DR. HİLAL ASLAN : Kanayan Yaramız –
(BÖLÜM 1-2-3-4)




Yıllardır televizyonlarda tartışılan, kör düğüme dönmüş, sanki
çözülmeyecek bir konu gibi gözükmekte: Kürt Sorunu. Aslına karşılıklı yanlış
anlama sonucu oluşan, kazananın sadece arayı kızıştıranlar olduğu ,iki kardeşin
kanayan yarası : Kürt Sorunu.




Bizim evlatlarımız ölüyor, bizim analarımız ağlıyor, bizim
evlatlarımız yetim kalıyor. İki kardeş gözyaşı döküyor. İki kardeşin kanı
akıyor. Bu kanayan yara kardeşin kardeşe silah çektiği yara. Hani hep anlatılan
yaşanmış bir olay var ya ,dağda birbirine silah çeken iki kişi sonradan kardeş
olduklarını fark ettikleri olay. Bu kanayan yara kardeşin kardeşe silah çektiği
yara. Kazanan;  gözyaşından kandan
beslenen silah tüccarları, koltuk düşkünü koca ağızlı siyasetçiler. Bu topraklarda
mucizelere tanıklık etmiş topraklarda, asırlarca birçok etnik kökenin kardeşçe
yaşadığı bu topraklara yaşıyoruz. Bu karşılıklı yanlış anlamayı çözüp
birbirimize sarılıp kenetlenmek bizim elimizde.




Karşılıklı yanlış anlama dedik ya; aslında dağa çıkış sürecinin büyük
çoğunluğunu; yıllarca sosyal devletin eksikliği ve sosyoekonomik nedenler
oluşturuyor .Her bölgesi cennet olan memleketimizin her bölgesi ayrı bir güce
ve potansiyele sahip. Biz böyle bir memlekette yaşıyoruz. Güneydoğu Anadolu
Bölgesi bu potansiyelini  kullanamıyor,
kullandırtmıyorlar. Bölgede işsizlik oranı ne yazık ki  yüksek,2013 yılında yapılan istatistikte %
14,5 oranla birinci sırada yer alıyor. Bingöl’de bir buçuk sene hekimlik
yaparken ve çevre illere gezerken konuştuğum kişilerden bizzat duyduklarım
:Bölgede İŞKUR’da birçok kişi sıra bekliyor. İş bulmayanınca başvurulan yollar
ise : uyuşturucu tacirliği, kaçakçılık, dağa çıkış




Bu duruma son vermek için birçok çözüm yolu var .İş olanaklarını
arttırmak için sadece devletin değil aynı zamanda özel teşebbüslerin de desteği
gibi. Bölgede birçok kişiye işgücü sağlayacak daha çok fabrika kurulabileceği
gibi . Dünyanın gözünün üstünde olduğu zincirlenip kapatılan petrol kuyuları
açılabileceği gibi. En önemli geçim kaynağı hayvancılığın desteklenmesi gibi.




Peki bu konuda ne yapıldı ?Bianet bu konuda çok güzel bir araştırma
yapmış ,araştırmanın bir kısmını direkt aktarıyorum, araştırmanın tamamını
okumak isterseniz yazının altına linki mevcut : (1)




“Güneydoğu Anadolu’da 1984 öncesi 25 milyon küçükbaş, 11-12 milyon
adet büyükbaş hayvan yetiştiriliyordu. 1984’te başlayan “düşük yoğunluklu
savaş” sonrası aynı bölgede küçükbaş hayvan sayısı 4.5 milyona , büyükbaş
hayvan sayısı ise 2-2.5 milyon adete düştü. Yasaklar göçer (koçer) geleneğiyle
birlikte hayvancılığı bitirdi, “küpeli” kaçakçılığı başlattı.




1984 öncesi Güneydoğu’da hayvancılık




1984 yılından önce Türkiye’nin et ihtiyacının yüzde 70’i Doğu ve
Güneydoğu Anadolu bölgelerinden karşılanıyordu. O yıllarda sadece Güneydoğu
Anadolu Bölgesi’nde 25 milyon küçük, 11-12 milyon büyük baş hayvan vardı.




İç piyasanın yanı sıra, Irak, Ürdün, Suudi Arabistan gibi ülkelere her
gün 1700 küçük baş ile 550-600 büyük baş hayvan ithal ediliyordu.




Hayvancılığın bitmesinin nedenleri




Özellikle bölgedeki çatışmaların başlamasına bağlı olarak göçerlere
yayla yasağının uygulanması, köy boşaltmaları ile birlikte göçün başlaması,1990
Körfez Savaşı’nı takiben oluşan krizle birlikte sınır kapılarının kapanması,
besi hayvanı sayısında büyük bir düşüşe neden oldu.




Yayla yasağı yok etti




Bugünlere geldiğimizde bölgede 4.5 milyon civarında küçük baş hayvan,
2-2.5 milyon büyük baş hayvan kaldı.”




Yıkıcı yerine yapıcı politikaların uygulandığı günler dileğiyle…Bir
sonraki yazımda kaldığımız yerden görüşmek dileğiyle…..




LİNK : https://bianet.org/bianet/tarim/3402-hayvancilik-bitti-kacakcilik-basladi(1)




Kanayan Yaramız -2




Yıllardır kanayan, kardeşin kardeşe silah çektiği bu yarada ; dağa
çıkış sürecinin sosyoekonomik sebeplere dayandığını yazmıştım .Ekonomik
bölümünden önceki yazımda belirtmiştim. Bugünkü 
yazımda sosyal bölümünden 
bahsetmek istiyorum.




Yıllarca asimilasyona ve haksızlığa uğramış bir halkın acılarından
bahsetmek istiyorum. Yıllarca yasaklanan bir ana dilden bahsetmek istiyorum.
Ana dil  te  beşikteyken ninnilerle öğrenilen, her bir
kelimesi içe işleyen anılarımızı tazeleyen, ruhu kabartan dildir. Konuşamayınca
ve türküler dinlemeyince kendimizi susuz hissettiğimiz dildir. Birçok kişinin
anadili  olan yıllarca yasaklanan Kürtçe
’den bahsetmek istiyorum. Gazete Karınca ‘nen bu konudaki detaylı araştırması
bu  süreci çok güzel anlatmış direkt
olarak aktarmak istiyorum.




HABER MERKEZİ – Cumhuriyet tarihi boyunca yasak ve asimilasyon
politikalarının hedefi olan Kürtçe, bugün de Hal’in hedefinde. KHK’lerle
birlikte Kürtçe dilinin öğretilmesi ve bu dille ilgili araştırmalar yapılmasını
hedefleyen dernekler, okullar, tiyatrolar ve gazeteler kapatıldı. Kapatılan
gazetelerden biri de Türkiye’de yayın yapan tek Kürtçe gazete olan Azadıyla
Cellat oldu. Bu gazetenin Hal’le birlikte kapatılmasının ardından Kürt
gazeteciler tarafından Reva Medya gazetesi açıldı. Reva Medya’nın
editörlerinden Çetin Altuna, Türkiye’de Kürtçe yayın yapmanın zorluklarını
Karınca ’ya anlattı. Altuna, tüm baskılara rağmen, annelerine anadillerinde
haber ulaştırma mücadelesini sürdürmenin kendilerini mutlu etmeye yettiğini
söylüyor ve anadilleri üzerindeki baskıların sonuç vermeyeceğini belirtiyor.




Haber: ÇAĞDAŞ KAPLAN




Kürt dil mücadelesinin sembolü olarak kabul edilen Kürtçe Edebiyat
Dergisi Hazar’ın 15 Mayıs 1932’de Suriye’nin başkenti Şam’da Celadet Ali
Bedirhan tarafından yayıma başladığı gün aynı zamanda Kürt Dil Bayramı günü
olarak kutlanıyor.




Türkiye’de cumhuriyetin kurulmasından bu yana yasaklarla karşılaşan
Kürtçe, 1980’e kadar resmen yasak olmasa bile konuşma ve yazmanın bedeli hapis
ve ölüm olan bir dil oldu.




12 Eylül askeri darbesi ile Kürtçe resmen yasaklandı ve 25 Ocak 1991’e
kadar bu yasak devam etti. Ama yasağın kalkması sadece ‘lafta’ kaldı. Bu
tarihten sonra da Kürtçe yayın, sanat, edebiyat yapanlar baskının bin bir
türlüsü ile karşılaştı.




Kuşkusuz en zoru ise Kürtçe yayın yapmak oldu.




1990’lı yıllarda Kürtçe üzerindeki baskılar AKP döneminde her ne kadar
‘hafifledi’ gibi görülse de 2000’li yıllarda da baskılar sürdü.




Hal’le artan baskılar




15 Temmuz darbe girişiminin ardından ilan edilen Hal’le birlikte
Kürtçe üzerine çalışma yapan kurumlar ve yayınlara dönük baskılar tavan yaptı.




250’den fazla öğrencisi olan Diyarbakır’daki Ferz ad Keman ger Okulu
kapatılarak öğrenciler anadilinde eğitim hakkından mahrum bırakıldı.




Kayyum atanan belediyelere bağlı kreş ve gündüz bakımevlerinin çoğu
kapatıldı.




Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi bünyesinde hizmet veren Sarkıştan ve
Karapınar Belediyesi’ne bağlı Xalxalok kreş ve gündüz bakımevlerinde çalışan
eğitmen ve idareciler sözleşmeleri feshedilerek işten çıkarıldı.”




Gazete Karınca’nın bu detaylı insanın içini titreten araştırmasından
sonra kaldığım yerden devam ederek 
yıllarca asimilasyona uğrayan haksızlıklara uğramış bir halkın
çektiklerinden acılarından bahsetmek istiyorum.


Bazen cümleler kuru kalır. Onun için kendi kulaklarımla duyduklarımdan
yaşanmış olaylardan bahsetmek istiyorum. Bir buçuk sene boyunca Bingöl ‘ de
hekimlik yaparken ve çevre illeri gezerken kendi kulaklarımla duyduğum yaşanmış
olayları anlatmak istiyorum. Hangi şehirde kimden dinlediğimi kişilerin özel
haklarına saygı göstermek açısından söylemiyorum. İstanbul ‘ a göç edip
yıllarca burada yaşayan ve çalışan bir abiden bahsetmek istiyorum. Abi bigün
bir   evi 
kiralamak istemiş. Ev sahibiyle konuşmuş bunun için. Ev sahibi  ona evim kiralık değil demiş. Bunun üzerine
abi arkadaşını göndermiş. Ne tahmin edersiniz ev sahibi evi arkadaşına vermiş.
Tunceli’deki köylerinden  göç etmek zorunda  kalan bir abladan bahsetmek istiyorum.
Abla  köylerinin kendi gözleri önünde
yakıldığını ve muhtarların kendi gözleri önünde öldürüldüğünü anlattı.




Şükürler olsun ki günümüzde insanlık dışı bu olayları pek sık
duymuyoruz artık .Ama  hala maalesef
duyduklarımız yürek dağlayıcı. Cumhuriyet gazetesinin haberini aynen
aktarıyorum .(2)


Adı Soyadı: Şahin Öner


Yaşı: 19


Olay Tarihi: 11.02.2013


Olay Yeri: Diyarbakır


Ölüm Şekli: Zırhlı polis aracı
çarpması


Olay: Diyarbakır’ın Yenişehir
ilçesi Şehitlik semtinde bir protesto gösterisinde, zırhlı polis aracının
çarpması sonucu 19 yaşındaki Şahin Öner yaşamını yitirdi. Görgü tanıkları,
“Zırhlı polis aracı Şahin Öner’e çarptıktan sonra, polisler araçtan inerek
Öner’i zırhlı araca koydular ve uzaklaştılar. Öner araca alınırken hâlâ
bilincinin yerinde olduğunu gördük” dediler. Diğer görgü tanıkları: “Panzer
çocuğu ezdi, diye bağırdık, defalarca 112 Acil Servis’in aradık, 112 Acil
Servis ekiplerinin burada çocuğu bulamaması üzerine, polisin yaralı çocuğu
panzere alıp götürdüğü yönünde bilgi verdik” dediler.




Adı Soyadı: Özgür Arda


Yaşı: 22


Olay Tarihi: 22.12.2012


Olay Yeri: Diyarbakır


Ölüm Şekli: Polis kurşunu


Olay: Diyarbakır’ın Sur ilçesine
bağlı Ali paşa Mahallesi’nde bulunan Meryem Ana Kilisesi Sokağı’nda 22
yaşındaki Özgür Arda isimli genç, kendisini kovalayan polislerden kaçarken,
arkadan vurularak öldürüldü. Polislerin sıktığı kurşunun isabet etmesi üzerine
yaralanan Arda, polisler tarafından Diyarbakır Devlet Hastanesi’ne
kaldırılırken yolda yaşamını yitirdi.


SONUÇ: Mahkeme, Özgür Arda’yı
öldüren polis Mehmet Fatih Korkmaz’ı “taksirle öldürmenin alt sınırından 2 yıl
hapis cezasına çarptırdı. Sanığın eylemini kastın aşılması suretiyle işlediğini
belirten mahkeme, cezayı önce 1 yıl 8 aya, sanığın yargılama sürecindeki
davranışlarını da dikkate alarak 1 yıl 4 ay 20 güne indirdi. Mahkeme, sanığın
tekerrüre esas sabıkası bulunmaması ve cezanın ertelenmesi durumunda bir daha
suç işlemekten çekineceğine ilişkin olumlu kanaat oluştuğundan cezanın
ertelenmesine karar verdi.




Adı Soyadı: Özgür Taşar


Yaşı: 17


Olay Tarihi: 04.06.2012


Olay Yeri: Yüksekova-Hakkâri


Ölüm Şekli: Polis kurşunu


Olay: Akşam saatlerinde Hakkâri
Yüksekova’da, Şemdinli Yolu üzerinde polis kalabalığa ateş etti; açılan ateş
sonucu Özgür Taşar ile Veysi Yıldırım yaralandı, yaralılar Yüksekova Devlet
Hastanesi’ne kaldırıldı. Hastanenin başhekimi, Tamar’ın göğsünden kurşunla
yaralandığını doğruladı. Bu açıklamadan kısa bir süre sonra da Tamar’ın
hayatını kaybettiği bildirildi.




Adı Soyadı: Murat Eli bol


Yaşı: 21


Olay Tarihi: 02.112011


Olay Yeri: Diyarbakır


Ölüm Şekli: Polis kurşunu ile


Olay: Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi
öğrencisi Murat Eli bol, Merkez Bağlar ilçesi 5 Nisan Mahallesi Ezgin Avcı
Caddesi 867. Sokak’ta silahla vuruldu. Ağır yaralı olarak hastaneye kaldırılan
Eli bol, yaşamını yitirdi. Sırtından tek kurşunla vurulan Gelibolu’n polisin
açtığı ateş sonucu öldürüldüğü söylendi.”




Yürek dağlayan haberlerin duyulmadığı demokratik barış içinde aydınlık
bir memleket dileğiyle.




Yarın ki yazıda görüşmek dileğiyle…..




Serçawa……




Kanayan Yaramız -3




Yıllardır kanayan yaramız ;kardeşin kardeşe silah çektiği, kardeş
kanının döküldüğü, analarımızın gözyaşını döküldüğü yaramız.




Mehmetçik ismini Anadolu’daki evlatlarımızdan alır. Mehmetçik
,anasının hayır duasını alır, anası çantasını hazırlar son yaptığı böreklerden
çantaya koyar ve  şanlı bir uğurlamayla
vatani göreve gider  Mehmetçik.




Sonra bir haber gelir… Bir ömür boyu hatırlanacak günün geldiği
haberdir o .Tez gelmesi için oğluna dua ederken ananın, çeyizinin son
hazırlıklarını yaparken evlilik gününü sayan sevgilinin,  ayağında dikili çoraplarıyla  çocuklarını kucağında  taşıyan eşin, babasının fotoğrafının her bir
karesini ezberlemiş evladın inanmak istemediği haberin geldiği gündür
,gözyaşlarıyla birlikte yüreklere dayanılması zor bir acının oturduğu gündür o.
Üstat Cahit Sıkıntı Tarancı şiirinde  her
kelimesiyle bugündeki duyguları dokur adeta.




Sen ben uyurken biri var uyumaz


Nöbette talimde ayakta kış yaz


Memleket namusu ondan sorulur.




Ne çift ne çubuk ne de ev düşünür


Mehmet’im bu toprağın düşkünüdür


Bu aşk ile ya vurur ya vurulur.




En temiz en güzel insanlık onda


Tarihler boyu kahramanlık onda


Mehmetçik ölür meçhul asker olur




Karşılısı yanlış anlaşılma sonucu akan bu kandan beslenen
şerefsizlerin olduğu; kardeş kanın aktığı bu yarada şehitlerimize Allah’tan
rahmet, alillerine sabır diliyorum. Gazilerimize şükranlarımı sunuyorum .En
zorlu şartlarda dahi vatanını savunan ,bizlerin rahat uyumasını sağlayan
Mehmetçik’e dua ediyorum. Kahraman Türk Komutanları ve onlarla birlikte görev
yapan ailelerine şükranlarımı sunuyorum.




Kanayan Yaramız- 4




Biz bu noktaya nerden geldik diye sormuyor insan kendine. Asırlardır
kardeşçe yaşanılan bu topraklarda nasıl bu noktaya geldik. Çözümü aslında çok
da zor olmayan bu yara neden hala kanıyor diye insan sormuyor kendine.
Karşılılık acıların paylaşılıp anlayış gösterileceği ,bazı sosyoekonomik
düzenlemelerin yapılarak çözülebileceği bu yara neden hala kanıyor diye insan
sormuyor kendine., Umut verici olan birlikte kardeşçe yaşama isteği varken, bu
yara neden hala kanıyor diye insan sormuyor kendine.




Nerden geldik bu noktaya ? Tarihteki dehalardan Ulu Önder Mustafa
Kemal Atatürk liderliğinde emperyalistlere karşı dünyada eşi az bulunan
İstiklal Savaşını kazanmış bir millet bu noktaya nasıl geldi?.Kürtler, İstiklal
savaşında ilk silaha sarılanlardandı 1.Meclis’e çok sayıda mebus yolladılar ve
kendilerini ortak mücadeleden koparmak isteyen Batılı emperyalistlere
“Türk-Kürt müttehittir (birleşiktir)” diye telgraf çektiler.




Atatürk’ün yakın dostu Diyar Ağa’dan bahsetmek istiyorum. Bu noktada
usta sözü usta tarihçi Sinan Meydan ‘a bırakmak istiyorum  (1)




DERSİM MİLLETVEKİLİ DİYAP AĞA




Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı fotoğraflarından birinde, üstü açık bir
otomobilde Atatürk’ün yanında oturan beyaz uzun sakallı, sarıklı ve pardösülü
yaşlı bir adam vardır. İşte o adam Dersim Milletvekili Diyar Ağa’dır. Diyar
Ağa, sadece sıradan bir milletvekili değildir, o aynı zamanda Atatürk’ün çok
yakın dostlarından biridir. Diyar Ağa, Atatürk’e olan sevgisini, 1931 yılında
kendisiyle yapılan bir röportajda, “…Allah Büyük Gazi’ye çok ömür versin, çok
büyük bir adamdır. Kıymetini bilelim.” diyerek dile getirmiştir.




Dersim Milletvekili Diyar Ağa, Kurtuluş Savaşı sırasındaki Türk-Kürt
kardeşliğinin, emperyalizme karşı Türk-Kürt ortak mücadelesinin en önemli
sembollerinden biridir. Diyar Ağa, emperyalizmin kirli oyunlarına alet
olmayarak, Türk milletinin bağımsızlık savaşına destek olan gerçek bir
vatanseverdir.




Diyap Ağa, Kurtuluş savaşı sırasında mensup olduğu Ferhat uşağı
Aşireti ile birlikte işgale karşı koymuş, Milli hareketin yanında yer almıştır.
Atatürk’ün çok sevdiği ve dostluk kurduğu Diyar Ağa, Kütahya Eskişehir
Savaşları sonrasında Yunan ordusunun Ankara yakınlarına dayanması üzerine
Meclisin Kayseri’ye taşınması tartışılırken söz alıp Meclis kürsüsüne çıkmış:
“Buraya savaşmaya mı yoksa kaçmaya mı geldik!” diyerek, Milli
Mücadeleye tam destek vermiştir.




ZATEN HEPİMİZ BİRİZ VE KARDEŞİZ




Diyap Ağa’nın, 3 Kasım 1922 tarihinde Meclis’te yapmış olduğu konuşma
kayıtlara şöyle geçmiştir:




“Efendiler, kusura bakmayınız, ben ihtiyarım. Hepimiz biliyor ve
söylüyoruz ki; dinimiz ve diyanetimiz, aslımız, neslimiz hep birdir. Bizim
içimizde ayrılık, ayrılık yoktur. İsmimiz de, dinimiz de Allah’ımız da birdir.
Başka ne diyeyim. Hepinize söz yetiştirmeye ben takat getiremem. Hepimizin
halimize göre söyleyeceğimiz sözlerimiz vardır. Hele bu haller bir düzelsin de
ondan sonra daha çok konuşuruz. Bendeniz ihtiyarım, kusura bakmayınız.
Murahhaslarımız haklarımızı kurtarmaya Avrupa’ya gidiyorlar. Allah yardımcıları
olsun. Hamt olsun, gidenler dinini diyanetini bilen adamlardır. Zaten hepimiz
biriz ve kardeşiz.




Ama düşmanlar bizi birbirimize saldırtmak için tuzaklar yapıyorlar.
Sen şöyle, ben böyleyim diye. Ne yaparlarsa nafile, biz hep kardeşiz. Birisinin
beş, bir diğerinin on oğlu olur. Biri Hasan, biri Mehmet, biri Ahmet, bir Abdullah’tır.
Fakat hepsi insandırlar. La İlahe İllallah, Muhammedîn Resulüler… İşte bu…
Hepsi bu…”




Kanayan yaramızı durdurmak birbirimize sarılıp kenetlenmek bizim
elimizde. Memleketimizi hak ettiği yere getirmek bizim elimizde. Demokratik
barış içinde aydınlık bir memleket dileğiyle.


Nazım’ın dediği gibi “ Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür bir orman gibi
kardeşçesine.”  




DERLEYEN : DR. HİLAL ASLAN