SON DAKİKA

Yurtsever ve Açık Bilgi Platformu | Özel Büro İstihbarat Grubu Özel Buro

ANALİZ & ARAŞTIRMA DOSYALARI

ANALİZ /// CAN UĞUR : “VAHDETTİN HANEDANININ DERDİNDEYDİ MUSTAFA KEMAL CUMHURİYET’İN…”

ANALİZ & ARAŞTIRMA DOSYALARI
Bu haber 27 Şubat 2020 - 0:00 'de eklendi.
Whatsapp Paylaş Telegram Paylaş


CAN UĞUR : “VAHDETTİN HANEDANININ DERDİNDEYDİ
MUSTAFA KEMAL CUMHURİYET’İN…”




28.10.2019


Cumhuriyet’in yıldönümüne ilişkin görüştüğümüz
Feroz Ahmed “Mustafa Kemal’in yeni Türkiye’si Osmanlı’dan devrimci bir kopuşu
simgeliyordu. Vahdettin ise hanedanının derdindeydi” diyor.


29 Ekim 1923’te ilan edilen Cumhuriyet bugün 96
yaşında… Osmanlı Devleti’nin yıkılma süreciyle Mustafa Kemal Atatürk ve
arkadaşlarının başlattığı mücadele halkın desteği ile bir kurtuluş savaşı
halini aldı. Başarıya ulaşan bu mücadele bugün birçok kazanımın da temeli olma
özelliğini taşıyor. Ancak Cumhuriyet’in 96’ncı yılında cumhuriyete yönelik
birçok tehdit de söz konusu. Özellikle Genç Cumhuriyet’in gelişiminin ardından
başlayan tartışmalar Türkiye’nin ABD ile olan ilişkileri ve Türkiye’yi ‘küçük
Amerika yapma sevdaları’ bu tehditlerin başlangıç adımları olarak okunabilir.




AKP’nin söylemlerine bakıldığında ‘manda ve
himaye kabul edilebilir’ diyen Osmanlı Devleti’nin yöneticilerinin neredeyse
‘kurtarıcı’ diye sunulduğu görülüyor. Laiklik ve devrimcilik gibi söylemler
Cumhuriyet’in kurucu söylem ile pratikleri değilmiş gibi davranılıyor. Kimi
zaman Atatürk’ün kurucusu olduğu CHP içinden de AKP’nin söylemlerine çanak
tutulabiliyor. 96 yıllık Cumhuriyet ve öncesinde yaşananlar bilinmeden geleceğe
dair ışık tutmak da mümkün olmuyor. Türkiye siyasal tarihi ve Osmanlı’nın son
dönemindeki politik hareketlenmeler denince aklımıza ilk gelen isimlerden
tarihçi Feroz Ahmed ile bu konuları masaya yatırmak için buluştuk. Modern
Türkiye’nin Oluşumu İttihat ve Terakki gibi alanında referans kabul edilen
birçok kitabın yazarı olan Hindistan doğumlu ve Türk vatandaşı Ahmed “Mustafa
Kemal devrimciydi ve Yeni Türkiye’yi de bu fikir zemininde inşa etmek
istiyordu. Vahdettin ise hanedanının derdine düşmüştü. Amacı onları
kurtarmaktı” ifadelerini kullandı.


>> Osmanlı’nın yıkılışı ve
Cumhuriyet’in kuruluşu… Bunlar toplum için ne anlama geliyor?


1. Dünya Savaşı berabere bitmedi. Osmanlı
Hanedanı’na ne olacağını bilmiyorlardı. Osmanlı İmparatorluğu bitmiş toprakları
İngiliz ve Fransızlar arasında bölüştürülmüştü. Osmanlı Hanedanlığı ise bu
durumdan sıyrılabileceğini ya da kurtulacağını umuyordu. İngilizlerin
kendilerini kurtaracaklarını umuyorlardı. Mustafa Kemal o dönemde
İstanbul’daydı. Sultan Vahdettin’i iyi tanıyordu çünkü Vahdettin tedavi için
Almanya’ya gittiğinde onunla gitmişti. Mustafa Kemal İstanbul’dayken
Vahdettin’den kahvaltı daveti aldı. Büyük ihtimalle bazı konularda ona danışmak
istedi ama konuşmaların içeriğini tam olarak bilmiyoruz. Mustafa Kemal
Vahdettin’in milli mücadelenin lideri olmasını istiyordu. Yunanlılar İzmir’i
işgal ettiğinde Mustafa Kemal onlara ve İngilizlere karşı bir milli mücadele
olacağını biliyordu. Hâlâ Vahdettin’in bunun lideri olması gerektiğini
düşünüyordu. İngilizler Anadolu’daki Kazım Karabekir’in ordusu da dahil
Sultan’ın bütün ordularının silahsızlandırılmasını istiyordu. Vahdettin Mustafa
Kemal’i gönderdi ve Mustafa Kemal Samsun’a 19 Mayıs’ta vardığında ulusal
mücadelenin başlaması gerektiğini biliyordu ve artık Sultan’dan umudunu
kesmişti çünkü Sultan İngilizlere güveniyordu. Bu arada milli mücadele denmese
de bir tür direniş hareketi İttihat ve Terakkiciler tarafında yürütülüyordu.
İttihat ve Terakkiciler iktidarda olduğu sürece birçok şey kazanmıştı şirketler
kurmuştu ve bunları kaybetmek istemiyorlardı. O yüzden bir direniş vardı ama
buna kimin liderlik yapacağı bir soru işaretiydi. Mustafa Kemal kısa sürede bu
hareketin lideri oldu. Sonra mücadele gerçekleşti ve hikâyenin geri kalanını
herkes biliyor. 1922’ye Yunanlılar mağlup olana kadar sürdü.


>> Cumhuriyet’in bir toplum
için anlamı ne burada? Türkiye için anlamı neydi Cumhuriyet’in?


Cumhuriyet kolay kurulmadı. Milli Mücadele
Sultan’ın destekçileri tarafından da yürütülüyordu. Karabekir Cebesoy Orbay;
Cumhuriyet olduğu takdirde bunun Sultan tarafından yönetilmesi gerektiğine
inanıyordu. Neden? Çünkü sürekliliğe inanıyorlardı. Anadolulular Osmanlı
Sultanı’nın dünyayı yönettiğini zannettikleri için onların Sultan’ı
önemsediklerini biliyorlardı. Sultan’ı tanıyorlardı. Sultan ve halifenin
tanındığını düşünüyor seküler bir liderin tanınmayacağını düşünüyorlardı. Bu
yüzden Halk Partisi’ne karşı Terrakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nı kurdular.
Ancak sonra Şeyh Said Ayaklanması yaşandı. O zamanki Meclis de Terrakkiperver
Fırkası’nı kapattı. Böylece Mustafa Kemal tarafından yönetilen bir Cumhuriyet
ortaya çıktı. Bu iki parti arasındaki farkı şöyle tanımlayabiliriz: Mustafa
Kemal tarafından yönetilen parti devrimciydi. Yeni Türkiye’nin eskiden tamamen
farklı olması gerektiğini düşünüyorlardı. Karabekir ise İttihad ve Terakki’nin
yürüttüğü tarzda bir reformu destekliyordu. Sultan meclis ve anayasayı birlikte
istiyorlardı. Mustafa Kemal ile Karabekir’in arasındaki fark buydu. Tabii
Türkiye Mustafa Kemal’in önderliğinde inkılapçı bir ülke oldu.


>> Türkiye’de şu an İslamcı
kesim Vahdettin’i aslında bir ‘kahraman’ ve ‘yurtsever’ olarak görüyor.
‘Osmanlı’nın yıkılışında Vahdettin’in rolü yok’ diyorlar. Siz ne derseniz bu
konuda?


Vahdettin tabii ki yeni kurulan Cumhuriyet’in
başkanı olmak isterdi. Hilafetin de başta ilga edilmediğini hatırlamak gerek.
1922’de sultanlık kaldırıldı. 1924’te hilafet kaldırıldı. Mustafa Kemal
hilafetin İstanbul’da politikaya karışmayacak bir kurum olmasını umuyordu.
Ancak Terrakkiperverciler halifenin politikada olması konusunda ısrarcıydı ve
bu yüzden hilafet de kaldırıldı. Yine de Mustafa Kemal dinin Türk halkı
arasındaki önemini bilir tanırdı. Bu yüzden de hâlâ mevcut olan Diyanet
İşleri’ni kurdu. Vahdettin’in endişeleri daha çok hanedanın bekasıyla
ilgiliydi. O ve damadının temel amaçları buydu. Cumhuriyet’in kurulmasında rol
almak da istemezlerdi seküler ve inkılapçı bir Cumhuriyet’e karşı çıkarlardı.
Eğer daha az reformcu bir Cumhuriyet olsaydı bunu kabul edebilirlerdi.


cukurda-defineci-avi-540867-1.


>> Türkiye’de tek partinin
ardından Demokrat Parti’yle başlayan bir süreç var. Demokrat Parti’yle başlayan
süreçte Türkiye’nin ABD başta olmak üzere emperyalist ülkelerle geliştirdiği
ilişkileri değerlendirmenizi isteyeceğim. Burada nasıl bir süreç izlendi?


Demokrat Parti 1946’da kuruldu. 2. Dünya Savaşı
yeni bitmişti ve Amerika dominant güç olarak ortaya çıkmıştı. Demokrat Parti
benim görebildiğim kadarıyla merkez sağ bir partiydi. Cumhuriyet Halk Partisi
de merkez sol partiydi. Demokrat Parti aslında CHP’nin bir parçasıydı
sekülerdi. İnkılapçı değillerdi çünkü inkılaplar bitmişti. İnkılaplar 1923’ten 1938’de
Mustafa Kemal’in öldüğü yıllar arasında yapılmıştı. Bundan sonra Türkiye bir
güçle daha yakından ilişki kurmak durumundaydı. Türkiye’nin tercihi de
Amerika’dan yana oldu. Türkiye’nin ekonomik anlamda yardıma ihtiyacı vardı. 1.
Dünya Savaşı’nda Almanya kazansaydı İTC Türkiye’nin ilerleme sağlayabilmesinin
tek yolunun Alman yardımı olduğuna yönelik karar verirdi. 2. Dünya Savaşı’ndan
sonra da Türkiye’nin ilerleme sağlayabilmesinin yolunun Amerikan yardımları
olduğuna karar verildi. Amerikalılar da bu gerçeği kabul ettiler. ABD
Türkiye’nin Sovyetler Birliği’nin ortadoğuda genişlemesinin önüne
geçebileceğini bir bariyer görevi göreceğini biliyorlardı. Diğer bir taraftan
da ABD Dışişleri Bakanlığı Türkiye’nin farklı bir şekilde kullanışlı
olabileceğini düşünüyordu. Ancak Truman Doktrini açıklandıktan sonra Türkiye
Amerikan parasını aldı. Bundan sonra da Amerikan yardımıyla Türkiye’nin tarımı
dönüştü. Traktör gibi aletler ithal edilerek tarım mekanize edildi. 1954’e
doğru da köylüler Ankara ve İstanbul gibi büyük şehirlere gitmeye başladı.
Artık tarlada bu insanlara ihtiyaç yoktu. Bunlar yaşanmadan önce ise tarımda
hep bir işçi yetersizliği yaşanıyordu. Sonra ise makineler köylülerin
yaptıklarını yapmaya başladı. Yani Türkiye değişiyordu. Amerikalılar “Ordunuz
1. Dünya Savaşı silahları kullanıyor” dedi ve Türkiye’ye modern silahlar ve
uçaklar verdi. Türkiye değişti yani.


>> Bu değişim de Türkiye ve
Amerika arasında bir bağımlılık ilişkisi yarattı. Bu ilişkiyi nasıl
yorumluyorsunuz?


Türk politikacılar Halk Partililer ve Demokrat
Partililer Türkiye’nin geleceğinin batıyla olduğunu düşünüyordu. Türkiye’nin
NATO’ya katılmasını ele alalım. 1949’da CHP hâlâ iktidardayken İsmet İnönü ABD
elçisini arayıp ‘Türkiye’nin NATO’ya katılmak istediğini’ söyledi. Elçi de
Washington’a yazdı ve Washington da Türkiye’nin Kuzey Atlantik’e dahil
olmadığını söyleyip bu teklifi reddetti. Celal Bayar elçiyi arayıp Hindistan
Mısır Endonezya gibi bağlantısız ülkelerin oluştuğunu söyledi. Bayar dedi ki
‘Bizim de bağlantısız bir ülke olmamızı isteyenler var ve eğer NATO’ya
katılamazsak biz de bağlantısız oluruz’. ABD elçisi de bu sefer olumlu cevap
verdi. İnsanlar Türkiye’nin NATO’ya katılabilmesinin sebebinin Kore Savaşı’na
asker göndermek olduğunu düşünüyor. Bunun belki bir rolü olmuş olabilir ama
bağlantısız ülkelere katılma tehdidi daha büyük bir rol oynuyor. Böylece
Türkiye NATO’nun ve Batı’nın bir parçası oldu.


>> İslamcılarla ilgili bir
soru sormak istiyorum. İslamcıların dünyanın şekillendirilmesinde emperyalizmle
yani ABD’yle kurduğu ilişkiyi nasıl değerlendirirsiniz? Yeşil kuşak vs. ?


Bu çok fazla bilinmez. İslamcılık nasıl oluştu?
Amerikalılar Nasır’ın başını çektiği Arap milliyetçiliğiyle olan savaşı
kaybettiklerini anladıkları zaman oluştu. 1957’de Amerikalı istihbarat
teşkilatı National Security Agency (Ulusal Güvenlik Dairesi) şu tespiti yaptı:
“Yanlış savaşın içindeyiz. Arap Dünyası’nda komünizmle savaşmaya çalışmak saçma
çünkü Arapların komünizmle deneyimleri yok. Türkiye’nin ise komünizmle geçmişi
Sovyet nüfuzu komünist partisi var. Araplarda bunlar yok. ”


Bunun ardından ise “Arap milliyetçiliğiyle
nasıl mücadele ederiz?” sorusu doğdu. Cevap da İslam oldu. Ama ne tür bir
İslam? Suudi Arabistan’da bulunan türde bir İslam… Eğer Suudi Arabistan’ı
tarafımıza çekersek ve Suudi Arabistan bize bağlı olursa biz de İslam’ı
dünyanın geri kalanına karşı kullanabiliriz. Sadece Arap milliyetçilerine karşı
değil her yerde. Türkiye’de Pakistan’da… Suudi Arabistan’ın bu fikre onay
verdiğini görebilirsiniz. 1960’ta da ilk İslami Üniversite’nin açıldığını
görürsünüz. Uğur Mumcu Rabıta adında bir kitap yazdı bununla ilgili. Suudi
Arabistan bundan sonra misyonerler göndermeye başladı. Önce camiilere ve
imamlara kendi İslam türünü yaymak için para vermeye başladılar. Ne tür bir
İslam? Vahabbi ya da Selefi İslamı… Bunlardan bir kısmı Amerika’ya geldi ve ben
de onlarla tanıştım. Beni de kendi davalarına davet etmişlerdi. Bu
Afganistan’da yaşanan ilk cihada kadar devam etti. Bu cihadı kim organize etti?
Amerikalılar ve Suudiler… Bunu organize eden kişilerden biri hakkında Hollywood
filmi bile var.


>> Türkiye’deki siyasal
İslamcıları nasıl değerlendiriyorsunuz?


Bu insanlar [misyonerleri kastediliyor]
Suudiler camiileri finanse etmeye başladığı zaman geldi. Ancak Türkiye seküler…
Mustafa Kemal’in devrimini hâlâ birçok Türk benimsiyor. Bunu nasıl
değerlendirmek gerekir bilmiyorum ama Pakistan’da olduğu kadar bu misyonerler
Türkiye’de büyük bir tehdit oluşturmuyor. Bu misyonerler Pakistan’da
mücahitleri eğittiler. İslam Cumhuriyet’in başından beri Türk halkının önemli
özelliklerinden biriydi.


>> Türkiye’nin şu anki
durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?


Şehirler üniversiteler okulların hâlâ seküler
dünyaya bağlı olduğunu düşünüyorum. Anadolu’da problem olabilir.


>> Cumhuriyetin geldiği
konumu nasıl değerlendiriyorsunuz?


Türkiye çok yaşlı değil. Cumhuriyet fikri de
birçok kişinin benimsediği bir şey. Türkiye’nin önemli bir özelliği olduğunu
düşünüyorum.




LİNK : https://www.birgun.net/haber/vahdettin-hanedaninin-derdindeydi-mustafa-kemal-cumhuriyet-in-274260

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

TÜM KATEGORİLER
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER