• ANALİZ /// Hacı Haldun Şahin : TÜRK DÜŞÜNCE GELENEĞİNİ FELÇ EDEN TAVIR
  • Yayın Tarihi : 26 Nisan 2020 Pazar
  • Kategori : ANALİZ & ARAŞTIRMA DOSYALARI

Hacı Haldun Şahin : TÜRK DÜŞÜNCE GELENEĞİNİ FELÇ EDEN TAVIR

24 Nisan 2020

Türkiye’de bir takım entelektüeller ve siyasiler, yaşanan hayatın realiteleri yerine standart kitabî verilere ve kendilerince ideal sayılabilecek fikriyata temayül ederek adeta bir egocentrizm (kendini her şeyin merkezi kabul etme) hastalığına tutulmuş vaziyettedirler.
Entelektüel zümrelerin kitapların, milli veya milletlerarası kuruluşların otoritesine aşırı itimadı, âdeta onların bağımsız düşünme kabiliyetlerini felç etmektedir. Modern ilmin ihtisasını putlaştıran ve insanı hayatın realitesine karşı körleştiren bu temayül, maalesef Osmanlı’da da mevcuttu. Osmanlı ulemesının şerhler ve haşiyeler yazmakla iktifa etmesi, onların orjinal fikirler üretmesine de mani olmuştur.
Türk düşünce geleneğinde bunun en bariz misali ulemâdan Şeyh Bedrettin’in (ö.1420) batıl, sosyalist ilan edilip ardından da idam edilmesidir. Büyük bir fıkıhçı ve müctehid olduğu için erbâb-ı hasedin hıçmına uğramış, Câmiü’l-Fusuleyn, Vâridat, Nûrü’l-Kulûb,, Çırağu’l-Fütuh, Meserretü’l-Kulûb, Letâifü’l-İşârât, Çerâgu’l-Fütûh adlı eserlerin sahibi idama mahkum edilmiştir. Molla Herevî’nin fesadına iştirak etmek istemeyen Molla Lütfi, Hacc’a gitmek bahanesiyle ortadan kaybolmuştur. Malum olduğu üzere Şeyh Bedrettin kazasker idi. Fetret fevrinde Şeyhülislâmlık yoktu ve bu rütbe o makama tekabül ettiğine göre şeyhin hukuki fikirlerinin Osmanlı’nın teşkilatlanmasında önemli bir rol oynadığı muhakkak.
Demek ki Fetret devri, sadece Timur istilası yüzünden meydana gelen siyasi bir dönemi ihtiva etmez. Aynı zamanda, Türk-İslâm tefekküründeki fetretin dahi başlangıcıdır.
Mamafih bu anlayış içtimai hayatımızın her vechesinde deverân etmektedir. Hangi meslek gurubundan olursa olsun birileri bu talihsiz milletin lehine bir şeyler yapmak isterse, alakalı çalışmanın akamete uğraması için derhal ve hemen bir takım eşhas ve meslek grupları harekete geçer; ellerinden ne geliyorsa sarf etmekten asla sarf-ı nazar etmezler.
Bunun en bariz misali, hatırladığım kadarıyla Turgut Özal’ın başbakanlığı döneminde Dr. Ziya Özel’in kanser hastalığının tedavisi üzerindeki çalışmalarıydı. Adam, kanser hastalığının tedavisinde zakkum ve ısırgan nebatatının müsbet neticeler verdiği hususundaki tecrübelerini kamuoyuyla paylaştığında yer yerinden oynadı. Başta Tabibler Odası olmak üzere kendi meslektaşları adamcağızı perişan ettiler. Ne yapsın adam da çareyi Türkiye’yi terk etmekte buldu. Tabii bu arada A.B.D deki bir takım kuruluşlar adama gel bizimle çalış dediler, adamcağız da gitti. Kaybeden kim oldu, devletimiz ve milletimiz.
İşte yukarıda adını verdiğimiz bu egocentrizim hastalığı maalesef üzülerek ifade edeyim ki ülkemizde birçok kesimi esir almıştır. Bu, ilimde böyle de siyasette, iktisatta farklı mı asla, değişen pek bir şey yok.
Günümüzde aynı durum Covit-19 virüsünün tedavisi çalışmalarında görev üstlenmiş olan ve Türk milleti için de büyük kıymet ifade eden Prof. Dr. Ercüment Ovalı’nın başına gelmiştir. Adamcağız hakkında insanların duygularıyla oynamadan tutunda, bilinen ve tedavülde olan bir ilaç üzerinde çalıştığından bunun kıymetsiz olacağına kadar neler neler söylendi…
Aynı çalışmayı aynı ilaç üzerinde bir ecnebi hekim yapsaydı hayret ve hayranlıkla takip edilecekti.
Bir diğer konu bu Covit-19 virüsünün laboratuvar ortamında üretilip üretilmediği hususudur. Bizden bir ilim adamı virüsün böyle bir ortamda üretilmesinin ilmi şüpheciliği de işin içine katarak ifade ettiği andan itibaren acımasızca eleştiri yağmuruna tutulur. Bu ilmi bağnazlık, bu taassub niye kardeşim. Bakınız bunun mümkün olacağını hatta insan hafızasını zorlayan, yeryüzünü herc ü merc edecek faaliyetlerin belli zümreler tarafından yürütüldüğünü bilmekteyiz.
Dr. John Coleman’nın “300’ler Komitesi” adlı eserinde söz konusu bu küresel sermayeyi elinde bulunduran zümrelerin tasavvur ve bu alandaki insanlığı felç eden faaliyetleri uzun uzadıya izah edilmiştir. Adamlar yeryüzündeki yaşayan nüfusun yarısını “kaşık düşmanı” olarak görüp, bu nüfusun ama öyle ama böyle y,ok edilmesi gerektiğini planlamışlar. Hadiselere bir de bu yönüyle bakmak gerekmez mi? Gelin tek dünya düzenine karşı duralım dediğinizde karşınızda hayal bile edemiyeceğiniz kadar eşhas ve kurumlar çıkacaktır.
Öyle ya cehalet ve basiretsizlik, ne bir kısım eşhasın ne de bazı kurum ve kuruluşların tekelinde değil ya…
Hacı Haldun Şahin