ALİ OSMAN
ENGİN : TARİHSEL OLAYLAR VE SOSYOLOJİK OLGULAR


Öncelikle büyük Türk
Milleti ve onun tüm zamanlara vurulmuş hülasası olan Türkiye Cumhuriyeti
Devletimizin içerisinden geçmekte olduğu düşman misali cehennem koridorlarından
İnşallah yanmadan ve sağ salim olarak çıkmasını, dost misali soğuk su
havuzlarından geçerek kırılmadan, paslanmadan cevherleşip çelikleşen azim ve
iradesiyle nizamı alem ülküsünü dünyaya hakim kılmasını Yüce Rabbimden niyaz
ediyorum.


Bilindiği gibi tarih
bir olay bilimdir ve birebir somut olarak yaşanan durumları yer ve zaman
çerçevesinde sebep sonuç ilişkisiyle inceler ve yorumcu tarafından yorumlanır.
O olaylardan yani bire bir somut olarak yaşanan durumlardan yola çıkılarak
ulaşılan genellemeleri yani olguları ise sosyoloji bilimi inceler. Sosyoloji
olgu bilim olarak sadece olanı, var olanı inceler ve yorum yapmaz, taraf
tutmaz. Cehennem koridorlarından ve sırat köprüsünde geçişimiz  ve musibetleri nasihate dönüştürme hesabına
soğuk su havuzlarında irademizi çelikleştirmemiz olay ve Türk Milletinin ve
ülkemizin bekası ise yaşanan olayların olgu boyutudur. 


Dertleri ve sevdaları
Türk Milleti ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti olan, bütün mazlum milletlerin
titreyip kendilerine dönmelerini sağlamak için, adeta sur düdüğüne tarih
bilinci ve tarihsel şuurla üfleyen devlet büyüklerimizin yanındayız ve
nefeslerine nefes katmaya devam edeceğiz. Bilinsin ki, derdiniz derdimiz ve
sevdanız sevdamızdır. Maddi ve manevi olarak Çanakkale Çanağından beslenen,
inandığı tüm değerlerini hal çaresi kılarak onlar ile süslenen, Sarıkamış
destanıyla hüzünlenen, yakıp dondurucu zemheri ayazlarında bedenlerini diri diri
donduran o serdengeçtilerin ruhlarını muhteşem baharlarda uyandırma tutum ve
davranışını ortaya koyabilecek eğitimli ve donanımlı nesillere ihtiyacımız
vardır. Bu nesil pırlanta nesil olacak ve yeniden Hakka tutunarak ayağa
kalkacaktır. Geçmişte olduğu gibi, yolumuza diken serip tuzaklar kuranlar
çıkacak; devleti güçsüz gösterecek, toplumsal ve bireysel düzeyde ümitsizlik ve
öğrenilmiş çaresizlik pompalayacaklardır.


Bu maksatla seçilen ve
kesinlikle aidiyetleri şerefli Türk Milleti olmayan kripto ve paraya – pula
satılmış olan hainler; artık şeref, onur, namus, iman ve varsa eğer ahlâklarını
yemeye başlayacaklardır. Bu adilerin akıbetleri kesinlikle hayır olmayacak,
İlahi adaletin sapmaz yaptırımları karşısında yerlerde sürüneceklerdir. Terör
iltisaklı bu satılmış kripto uşaklar, risk yönetimini iyi bilirler. Çünkü
işleri risk yaratmak ve dönüp o riskleri satın alarak kendine ve çocuklarına
gelecek inşa etme çabasıdır. Bu geleceğin onlar açısından çok karanlık
olacağını, devletimize ve milletimize kurdukları tuzak ve ihanetin bedeli
olarak elde ettiklerini düşündükleri kazanımların hiçbirisinin o zifiri
karanlık yollarını aydınlatamayacaktır. Devlet büyüklerimizin üfledikleri sur
düdüğü onların çoktan gözlerini kör, kulaklarını sağır ve dillerini lal etmiştir.
Yüce Rabbimizin buyurdukları gibi; “.. onların gözleri var görmez, kulakları
var duymaz ve dilleri var geçeği söyleyemez.” Geçmişte Hitler Almanya’sında
Yahudilere ne yaptırılmış ise bizim satılmış hainler de aynı görevleri icra
etmeye çalışıyorlar. Uyuşturucu, fuhuş, tefecilik, yolsuzluk, kısa yoldan köşe
dönmek için çalma, çırpma, yalan ve dolan ile meşguldürler. Her ne kadar
kahpeliğin okulu olmasa da, mezunlarının çok olduğu anlaşılıyor.


Ağustosun ayı zaferler
ayıdır. Şu an itibariyle kaderimiz olan Anadolu’nun kapılarının Türk Milletine
açıldığı bir aydır. Sayın Cumhurbaşkanımız ve Dr. Devlet Bahçeli’nin
katılımlarıyla ve büyük bir coşkuyla gerçekleşen Malazgirt çıkartması her
açıdan önemli ve o kadar da anlamlıdır. Saygıdeğer büyüklerim, İnşallah yeni  zaferlerle bu ayı taçlandıracağınıza gönülden
inanıyorum ve asla şüphe etmiyorum. Biliyor ve inanıyorum ki; Şanlı
Peygamberimizin övgüsüne mazhar olmuş bu ordu millet İslâm’ın son ordusudur.
Her zaman olduğu gibi Rabbim onu koruyacak ve yüceltecektir. Çünkü ifa etmesi
gereken görevleri henüz bitmemiştir. Bu görevlerin neler olduğu yaşadığımız
küresel ve yerel sorunların Allah’ın yardımıyla ve milli şuurla üstesinden her
geldiğimizde kendisini gösterecektir. Bilinmelidir ki, Uhud, Hendek, Bedir,
Kerbela, Malazgirt, Çanakkale, Sarıkamış, milli mücadele, 30 Ağustos ve daha
binlercesi boşuna yaşanmamıştır.


Bu mücadelelerin her
birisi İlayı Kelimetullah davasının maziden atiye vurulmuş mühürleridir. Şanlı
Peygamberimiz döneminde yaşanan savaş ve verilen mücadelelerden; haklı davalar
için parmak sayısı kadar da olsa, az insanla yola çıktığınızda; hiçbir güç sizi
durduramaz. Bu dönem de yaşanan her savaş, bir sonraki dönemde ne yapılması
gerektiğini ortaya koyan ölçütler olmuştur. Kerbela’da; eğer içinizde fitne
çıkar birbirinize düşerseniz, o fitnelerin yalan ve desiselerine aldanmayın.
Çünkü onlar Kur’an sayfalarını bile süngülerin ucuna takıp karşınıza çıkar ve
sizin onlara yapmanız gereken hamleyi engelleyip boş bulunduğunuz bir anda size
ölümcül darbeyi vururlar. Uyanık olunuz 
mesajı verilmeye devam ediyor. Çanakkale bir strateji savaşıdır. Bir
stratejinin hedefine ulaşması, mücadele amacının temellerinin sağlam olmasıyla
gerçekleşmiştir. Çanakkale, vatan, bayrak, ezan, ar, namus, şeref ve onur
mücadelesinin adıdır. Bu mücadelede niceliğin değil, niteliğin değeri ortaya
çıkmıştır. Çanakkale’de it sürüsü düşmanlara; “sakın ha!.. Bir daha deneme!..”
mesajı verilmiştir. İşte onun için hep içerden yıkma hamleleri yapmaya devam
ediyorlar. Sarıkamış’ta küfre karşı yapılan mücadelede plân ve hazırlanan
strateji doğrudur. Sarıkamış’ı kayıp sayanlar en az bizimki kadar karşı
tarafında kayıplarının olduğunu göz ardı edemezler. Bilinmelidir ki her savaşın
avantaj ve riskleri vardır. Sarıkamış’ta belki beklenen somut hedefler
gerçekleşememiş, ancak görünmeyen ve ezelden ebede yol tutan hedefler
gerçekleşmiştir. Çünkü Türkün heybetliliği gibi heybetli Allahuekber dağlarının
zirvesinde dağa, taşa, kışa, kıyamete, havaya ve suya vurulmuş Türk-İslâm
mührüdür. Bu mührün vurulmasını sağlayan civanmertler o zemheri ayazlarında
bedenlerini dondurarak günümüzde İnşallah yaşayacağımıza inandığım muhteşem
baharlarda uyanmayı hedeflemişlerdir. 
İnanın o ruhlar aramızdadır ve Sarıkamış orman ve dağlarından
getirdikleri buzlarla ruhumuzu ve bedenimizi serinletiyorlar.


Hainlerde boş durmuyor.
Onlarda her defasında yeni strateji ve senaryolarla karşımıza çıkmaya devam
ediyorlar. Bunun için ya sağ-sol diye kardeş kavgası çıkarıp hangi tarafta
olursa olsun bu ülkenin geleceğinde önemli hizmetler yapabilme potansiyeli olan
gençleri bulup vururlar, ya darbeler silsilesiyle demokrasi kültür ve
birikimini yok ederek bu gün yaşanılan sorunların temelini hazırladılar, ya
paralel terör örgütü olup yine vatan ve millet duyarlılığı yüksek olan yerli ve
milli unsurlara tuzaklar kurup saf dışı bırakmaya çalıştılar, ya irtica diye
genç kızlarımızı üniversitelerin önüne koyarak aile otağını zayıflatmaya
çalıştılar, ya DHKPC, PKK, YPG, IŞİD, v.s. şeklinde silahlı terör yapıları
olarak ortaya çıktılar.


Eğer dikkat edilirse
oynanan oyunların temelinde kaliteli ve donanımlı  insan kaynakları, ekonomik kaynaklar,
demokrasi kültürü, milli birlik ve beraberlik, tarih şuuru ver ve tarih
bilinci, dini ve ahlâkî değerler vardır. Sonuçta kadın cinayetleri, cinsel ve
çocuk istismarı, Hak ve adalet anlayışında sapmalar, ekmeden biçme, çalışmadan
kazanma, yorulmadan dinlenme, acıkmadan doymaya çalışma, kısa zamanda köşeyi
dönmek için her türlü sahteciliği mubah sayma gibi toplumsal ve bireysel
hastalıklar ortaya çıkıyor.


İçlerinde
tutuşturdukları ihanet ateşiyle 17-25 Aralıkta, Adana’da MİT tırlarına kurulan
kumpasla, 15 Temmuz ihanet ve iç savaş kışkırtıclığıyla sahnelerde boy
göstermeye başlarlar. İşler çığırından çıktığında Kozmik büroya girip en hassas
devlet güvenlik sırlarını azılı düşmanlarımıza takdim edip nice vatan evladını
infaz ettirirler. Demokrasi demokrasi diyerek seçilir ve hemen asıl
niyetlerinin ifadesi olarak dönüp terör örgütlerine hizmet ederler. Devletin
şamarı enselerine indiği zaman da cıyak cıyak bağırırlar. Bunlara çanak tutup
yatakçılık yapanların onlardan hiçbir farkı yoktur. Hepsi aynı yolun
yolcularıdır.


Büyük Türk Milletinin
ezelden ebede düşmanı olan bu çete ve şebekeler her gün şekil değiştirerek yeni
formatlarda karşımıza çıkıyorlar. Daha önce de değinildiği gibi; Toplumsal
yapımızı, birlik ve beraberliğimizi bozmak için; kadına şiddet, fuhuş,
uyuşturucu ve çocuğa cinsel şiddet gibi suçları artırmak için tüm kitle
iletişim araçları kullanılıyor. Diğer yandan insanımızın biriktirdiği sermayesini
tosuncuk bankalarıyla ve çeşitli saadet zinciri kandırmacalarıyla  almak insanımızın gelir düzeyinin artmasını
engelleyerek yatırım imkânlarını yok etmek ana gayelerden bazılarıdır.  Her gün vatan, devlet, millet, din, ezan,
bayrak müdafaası için canlarını cananlarına tercih ederek mücadele eden ve bu
uğurda şehadet şerbetini içen kahraman güvenlik güçlerimizi bağrımıza basarken,
milli mücadele ve kurtuluş savaşı dönemlerinde cephe gerilerinde Ermeni
çetelerinin yaptıkları katliam ve ihanetlerle bu gün aynı şekilde cephe
gerisinde ve sosyal ve ekonomik hayat içerisinde; faizcilik, yolsuzluk, tüyü
bitmemiş yetim hakkına tecavüz, şerefini ve edebini her şeyin üzerinde tutan
insanımızın alın teri ve emeği üzerinden çıkar temin etme çabaları doğrultusunda
kurdukları çetelerle bu ve benzeri faaliyetler yürütenlerin, asker ve
polislerimizi kalleşçe pusu kurarak şehit edenlerden hiçbir farkı yoktur.


Bu dolandırıcıların
faaliyetlerinin toplumsal yıkıcılığı ve toplumsal kaos yaratma etkisi daha
fazladır. Artan ahlâk suçlarının arka plânında bu şebekelerin olduğu
unutulmamalıdır. Gerçekten ülkemizin önemli sorunları vardır ve  bu sorunların üstesinden Allah’ın izni ve
çalışma azmimizle geleceğiz.


Saygı ve sevgilerimle


Ali Osman ENGİN


Tlf: 05322681185