LİNK : http://www.turkererturk.com.tr/feto-ile-mucadele-ediliyor-mu/


Almanya
ziyaretinin amacı; Almanya
ile ve lider ülkesi olması nedeniyle Avrupa
Birliği
ile bozulan, gittikçe kötüleşen ilişkileri onarmaktı. Ayrıca;
Türkiye’nin
ekonomisi tam anlamıyla iflas etmişti ve her geçen gün bir önceki günü, her
geçen ay bir önceki ayı aratacak bir girdabın içine düşülmüştü. Halen Türkiye’nin içinde bulunduğu
ekonomik iflas durumunu kriz olarak adlandırmak, durumumuzu gerçekten hafife
almak olur.


AKP iktidara geldiğinde, Türkiye’nin 130 milyar dolar
dış borcu vardı. Bugün ise, dış borcumuz 480 milyar dolar. İşin kötüsü; alınan
bu borçlar çarçur edildi, taşa toprağa gömüldü ve çeşitli yöntemlerle
yandaşlara dağıtıldı. İhaleler üzerinden çok yüksek oranlarda komisyon alındığı
iddiaları ise tüm dünya basınında yazılıyor ve anlatılıyor. Ama yandaşlar bile “Yağma Hasan’ın Böreği” halinde
gelen bu düzenin sonsuza kadar sürmeyeceğini bildiklerinden; kazandıkları, daha
doğru bir ifadeyle söylersek kafasında tüy bitmemiş yetimin gasp ettikleri
haklarını yurt dışına kaçırdılar, oralarda gayrimenkuller aldılar ve bankalara
yatırdılar.


Aynı Kafa! Yanlıştan Yine
Dönmüyorlar!


Dış
borcumuzun milli gelirimize oranı neredeyse yüzde 70 ve bu, üç yıllık ihracat
gelirimizden bile daha fazla. Artık dış borcumuz ödenebilir değil. Çünkü hem
bütçe açığı veriyoruz, hem cari açık veriyoruz. Yani işletme devamlı zarar
ediyor. Soruyorum size; 17 yıldır işletmenizi zarar ettiren ve zararı devamlı
büyüten bir işletmeciyi işletmenizin bulundurur musunuz? “Hayır! Biz bulundurmuyoruz! Onlar adil ve
dürüst olmayan yöntemlerle ve zor kullanarak oradalar!”

diyorsanız; haksız da sayılmazsınız.


Almanya başta olmak üzere, AB Türkiye’nin en büyük ticari ortağıyken, kısa
dönemde bunun alternatifi yokken Almanya’ya
ve AB’ye sorumsuzca
meydan okumak çok ama çok yanlıştı. Şimdi bu yanlıştan dönmeye çalışıyorlar ama
bu kafayla mümkün değil.


Almanya’da İyi Şeyler
Yazılmıyor ve Söylenmiyor


Bir
yıldır ibadete açık bulunan DİTİB’e
(Diyanet İşleri Türk İslam Birliği) ait Köln Merkez
Camiinin
açılışını yapmaya çalışmak, fahiş bir hataydı.
Geçtiğimiz cumartesi, bu iş için sadece Köln’de
4 bin ilave polis görev yapmış. Bütün gün Köln trafiği, çevre yollar ve otoyollar dâhil kilitlendi.
Bu olayı Almanya’da bütün
televizyonlar verdi ve halkın bu açılışa ve Köln Camiine tepkisi yükseldi. Artık DİTİB’i yasaklamak ve
faaliyet alanlarını kısıtlamak tartışılıyor. Bu faaliyetler, Almanya’da Türk ve İslam düşmanlığını
arttırıyor, körüklüyor ve aşırı sağ partilerin ekmeğine yağ sürüyor. Türkiye ile ilişkileri
düzeltmeye çalışan siyasi partilerin, demokratik kitle örgütleri ve kurumların
hareket serbestisini kısıtlıyor. Ayrıca; Almanya’da
yaşayan insanlarımızın güvenliğini ve geleceğini tehlikeye atıyor.


Alman medyasında hiç iyi şeyler yazılmıyor ve
söylenmiyor. Örneğin; “Paraları
bittiği için dilenmeye geldiler”, “Despot”
gibi utandıracak
ifadeler kullanıyor, Türkiye’nin
demokratik kriterler konusunda her geçen gün daha kötüye gittiğini, Türkiye’de
tek adam rejimi ve keyfi bir yönetimin olduğunu ve adaletin tamamen güdümlü
hale geldiğini
yaygın olarak anlatıyorlar. İlaveten; Türkiye’deki iktidarın, Almanya’da
desteklediği İslami organizasyonlar ve camiler vasıtası ile Almanya’da yaşayan
Türkiye kökenli insanları radikalleştirdiğini ve antisemitizm (Yahudi
düşmanlığı) yaydığı
suçlamasını yapıyorlar.


Bu Rotada İlişkiler Düzelmez


Almanya’da söylenenler arasında; Türkiye’de sosyal medyadaki
iktidar muhaliflerinin kolayca ispiyon edilebilmesi için geliştirilen cep
telefonu uygulamasından da bahsediyorlar. Uygulamada; ad, soyadı, ihbar
gerekçesi, resim veya ses kaydı hanelerini dolduruyorsunuz ve polise
gönderiyorsunuz. Sanırım bu; II.
Abdülhamid
dönemi kafasının günümüz teknolojisinden yararlanan
versiyonu olsa gerek!


Ayrıca;
geçen yıl (2017) Türkiye’deki
iktidar iradesinin Almanya’da
yaşayan Türklere “Merkel’e oy verilmemesi
gerektiğini, Türkiye’nin düşmanları olduğunu”
söylediği ve “Merkel Almanya’sını Nazi Almanya’sı”
olmakla suçladığı ifade ediliyor. Bu yaşananları ve söylenenleri Almanya’daki iktidarın
unutmasına imkân var mı? Demem o ki; iktidarın halen izlediği rotada Almanya ve Avrupa ile ilişkiler
düzelmez.


Asker Olamazsın ama Büyükelçi,
Bakan Olabilirsin!


Almanya’da, FETÖ
işine de pek inanmıyorlar. Yani iktidar, kısmen haklı olduğu davada bile
inandırıcı değil!  “Daha
önce işbirliği yaptılar, beraberdiler, bize bunları methediyor ve
desteklememizi söylüyorlardı”
diyorlar. Almanya’da FETÖ işi; referandum, seçimler
ve muhaliflere baskı için kullanılan ve kullanılmaya devam edilen bir enstrüman
olarak görülüyor. Hem nasıl inansınlar ki! Darbecinin kardeşini FETÖ’nün ekonomik olarak en
güçlü olduğu ve parasının yönetildiği Hollanda’nın
başkentine büyükelçi olarak atayacaksın ama darbecilerle akrabalığı olanları
subaylıktan ve astsubaylıktan atacaksın. Allah aşkına kim inanır! Sen FETÖ okullarında okuyanı harp
okullarına öğrenci olarak almayacaksın ama bakan olarak alacaksın. Nedir bu FETÖ’cülüğün kriteri?


FETÖ ile gerçekten mücadele edilmediği konusunda
Türkiye’nin her yerinden şikâyetler geliyor. Bugünkü yazımı; Çanakkale 18 Mart Üniversitesi’nde
(ÇOMÜ) görev yapan Dr. Mehmet
Rıza Gezen
’den gelen ve ÇÖMÜ Rektörü
Prof. Dr. Yücel Acer
’e yazdığını belirttiği dilekçeyi yayınlayarak
bitiriyorum.


“Sayın Prof. Dr.
Yücel ACER


ÇOMÜ REKTÖRÜ


ÇOMÜ’ye rektör
olarak atandığınızdan itibaren geçen süreçte birçok kez beni ciddi şekilde
üzecek, hukuka da aykırı olarak verilen kararlara göz yumdunuz. Ancak 2018 yılı
itibariyle FETÖ’cü oldukları için hapis cezası verilen eski ÇOMÜ Rektörü Sedat
Laçiner ve yöneticileri ile işbirliği yaparak, benim defalarca disiplin
cezaları almama neden olan personel hakkındaki şikâyetlerim ile ilgili
verdiğiniz kararlar ve bu süreçte yaşanan hukuka aykırı fiiller had safhaya
çıkmıştır.


Özellikle de Hukuk
Müşavirliğinden gelen yazıların hukuka uygunluğu bulunmamakta olup, kasten bana
mobbing yapılmaktadır. FETÖ’cü eski ÇOMÜ Rektörü Sedat LAÇİNER’in de hukuk
müşaviri olan ve FETÖ’cü ÇOMÜ yönetimi ile işbirliği yaparak birçok disiplin
cezası almama neden olan Av. İsmail Yaşar OĞUZ kaynaklı olduğunu düşündüğüm bu
yazılar sizin başınızı çok ağrıtacaktır. Çünkü üniversitedeki her şeyden
sorumlu rektördür. Bu durumda bana gelen yazıların birinci sorumlusu da siz
olmaktasınız.


Eski ÇOMÜ Rektörü
Sedat LAÇİNER’in FETÖ’cü olduğu için tutuklanma nedenlerinden bazıları; “…..
dosya kapsamında alınan tanık beyanlarında görüleceği üzere ÇOMÜ’de göreve
başlamasından kısa bir süre sonra örgüt tarafından üniversiteye rektör
seçtirildiği, rektör olduğu dönemde örgüt üyelerinin üniversite içerisinde
kadrolaşmasına yönelik olarak yoğun  faaliyette bulunduğu, sanığın rektör
olarak atanmasının ardından bu dosyada da yargılanan sanıkların da bulunduğu
çekirdek kadrosu (Rektör Yardımcıları, Dekanlar, bazı Yüksekokul Müdürleri)
aracılığıyla örgüt ile irtibatı olmayan diğer akademisyenleri, kadro vermeme,
disiplin soruşturmaları açarak sindirmeye yönelik faaliyette bulunduğu, ….”
şeklinde açıklanmıştır.


Sedat LAÇİNER’in
bana yaptıkları ile sizin bana yaptıklarınız arasında hiçbir fark olmadığı
gibi, ÇOMÜ’deki FETÖ’cüler ile FETÖ’ye yardım ve yataklık yapan FETÖ
işbirlikçilerinin hukuka uygun olarak yargılanmasını önlemeye yönelik hukuka
aykırı işlemler yapmaktasınız ya da yapılmasına göz yummaktasınız.


Yaptıklarınız,
FETÖ’cü Sedat LAÇİNER ve ekibi ile olan eski dostluğunuzdan mı
kaynaklanmaktadır acaba? Diye bir soru da aklıma gelmektedir.  Aslında bu
soru sadece benim değil, görüştüğüm birçok öğretim üyesinin de kafasını son
zamanlarda çok meşgul etmektedir.


FETÖ’cüler ve FETÖ
işbirlikçileri hakkında yasal işlem yaptırmadığınız, bana mobbing yaptığınız,
görevinizi kötüye kullandığınız, kişisel verilerin ele geçirilmesinde ve
yayılmasında ihmalde bulunduğunuz için önümüzdeki hafta içerisinde Çanakkale
Cumhuriyet Başsavcılığı’na dosya vereceğimi bilgilerinize sunarım. 


Saygılarımla.
28.09.2018


Dr. Öğretim Üyesi
Mehmet Rıza GEZEN”


Türker Ertürk