansiyel bir
düşman ise güçlenmesine imkân vermeden gerekirse savaşa başvurmayı meşru
sayıyordu. Diğer taraftan insanı kötü, çıkarcı, saldırgan ve olumsuz bir
anlamda ele alarak, soyut nitelikte ahlaki kuralların siyasal eylemlere
uygulanamayacağını ileri sürüyorlardı. Yine onlara göre devlet görevlileri
öncelikle ulusal çıkarları gözetmek ve dış tehditlere göz önüne alarak ne
olursa olsun yapıyı korumak zorundaydılar. Bu sistem içerisinde devletlerin
kendilerine rakip olarak gördükleri diğer güçleri sistemde hegemonya kurmasının
önlemek için, öyle olduğuna kamuoyunu inandırarak bir seri dış politika
uygulamasına giriştiği ve böylece dengeyi korumayı amaçladıkları da
görülüyordu. Bu dengeleme ise sert, yumuşak ve asimetrik dengeleme olarak
değişik şekillerde gerçekleşebilmekteydi. Bu anlamda son dönemde sadece yeterli
imkanlara sahip olmayanlar veya devlet dışı aktörler tarafından değil,
devletlerin de sistem ve alt sistemler düzeyinde terörizm ve şiddet gibi
asimetrik yöntemleri benimsediklerine de sık sık rastlanmaktaydı. Diğer yandan
zaten Globalist görüş, kültür, din gibi parametreleri tamamen ekonomik verilere
indirgemişti. Ancak bütün bu görüşlerin yaşanan virüs krizinde yerle bir
olduğu, yapılan onca askeri harcamaya ve çabaya rağmen sistemin bırakın
dünyaya, kendi vatandaşlarına dahi basit bir maskeyi veremeyecek kadar aciz
durumlara düştüğü ortaya çıktı. İyice anlaşıldı ki güç olarak tanımlananlar
gerçek güç değil, ekonomi her şey değil, hedefler yanlış belirlenmiş, tehdit
değerlendirmeleri yanlış, belki de sistemin dayandığı temel zihniyet bütünüyle
yanlış. Bu ise sistemin sorgulanmasını ister istemez gündeme getiriyor.


Liberal felsefenin ortaya koyduğu ve savaşın haklı
olabilmesi için; haklı bir neden, meşru bir otorite ve doğru bir amaç olmasını
gerektiren standartların belirlendiği ortam (Akal, 2003: 21-24) herkesin ortak
bir paydada birleştiği evrensel bir değer haline gelemedi. Oysa savaş ve şiddet
her türlü çabanın ortaya konulmasından sonra en son olarak başvurulması gereken
bir usul olmalıydı.


Herkes kendi şiddet kullanımının barış ve adalet
getirdiğine inanır. Bir Sümer tabletinde “Fakirin Hakkı Yoktur.” yazıyordu. MÖ
416 yılında Miloslular, özgürlükleri için savaştıklarını söylediklerinde
Yunanlılar şu karşılığı vermişti: Güçlüler yapmaya muktedir oldukları şeyi
yaparlar, güçsüzler de kabul etmek zorunda oldukları şeyi kabul ederler
(Thusydiders, 1996: 352). Güçlünün şiddet uygulaması, güçsüzün ise zulme maruz
kalması karşısında Rousseau insanın elinde olan ve olmayan olmak üzere iki tür
eşitsizlikten söz eder (Rousseau, 2002: 74). Bu durum dünyanın çoğunluğu için
elinde olmayan bir hale dönüşmüştü. Diğer yandan Rousseau da eninde sonunda bir
eşitliğin sağlanması gerektiğini düşünüyordu. Ona göre insanlık tarihi, ilkel
durum ve soygun sisteminin ardından eşitliğin sağlandığı üçüncü aşamaya
geçecekti.


İyi işlemeyen ve yanlış sonuçlara götüren sistemin
sorgulanması normaldir. Geri kamışlığın, üretememenin, cahilliğin suçu tabi ki
sadece bir devlete veya sadece sisteme yüklenemez. Ancak Sistem haksızsa
eleştirilebilir. Sistem istenileni vermediği için eleştirilebilir. Sistemi
sadece kendiniz için değil, haksızlığa uğramış sessiz mazlumlar adına da
eleştirebilirsiniz. Sadece Müslümanlar için değil, diğer din ve inançlara ve
farklı kültürlere ait olan insanlar adına da eleştiri yapılabilir. Sistem
Suriye’de sivillere yönelik bombalamalarda beton yığınları arasında can veren
masum kadın ve çocuklar için de dünyanın en büyük 4’üncü petrol rezervine sahip
Irak’ın neden gelişmişlik sıralamasında en alt basamaklarda yer aldığı için de
eleştirilebilir. Adaletin merhametten daha üstün olduğu tezinin ise bizi
savaşlarda masumları koruma konusunda önyargılarımız tekrar düşündürmeye itmesi
de normaldir. Ancak tüm dünya ve gelecek için önemli olan sistemin kendi
kendini sorgulayabilmesidir. Ulusal menfaat adı altında yaşanan şiddete karşı
eleştirilerimizin temelinde de masumları dokunulmaz kılan bu ahlaki anlayış yer
alıyor.


Yaşanan virüs salgını sonrası mevcut uluslararası
sistemin aynı kalması düşünülemez ve mutlaka değişime uğrayacaktır. Bu
kaçınılmaz. Zaten tek başına sistemi korumaya çalışan ve bu nedenle
gerektiğinden fazla dağılan ABD’nin krizlerdeki hassasiyeti ortaya çıkmıştır.
Avrupa Birliğinin hantal yapısı içinde ve diğerlerini “öteki” gören
zihniyetinin kendisini dar bir alana hapsederek sonunu hazırladığı ise zaten
biliniyordu. Kendisini ayrı bir uygarlık olarak niteleyen Rusya’nın
faaliyetlerindeki aşırı güç kullanımı Eski Sovyet günlerini hatırlatıyor.
Sovyetler Birliğinin dağılmasına neden olan hatalardan ders alarak kendisine
yeni bir dünya kurmak isteyen ve artık gücünü saklamayan Çin’in uygulamalarının
ise mevcut sistemden ne fark yaratacağı ise merak konusu (Greer, Tanner,
China’s Plans to Win Control of the Global Order, May 18, 2020).  Bu
açıdan bakıldığında ülkemizin geçmişe yönelik tecrübesi ve bilgi birikimi ile
bulunduğu bölge ve çevresi için büyük bir potansiyeli bünyesinde barındırdığı
söylenebilir. Korona virüs salgını esnasında kendi insanına yönelik başarılı
sağlık uygulamaları yanında ihtiyacı olan birçok ülkenin yardımına koşması da
ayrı bir değer yaratmıştır. Ancak bu değerler ne derece algılanmıştır. Türkiye
bir şeylere kaynakları, teknolojisi ve insan gücünün niteliği ile hazır mıdır?
Bir iddiayı sonuna kadar tasarlayıp götürecek yapıyı oluşturabilmiş midir?


Böyle bir ortamda değişim nasıl gerçekleşecektir. İlk
akla gelen ihtimal birtakım yamalarla ve düzeltmelerle eskisi gibi devam
etmesidir. Bu zaten mevcut sistemde refahtan en fazla yararlananların isteği
olacaktır. İkinci ihtimal bu sistemde ve dengelerde önemli değişikliklerin
gerçekleşmesidir. Diğer bir ihtimal ise mevcut sistemin ve zihniyetin tamamen
değişikliğe uğramasıdır. Bunlardan hangisinin gerçekleşeceğini ise gelişen
şartlar ve bu yöndeki çabalar belirleyecektir. Eğer adaletsizlik, acımasızlık,
bencillik gibi değerler aynı şekilde devam edecekse merkezlerin değişmesinin de
bir anlamı olmayacaktır. Asıl sorun değişim neyi getirecek, boşluk nasıl
doldurulacak, yeni bir sistem oluşacaksa önceki sistemin açıklarını nasıl
kapatacak, insanlar yeni sistemde farklı olarak neleri bulacaklar.


Dünyaya yönelik yeni bir iddianın ortaya konması
rasgele yapılabilecek bir şey değildir. Büyük bir birikimi ve çalışmayı
gerektirir. Geleceğin tahmin edilmesine yönelik çalışmalar bir anlamda olası
tarihin yazılmasıdır. Bu çalışma kesinlikle bir kehanette bulunma olarak
algılanmamalıdır. Kehanet sürprizlere çok fazla açıktır ve gelecekte ne
olabileceğine dair sezgiye dayalı fikirlerdir. Şüphesiz yeterli zamanın
olmadığı durumlarda bilgi ve tecrübe derinliğine dayalı sezgiler de
kullanılabilir. Ancak geleceğe ilişkin bir projeksiyon ortaya konulmak
isteniyorsa, bunu çok daha ötesinde ihtimallere dayalı farklı varsayımların
sistematik bir şekilde incelenmesi gerekmektedir. Bu çalışmada ne kadar çok
faktör göz önüne alınırsa, gerçekleşme ihtimali de o derece artar. Bu anlamda
niyetin, amaçların ve araçların uygun bir şekilde uyum içinde olması gerekir.
Geleceği planlarken çevrenin tasarlanması, amacı belirlemenin ve stratejik
planlamanın sadece bir yönüdür. Burada esas çevrenin sabit unsurları üzerinde
uğraşırken ana strateji çevrenin değişken koşulları üzerinde yoğunlaşır. Risk
değerlendirmelerine yönelik stratejiler ise bunun tamamen dışındadır.
Mesafelerin kısalmasına, zamanın daralmasına ve hıza dayalı olarak gittikçe
gelişen teknolojilerle birlikte zamanın artan önemi mekân karşısında değer
kazanmaktadır. Bu “durum aynı anda her yerde olmak” düşüncesi ile “hıza”
dönüşmüştür. Zaman ve mesafe kavramlarının ortadan kalkmasıyla yıkım hızı da
artmaya başlamıştır (Virilio, 1998: 127-128). Bu hız ortamında unutulmamalıdır
ki, gelecek artık tek, öngörülebilir ve tahmin edilebilir olmaktan giderek
uzaklaşmaktadır. Bu yüzden birden fazla muhtemel geleceğin var olduğunu da
görmek gerekmektedir. Alternatif gelecek denilen bu anlayışta olaylar, değişken
faktörler de işin içine katılarak olası gelecek durumlara uyarlanır. Zamanda
ileri doğru gidildikçe alternatiflerin sayısı da doğal olarak artacaktır. Bu
aşamada geleceği etkileyebilecek değişim noktalarının da doğru bir şekilde
belirlenmesi gerekir. Bütün bunların üstünde ise sürpriz etkilere karşı da her
zaman hazırlıklı olmak gerekir.


Geleceğe yönelik bir düşüncesi olmayan birey, toplum
ve devletler tarih içinde kaybolur gider (Alpar, 2015:35). Geleceğe yönelik
stratejik görüş bir veya birden fazla kişi tarafından olayların akışı ve
sonucunun geleceği nasıl etkileyeceği konusunda bir akıl yürütme sürecidir.
Bugünü analiz etme, yarını tasarlama ve bu tasarımı gerçekleştirmedir. Ulaşmaya
değer bir gelecek için bugünden çalışmak, günümüze geleceğin koşulları altından
bakabilmektir. Ulaşma yollarını ise politika belirleyecektir. Stratejideki
belirsizliği zaman içinde politika azaltır. Bütün bunları yapamazsanız ve bazı
noktalarda yetersiz kalırsanız şüphesiz istediğiniz sonuçlara da ulaşamazsınız.


Buna göre yapılacak bir çalışma bilinenlere dayanarak
bilinmeyenlere ulaşmak amacıyla yapılır. Hedeflerin gerçekleştirilmesine
yönelik politikalar geliştirilir. İhtiyaca göre nitelikli insan gücünün ve
sağlam bir organizasyonun oluşturulması temel koşuldur. Ortam analiz edilir,
beklentiler ve hedefler listelenir ve hassasiyeti olan beklentilerin
gerçekleştirilmesine yönelik ilave tedbirler geliştirilir. Bunun yanında
tehditler belirlenir, anahtar değişkenler değerlendirilir, öncelikler tespit
edilir, ihtiyaçlar ortaya konulur ve kaynak yetersizliğini giderecek tedbirler
planlanır. İyi bir strateji sürpriz etkileri asgariye indirmelidir. Her durumda
planlamalar zaman içerisinde ortaya çıkacak sürpriz etkileri karşılayacak
şekilde revize edilir. Gelecekte değişkenlerin, geçmişte gerçekleştiği gibi
aynı şekilde gerçekleşmeyeceği de gözden uzak tutulmamalıdır. Uzun süreci
kapsayacak böylesi bir çalışma grubunun; sistemi oluşturma yanında sistem
unsurları arasındaki ilişkileri düzenleme, uyumlu çalışmasını sağlama,
belirsizlikleri azaltma ve ortaya çıkan veya çıkabilecek engelleri de önceden
öngörme ve zamanında ortadan kaldırma sorumluluğu bulunmalıdır.


Yola çıkışta ne ve kim olduğunu bilmemek olamaz. Bu
açıdan kimlik yarattığın değerler ve değersizliklerle zihinlerde oluşturduğun
algıdır. Kimlik bir topluma ait ortak paylaşılan özellikler olarak sosyal
psikolojide gerek kendi gerekse diğerlerinin gözünde nasıl göründüğündür. İnsan
nereye ait olduğundan kuşku duyuyorsa o zaman belirsizlikten kaçma adına
kimliğine daha çok ihtiyaç duyuyor. Kimlik var olmak için farklılığa gereksinim
duyar ve kendi kesinliğini güvenceye almak için bazen farklılığını ötekiliğe
dönüştürür. Kimliğin bazen değişken yapısından da söz edilir. Postmodernizm
kavramı kimlik tercihini özgür bireylerin tercihine bırakırken, insanlar
evrensel kimliğin tercihine yönelik küresel baskılar ile kendi kültüründen
gelen geleneksel kimlik arasında bırakılmaya çalışılmıştır. Aynı anlayış, bir
zamanlar Çin’in geri kalmasını Konfüçyüs’e bağlarken şimdilerde başarıyı yine
ona bağlamasında veya Orta Çağda ilerlemeyi İslamiyet’e bağlarken şimdilerde
geri kalmayı da aynı olguyla izah etmeleri gibi çelişkileri de her zaman
bünyesinde barındırmıştır (Amin, 2006: 28).


Kimlik nereye ait olduğumuzun da belirleyicisidir. Bir
ülkenin hedefleri o ülkedeki insanların ana değer ve inançlarıyla uygun
olmalıdır. Bu açıdan bakıldığında mevcut uluslararası sistemin ortaya koyduğu
uygulamalar Türkiye’nin de yer aldığı kadim medeniyetlerin ve kültürlerin
bulunduğu Merkez Bölgenin değerleri ile uyuşmamaktadır. Tarih içerisinde güç
merkezlerinin ya savaşlar ya da salgın hastalıklar ve felaketler sonucu el
değiştirdiği görülmüştür. Mevcut salgının bir savaşa varıp varmayacağını
göreceğiz ancak şüphe yok ki Korona virüs salgını sonrasında bazı değişiklikler
beklenecek, zayıflamalar kadar güçlenmeler ve hatta güç merkezi olma iddiasıyla
ortaya çıkanlar olacak.


Kriz sonrasında; iç bütünlüğü sağlamış kaynaklarını ve
nitelikli insan gücünü buna göre dizayn etmiş ve bütün insanlığı kapsayacak
sağlam değerlerini ortaya koyabilenler öne çıkacaktır. Ancak buna aday
ülkelerin önce kendilerinin bu değerleri içselleştirmesi, inanması sonra da bir
model olarak insanlığa sunabilmesi çok önemlidir. Yine ihtiyaca göre nitelikli
yetişmiş insan gücünü harekete geçirebilen, liyakati ve adaleti esas alan bir
anlayışla bunları görevlendiren, planlayan, gerekli organizasyonu oluşturan ve
daha sonra da gelişmeleri dikkatli takip edip sürpriz etkilere karşı tedbirler
geliştirenler ve her şeyden önemlisi insanların gönüllerinde yer edenler gerçek
güce kavuşacaktır.







Kaynaklar:


Akal, Baki Cemal. (2003). Masumlar
Öldürülemez-Masumlar Öldürülebilir: Vitoria El Inca ve Spinoza’da İletişim
Hakkı, 24 Güz, Doğu Batı: Ankara.


Alpar, Güray. (2015). Uluslararası İlişkilerde
Strateji ve Savaş Sanatının Gelişimi, Palet Yayınları: Konya.


Amin, Samir. Modernite, Demokrasi ve Din, Maki Basın
Yayın: Ankara.


Connolly, E. William. (1995). Kimlik ve Farklılık,
Çev. Ferma Lekesizalın, Ayrıntı Yayınları: İstanbul.


Greer, Tanner, China’s Plans to Win Control of the
Global Order, May 18, 2020. https://www.tabletmag.com/sections/news/articles/china-plans-global-order
(Alıntı tarihi 19 Mayıs 2020).


Rousseau, Jean Jacques. (2002). İnsanlar Arasında
Eşitsizliğin Kaynağı, Çev. R. Nuri İleri, Say Yayınları: İstanbul.


Thucydides, History of War the Poleponnesian War, Çev.
Richard Crawley, Robert B. Strassler (Ed), Touchstone, New York.


Virilio, Paul. (1998). Hız ve Politika, Çev. Meltem
Cansever, Metris Yayınları: İstanbul.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet