Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara


LİNK : http://www.turkererturk.com.tr/?p=3639


Ölümsüz olmak ve
ölümsüzlüğe ulaşmak, insanoğlunun bitmez tükenmez uğraşılarından birisi. Bu
konuda çok mesafe kat edildi ama hala insanoğlu bedenen ölümsüzlüğü yakalamış
değil. Şimdilik, bu hedef hala ulaşılamaz görünüyor. Ama bedenen olmasa da
fikren, yaptıkları, ürettikleriyle ve insanoğlu için yarattıkları katma değer
nedeniyle ölümsüzlüğü yakalamış insanların sayısı azımsanmayacak kadar çok.


Günümüzden
yaklaşık 2500 yıl önce Atina’da
yaşamış Sokrates (MÖ.469-MÖ.399)
ve hala yaşıyor. Ama o gün Atina’yı
yönetenleri kimse hatırlamıyor, hatırlamak ve öğrenmek bile istemiyor. Yalnız Sokrates mi? Platon, Konfüçyüs, Kopernik, Galilei, Uluğ Bey, Ali Kuşçu, Kant, Descartes, Kepler, Newton ve daha niceleri
insanlığa katkıları ile hala hayatta. Ama bu insanların yaşadığı dönemlerin
astığı astık, kestiği kestik liderlerini kimse anımsamıyor.


Türk Rönesans’ı


Bugün;
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün
aramızdan ayrılışının ve ebediyete yani ölümsüzlüğe intikal edişinin 80.
yıldönümü. Atamızı saygıyla,
minnetle ve özlemle anıyoruz. Ruhu şâd olsun.


Bugün;
yas günü değil. İnsanlar fanidir, ölür ama çağdaş fikirler ve düşünceler asla
ölmez ve daima yaşarlar. Atatürk de
bir fikrin, düşüncenin, hiçbir otoriteye kulluk etmemenin, Aydınlanmanın, eleştirel
aklın, akılcı ve bilimsel düşüncenin, kadın ve erkek eşitliğinin ve Türk Rönesans’ının adıdır. AtatürkAydınlanma ve
uygarlaşma projesi olan Cumhuriyetimizin
mimarıdır, bu nedenle de ölümsüzdür.


Ölümsüzlüğün Sırrı


“Ben manevi miras olarak hiçbir
dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım;
bilim ve akıldır”
diyor ve hatta “Eğer bir gün benim sözlerim bilimle ters
düşerse, bilimi seçin”
diyor. İşte, Atatürk’ün ölümsüz olmasının
sırrı bu!


Bugün
yine Anıtkabir’e
milyonlar aktı. Babasının mezarına bile kimi zaman gidemeyen ve vakit bulamayan
ama yağmurda, çamurda ve bazen gazlanma ve coplanma baskısı altında bile
insanları Anıtkabir’e koşarak
getiren sevgi ve motivasyonun sebebi nedir? Gidenler dilek tutuyor mu? Ata’yı ziyaret edenlere
cennet vaadi var mı? Bu sevgi ihale kazandırıyor mu? Hepsinin cevabı
hayır!  Ayrıca; Atatürk sevgisi
iktidarın husumetine bile neden oluyor. Ama Atatürk sevgisi, iktidara rağmen her geçen gün
artarak büyüyor.


Ortaçağın Bileşenleri


Bugün
ülkemizi ne yazık ki Atatürk’ün
Cumhuriyet projesini
anlamayanlar, hatta düşman olanlar yönetiyor. Yaşadığımız zorlukların ve her
konudaki iflasın temel nedeni budur. İktidarın “Siyasal İslamcı” ideolojisinin, “Yeni Osmanlıcı” hayalinin ve
mezhepsel bakış açısının
kaynağı Ortaçağdır. Osmanlı, bir Ortaçağ devleti idi. Hemen
yanı başındaki coğrafyadaki, yani Avrupa’daki
gelişimi, değişimi ve evrimi yakalayamadığı için gerilere düştü, çöktü, enkaz
haline geldi ve parçalandı. Şimdi iktidar, Osmanlı’nın çöküş nedenselliğini ulaşılması
gereken hedef olarak almış. Bu rotada varacağımız yer; yaklaşık 100 yıl önce Osmanlı’nın vardığı yer olur.


Avrupa’da, Ortaçağda
siyaset, bilim, felsefe, sanat ve sosyal ilişkiler de dâhil tüm alanlara din
egemendi. Bu dönemde her şey dine endekslenirdi. Dinle yatılır, dinle
kalkılırdı. Ortaçağın olmazsa
olmazı olan üç bileşeni ise;


1.    
Monarşitek adam
yönetimiydi. Yasama, yürütme ve yargı erkleri, bir anlamda bu tek adamın
kontrolünde olurdu.


2.    
TeokrasiTanrı’dan
alan yönetim biçimidir.


3.    
Feodalizm


Haklar Bildirisi


Aydınlanmanın siyasi ayağı; 17. Yüzyıl sonu ve 18. Yüzyılda
şekillenmeye başladı. İlk işaret İngiltere’den
geldi ve İngiliz Devrimi
gerçekleşti. 1688’de Stuart
Hanedanı tahtan
indirildi, 1689’da Haklar Bildirisi (Bill of
Rights) ilan edildi ve Parlamentonun
mutlak üstünlüğü gerçekleşti.


İngiliz Devrimi sonucunda ilan edilen 1689 tarihli Haklar Bildirisi’ne göre Kral
hiçbir yasayı yürürlükten kaldıramaz, kimseyi keyfi olarak tutuklatamaz, hukuki
sürece saygı duyar ve Parlamento onayı
olmadan vergi ve asker toplayamaz. Bugün Türkiye,
1689 tarihli Haklar Bildirisi’nden
daha geride!


İngiliz Devrimi’nden sonra 1776 Amerikan Devrimi ve 1789 Fransız Devrimi ile artık Aydınlanmanın siyasi ayağı
geriye döndürülemez biçimde kendisini gösterir.


Aydınlanmanın Arkasında
Rönesans Vardı


Tabii
ki siyasi ayağı ve devrimleriyle doruğa çıkan Aydınlanmanın arkasında Rönesans var. Latince “Yeniden Doğuş” anlamına
gelen RönesansAvrupa’da, sanatta, felsefede ve
bilimde gerçekleşen, insanı, insan aklını, etik ve adalet kavramlarını esas
alan ve doğaüstü güçleri reddeden gelişmeleri anlatmaktadır.


Rönesans’ı, Reformu,
Aydınlanmayı, Siyasal Devrimleri ve Sanayi Devrimini yaşayan Avrupa, dinsel düşünce
sisteminden akılcı ve bilimsel düşünce sistemine geçti ve aklını özgürleştirdi.
Osmanlı ise Ortaçağdaki kafa yapısını
aynen koruyarak ama kafa yapısını değiştirenlerin ürünlerini alarak var
olabileceğini ve onlara yetişebileceğini, hatta onlarla yarışabileceğini sandı.


Aydınlanma Devrimleri


Atatürk, yurdu düşman işgalinden kurtardıktan ve Lozan’da
siyasi olarak bunu belgeledikten sonra, çağdaş bir devlet ve toplum
yaratabilmek maksadıyla Aydınlanma
Devrimlerine
başlıyor. Monarşiyi ortadan kaldırıyor,
teokrasinin temeli olan egemenliğin kaynağını gökten yere indiriyor ve halka
veriyor. Parlamentonun üstünlüğünü daha mücadelenin başından itibaren ortaya
koyuyor. Toplumu çağdaş olmayan ümmet kimliğinden ve kul olmaktan kurtarıyor ve
ulus kimliğine kavuşturuyor.


Rönesans olmadan Aydınlanmanın
olamayacağını bildiğinden; sanata, bilime ve felsefeye çok önem
veriyor. Cumhuriyetin
ikinci kurduğu okul Ankara-Cebeci’de
bulunan ve 1 Kasım 1924’te faaliyete geçen Musiki Muallim Mektebi’dir. Atatürk’ün kurduğu bu
Cumhuriyet, hazinede para yokken bile her alanda yurtdışına öğrenci gönderiyor.


Ezanın Türkçe Okunması


Kur’an’ın Türkçeye
çevrilmesi ve ezanın Türkçe
okunmasının Aydınlanma Devrimleri
açısından büyük önemi vardı. Ezanın Arapça olması
evrensel değil, Arabik
bir değerdir. Adına ne derseniz deyiniz, bir insan eğer inanıyorsa; Allah’ına, Tanrı’sına ana dilinde, yani
rüyasını gördüğü dilde yakarır. Bu, çağdaş olmanın gereğidir. Arapçada ısrar ise; Ortaçağda Papalığın ve engizisyonun Latince ısrarından farklı
değildir.


501
yıl önce, 31 Ekim 1517’de Martin
Luther
, Katolik
Kilisesi
’ne karşı, 95 maddeden oluşan protesto bildirisini Wittenberg Şatosu Kilisesi’nin
kapısına ana dilinde (Almanca) yazıp
astı. Bu gelişmeler sayesinde Hristiyan
dünya insanları bugün kutsal metinlerini kendi dillerinde okuyorlar ve din
simsarlarının ve sömürücülerinin esiri olmuyorlar. Ne diyorsunuz, bizim için
hala erken mi?


Türker Ertürk


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış