• ANALİZ /// ERGUN ÖZGEN : ULUSAL KİMLİK
  • Yayın Tarihi : 10 Haziran 2019 Pazartesi
  • Kategori : ANALİZ & ARAŞTIRMA DOSYALARI


ERGUN ÖZGEN : ULUSAL KİMLİK

Bir  ulusun  varlığı, onun, tarih bilinci içinde şekillenen  ortak değerlerinde yansımasını bulur. Tarihi perspektifte, pek çok örneklerinde de görüldüğü gibi, kültürel temellerinden koparılmış  ulusların varlıklarını uzun süre devam ettiremediklerine tanık olunmaktadır…

Bir toplumun kültürel bütünlüğüne etki yapan   maddi ve manevi değerlerin manzumesi, o ulusun tarih yolculuğundaki yaşam koşullarında şekillenir ve gene o ulusun genetik kotlarında formüllenir…

Anadolu gibi, tarihe beşiklik yapmış bir coğrafyada dik durabilmek ise,bu toprakların  zilyedliğini  savunabilmenin zorluklarını da beraberinde getirmektedir. Anadolu Tarihine geniş bir açı ile bakıldığında, bu coğrafyanın gerçek anlamda bir medeniyetler mezarlığı olduğu da görülmektedir.

Yaklaşık yedi bin yıllık geçmişi içinde, bu topraklarda peş peşe gelen medeniyetler, varlıklarını sürdürmekte  zorlanmışlarsa, ve siyasal varlıkları bir şekilde bölgeye sonra gelen ve çoğu akraba olan diğer kavimler tarafından sonlandırılmışsa,bunun nedenleri içinde coğrafyanın çekiciliği yanında,bu ulusların zamanla kendi değerlerinin yozlaşmasının,ve ayrıca, varlık nedenlerini şekillendiren ortak  yaşam anlayışlarındaki yabancılaşmanın etkisi de söz konusu olmuştur.

Günümüz dünyasında, KÜRESELLEŞME  politikalarının temel hedefinin, giderek DOLARİZE olmuş bir dünya modeline  oturtulmaya çalışılması enternasyonalizmin bir başka versiyonu olarak ortaya çıkmaktadır. Finans kapital ağırlıklı bu oluşumun hedefine ulaşabilmesi ise, ULUS DEVLET modellerinin bir şekilde tasfiye edilmelerini gerektirmektedir.

Bir ulusun varlığı, en çok onun tarih bilinci içinde ve kültürel kimliğinde  canlılığını korur….Eğer o toplum siyasal açıdan bir hedef ülke ise, ve o ülkenin varlığı üzerindeki ipotek  askeri güç şaplonları  kullanılarak gerçekleştirilemiyorsa, en uygun yaklaşım tarzı  o ülkeyi içinden çözecek modelleri  geliştirmektir…

Çağımız dünyasında, İspanya İç Harbinde, İkinci Dünya Harbi döneminde  Hitler Almanya’sının uygulamalarında, daha sonra da, soğuk savaşı izleyen zaman aralığında izlenen ideolojik etki alanı oluşturma uygulamalarında,psikolojik savaş metotları ile, toplumları içeriden çözmek  ve en az zayiatla ele geçirmeye yönelik örnekler içinde görüntüye gelmiştir….

Psikolojik savaşa karşı en fazla direnme noktası, hedef kabul edilen ülkenin, ULUSAL BİLİNCİNİN GÜCÜ KADAR, KÜLTÜREL KİMLİĞİNE  olan bağlılığıdır. Özellikle Türkiye gibi ULUS DEVLET geleneği olan bir ülkede, ulusal bilinç ve kültürel kimliğin erazyona uğratılması sağlanamadığı takdirde, küreselleştirilme süreci içindeki politikaları olumsuz etkileyecek  bir örnek oluşturabileceği açıktır. Bu mantık içinde olayların analizi yapıldığında, Ulus Devlet geleneğinin direnme noktaları içinde bulunan SİLAHLI KUVVETLER  ile MGK yönelik maksatlı propaganda faaliyetlerinin nedenlerini anlamak hiç de zor değildir.

Özellikle, son senelerde küreselleşme politikalarının güncelliğinin sürmekte olduğu  şu günlerde, belli medya kuruluşlarının psikolojik savaş metotları içinde tek merkezden yönlendirilmekte oldukları intibaını veren yayınları  fazlasıyla dikkate çarpmaktadır. Bu çevreler, kendileri açısından her türlü psikolojik harekata destek verirlerken, ULUSAL BÜTÜNLÜĞÜN savunucularından olan SİLAHLI KUVVETLER ‘e  karşı tavır  almışlar ve  MGK’nu da halka karşı psikolojik harekat yapmakla suçlayabilmişlerdir…

Ulusal kimlik, yukarıda da değinildiği üzere, bir tarih bilincinin eseridir. Yaşadıkları ülkenin kendilerine verdiğini az görenler ile, aldıkları yarım yamalak eğitim modelleri içinde kendilerine ve toplumlarına yabancılaşanlar, ayrıca şahsi meselelerine sosyal görüntü vermeye çalışanlarla, ucuz şöhreti, ulusal değerlere saldırmada bulanlar,ve bunlara ilaveten, aidiyetlerini başka toplumlarla özdeşleştirenler;Türk Ulusunun Ulasal Kimliğinden rahatsız olmaktalar ve ülkede yürütülen yıkıcı ve bölücü faaliyetlerde kendilerinden istenilen rolleri düzeysiz bir şekilde üslenmektedirler.

Her şeye rağmen, geniş tabanlı  bir propaganda faaliyeti yürütmeye çalışan  bu çevrelere karşı Türk Toplumunun tarihten gelen sağduyusu tekrar öne çıkmaya başlamıştır. Aldıkları ekonomik destek ve elde edilmiş her düzeydeki  kiralanmış  kadroları da dikkate alındığında,düzenledikleri senaryolarının anlaşılmakta olması, ve bu konuların da her yerde tartışılır hale gelmesi, kitle haberleşme araçları üzerindeki tekellerine rağmen  medyatik şartlamanın bozulması, kafalarının almadığı bir durum yaratmaktadır…

Türk Dünyası tarihinde pek çok defa ihanet görmüştür. Günümüzde bunun bir başka uygulamasına muhatap olunmaktadır.Ne var ki bir harekat, baskın niteliğini kaybetmişse, ve uygulanmak istenilen senaryoların hedef    ve amaçları  tahmin edilebiliyorsa, o senaryolarla  uzun vadede sonuç almak mümkün değildir…Bu arada bazı hedeflere ulaşabilirler, ancak Türk Ulusu genetik özelliğindeki sağduyusu ve sabrı ile zamanı doğru kullanarak olayları lehine çevirecek imkan ve kabiliyetlere sahiptir… Türkiye’nin etrafında yangın yeri oluşturanlar ise, kaktüs tarlasında yalınayak dolaşmak durumunda kaldıklarının artık farkındadırlar…Ayaklarında oluşacak çizikler de eninde sonunda enfeksiyon  kapacak ve tarladan çıkmak zorunda kalacaklardır.  Kısaca, olaylara millet ömründe bakıldığında kötümser olmak için neden yoktur. Esasen panik, küresel  güçlerin kendileri açısından zamanın giderek daralmasında ortaya çıkmaktadır…

Türk Ulusu, Ulusal kimliğini ve Ulusal Kültürünü,  Ulusal Bütünlüğü  ile birlikte en zor koşullarda bile savunma ve koruma iradesini göstermiştir… Devşirilmiş kadrolarım  medyatik şartlamalar ile  sonuç almaları  mümkün değildir.Olayların nerelerden ve ne amaçlarla yönlendirilmekte oldukları da  açık şekilde tahmin edilmektedir…

ERGUN ÖZGEN