Link : http://www.turkererturk.com.tr/?p=3631


Artık dünyadaki
hammadde kaynaklarının çoğu denizlerde ve kutup bölgelerinde. Çünkü; petrol ve
doğal gaz dâhil karasal hammadde kaynakları azalıyor ve bazıları tükenme
noktasına doğru yaklaşıyor. Geçmişte mümkün değilken, bugünkü teknolojik
gelişmeler denizlerdeki hammadde kaynaklarının neredeyse tümüne ulaşmayı mümkün
kıldı. Bu yüzden, tüm ülkeler denizlerden daha fazla pay alabilmenin peşinde!
Devletler için geniş deniz alanlarına sahip olmak, zenginliğe ulaşmak anlamına geliyor.


Ayrıca;
küresel ısınma ile birlikte özellikle Kuzey Kutup
Bölgesindeki
buzulların ermesi, bu bölgenin deniz ticaret trafiğine açılması ve yine gelişen
teknoloji, bu bölgenin zengin hammadde kaynakları için iştah kabartıyor. Ama
bölgede coğrafi konumları nedeniyle sadece ABD, Kanada,
Danimarka, Norveç ve Rusya hukuken söz sahibi.
Aralarında, bu bölgede daha fazla alana sahip olabilmek için birbirleriyle
kıyasıya ve sert bir mücadele var. Güney Kutup
Bölgesinin ise
paylaşıma açılmaması ve tüm insanlığın ortak malı olması konusunda hiç değilse
şimdilik bir eğilim var.


Anlamak İçin Bilgiye İhtiyaç
Var


Türkiye’nin, coğrafi konumu nedeniyle Kuzey Kutup Bölgesinin zenginliklerinden
pay almasına imkân yok ama çevresinde bulunan denizlerin (Karadeniz, Marmara,
Ege, Akdeniz) zenginliklerine sahip olma şansı var. Tabii ki kafasını
kullanırsa ve haklarına sahip çıkarsa!


Genel
olarak, insanların vatan deyince aklına hemen kara ülkesi geliyor. Kara
ülkesini anlamak ve kafada canlandırmak kolay ve çok bilgili olmayı da
gerektirmiyor. Hâlbuki denize kıyısı olan bir devletin ve milletin deniz ülkesi
de vardır. Örneğin; Türkiye’nin
yaklaşık 800 bin km² yüzölçümü olan bir kara ülkesi ve sahip çıkıldığında 400
bin km² yüzölçümü büyüklüne ulaşabilecek bir de deniz ülkesi var. Ama deniz
ülkesini anlamak ve kafada canlandırmak o kadar kolay değil. Denizcilik, deniz
hukuku ve teknoloji konusunda hiç değilse asgari teknik bilgi seviyeniz yoksa,
deniz ülkesi konusunda farkındalık ne yazık ki zayıf olur.


Zenginlik Artık Denizlerde


Bir
devletin deniz ülkesini tanımlayan, uluslararası hukukta kabul görmüş çeşitli
alanlar vardır. Karasuları,
Bitişik Bölge, Kıta Sahanlığı ve Münhasır Ekonomik Bölge (MEB)
gibi. Bunların genişlikleri ve yüzölçümleri uluslararası hukuka, ilgili ülkenin
iç hukukuna, coğrafyaya ve ilgili ülkeler arasında yapılan antlaşmalara göre
değişir. İşte, biz bu alanların tümüne Mavi Vatan
diyoruz.


Dünyamızda
karasal kaynakların azalmaya ve bazı kalemlerde tükenmeye yüz tuttuğu
düşünülürse, deniz ülkesinin ne kadar önemli olduğu belki daha iyi
anlaşılabilir. Örneğin; dünya ticaretinin yüzde 92’si deniz yolu ile
yapılmakta. Sadece şu ana kadar elde edilen verilere göre; Kıbrıs’ın etrafında Türkiye’nin en az 100 yılına
yetecek kadar doğal gaz ve petrol bulunmaktadır. Ayrıca; dünya yüzeyinin dörtte
üçünün denizlerle kaplı olduğu düşünürsek, artık kaynaklar ve zenginlik
denizlerde.


Zenginlik Kaynağı Denizler
Paylaşılmakta


Bugünlerde
çok sık duyduğunuz ve Yunanistan
ile aramızda gerginliğe neden olan, hatta çatışmaya bile neden olabilecek Münhasır Ekonomik Bölge (MEB)
kavramı, 1982’de imzalanan Birleşmiş
Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi
ile ortaya çıkmıştır. Çok
basit olarak tanımlarsak MEB


Devletler,
denizlerden ekonomik olarak yararlanabilmek için kara ülkelerinin önünde
bulunan zenginlik kaynağı denizleri paylaşmaktadırlar. MEB ise bu paylaşımın
hukukileştirilmiş adıdır. MEB’ler
her ne kadar sahillerden itibaren 200 mile kadar uzanabiliyor olsalar da
bulunulan coğrafya, yan ve karşı sahil komşularınızın yakınlıkları nedeniyle bu
alan daralabilir. Bu durumda yapılacak şey; komşularınızla bu alanları adaletli
bir biçimde paylaşmaktır. Şu da unutulmamalıdır ki, hükümetlerin bu konudaki
başlıca görevi; bu paylaşımda kendi ülkelerinin çıkarlarını arttırmak,
kayıplarını ise en aza indirmektir.


Bu Sorun Bir Günde Ortaya
Çıkmadı!


Gelelim
güncel olarak Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY)
ile yaşadığımız MEB
ve sondaj sorununa. Bu sorun şimdi mi ortaya çıktı? Kesinlikle hayır! Bu durum;
AKP hükümetinin
iktidara geldiğinden beri sürdürdüğü aymazlığın, enerjisini boş ve ülkemizin
çıkarına olmayan işlerde kullanmasının, bilim egemen kafalı ve nitelikli
olmaması nedeni ile bu sorunu zaman içinde gündeme getiren asker ve sivil
bürokratları düşman ve monşer olarak gören zihniyetinin bir ürünüdür.


Bugüne
bir anda gelmedik. GKRY, MEB paylaşımı için Doğu Akdeniz’de Mısır ile 2003’de, Lübnan ile 2007’de, İsrail ile 2010’da antlaşma
yaptı. Adamlar uyumadı ve çalıştı. Ayrıca iktidar; 2004 yılında GKRY’nin Kıbrıs Cumhuriyeti
olarak adanın tümünü temsilen Avrupa
Birliği’
ne katılmasına ses çıkarmadı, çıkaramadı. Yani AKP hükümetleri duyarsız
kaldı, “sıfır sorun politikası”
deyip çıkarlarımızı korumasız bıraktı ama Mavi Vatan’ın koruyucuları olan denizcilere Gülen Cemaati ile birlikte
kumpas kurup içeri attırdı ve FETÖ
darbecilerinin önünü açtı!


Kıyasıya Mücadele Var


İktidarın
“Siyasal İslamcı”
ideolojisinin ülkemizin menfaatleriyle örtüşmeyen öncelikleri ve nitelikten
yoksun yapısı nedeniyle Mavi Vatan’ımıza
sahip çıkamazken, tüm dünyada denizlerin paylaşımı için kıyasıya bir mücadele
devam ediyor.


Danimarka, kendisinden 9 bin km uzaklıkta ve Kanada’nın yanı başında olan
ve sadece 1,3 km² yüzölçümünde bulunan Hans Adasına
sahip çıkıyor ve Kanada
ile didişiyor. Güney Çin
Denizi
’nde bulunan Huangyan
Adacıkları
için Çin
ile Filipinler, Tayvan, Malezya ve Vietnam itiş kakış halinde. Doğu Çin Denizi’nde, 5 ada ve
3 kayacıktan oluşan Çin
tarafından Diayou, Japonya tarafından Senkaku olarak adlandırılan
adalar grubu için Çin
ve Japonya çatışmaya
bile evirilebilecek gerginlikler yaşıyor.


Mısır’ı Karşı Cepheye İktidar
Gönderdi


Her
devlet, kendi milletine katma değer yaratabilmek için taşına, toprağına,
adasına ve kayacığına sahip çıkarken, anamızın ak sütü gibi bize helal ve her
biri zenginlik kaynağı olan Ege’de
bulunan ada, adacık veya kayacıklarımıza AKP
hükümetleri sahip çıkmadı ve çıkanlara da düşmanlık etti!


Türkiye hala Doğu Akdeniz’de
MEB sınırlarını
ilan etmemiştir ve her geçen gün bu konuda zemin kaybediyoruz. MEB derhal ilan edilmelidir!
Geçen ay Girit’te Yunanistan, GKRY ve Mısır
arasında 6’ıncısı düzenlenen, Türkiye’yi MEB
paylaşımında devre dışı bırakan, Doğu Akdeniz’deki
her üç ülkenin enerji alanındaki işbirliğini Türkiye aleyhine geliştiren zirve gerçekleşmiştir.
Mısır’ın Türkiye karşıtı cephe içinde
bulunmasının en büyük nedeni; iktidarın ülkemiz çıkarlarını ve güvenliğini yok
sayarak, Müslüman Kardeşler örgütüne gösterdiği
aşk ve Mısır Devlet Başkanı Sisi’ye
gösterdiği anlamsız düşmanlıktır.


İktidar Görevini Yapmamıştır


Ayrıca
Yunanistan ve GKRY, Türkiye ile olan MEB sorununun diğer
sorunlarda olduğu gibi; Türkiye-Yunanistan,
Türkiye-GKRY
sorunu olarak değil, Türkiye-AB sorunu
olarak değerlendirilmesine çalışmaktadır. Türkiye bu konuda zaman ve zemin kaybettikçe, Yunanistan ve GKRY bu amacına her geçen gün
daha fazla yaklaşmaktadır.


Bir
ülkeyi yönetenlerin en önemli görevi; ülkesinin ve yurttaşlarının güvenliğini
sağlamak, her türlü çıkar ve menfaatlerini arttırmak, olabilecek kayıplarını da
en aza indirmek ve halkına refah sağlamaktır. İktidar bu görevini yapmamış,
yapamamış ve yapmamakta ısrar etmektedir.


Sevgili
sınıf arkadaşım Vural
Çavuşoğlu
’nun gerçek olaylardan esinlenilerek kurgulanmış olan
ve bir sinema filmi senaryosundan romana uyarlanarak okuyuculara sunulan “Enkaz” adlı yeni romanını
okumanızı tavsiye ederim.


Türker Ertürk