• ANALİZ /// TURGAY ERDAĞ : ÜLKE BİR SAVAŞ GEMİSİ GİBİ YÖNETİLEBİLİR Mİ ???
  • Yayın Tarihi : 18 Nisan 2020 Cumartesi
  • Kategori : ANALİZ & ARAŞTIRMA DOSYALARI

TURGAY ERDAĞ : ÜLKE BİR SAVAŞ GEMİSİ GİBİ YÖNETİLEBİLİR Mİ ???

11 Nisan 2020

Dün gece bilgisayar başında bir şeyler okurken monitörde sokağa çıkma yasağını bildiren bildirimler görünmeye başladı.

Okumama son verip haberle ilgilendim. Sonrasında da sosyal medya üzerinde gece yarısına kadar sokaklarda gerçekleşen olayları izledim. Tüm Türkiye’de bir anda oluşan heyecanı ve paniği hissettim.

Bu sabah da televizyon kanallarında sokağa çıkma yasağını televizyonlardan öğrendiğini açıklayan belediye başkanlarını gece fırınlar ve marketler önüne yığılan insan görüntülerini izledim.

İçim sıkıldı.

Hayatımızda hiç görmediğimiz kadar yaşamsal bir salgın hastalık dönemi içindeyken yönetimsel nedenlerden kaynaklanan tartışmalar durmak bilmiyor.

Türkiye’de siyasal kavgaların dindiği bir dönemi hiç anımsamıyorum. Bari korona krizi hepimizi ortak bir hedefte birleştirseydi.

Eskiden iç politikada kavgalar olsa bile dış politikada siyasiler birleşir ve ülkeden tek ses çıkmasına özen gösterilirdi. Şimdi o da yok.

Herkesin maske takarak evden çıkması ve alışveriş yapması istenmişken maskenin nasıl temin edileceği bir türlü çözülemiyor. Baştan olmayacağı belli olan PTT kanalı ile dağıtım gibi kararlar bir anda alınıyor sonrasında hemen vazgeçiliyor. Sokağa çıkma yasağı kararı iki saat önceden 22.00’da duyuruluyor.

Yönetim bu kadar merkezileştirilmişken bu dağınıklık ve tutarsızlığın nedenini sorgulamamız gerek.

* * *

Türkiye’nin kriz yönetimi sorununu düşünürken aklıma bir yönetim modeli geliyor: Savaş gemisi yönetim modeli.

Acaba ülkemiz bir savaş gemisinin yönetim modeline uygun olarak yönetilse nasıl olur?

Aklınıza hemen askeri yönetim ya da sıkıyönetim falan gelmesin.

Sadece son derece karmaşık ve birbirinden bağımsız yatay ve dikey yönetim birimlerinin ustaca koordine edildiği yönetenin ve yönetilenlerin aynı gemide yaşadıkları bilincine sahip olduğu gemi battığında herkesin gerçekten öleceği bir gemi ortamından bahsediyorum.

Başarının herkes tarafından paylaşıldığı herhangi bir kişinin yaptığı hatanın bedelinin ise gemi personelinin tamamı tarafından ödenen bir ortamdan…

* * *

Gelin önce size bir savaş gemisi yönetim modelinden çok genel hatlarıyla söz edeyim.

Savaş gemisi sistemi birbirine benzemeyen birçok alt sistemden olur. Çok kabaca gemiyi makine ve güverte bölümleri olarak ikiye bölelim isterseniz. Makine bölümü güverte bölümüne hiç benzemez. Makine bölümü de kendi içinde birbirine hiç benzemeyen alt bölümlerden oluşur. Elektrik mesela bir bölümdür. Yara savunma bir bölümdür. Motor bir bölümdür. Güverte bölümleri içinde yer alan silah bölümü de kendi içinde birçok alt bölüme ayrılır elektronik de… Yani ihtisaslaşma arttıkça her bölüm kendi içinde birçok alt bölüme ayrılır.

Koskoca bir savaş gemisinin yiyeceğinin suyunun ve akaryakıtının sürekli temin edilmesi makine ve cihazlarının sürekli çalışabilmesi için gerekli malzemenin her an var olmasını sağlayan dev gibi bir sistemi de düşünün…

Gemi personelinin yemek yemesini sağlığının korunmasını ısınmasını çok sıcak havalarda ise tam tersi bulundukları ortamın soğutulmasını (çünkü bir çelik yığınının içinde yaşıyorlar) düşünün…

Geminin bulunduğu ortama göre çok değişken güvenlik tehditleri olduğunu düşünün buna uygun kendini koruma kabiliyetinin sürekli var olması gerektiğini…

Bir de bu gemide bulunan personelin o gemiye kendi istekleri ile gelmediklerini birbirlerini sevmek zorunda olmadıklarını birbirleriyle her zaman aynı düşüncede olmadıklarını bu insanların sonunu bilemedikleri bir süre aynı gemide yaşamak zorunda olduklarını…

* * *

Bu kadar karmaşık ve birbirine benzemeyen insan ve görev gruplarının aynı amaca yönelik ve hatasız çalışması nasıl sağlanıyor?

İşin tılsımı ve -eğer abartmıyorsam- sanatsal yönü de bu zaten.

Yüz yıllardır ağır bedeller ödenerek elde edilen denizcilik deneyimleri gereksinimlerden kaynaklanan buluşlar yaşamlarını bu gelişmeler uğruna feda insanlar bugünkü seviyeye gelinmesini sağlamıştır.

Bir savaş gemisine ruh veren denizciler uzun eğitimler sonunda o gemide görev yapmaya hak kazanırlar.

Bir süre önceye kadar bu eğitim lise düzeyinde başlardı. Lise ve Deniz Harp Okulu eğitimleri 8 yıl sürerdi. Buna kuramsal alt yapı diyelim.

Lise ve sonrasındaki 4 yıllık Deniz Harp Okulu yetiyor muydu? Hayır.

Gemide görev yapabilmek için atanılan göreve ilişkin özel kursları da almak gerekiyor hem de rütbeniz ne olursa olsun.

Örneğin gemi komutanı olacaksanız öncesinde uzun yıllar boyunca yapmanız gereken bütün görevleri başarı ile gerçekleştirmiş olmanız gereken liyakate sahip olmanız gerekli eğitim ve stajları başarı ile tamamlamanız ve gemi komutanlığı sınavını da başarmanız gerekir.

Komodorluk ve amirallik için ise çok daha başka değerlendirme sistemlerinin olduğunu söylememe gerek yok sanırım.

Bütün bu anlatılanlardan başarılı bir gemi oluşturmak için ana unsurun iyi eğitimli ve deneyimli denizciler olduğunu görüyoruz.

Peki en başarılı 200 denizciyi bir savaş gemisine yerleştirsek o gemi donanmanın en başarılı gemisi olur mu? Hayır olmaz.

En üstün nitelikli denizcilerin görev yaptığı bir savaş gemisinin başarılı olabilmesi için bu denizcilerin ayrıca tim eğitimleri dediğimiz eğitimleri de alması gerekir.

Yani bir savaş gemisinin birbirine hiç benzemeyen biraz önce sözünü ettiğim bölümlerinin birbirleri ile koordineli iş yapabilme becerisini geliştirmeleri gerekir.

Gemi komutanı gördüğü bir düşman gemisine top atışına karar verip ateş komutu verdiği anda gemi personelinin bir bölümü akşam yemeğine oturmuş olmamalıdır değil mi?

Ya da gemi komutanı ateş emri verdiğinde silah subayı gelip de “Komutanım mermimiz yok!” dememeli değil mi?

Ya da gemi komutanı radarda tespit ettiği düşman gemisi üzerine yüksek hızla yaklaşmak istediğinde geminin başçarkçısı “Komutanım ama ben makinelerin yağını değiştiriyordum bu da nereden çıktı şimdi?” dememeli değil mi?

* * *

Bir savaş gemisinde bir bölümün çok başarılı ama diğer bölümün rezalet bir performansta olması geminin başarısını ayaklar altına almaya yeter. Yani makine bölümü kötü ama silah bölümü iyi ise bu geminin savaşta başarı kazanmasına olanak yoktur.

Her bölüm bütünün bir parçasıdır ve bütün olmadan kendi başına yaşamını sürdüremez. Görevini doğru ve üstün yeterlilikte yapamayan bir savaş gemisi personelinin savaşta sonu ölüm ve ulusuna yaşatacağı utanç olur. Askerlerin savaşta ölümlerini önemsemeyebilirsiniz olağan karşılayabilirsiniz belki ama ulusa yaşatılacak utanç asla kabul edilemez.

* * *

Bütün bunları gemi personelinin nasıl bir kültür için yetiştirildiklerini açıklamak için yazdım. Bu kültüre sahip kılınan bir gemi personeli artık görevini yapmaya hazırdır.

Gemi personeli rutin görevlerini yerine getirirken aynı zamanda sürekli eğitimler yapar.

Eğitimler belirsiz bir gelecekte olabilecek bütün senaryoların sanki gerçekten yaşanıyormuşçasına oynanmasıdır.

Yani gemide o anda bir yangın yoktur ama sanki her gün geminin farklı bir bölümü yanıyormuş gibi yangın talimi yapılır. Öyle ki bir gün gerçekten geminin herhangi bir yerinde yangın çıkarsa personel gözü kapalı yangına müdahale eder.

Gemi personeli felaket senaryolarına hazırdır. Planları vardır. Eğitimlerini yapmıştır. Periyodik olarak da eğitimlerini sürdürür.

Gemi seyir halindeyken gemi komutanı geminin her bölümünden gelen bilgiyle beslenir. Bilgiler işinin ehli onlarca personel tarafından işlendikten sonra uygun formatlarla gemi komutanına aktarılır. Komutan kararını verdikten sonra gemi personeline karar ya da niyetini duyurur.

Örnek: “A limanından ileri hareketle B limanına ilerleyeceğiz. İki saat sonra düşman denizaltılarının olduğu sahadan geçeceğiz. Bu bölgede denizaltı savunma tedbirlerini alacağız ve denizaltıyı tespit edersek taarruz edeceğiz. Aynı anda düşman uçaklarının da saldırısını bekliyoruz…”

Komutan niyetini ya da kararını bu şekilde duyurduktan sonra geminin en alt bölmesinde çalışan bir er dahi geminin görevini aksatacak bir şey yapmaz. Hatta gemi komutanının asla aklına gelmeyecek yapılması gereken işleri de yapmaya başlar.

Her şeyi gemi komutanı bilemez ve yapılması gereken işler hakkında ilgililere tek tek emir veremez. Buna hem bilgisi hem de zamanı yetmez. Aksi bir durum yani böylesine bir bilgi çokluğu ve iş yoğunluğu komutana sabotaj yapılması ile eş değerdir. Bu sistemde en kıdemsiz erin dahi komutandan bağımsız ama komutanın hedefine ulaşması için yapacağı görevleri vardır.

Gemideki her bağımsız bölüm başındaki en kıdemli subay ya da astsubay aracılığı ile birbirlerine danışarak kararlar alır. Alınan kararlar ve kararların uygulanması diğer bölümlerle koordineyi gerektirir.

Gemi savaşırken personelin yemek yemesi bile büyük bir eğitim ve hazırlık gerektirir. Gemi komutanı savaşın ortasında herkes yemeğini yesin diye emir vermez. Barış zamanı yemek yeme eğitimi yapmamış bir gemi savaşta aç kalır.

Yani diyeceğim bir savaş gemisi tam bir takım çalışmasıdır.

* * *

Peki ülkemiz de böyle yönetilebilir mi? Neden olmasın?

Bütün vatandaşlarımız ülkemizin gereksinimlerine uygun bilimsel çağdaş ve laik bir eğitimden geçirilebilir mi? Neden olmasın?

Kamu ya da özel sektörün bütün çalışanları tim eğitimleri alabilir mi? Neden olmasın?

Görevlendirme yapılırken liyakate son derece büyük önem verilebilir mi? Neden olmasın?

Ülkeyi yönetenler ve tüm vatandaşlar aynı gemide olduğumuz bilincine erişebilir mi? Neden olmasın?

Yöneticiler karar alırken karar sürecine konunun tüm paydaşlarını dâhil edebilir mi? Neden olmasın?

Yöneticiler korku kültürünün yarattığı gerçekleri saklama eğiliminden kurtulmak için muhalif düşünceleri de karar süreçlerine katabilir mi? Neden olmasın?

Yöneticiler ülkenin sadece bir bölümünün değil tamamının refahına mutluluğuna ve başarısına talip olup gereken desteği verebilir mi? Neden olmasın?

Böyle olduğunda yönetimin tüm ulus bireylerinin iyiliği ve refahı için verdiği kararların başarıya ulaşması amacıyla elbirliği ile çalışabilir miyiz? Neden olmasın?

Sevgiyle kalın.

LİNK : https://veryansintv.com/ulke-bir-savas-gemisi-gibi-yonetilebilir-mi/