• ANALİZ /// GÜRSEL TOKMAKOĞLU : Fenomenolojiyle Gelecek İnşası
  • Yayın Tarihi : 16 Mayıs 2020 Cumartesi
  • Kategori : ANALİZ & ARAŞTIRMA DOSYALARI

GÜRSEL TOKMAKOĞLU : Fenomenolojiyle Gelecek İnşası

COVID-19 ile birlikte sosyo-ekonomik yaşamda el freni çekildi ve dünya kendini sorgulamaya başladı. Peki kısa, orta ve uzun vadede olacaklar neler? Bu analizi yaşanan 11 Eylül, Avustralya büyük yangını ve pandemi fenomenolojisiyle ele alacağım. 2008 krizinin ve Ticaret Savaşı’nın konuya ilişkin değerlendirmesini yapacağım.

Dani Rodrik, dünya ekonomisinin kaderini virüse değil, nasıl tepki vermeyi seçtiğimize bağlıyor. Böyle de açıklanabilir, ama asıl olan insanlığın çizdiği bir ilerleme yolu ve bunu belirginleştiren bir metodunun varlığıdır. 

Sadece ekonomiye ve politikalara bakarak neler olabileceğini kestirmeye çalışmaktansa, insanlığın ilerleme metoduna bakmanın daha sağlıklı olacağına inanıyorum. Elbette insanlık toplu refleks gösterir büyüklükteki bir fenomenle karşı karşıya kalınca, bunu mevcutlar, etkiler ve beklentiler üzerine koyarak bir analiz yapıyor, sonra da sonuçlar çıkarıyor. Kolay olan bu!

Eğer fenomenin kaynağı hakkında emin olunacak biçimde bir sebep-sonuç ilişkisi kurmakta eksiklik var ise onun meydana getirdiği etkiler üzerinden bir yapı inşa etmek ne derece doğru olabilir? Bu tartışmalıdır. Eğer bu tartışmayı bitirmeden geleceği işaret eden türden yargılar ifade ediliyorsa, o zaman şöyle anlıyorum, yazar görülmesi istenenleri kendi tarzıyla anlatıyor. 

Bunun en iyi örneğin 11 Eylül fenomenidir. Olay oldu ve peşinde George W. Bush hemen açıkladı, radikal İslami teröre karşı küresel savaş ilan ediyorum diye. Ama insan nüfusunun neredeyse üçte birini kapsayan büyüklükteki coğrafyada yaşayanlar olarak bizler henüz 11 Eylül’ü bu COVID-19’daki kadar tartışmamıştık. Olaydaki her nokta kabul edildiği üzere idi. Ama ondan sonra terör örgütleri sağanağı vesilesiyle Afganistan’dan Fas’a kadar bölgede yeni bir düzen inşası süreci yaşandı.

11 Eylül’de ekonomik kriz yoktu, yıkım vardı ve bu yıkım bilakis küresel ekonomiyi canlandırdı. Ekonomistler bir tez ileri sürmediler. Ama sonuçta tırmanan bir ekonomik yozlaşma sayesinde, ABD kaynaklıdır, 2008 krizi yaşatıldı dünyaya. Bu başlatılan terör savaşıyla ilgili olarak 2001-2020 yılları arasında ne kadar insan kaybı var? Milyon mertebesinde. Peki, bir savaş başlatıldı dendi, buna karşılık bittiği söylendi mi? Hayır, yirmi yıldır savaş sürüyor ve kimsenin ses çıkardığı yok. Hatta adını Uzun Savaş veya Sonu Gelmeyen Savaş şeklinde hafızalara kazıdılar bile. Demek ki 11 Eylül fenomeni yerleşik bir fikir kaynağı olmuş! 

COVID-19 pandemisinin sağlıkla ilgili kısmına değinmeyeceğim. Sosyo-ekonomik yaklaşımlarla ilgileneceğim. Bu başlık altında bugüne dek konu edilenlere tekrar bakalım. 2008 ekonomik krizinin olumsuzlukları henüz etkisini sürdürmekteydi. Üstelik dünyada bir Ticaret Savaşı vardı. Yanı sıra diğer savaş türlerini sıralamayayım. Herkes bekler oldu, bu ekonomik model artık doygun hale geldi ve bir şekilde değişmeli diye. Ama uzmanlar bunun hangi olaydan sonra ve kısa bir süre içinde mümkün olabileceğini açıklayamıyordu. Bütünüyle insanlığı bir değişime sürükleyeceğini net bir senaryo ile belirginleşmiyordu. 

Hatta Dördüncü Sanayi Devrimi konuları ele alınıyorken, bazı meslekler sonlanacak, yıldızı parlayacak iş kolları şunlar olacak şeklinde bilgimiz de oldu. Ama zamanını sorsalar, kimse tam olarak yarın diyemezdi.

Böyle bir durumda, örneğin Aralık 2019 başında, bir ekonomiste senaryo nasıl olur diye sorsanız, ne karşılık verirdi? Ancak, biri çıksa da bu gidişata bir düzen getirse, diyebilirdi. Kim, ne zaman, nasıl yapacak? Soru bu zaten. O ekonomiste ne zaman diye sorunca, belki beş, belki on yıl sonra şeklinde cevaplardı herhalde. Kesinlikle üç-beş gün sonra asla demezdi. Konu malum, herkesin cebini, borcunu, ekmeğini, geleceğini, planlarını ilgilendiren, çok karmaşık bir çıkar piyasası ile yüklüyken, bunu üç-beş gün diye söylemek sadece bir faraziyedir. Ancak Ocak 2020’de her dili olan söylemeye, kalemi olan yazmaya başladı, postcorona diye. Fırsat çıkagelmişti. Ne tesadüf, öyle değil mi? Tam beş aydır, Ocak-Mayıs dönemi, yazılıp çizildiğine, yayınlar, konferanslar yapıldığına göre, hem de ne fırsat öyle değil mi?

Yakın zaman önce yaşanan bir doğa olayı aklıma geldi. Avustralya’nın tamamını içeren ve aylarca süren büyük yangını birileri çıkarmadı. Bu çaptaki bir yangın dünyada neredeyse pandemi gibi az görülen bir fenomendir.

Şimdi soracaksınız herhalde, insanlığın çizdiği yoldaki metodun karşılığı böylesi bir pandemi miydi diye. Birikim sözcüğü bunu açıklayabiliyor mu dersiniz? Biriken ne o zaman? 1) Ekonomide doygunluk, 2) Dördüncü Sanayi Devrimi, 3) küresel plütokrasinin beklentileri ve 4) Wuhan’daki laboratuvarın bu konuda çalışıyor olması. 

Bu dört konu üst üste gelince geçerli bir metot ortaya çıkıveriyor ve yol kendiliğinde çiziliyor olsa gerek! Bu bir plan mıdır? Hayır. Plan olmasına da gerek yok. Dünyada kendiliğinden olan bir fenomen her nasıl gerçekleşiyorsa, bu da öyle bir şey! Üst üste çakışan olayların neticesinde bir zorlama. 

Burada en kritik olan zorlayıcı ise küresel plütokrasidir. Bu bir gerçek ve dolayısıyla fenomenin doğal açıklamasında yeri var. Çünkü bu küresel plütokrasinin zamanı ve mekânı sıkıştırmasındaki etkisi görülür bir gerçektir. Aslında küresel ekonomide gelinen noktanın sıkışması da IV. Sanayi Devrimi için teknolojik yatırımlara verilen destek ve öncelikler de Wuhan’daki Viroloji Laboratuvarı’na çalışılsın diye verilen program ve ödenek de küresel plütokrasiyle açıklanabilir. 

O zaman 11 Eylül için de benzer bir ifade kullanılabilir mi? Neden olmasın? İnsanlık yol haritası çizdiğinde böyle olur. 

Şimdi başka bir noktaya geldik. 11 Eylül, yirmi yıldır etkisini sürdüren peşi sıra değişik etkiler yarattı ise pandemi de öyle düşünülebilir mi? Tam da öyle, önümüzdeki onlarla ifade edilecek yıl içinde çok şey değişecek. Biz bunlara kısa, orta ve uzun vade diyeceğiz, bildik prosedürle. En sonunda ne inşa edilecek o halde? Küresel plütokrasi. Elbette neoliberal uygulamalar üzerine çalışılacak ve ekonomide yeni performans kriterleri ve standartlar üzerine belirginleşen hususlar olacak. Elbette bütün bunlar postkapitalist bir düzeni kuvvetlendirecek. Tamamına Küresel Çağ diyeceğiz.

Kısa vade malum, herkes can derdinde, yaralar sarılacak, pansuman tedaviler harekete geçirilecek. Sağlıkta yeni düzenlemeler, ekonomide mahsuplaşmalar, borçlar, temerrütler, krediler, siyasette seçimler olacak. Hukuk sistemi devreye girecek, arabulucular da devrede olacak. Devlet organizmasına yeni sorumluluk ve yükümlülükler verilecek. Bu geçici bir kaotik düzen olarak açıklanabilir. Hem bir nedeni daha var, orta vadede gelecek olan yeni sistemleşme politikalarına dönük itirazların azaltılması da göz önünde tutulacak. Kısa vade dediğimiz konu yukarıda açıkladığımız on yıllar dediğimiz süreyi bütünüyle içine alır. Orta vadeden de başlangıç zaman dilimi o yeni küresel sistemin oturması açısından kullanılır.

Orta ve uzun vadede küresel arz-talep dengeleri tekrar düzenlenmiş olacak. Yeni iş kollarının ve iş yapma biçimlerinin yerleşmesi süreci bittiğinde bu arz ve talepteki yeni usullere göre bir sosyo-ekonomik yapılanma ve bununla bağlantılı olarak, hükümetlerin küresel hesap yöntemleri ile daha belirgin biçimde denetlenmesi yolu sistemleşmiş olacak. Ekonomiler şimdiki gibi büyük büyüme oranlarına açık değil, küresel anlayışla ve belli bir mantıkla büyüme yolunu seçecek. Küresel ekonomik kilitlenmelere müsaade edilmeyecek bir düzen kurulacak. Dış kaynak kullanma ve ödeme biçimleri bütünüyle düzenlenecek. Sebebi, üretilecek mal ve hizmetin sonuca etkisi göz önünde tutulacak olmasıdır. Sonuçta üretimin verimliliği, esnekliği ve güvenirliği esas olacak. Sürdürülebilirlik temel bir faktör olarak hesabın içinde bulunacak. Yeşil enerjiye önem artacak. Küresel kapsayıcılık ilkesi benimsenecek. Devlet gibi organizasyonların temel görevi uzlaştırıcılık olacak. Sosyal düzende David Chaney’in işaret ettiği gibi, “türdeş” olunacak. Türdeşten kasıt şöyle: Birbirinden tamamen farklı bir grup, şey ya da sürecin, paylaştıkları bir ortak nokta aracılığıyla bir araya gelerek, ortak bir kimlik duygusu oluşturmalarıdır. Çoktan türdeş olma sürecine girdik bile, ama daha fazla nüfus ve belli unsurlar olması gerekiyor. Örneğin henüz parada türdeş olamadık, beklenen bir konu. Büyük nüfus küresel mega kent merkezlerinde birikecek. Bunların etrafındaki varoşlarda yaşam başka akacak. Varoşlar ile devletin hâkim olduğu diğer alanlar (mesela tarım alanları, ormanlar, vs.) hükümetlerin asıl ilgilendiği alanlar olurken, mega kent yönetimlerinin küresel ağ ile birbirleriyle irtibatta olmaları önemli görülecek. Özellikle varoşlar küresel güvenlik sistemleri ile kontrol altında tutulacak.

Gürsel Tokmakoğlu