• ANALİZ : BAYAĞILIK SALGINI
  • Yayın Tarihi : 6 Nisan 2020 Pazartesi
  • Kategori : ANALİZ & ARAŞTIRMA DOSYALARI

BAYAĞILIK SALGINI

İnsanlık belli bir eşiğe getirilmişken, pandemik COVID19 tartışmaları her alanda sürüyorken, çok temel meselelerin üzerine sanki boş vakit geçirirmişçesine yazıp çizmek, büyük haksızlık! Bu aşamada toplumda belli kesimlerin yüzeysel davranışları başka bir sorun sahası oluyor ki, bu büyük bir kirlilik yaratıyor. Bu ciddi şartlardayken, işleri evden kovalıyorken, can sıkıntısıyla henüz adı konmamış bir ruh halini toplum olarak yaşıyorken, belli kesimler için söylüyorum, entelektüel bayağılıktan uzak durup, köklü kültürel meseleleri seviyeli biçimde ele almak, başka yanlışlıklara sebep vermemek adına sorumluluk duymak gerekir. 

Neydi insanın öyküsü? Çok dönemeçten geçti insanlık, bedeller ödedi. Öte yandan fennin yanında sosyal bilimler sistemleşti. Politika, ekonomi, hukuk, felsefe… 

Antik dönemin tartışmaları beyhude miydi? XIX. ve XX. YY’da Kant, Hegel, Marks, Hayek boşuna mı tartıştı? Örneğin, İngiliz John Locke’ı okumadan, “Amerika şudur,” demek ne denli doğru olur? Yok, mutlaka bütün düşünürler insanlığın ileri düşüncelerinin dönemsel betimlemelerinden de öte değerleri ifade ettiler. Bizler bugün her neredeysek bulunulan noktanın sabitelerini mezüre üzerindeki santimleri elden geçirircesine görebiliyoruz, hesap edebiliyoruz bazı adımları. Burada entelektüel kesimlerin yapması gereken, kavramları uzaydan gelen hazır ifadelermiş, hep varlarmış gibi görmemek olmalıdır. Bütün bunlar her santimi sayısız düşünceyle yoğrularak insanlık kültürüne bezenmektedir; mutlak değilse bile ışık vericidir. Bu süreç devam etmektedir.

Hal böyleyken bazı çevrelere baktığımda dikkatimi çeken bir husus oluyor; bayağılık yaygınlaşıyor, tıpkı salgın hastalık gibi. Bayağılık bile kendi ölçü birimini oluşturuyor, haliyle. Bu ölçü farklılığı içine girmiş olanlar, yani ölçü birimini kaybetmişler, temel kavramları yok sayarak tartışıyorlar; halbuki o kavramların her biri insanlık adına bir kilometre taşı. 

Peki ne görüyoruz, Bilgi Çağı’nı kat etmişken ve COVID19 karantinasındayken? Entelektüel bayağılık içinde kendine barınma imkânı bulmuş cehalet, kavramları gemi azıya alarak boş zaman geçirircesine hareket ediyor ve salgını derinleştiriyor.

İnsanlığın temel konuları ne? Bugün koronavirüs salgınıyla Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisi içindeki bir yaşam biçimine döndüysek eğer, bunun bir anlamı olmalıdır, hatta faturası da. Bunun tartışmasını XXI. YY’da yaparken gayet temkinli olmak gerekmez mi? Zira uzayda kolonileşmeye elverişli teknolojileri geliştirme arifesine gelmiş insanlığı eğer siz bir Maslow betimlemesi içine sıkıştırırsanız, beraberinde bunun çelişkisini de açıklamanız gerekir. 

Bugün bu dünyada (görece) varlık içindeyken bir uzay kolonisinde yemek, içmek, barınmak gibi çok temel ihtiyaçlara döndürülmüş haldeyiz. Robotlar dakikada bir milyon maske imal ediyorken maske tartışması içindeyiz. Ordular tarafından bir yandan Biyolojik Harp tatbikatları yapılıyorken diğer yandan pandemiye karşı bir aşı geliştirmenin aczi içindeyiz. Neyse!..

COVID19 ile birlikte özellikle Avrupa bu geçiş dönemi tartışmalarını, kültürü veya birikimi bunu gerektirdiğinden olmalı, “liberal enternasyonelleşme” olgusuna dayanarak yapmaktadır. Aynı zaman diliminde bir de “neoliberal küreselleşme” olgusuna dayalı tartışma perspektifi sunulmaktadır. Düşünceler çarpışıyor gibi ama anlayana demem gerekiyor. 

Bu ayrımları görmezden gelerek tartışanlar aslında hangi tür hapı yuttuklarının farkında değiller gibi. Örneğin, sosyo-ekonomik ve psikolojik bağlamlarla Marks ile Hayek öğretilerinin farkını özümsemeden, başka alanlarda değerlendirmeler yapılırsa ölçü birimi farklılaşabilir. Örneğin uluslararası ilişkilerde çalışanlar küresel kavramını kendi söylemlerinde kullanırlarsa, bunun öncesindeki sosyo-ekonomik okumayı özümsemişler midir, onları takip edenler böyle mi anlamalılar?

Hayır, bizde bazen işler böyle yürümüyor! Bizde işler, görülen o ki, literatür takip etmekle oluyor. Bilimsellikte literatür taramak zorunluluktur ama yeterli değildir. Örneğin ne düşünceyi temsil ettiklerini bile umursamadan, küreselci veya muhafazakâr bilmeksizin, Project Syndicate’i, Foreign Affairs veya American Interest’i takip edip kes-yapıştır fikirlerle makale yazan birine Batı’da iş verilmezken, biz evlatlarımızı bilim insanı olsun diye emanet etmekteyiz. Hal böyle olunca Batı kültürünün tarihi derinliği bir çırpıda yok sayılıyor, hem de bir uzmanının dilinde, kaleminde. Başka bir örnekte ise Doğu kültürü yok sayılıyor. İnsanlık bu, doğusu da batısı da incelenmeli.

Kültür deyince çok şey gelmeli akla. Bir husus daha var bilinmesi gereken. Nedir o? Her bir spesiyalistin ötesinde durup, bütün düşüncelerin o kültürde hazmedilmesini ve eklemlenmesini elverişli kılmak adına biri olmalıdır, yani bir generalist, filozof olmalıdır. İkincisi, nedir o? Fizik veya biyoloji uzmanı olmalı, hem de çok ileri düzeyde bilim insanı olmalı; ama bir o kadar da popüler fizik veya popüler biyoloji yazarı olmalı, yani bu dalların filozofları, geçeğini betimleyen generalistleri. Örneğin günümüzde Micio Kaku olmasa Geleceğin Fiziği’ni böylesi şekilde anlamak mümkün müdür? Aksi halde, birkaç yan dalda uzmanlaşsalar bile spesiyalistlerin eksiklerini veya yanlışlarını diğer entelektüel kesimler tekrarlar hale gelirler. Yozlaşmanın entelektüel elitler-arasında durumu böyle pekişir, bayağılık salgını baş gösterir, sonra zor düzeltilir.

COVID19 epidemisi var ya, pandemi oldu ya, sonra dünyada görülecekler konusunda meraklı bir bekleyiş yaratılmışken birileri yazıp çizecek ya… İşte post-modern kültürün apokaliptik sanrısı böyle bir şey olsa gerek. Kullanılan araçlar post-truth, gerçeklik sonrasına ait. Olan ne? Basit, körlerle sağırlar birbirini ağırlar, diyesim geliyor. Bu şartlarda kökü olmayan fikirleri yazıp çizene sormak gerekir; torbayı doldurmuşsun oradan buradan, şimdi kime yararın oldu diye. John Gray’i teşhislerine uygun bir tablo durumu bu.

O zaman sorayım, kültürümüzün temsilcisi filozoflarımız nerede? Yok mu? Toplum için kim tutacak ölçüyü, kim betimleyecek kilometre taşlarını yerli yerinde, hem de kültürümüze yakışır biçimde? Herkes bir noktadan çekiştirip boş zamanlarını harcarken… 

Öyle ya bize, “Çağımızın meşhur Fransız filozofu Edgar Morin,” deyip onun ağzıyla yazar dönemsel eleştirileri bir yabancı kökenli küresel medya organı, eksiği onlara tamamlatırlar. Peki, kültürel yozlaşmanın farkında mıyız? İnsanlığın birikimi, kavramları, kültürü, zamanın icaplarını bir yana konuyor, özellikli uzmanlar ölçüsüz değerlendirmeler yapıyorlar, elitimsi bir kesim memnun görünüyor, çünkü vakit geçiriyor olmalılar, üstelik filozof eksikliğini yabancı bir medya organı gelip tamamlayıveriyor, ne dendiği pek anlaşılmadan, ezberden tekrarlar oluyor sonrasında ve hatta taraf tutan olunuyor, “Ben buyum! ” deniyor kibirlice… Belli bir okulun veya ekolün temsilcisi olmak bile kabul gerektirir. Kim kimi nereye kabul etmiş dersiniz?

KAYNAK : https://politikmerkez.com/konular/kultur/bayagilik-salgini/