• ANALİZ /// LEVENT GÜLTEKİN : Yalanı, iftirayı, hakareti mubah gören dindarlık
  • Yayın Tarihi : 22 Haziran 2019 Cumartesi
  • Kategori : ANALİZ & ARAŞTIRMA DOSYALARI

LEVENT GÜLTEKİN : Yalanı, iftirayı, hakareti mubah gören dindarlık 

E-POSTA : acikcenk@gmail.com

7-8 yıl önce AK Parti’nin yanlış politikalarını, buna suskun kalan İslamcıları, İslamcılık anlayışını eleştirdiğimde muhafazakar/dindar yazarlardan, gazetecilerden şöyle itirazlar alıyordum: “Tamam haklısın ama bunları niçin açıktan söylüyorsun?

Veyahut “Amacın ne?” Ya da “Böyle yaparak mahalleye zarar veriyorsun.”

Kimileriyse “Böyle yaparak düşmanın eline koz veriyorsun” diyerek beni ‘düşmanın değirmenine su taşımakla’ itham ediyordu.

Sonunda hem ülkenin hem de dindar mahallenin geldiği durum ortada.

O günlerde bu eleştirilerimi, itirazlarımı düşmanların değirmenine su taşıma olarak gören yazarlar şimdilerde iktidar muhalifi oldu.

Mahallenin, dahası ülkenin içine düştüğü durumdan şikayet ediyorlar.

Fakat geçmişte bu yazarların bana söylediklerinin bir benzeri şimdilerde onlara söyleniyor.

Yeni Şafak yazarı, dindar/muhafazakar mahallede ilim insanı olarak kabul edilen Hayrettin Karaman geçtiğimiz günlerde bir yazı kaleme aldı.

Karaman yazısında mealen şöyle diyor: Doğrucu Davut olmak her zaman iyi bir şey değil.

Doğruyu ne zaman, nerede söyleyeceğini bileceğin kadar hikmet sahibi olman gerek.

İktidarın bazı yanlışlarını eleştireyim derken iktidara zarar vermek, düşmanların değirmenine su taşımak İslami açıdan caiz değil.

Hayrettin Karaman isim vermeden iktidara yeni muhalif kimi İslamcı/ dindar/ muhafazakar yazarları düşmanın değirmenine su taşımakla itham ediyor.

Kimi yeni iktidar muhalifi İslamcı/ dindar/muhafazakar yazarlar da yazdığının yanlış olduğunu söyleyip Hayrettin Karaman’a itiraz etmiş.

Kaderin cilvesine bakın ki iktidarın politikalarını eleştirdiğim için 4-5 yıl önce bana “Düşmanın değirmenine su taşıyorsun”diyenler şimdilerde benzer suçlamanın muhatabı olmuş.

Mesele yeni muhalif olan kimi yazarların öngörüsüzlüğü, bilgisizliği, dar görüşlü olmaları ya da tahribata neden olan sürecin bir parçası olup ‘badel harab ül Basra’ (Basra harap olduktan sonra) muhalif olmaları veyahut geçmişte verdikleri tepkilerin benzerinin şimdi onlara veriliyor olması değil.

Esas mesele Hayrettin Karaman’a itiraz eden yeni muhalif kimi İslamcıların Karaman’ın iktidara yapılan eleştirileri ‘düşmanın değirmenine su taşımak’ olarak gören anlayışına neyin kaynaklık ettiği üzerine kafa yormamaları. 

Din yani inanç referans alınarak bir toplum, bir ülke oluşturulmaya çalışıldığında kaçınılmaz olarak ‘biz ve onlar’ayrımına gidileceği ‘onlar’ denilen toplum kesiminin ‘düşman’ veyahut ‘istikameti bozuk rakipler’ olarak görüleceği gerçeği ortadayken, sorunun kişilerden kaynaklandığını sanmak gerçekçi bir yaklaşım değil. 

Yani kimi İslamcılardaki ‘ötekini’ düşman görme anlayışına, o düşmanı alt etmek için yalanın, iftiranın, hakaretin, aşağılamanın kolayca yapılmasına neyin kaynaklık ettiği üzerine kafa yormak gerekiyor.

Lafı eğip bükmeden söyleyeyim.

Hayrettin Karaman’ın iktidara yeni muhalif kimi İslamcılara yaptığı ‘düşmanın değirmenine su taşıyorsunuz’ ithamına bu suçlamanın muhatabı olanların da benimsediği din anlayışı kaynaklık ediyor. 

Hayatı savaş ve cihattan ibaret gören, bu yaklaşımla toplumu, ülkeyi, dünyayı kendi İslam anlayışına göre şekillendirmeyi amaç edinen, bu amaç için ‘harp hiledir’ gibi bir hadisi temel alıp rakip olarak algıladığı ötekini düşman gören, düşman gördüğü için de her türlü hileyi, yalanı, iftirayı, kabalığı, hakareti meşru göre din anlayışıdır son yaşadığımız olumsuzlukların nedeni.

Müslüman olduğu için kendini hak, Müslüman olmayanları batıl görüp “Hak ile batıl mücadelesi kıyamete kadar sürecek” diyen ve savaş meydanındaki stratejilere vurgu yapmak için söylenmiş ‘harp hiledir’ gibi hadisleri her alanda referans alan dolayısı ile yalana, iftiraya, hakarete dayalı bir yaşam vaaz eden bir dindarlık anlayışı…

“Düşmanın eline koz vermemek için gerçekleri söylemeyelim”, “Zafere ulaşmak için gerçek niyeti belli etmeyelim”, “Amacımıza zarar verir  bu nedenle doğruları söylemeyelim”, “Yolsuzluk, liyakatsizlik, şatafat gibi küçük sorunları dert etmeyelim” gibi yaklaşımlar ülkeyi tahrip etti.

Hem dine zarar verdi hem de dindarlara.

Hal buyken açıktan eleştiri yapmamayı, doğruları söylemek için kimin işine yaradığına bakmayı öğütlemek, ‘büyük amaç var küçük şeylere takılmayalım’ anlayışını sürdürmek anlaşılır gibi değil.

Toplumsal barış, ülke ağır yara almışken hâlâ ‘biz ve onlar’ ayrımını sürdürmek dahası onları ‘öteki’ ve ‘düşman’ görmek gelinen durumun vahametini kavrayamamaktır.

Kaldı ki toplumu iki yüzlü olmaya zorlayan bu sakat yaklaşımla, doğruluğu, dürüstlüğü, adil olmayı ertelemeyi vaaz eden bir din anlayışı ile nereye varabiliriz ki?

Sorun Hayrettin Karaman’da veyahut böyle yazan kişilerde değil.

Esas sorun bu düşünceye kaynaklık eden anlayışta.

Bu anlayışı masaya yatırmadan sağlıklı sonuç elde etmek mümkün değil.

Çünkü toplumu, ülkeyi Müslümanlık ile boyamayı amaç edindiğinizde, bunu hak ve batıl mücadelesi olarak gördüğünüzde, bu elbiseyi giymek istemeyenler doğal olarak yok edilecek düşman gibi görülüyor.

Bu nedenle yalanlarla, iftiralarla, hakaretlerle tek tek mücadele etmek yerine bütün bunlara kaynaklık eden anlayışı masaya yatırmak gerekiyor.

Mahalle kültürünün, inanç esaslı toplum, ülke yaratma çabalarının nelere mal olduğu sahici şekilde kavramak gerekiyor.

Kaldı ki bu sadece inanç için değil, kimlik, ideoloji eksenli toplum yaratma çabaları da benzer sonuçlar doğuruyor. 

Kimin işine yarayacağına bakmaksızın doğruları söylemek, adil ve dürüst olmak, ülke yararını mahalle yararı üstünde görmek, iftiradan, hakaretten, yalandan uzak durmak insan olmanın gereğidir, Müslüman olmanın değil.

Erdem, kimin işine yarayıp yaramayacağına bakmadan kimsenin görmediği anda bile doğru olanı yapmaktır.

Hayrettin Karaman’ın doğruları söylerken “Kimin işine yarayıp yaramayacağına bakılması gerekiyor” demesinin altında ülkenin değil mahallenin yararını gözeten, toplumu, ülkeyi dindarlaştırma amacı güden anlayış yatıyor.

Hem bu anlayışa sahip olup hem de Hayrettin Karaman’a itiraz etmek…

Hem inancı hak ve batıl mücadelesi olarak görüp hem de batıl ile mücadelede “Harp hiledir” diyerek her türlü yalanı iftirayı, hakareti mubah gören anlayışla yapılan ‘hilelere’ karşı çıkmak…

Demek istediğim şu: Müslümanlık anlayışınızla, toplumsal ilişkileri dinle dizayn etmek yaklaşımınızla, bütün ülkeye din elbisesi giydirme gibi anlamsız düşüncelerinizle hesaplaşmadan mevcut iktidara itiraz etmenin yararı yok.

Mahalle kültürünü terk etmeden, inanç esaslı bir toplum, ülke yaratma hayalinden vazgeçmeden yani ülkeyi dindarlık ile boyama sevdasını bütünü ile bir tarafa bırakmadan, ahlaklı, erdemli, adil, namuslu birey olmak için dindar olmak gerekmediği gerçeğini kabul etmeden dinin bireysel tercih olduğunu, topluma dayatılamayacağı gerçeğini görmeden, devletin dinle sağlıklı ilişkisi için özgürlükçü laiklik anlayışı ile barışmadan toplumun bir kesimini öteki, ‘düşman’ gören bu yaklaşımdan kurtulamayız.

Hayrettin Karaman’ın yazdıklarına “Kişisel düşünce” diyerek itiraz eden kimi İslamcı yazarlar meseleye biraz da buradan bakmalılar.