Covid-19’un Yaratacağı Yeni Düzene Hazır Olmalıyız


Osman Başıbüyük, Sun Savunma Net, 14 Ağustos 2020


ABD’DE
HAMLE HAZIRLIKLARI


Amerikalı Avukat Larry Klayman, Freedom
Watch (Özgürlük Takipçisi) isimli sivil toplum örgütü ve Buzz Photos isimli
şirket adına Çin Halk Cumhuriyeti’ne karşı Amerikan mahkemelerinde 20 trilyon
dolarlık bir tazminat davası açtı. Avukatın iddiası, Wuhan şehrindeki yasadışı
bir laboratuvarda, biyolojik silah olarak geliştirilen Covid-19 virüsünün, Çin
yönetimi tarafından kasıtlı olarak bütün dünyaya yayıldığı yönünde. İddiaya
göre, Buzz Photos gibi birçok şirket, bu operasyondan zarar görmüş ve
çalışanlarını işten çıkartmak zorunda kalmıştır, bu zarar tazmin edilmelidir.


Covid-19 virüsünün biyolojik bir silah
olup olmadığını bilemeyiz. Uzmanların genel kanısı, biyolojik silah olamayacağı
yönündedir. Çünkü bu tür virüsler mutasyon geçiriyorlar. Birkaç sene sonra
mutasyona uğramış virüsün dönüp dolaşıp operasyonu yapanı vurmayacağını kimse
garanti edemez.


Bu tartışmayı bir kenara bırakıp önümüze
bakmamız gerekiyor. Covid-19, ister biyolojik silah olarak üretilen ister doğal
yolla üreyen bir virüs olsun, insan ilişkilerinden, toplumsal hayatta, milli
ekonomiden, küresel ekonomiye kadar bütün dünyayı derinden etkileyecek,
değişimlere neden olacaktır. Yapmamız gereken, bu etkilerin ne yönde
olabileceğini tahmin ederek önceden tedbir almaktır.


TEDBİR
MAHALLEDEN BAŞLAR


Kişisel tedbirleri bir kenara bırakıp en
küçük toplumsal ölçek, mahallemizden başlayalım sonra küresel ölçekten
bahsederiz. Bu salgının altı ay veya daha uzun süre etkili olduğunu ve ciddi
can kayıplarına yol açtığını düşünelim. İnsanlar eve kapanmak zorunda olduğu
için günlük ekonominin çarkları durmuş vaziyette. Bu durumun devam etmesi,
belli kesimler için ciddi geçim sıkıntısı yaratacaktır.


Sorun, marketlerde yiyecek bulunup
bulunmaması değildir. Sorun, insanların o yiyecekleri alacak parayı nereden
bulacağıdır. Milyonlarca emekçi ve esnaf günlük kazançla yaşamlarını sürdürmektedir.
Berber, şoför, garson, iki ay sonra ne yiyecek? Üç ay sonra mağaza sahibi, oto
tamircisi, kahveci eve ne götürecek? Salgının uzun sürmesi toplumsal olaylara
hazırlıklı olmamız gerektiğini bize söylüyor.


Tedbiri alması gereken kimdir? Tabi ki
devlet? Peki devlette para var mı? Yok! Peki, sorunu çözecek etkili bir plan
var mı, bir hareket, bir hazırlık var mı? O da yok! Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu
günler için gereken “ihtiyaç akçesini” yani Merkez Bankasındaki acil durum
parasını bile harcamış durumda. Karşılıksız para basmaya kalksa, hiper
enflasyon tehlikesi her şeyi daha da berbat edebilir. Hükümetin açıkladığı
tedbirler, maalesef üç ay sonra başımıza gelebilecek yağma gibi toplumsal
olayları önleme kapasitesine sahip değil.


O zaman tedbiri bizler almak zorundayız.
Yiyeceğini stoklayıp elinde silahla evinde beklemek sorunu çözmeyecektir. Hali
vakti yerinde olan insanlar, ellerini cebine atmalılar.


Mesela herkes her hafta gönlünden koptuğu
miktarda ihtiyaç malzemesini mahalle muhtarına teslim edebilir. Buna benzer
veya Ankara Belediyesi’nin başlattığı “Yardım Kolisi Bağışı Kampanyası” gibi
geliştireceğimiz yöntemlerle bu krizden toplumsal düzeni bozmadan,
paylaşımımızı ve dayanışmamızı artırarak çıkarmak zorundayız. Bunu başardığımız
takdirde, kriz sonu kurulacak yeni dünya düzenine de millet ve devletçe daha
hazırlıklı olmuş oluruz. Gün dayanışma günüdür.


ABD
– ÇİN KAPIŞMASI NASIL SONUÇLANIR KAFA YORMAK LAZIM


Şimdi gelelim küresel boyuta. Bu krizden
sonra mevcut küresel düzen de değişecek. Burası çok açık. Çin’de otoriter, tek
parti yönetimi var. Ekonominin kontrolü büyük ölçüde devletin elinde. Çin
merkez bankası, ağzına kadar döviz, tahvil ve altınla dolu. Merkezi yönetimin
talimatları askeri hiyerarşiye benzer bir mekanizmada tepeden aşağı tüm
birimlerde en kısa sürede ulaşıyor ve uygulanıyor. Çin, finans gücü ve merkezi
otorite sayesinde, Covid-19 salgınını kolay atlatmış gibi gözüküyor.


Rakibi ABD’nin durumu ise tam bir felaket.
ABD, vahşi kapitalizmin beşiği. Paran varsa hayattasın, yoksa ölmende bir
sakınca yoktur. Amerika’da sağlık sistemi bile bu mantık üzerine kurulmuş.
Hastanelerin neredeyse tamamı özel sektöre ait ve sağlık sigortası için ne
kadar para ödüyorsan sistemden o ölçüde yararlanabiliyorsun.


Eğer ön görümüzde yanılmazsak, bu
sistemde, Covid-19 salgınından en çok etkilenecek ülkelerden birisinin ABD
olduğunu göreceğiz. Özel hastaneler, sigortası olmayan ya da yeterli kapsamı
bulunmayan hastalara bakmayacaklar. Trump, bu sorunu çözmek için önce 50 milyar
dolar civarındaki acil durum fonunu erişime açtı, sonrasında 2,2 trilyon dolar
değerindeki tarihin en büyük kurtarma paketini onayladı. Tabi bu kurtarma
paketleri batan şirketler için; ne kadarının sağlık sektörüne aktarılacağını
bilmiyoruz. Sağlık sektöründe ciddi tedbir almazlarsa Amerika’da insanlar
sokaklarda ölebilir. Umarım böyle bir şey olmaz.


Şimdi bazılarınız, “biz ihtiyaç akçesini
harcamışız, ABD 2,2 trilyon para bulabiliyor” diye şaşırıyordur. Beyaz Saray’ın
elinde böyle bir para yok. Amerikan Devleti zaten 23,6 trilyon dolar gibi insan
aklının almayacağı büyüklükte bir borç yüküne sahip. Bahsettikleri o para, 2,2
trilyon dolar daha borçlanma limitini artırdıkları anlamına geliyor; bir başka
deyişle 2,2 triyon dolar daha karşılıksız para basacaklar. Washington bu
hamleyi doların dünya rezerv para birimi olma gücüne dayanarak yapabiliyor. Peki,
bu kadar karşılıksız para basmaya Amerikan doları ne kadar dayanacak?


Aşağı yukarı ABD’nin yıllık gayrisafi mili
hâsılası 18 trilyon dolar civarındadır. Bunun sadece 5 trilyon doları gerçek
ekonomiye, yani üretime ait olup, geri kalan 13 trilyon dolar, finans sektörü
tarafından üretilen paradır. Amerikan devleti ciddi ölçüde borçlu, buna
karşılık özel sektör ciddi ölçüde zengindi. Fakat Covid-19 zenginleri de vurdu.
Krizle birlikte borsalar, bankalar, finans kurumları, şirketler kısacası herkes
en az %30 kaybetti. Bu kayıp sadece Amerika’ya has değil, Avrupa ve Çin’deki
şirketler de kaybetti.


Ekonomik krizlerde sermaye el değiştirir.
Covid-19 salgını ciddi bir ekonomik kriz yarattı. Dünya çapındaki bu krizde,
her ülkede irili-ufaklı binlerce şirket batacak. Parası olan, yok pahasına
satılan, bu batık şirketleri toplayacak. Özel sektörün yanında bazı devletlerde
bu kervana katılacak. Stratejik varlıklarını para bulup toplumsal patlamayı
önleme adına elden çıkaracaklar. İşte biz, toplum olarak olası patlamayı
önleyebilirsek, kriz esnasında Kanal İstanbul Projesi ihalesine çıkan bu
basiretsiz AKP yönetiminin yapacağı hataların bir kısmını telefi etmiş oluruz.


Bu küçük uyarıdan sonra konumuza tekrar
geri dönelim. Bu krizden üretim gücüne sahip olan ve nakit parası bulunanlar
kazançlı çıkacak. En büyük üretim gücüne sahip ülke kim? Çin. Nakit kimde var?
O da Çin’de.


Çin’de küresel sermayenin ciddi
yatırımları var. Onlar da bu krizde en az %30 kaybettiler. Pekin yönetimi,
bırakın Amerika ve Avrupa’daki batık şirketleri satın almayı, kendi ülkesindeki
yabancı yatırımları bile ele geçirse, bu krizden büyük kârla çıkacaktır. İşte
ABD’de, Çin yönetimine karşı 20 trilyon dolar değerinde tazminat davası
açılmasının arkasında bu mücadele yatmaktadır.


Gerilimin tırmanması kaçınılmazdır.
Silahlı bir çatışmayla sonuçlanmasa bile yeniden dünyanın iki kutuplu bir
yapıya doğru sürükleneceği beklenmelidir. ABD, çok yakında “ya bendensiniz ya
da Çin’den yana” diye herkesi bir tercih yapmaya zorlayacaktır. Washington,
aynı Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi bu sefer Çin tehdidi ile korkuttuğu
ülkeleri kendine bağlayarak, kendisine yeni bir dünya yaratmaya çalışacaktır.
Diğer yandan Çin’e de hiç kimse sempatiyle bakmasın. Elindeki ekonomik gücü
emperyal niyetleri için kullanacağından emin olabilirsiniz.


MERKEZİ
DEVLET HALEN ÇOK ÖNEMLİ


Son olarak bir teoriye de daha değinerek
bitirelim. Bazı araştırmacılar, bu süreci üst aklın tek dünya devletine gidişi
hızlandırmak için kullanacağını iddia ediyor. Onların iddialarına göre, bir süre
sonra kripto paraya geçilecek. İnsanlar sağlık ile tehdit edilerek çip takmaya
zorlanacak. Böylece her bir birey her an her yerde mali ve sosyal ilişkiler
açısından çok sıkı takip altına alınacak. Böylece yeni bir dünya düzeni
kurulacak. Üst aklın böyle bir niyete sahip olduğu doğrudur. Ancak üst aklın
paradan başka elinde önemli bir aracı yok. Halk siyasette söz sahibi olduğu
müddetçe, silahlı gücü elinde bulunduran merkezi otorite, kurulu düzeni devam
ettirecek ve bir müddet daha devletler küresel rekabetin ana aktörleri olmaya
devam edecektir.


Bu konular tüm açıklığıyla tartışılmalı ve
böylece salgın sonrası yeni dünya düzenine hazırlanmalıyız.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet