ANALİZ & ARAŞTIRMA DOSYALARI


E. Kur. Alb. V. Murat
Tulga : 2020’DE GEORGE ORWELL’İN ‘1984’ÜNÜ YAŞAMAK
 

8 Mart 2020




George Orwell’in
“1984” adlı romanı bilim kurgu türünün klasik örneklerinden biri olmanın yanı
sıra geleceği karanlık olan gerçeklerin doğruların saptırıldığı konuşma
özgürlüğünün yok edildiği modern dünyayı protesto eden bir romandır. 1949
yılında basılmıştır ve gelecekte her şeyin tümüyle devletin denetiminde olduğu
belleksiz muhalefetsiz bir toplum tehlikesine karşı yürekten bir uyarı
niteliğindedir.


“1984” Okyanusya adı
verilen bir ülkede geçer. Bu ülke “Büyük Birader” denilen bir diktatör ve
partisi tarafından yönetilmektedir. “Büyük Birader” her yerdedir sanki “Büyük
Birader” tek tek her vatandaşı izlemektedir. İnsanlar kişiliksizleştirilmiş ve
korku kültürünün egemenliği altına girmişlerdir.


Büyük Birader ve
Partisi üç temel slogan altında Okyanusya’yı baskı ve faşizm altında
inletmektedir.


1.
SAVAŞ BARIŞTIR.


2.
ÖZGÜRLÜK KÖLELİKTİR.


3.
BİLGİSİZLİK KUVVETTİR.


Temelde Parti size
beş duyu organınıza inanmamanızı söylemektedir. Bu onların temel ve en önemli
emirleridir. Öyle ki sonunda parti iki kere ikinin beş ettiğini duyuracak ve
insanda buna inanmak zorunda kalacaktır.


Kitap Düşünce Polisi
tarafından düşünce suçu ile muhaliflerin nasıl yok edildiklerini de tasvir
eder. Kitabın bir yerinde şöyle anlatır; “…Düşünce suçu sonsuza kadar
gizlenebilecek bir suç değildi. Bir süre saklanabilirdiniz ama yıllar sonra bile
olsa eninde sonunda sizi yakalamalarını engelleyemezdiniz. Tutuklamalar her
zaman gece yapılırdı. Uykudan ansızın sarsılarak uyanma omzunuzu dürten kaba
bir el gözlerinize tutulan ışık yatağınızın çevresinde katı yüzlerden bir
halka. Olayların büyük çoğunluğunda yargılama olmaz tutuklama gerekçesi
gösterilmezdi. İnsanlar geceleri kayboluverirlerdi o kadar. Adları sicillerden
silinir o güne kadar yaptıkları kayıtlardan silinir bir zamanlar var oldukları
yadsınır sonra unutulurdu. Böyle ortadan kaldırılanlara yok edilenlere
genellikle buharlaştı denirdi…”


Tam bir korku
imparatorluğu değil mi?


Şimdi kitabı bir
kenara bırakalım ve 2020 Türkiyesinde son günlerde yaşananlara gelelim.


Libya’da Hafter
güçleri tarafından vurulan bir gemide personelimiz şehit oldu bir tören bile
yapılmadan sessizce cenazeleri defnedildi. Şehitlerin cenaze törenleri sosyal
medyadan öğrenildi.


Normal bir hayat
devam ederken üç günde Suriye/İdlib’de 39 şehit verdik. Şehit haberlerini Hatay
Valisi verdi. Şehit haberleri önce dokuzla başladı sonunda 36’aya çıktı.


Şehit haberleri
öncesi Suriye rejim güçlerine ait onlarca askerin öldürüldüğü ve silah ve
teçhizatının imha edildiği duyuruldu. Oysa TSK Adana Mutabakatı kapsamında
Suriye’de bulunuyordu. Meclisten bir savaş teskeresi verilmemişti. Yoksa normal
bir hayat sürer gibi yaparken Suriye ile savaşa mı girmiştik?


Şehit haberleri
nedeniyle internet ansızın yavaşlatıldı sosyal medyaya kısıtlama getirildi.




Şehit cenazesinde
Muhalefet Partisi liderinin taziye için el sıkma isteği Cumhur İttifakının
küçük ortağı MHP lideri tarafından geri çevrildi. Muhalefet liderinin eli
havada kaldı.


Partili
Cumhurbaşkanı şehitler ile ilgili tam iki gün sonra açıklama yaptı. Bu açıklama
esnasında espri yaptı salondakiler kahkahalarla güldüler.


ODATV yazarlarından
Barış Terkoğlu Libya’da şehit edilen personele ait yaptığı bir haber nedeniyle
sabaha karşı gözaltına alındı daha sonra tutuklandı.


Mecliste kapalı
oturumda kavga çıktı milletvekilleri yumruklaştı. CHP Milletvekili hakkında
Partili Cumhurbaşkanına yönelik sözleri nedeniyle Ankara Cumhuriyet
Savcılığınca soruşturma açıldı.


ODATV yayınlarına
erişim yasaklandı.


Yine ODATV
yazarlarından Barış Pehlivan gazeteci yazar Murat Ağırel ve bir tiyatrocu ifade
için Savcılığa davet edildiler. Barış Pehlivan tutuklandı Ağırel kontrol
tedbiri ile serbest bırakıldı. Tiyatrocunu ifadesi alındı ve serbest bırakıldı.


İçişleri Bakanı bir
muhalif gazetecinin sorusuna karşılık gazeteciyi “Bırak Yunan ağzıyla
konuşmayı” diye azarladı.


==>>*


Nasıl yaşananlar
1984’ü aratmıyor değil mi? Barış ortamındayız ama sanki savaşıyor gibiyiz.
Özgürlükler dibe vurdu basın ciddi şekilde baskı altında sosyal medya kontrol
altında. Ve internet çağında bilgiye ulaşamıyoruz bilgisizliğin kuvveti bir
kılıç gibi kafamızın üstünde sallanıyor. Ama bilim kurgu ve fantastik bir
hikâye değil hepsi gözümüzün önünde yaşanıyor.


Yine “1984”e
dönelim. Romanın ana karakteri Winston her şeye rağmen akıl ve mantığın
peşinden gider. Ve şöyle der; “…Her şeye karşın haklı olan benim. Gerçekler
savunulmalı somut dünya yaşıyor ve yasaları değişmez. Taş sert su ıslak ve
destek almayan cisimler dünyanın merkezine düşerler. Özgürlük iki kere ikinin
dört ettiğini söyleyebilmektir. Eğer buna izin verirse gerisi kendiliğinden
gelir…”


O halde bizde
gerçeklerin peşinden gidelim. Beş duyumuzu kullanalım ve Winston gibi yapalım.


SAVAŞA
HAYIR!


BARIŞLARA
VE BASINA ÖZGÜRLÜK. İKİ KERE İKİ DÖRT EDER.


BİLGİ
KUVVETTİR. ER YA DA GEÇ GALİP GELİR.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir