• Anasayfa
  • /
  • ANALİZ /// FERRUH DEMİRMEN : HUKUKİ YANILGI VE HOCALI SOYKIRIMI


DOKUMANLARI BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.

Sayın FEYM Grubu koordinatörü Orhan Tan Paşa, Sayın Turkish Forum üyeleri ve Başkanı Dr. Kaya Büyükataman,

 

Ve Sayın Refik Mor,

 

Mektubumun nasıl “kafa karaştırdığını” ve “hukuksal yanılgıya” yol açtığını anlamakta güçlük çekiyorum. AİHM’nin, Sayın Doğu Perinçek’in ‘‘Ermeni Soykırımı olmamıştır” söylemini “fikir özgürlüğü” (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Madde10)  kapsamında değerlendirdiği doğrudur. Ancak AİHM bu kararı nasıl aldı; çok önemli. AİHM bu kararı alırken D. Perinçek’in savunmasında altını çizdiği, 1948 BM Soykırım Sözleşmesi’nde yer alan hukuksal boyutu, ve  bu suçun tanınması için bir mahkeme kararı olmasının şart olduğu hususunu göz önünde bulundurmuştur. (Perinçek’in savunmasının diğer ana unsuru 1915 olaylarında bir özel kasıt olmadığı idi). Yargı kararı koşulu AİHM 2. Daire’nin 17 Aralık 2013 tarihli hükmünde sıkça belirtilmiştir. Ve bu vesileyle Yahudi Kırımı (Holocaust) ile sözde Ermeni soykırımına atıflar yapılmış ve aradaki fark belirtilmiştir. Ekte gösterilen 2 kaynaktan alıntılar yaparsak:

 

“The applicant [Doğu Perinçek] submitted that the restriction of his freedom of expression was not proportionate to the aims pursued, namely prevention of racial discrimination and xenophobia. He also contended, referring to Article 6 of the 1948 Convention on the Prevention and Punishment of the Crime of Genocide, that the existence of a “genocide”, which was a legal term, was a matter that could be determined by a court alone.

“78.The applicant contested the opinion of the domestic authorities that his comments had been of a nationalistic and racist nature. He stressed the legal aspect of his arguments, which drew on international law, including the 1948 Convention.

79. The applicant, referring to several cases examined by the Court concerning Holocaust denial, maintained that the fundamental difference was that the Holocaust had been categorised by the Nuremberg Tribunal as a crime against humanity. In addition, the Court had noted that the cases in question concerned clearly established historical facts.”

Türkiye hükümetinin D. Perinçek’e verdiği destek de bu noktaya dikkat çekmiştir:

“… the Turkish Government submitted that, while Holocaust denial was nowadays the main vehicle of anti-Semitism, rejection of the characterisation of the events of 1915 as “genocide” could not have the same effect. Disputing this legal characterisation would in no way amount to encouragement of or incitement to hatred towards the Armenian community.

Sayın Perinçek ve avukatı Mehmet Cengiz de verdikleri beyanlarda bu noktalara özenle değinmişledir. Bay Cengiz:

1915 olaylarıyla ilgili uluslararası bir mahkeme kararı yoktur.2. Daire’nin kararında şu değerlendirme yapılıyor: Bu bağlamda, işbu dava Holokost suçlarına ilişkin davalardan açıkça ayrılmaktadır … Holokost suçu uluslararası bir mahkeme tarafından saptanmış ve sorumluları mahkûm edilmişlerdir.

Kayda değer ki, İsviçre hükümeti Büyük Daire duruşmasında yaptığı savunmada 1948 Soykırım Sözleşmesi’nde yer alan hukuksal boyutu görmezden gelmiş ve tarihçilerin Ermeni soykırımı noktasında konsensus oluşturduğunu ve soykırımın tanımı için bunun yeterli olduğunu ileri sürmüştür.

“4.3 To the extent that the appellant’s [D. Perinçek]submissions seek to deny the existence of a genocide or the legal characterisation of the events of 1915 as genocide – in particular by pointing to the lack of a judgment from an international court or specialist commission, or the lack of irrefutable evidence proving that the facts correspond to the objective and subjective requirements laid down in Article 264 of the Criminal Code or in the 1948 UN Convention, and by arguing that to date, there have been only three internationally recognised genocides – they are irrelevant to the determination of the case, seeing that it is necessary in the first place to establish whether there is enough of a general consensus, especially among historians, to exclude the underlying historical debate as to the classification of the events of 1915 as genocide from the criminal proceedings concerning the application of Article 261 bis § 4 of the Criminal Code.”

İlginçtir ki, AİHM sürecinde Ermeni lobisi de aynı strateji ile “tarihçilerin konsensus” argümanını ileri sürmüş, 1948 BM Soykırım Sözleşmesi’nin hukuksal boyutuna ve yargı hükmü noktasına dokunmamamya özen göstermiştir.

Sonuç olarak AİHM Büyük Daire’si 15 Ekim 2015’de aldığı kararla 2. Daire’nin kararını onaylarak Perinçek’in argümanını kabul etmiştir. Şöyle ki:

“116. The Court also agrees with the applicant that “genocide” is a clearly defined legal concept.

“117. In any event, it is even doubtful that there can be a “general consensus”, particularly among academics, about events such as those in issue in the present case, given that historical research is by definition subject to controversy and dispute and does not really lend itself to definitive conclusions or the assertion of objective and absolute truths (see, to similar effect, the Spanish Constitutional Court’s judgment no. 235/2007, referred to in paragraphs 38-40 above). In this connection, a clear distinction can be made between the present case and cases concerning denial of crimes relating to the Holocaust (see, for example, the case of Robert Faurisson v. France, determined by the UN Human Rights Committee on 8 November 1996, Communication no. 550/1993, doc. CCPR/C/58/D/550/1993 (1996)). Firstly, the applicants in those cases had not disputed the mere legal characterisation of a crime but had denied historical facts, sometimes very concrete ones, such as the existence of gas chambers. Secondly, their denial concerned crimes perpetrated by the Nazi regime that had resulted in convictions with a clear legal basis, namely Article 6, sub-paragraph (c), of the Charter of the (Nuremberg) International Military Tribunal, annexed to the London Agreement of 8 August 1945 (see paragraph 19 above). Thirdly, the historical facts challenged by the applicants in those cases had been found by an international court to be clearly established.

118. The Court therefore considers that the method used by the domestic courts to secure the applicant’s conviction was questionable.”

Demek istediğim şu ki, AİHM kararı salt fikir özgürlüğünün ötesinde önemli unsurların altını çizdi. Hâl böyle iken Sayın Refik Mor’a sormak isterim: AİHM’nin verdiği kararda sadece fikir özgürlüğüne değinerek soykırım suçunun hukuksal boyutunu ve yargı kararı zorunluluğunu görmezden gelmek Ermeni tarafının ekmeğine bilmeden yağ sürmek anlamına gelmiyor mu? “Hukuksal yanılgı”dan kasıt nedir? Başka bir deyişle, Ermenilerin Refik Bey’in dile getirdiği, “Ermeni Soykırımı TARİHİ BİR GERÇEK olup  MAHKEME KARARINA GEREK YOKTUR‘‘ tezini desteklemiş olmuyor muyuz?

Refik Bey’in, Hocalı’da yaşananlar İNSANLIĞA KARŞI YAPILAN SUÇLAR kategorisine girer. Çekilmiş resimler, video’lar vs. bunu kanıtlıyor, ki bu SOYKIRIM İLE EŞ ANLAMLI SUÇTUR…”, ve “Mahkeme kararı olmasa bile soykırımı tanımalayız” sözlerine kesinlikle karşıyım. Şayet çekilmiş resimler vb., yalan dolan da olsa, soykırımı tanımak için yeterli ise Refik Bey İnternet’e girip (Washington’daki Holokost Müzesinde teşhir edilen resimler vb. dahil) Ermenilerin nasıl bu yolla “Ermeni soykırımı” yalanını dünyaya dayatmaya çalıştığına tanık olsun.

Fransa Anayasa Konseyi’nin 8 Ocak 2016 tarihli kararına gelince, Konsey 1948 Sözleşmesi çeçevesinde AİHM kararlarına gönderme yaparak (Nürnberg Mahkemesi kararlarına atıf dahil) Holokost ve “Ermeni soykırımı” arasında açık bir farklılığa dIkkat çekti. Konsey, 1915 olayları için soykırım nitelendirilemesi yapılamaz dedi. Bizler için çok önemli bir ayırım. Bu konuyu daha fazla açmadan Sayın Mehmet Perinçek’in AVİM tarafından Aralık 2018’de yayınlanan bir yazısından şu paragrafa dikkat çekmek isterim:

“ The Constitutional Council of France highlighted the difference between the Holocaust and 1915 events again in a verdict issued January 8, 2016. The court that levied a penalty against a French citizen for rejecting the Holocaust refused this time the application of Armenian groups to have legal standing in the case. Also, the decision gave way to the French Council of State for removing Armenian allegations of genocide from history textbooks. As a result, the Constitutional Council specified that the Gayssot Law complies with the Constitution of France. It allowed Holocaust claims to be adjudicated while denying similar legal standing for the Armenian events. Therefore, the Constitutional Council delivered a verdict in line with ECtHR’s Perincek-Switzerland case decision and allocated 6 of the 33 pages of the verdict to the legal rationale established by the ECtHR precedent.”

Refik Bey, “Şerefsizlerle mücadele ederken, en az onlar kadar CÜRETKAR olmamız gerekir‘ diyor. Bence “şerefsizlerin” ve soykırım tacirliği yapan kimselerin seviyesine inmeyip davamızı uluslararası normlar çerçevesine, alnımızın akıyla savunmamız çok daha iyi bir yaklaşım olur. Densiz ile densiz olmaya değmez. Kaldı ki, Ermeniler gerek propaganda ve gerekse de lobicilikte bizden fersah fersah ileride. 1948 BM Sözleşmesi ve ona dayanan Avrupa’daki yüksek yargı kararları 2013 yılından bu yana Türk tarafı için milât taşı olmuştur. Bunlardan niye faydalanmayalım?

Öte yandan Türk tarafından çok küçük olduğunu tahmin ettiğim bir kesimin, yabancı parlamentoların “Ermeni soykırımı”nı tanımasının “siyasi karar” olduğu ve bu nedenle aleyhlerine dava açmanın, hattâ fazla itiraz etmenin faydasız ve anlamsız olacağı görüşünde olduğu bilinmektedir. “Defeatist” olarak nitelediğim bu görüşe yanıtım, şimdiye dek dava açmadık ve fazla yaygara yapmadıysak elimize ne geçti?Sayısını unuttuğum yabancı milli parlamento ve yerel parlamento veya yönetim (48 ABD eyaleti dahil) bu “soykırım”ı tanıdı;  buna karşın bizlerin ne gibi bir başarısı oldu? Şu da var ki, 1948 BM Soykırım Sözleşmesi’nde soykırım suçunun hukuksal ve siyasi tanımı şeklinde bir ayırım yok. Soykırım ancak hukuksal kapsamda tanımlanmış ve mülâhaza edilmiştir. Yabancı parlamentoların “Ermeni soykırımı”nı tanımaları açıkça uluslararası normları çiğnemek anlamına gelmektedir. 2013’den bu yana “Ermeni soykırım”ı noktasında önemli gelişmeler oldu; bunlardan yararlanalım!

 

En son olark Refik Bey soykırım suçlarının UAD’da (Uluslararası Adalet Divanı‘nda) değil, UCM’de (Uluslararası Ceza Mahkemesi‘nde) görüldüğünü belirtiyor. Bence bir ölçüde haklı. UCM soykırım, savaş suçları gibi durumlarda bireylerin kavuşturulması ve hüküm giydirilmesi ile yetkili (“jurisdiction to prosecute individuals”). UAD ise ülkeler arasındaki ihtilâfları ele alır. Ben Azerbaycan’ın Ermenistan aleyhine UAD’da dava açabileceğinden söz ettiğimde bu iki ülke arasında soykırım savlarına ilişik anlaşmazlığa atıf yapmıştım; bireylerin kavuşturulması söz konusu değildi. Tabii ülkeler arasında soykırıma yönelik ihtilâflar BM’in nezdinde özel olarak kurulan mahkemelerde de yapılabilir. Örneğin, Rwanda ve Bosnia soykırım davalarında ve BM destekli Kamboçya Mahkemesinde olduğu gibi. Benim hukuk bilgim bu kadar; gerisini uluslararası hukukçulara bırakıyorum.

Saygılarımla,

Ferruh Demirmen

ANALİZ & ARAŞTIRMA DOSYALARI