ANALİZ & ARAŞTIRMA DOSYALARI


Ali Berham
ŞAHBUDAK : DEVRİMCİ
KİMDİR ? DEVRİMCİ KİME DENİR !


Günümüz sosyal medyasında ve
yazılı sol medyada hemen her gün devrimcilik nedir? Devrimci kimdir
üzerine çokça laf edilip yazılıp çiziliyor.
Bizde
muğlaklaştırılan bu kavramların bir kez daha yerli yerinde ve amaç ve içeriğine
uygun kullanılmasına yardımcı olacak bu kısa makaleyi, bugüne kadar yazılanları
harmanlayarak yeniden okuyucuya ulaştırmak istedik.


Bazen öyle solculara
rastlıyoruz ki,
bırakalım diğer düzen
partilerini, bugün ülkeyi hızla bir islamo-faşist düzene, tek kişi
diktatörlüğüne götürmekte olan AKP bile devrimci parti diye yutturulmaya, devrim ve devrimcilik
kavramlarının içi boşaltılmaktadır.
Aşağıda kısaca
özetlediğimiz tanımlamaların yardımıyla umarız okuyucu yeniden devrimciliği
de, devrimciyi de, devrimi de tanıma şansını yakalayacaktır.


Devrimci; kısa tanımla
kendi dünya görüşü ve idealleri doğrultusunda toplumda ”kökten” değişim
isteyen ve değiştiren kişidir.


PEKİ, Gerçek devrimci kime
denir?
Sorusu ise; hayatı yaşanılır kılacak; sınıfların, cins
ayırımın olmadığı, kimsenin ötekileştirilmediği, sömürünün ortadan
kaldırıldığı, herkesten kendi yeteneğine göre katkı istenen, herkese ihtiyacı
kadar olanak sunan bir dünya özlemiyle, bugününü yarınlar için feda etmekten
çekinmeyen insandır tarifi ile cevap bulur.


İnsanlığa ”yaşanabilir”
bir dünya teklifinde bulunan her devrimci emperyalist-kapitalist sisteme,
sömürüye, haksızlığa sonuna kadar karşı olandır. Olması gerekir, yoksa devrimci
değildir. Devrimci yukarıda dile getirdiğimiz ideallerimizi içselleştirmiş,
yarını bugünden yaşamaya başlamış, özel mülkiyetçi sistemin etkilerinden
kurtulmuş, devrimi önce kendi bireyinde gerçekleştirmiş kişidir.


Devrimcilik zorlu bir
yoldur. Devrimciliğin özünü kavrayamamış insanlar, eski düzen içi
alışkanlıklarını sürdürmekte ısrarcı davranırlar. Devrimcileşme sürecini
yaşamak yerine, kısa süreli olarak devrimci gibi davranırlar. Sonunda ise
alışkanlıklarına dönerler, dostlar alışverişte görsün diye yapılan ufak tefek işler
ise günü kurtarmaya yöneliktir. Oysaki devrim gerçeğin ta kendisidir. Bir gün
mutlaka yüzleşilecektir bu nedenle devrimci bir tarzda ısrar etmek gerekir.
Bencillikten uzak durmalı ve kendi çıkarlarımızı Devrimci hareketin gerisinde
tutmalıyız.


Devrimciliğin temel
özelliklerinden biri de sevgidir. Bu sevgi yoldaşlarımıza ve halkımıza
duyduğumuz sevgidir. Başkalarını sevmeyen başkaları için mücadele edemez. Etse
bile kendi çatlak egosunun tatmini içindir. Birey bu özelliğini de zaten uzun
süre gizleyemez.


Devrimciliğin olmazsa
olmazlarının başında ise eleştiri ve özeleştiri yatmaktadır. Fakat bunu
yaparken meclis önünde yapılmalı, asla kulis gafletine düşülmemelidir.
Eleştiriler aslında insanı bulunduğu durumdan daha ileri götüren çok değerli
kılavuzlardır. Ancak insanlarımız eleştirildiklerinde, eleştirilen konuya
yoğunlaşıp olumsuz davranışlarını olumluya çevirme yerine hemen savunmaya geçip
eleştiriyi yönelten yoldaşımıza saldırmaya ve bir intikam güdüsü ile hareket
etmeye başlarlar. Bu da örgütlülüğümüzü geriye götürmektedir.


“Yaşamı bütünüyle devrimci
bir yaşam tarzıyla örgütleyemeyen, devrimci düşünemeyen devrimci ahlak ve
kültürü içselleştirememiş insanlar, yabancılaşmaya ve yozlaşmaya mahkumdurlar
“.


Kolektif irade ve olaylara
kolektif bir şekilde refleks geliştirmek yine devrimci yaşam tarzının başat
aktörlerindendir. Denetimin, paylaşımın, kararların, birlikte alınması gerekir.
Aksine birilerinin inisiyatifi hep kendinde bulundurma istek ve arzuları; moda
deyimle “Number one” olma telaşı, söylemeye dilim varmıyor ama “şef olma”
hastalığı, Kolektif iradeye hep darbe vurmuştur. Birilerinin güdümünde olmak,
ortak akıl yerine başkalarının kuklalığına soyunmak ya da bu tür davranışlara
muhatap kılınmak her şeyden önce o meclisteki devrimcilere hakarettir.


Oysaki ortak akıl ve meclis
iradesi en büyük yol göstericimiz olmalıdır.


Devrimcinin görevi
devrimde çıkarı olan insanı iknadır. Yaşamıyla, fikirleriyle, sistem
alternatifi projeleriyle bunu kitlelere kabul ettirerek sistemsel bir dönüşümün
yolunu açabiliriz. Artık yaşanan deneyimler bize, halka rağmen halk için bir
devrimin olamayacağını yeterince göstermiştir. Artık halk için, halk ile
beraber, ötekileştirilen tüm toplumsal kesimler ile beraber bir dönüşümün
kapısı aralanabilir.


Yine yaşanan deneyimler
göstermiştir ki, devrim sadece bir sınıfın bir başka sınıfı iktidardan
alaşağı etmesi değildir. Bunun ötesinde sürekli devrim biçiminde iktidarı
tümden dıştalayan, kolektif komünal bir sistem savunuculuğudur artık. Yaşanan
Proleter devrim örneklerinin başarısızlığının altında yatan esas neden, devrimi
yapanların devrimciliği içselleştirmemiş olmasıdır. Çokça söylenir devrim
kitlelerin eseridir.


Devrimi gerçekleştiren kitleler
ne kadar bilinçli, ne kadar ideallerine bağlı, ne kadar yaşamsal olarak
devrimciliği içselleştirmişse, devrim de o kadar başarılı olabilir. Tepeden
inmeci hiçbir iktidar değişikliği kalıcı değildir.


Özel mülkiyet dünyasında “İnsan,
insan olarak yoksullaşır” der Karl Marks. Bu kapsamda değerlendirdiğimizde
devrimci yaşam özel mülkiyet sistemine karşı bir alternatiftir.
Özel
mülkiyet dünyası bireye bireysel “kurtuluş” yolları gösterir. Bunu da rekabeti,
bencilliği kendisi ile aynı “kaderi” paylaşanları ezme, yok etme bilincini
vererek; bireyi kendi kendinin nesnesi haline getirerek yapar.


Devrimci yaşam, burjuva
yaşamın zıttı-reddidir. İnsana, insan olma, özgür birey olma bilincini devrimci
yaşam sunar. Her
devrimci öncelikle sistem ile mücadeleyle sistem içinde yaşayan kişilikle
mücadeleyi birlikte yürütmelidir. Çünkü kendimiz ile yürüttüğümüz mücadele
aslında sistem ile mücadelenin ön adımıdır. Kendini
sistem sınırlarının dışına çıkarabilmiş bireylerin işidir devrimcilik aslında.
Mücadelenin
dışına düşen kişi devrimci değildir artık.


Ostrovski “Trajedi
mücadele durduğu zaman başlar” 
der. Dönekliğin başladığı nokta
mücadelenin dışına düştüğümüz andır. Devrimci birey mücadelenin dışına düştüğü
an yeniden özel mülkiyet sisteminin bir dişlisi haline gelir. Bu açıdan
devrimci insan, hangi nedenle olursa olsun, örgütlü yapısının dışına düşşede,
devrimci duruşunu koruyabilmelidir. Bunu korumanın yolu ise sınıf
mücadelesinin, ezilenlerin kavgasının yanında durmaya devam etmektir.


Söyledik devrimci kısa
tanımla dünyayı değiştiren veya en azından bu amaçla kendini ortaya koyandır.
Eski, çürümüş kapitalist sistemin dünyasına, onun yarattığı açlığa, sefalete,
eşitsizliğe, bireyi kullaştıran felsefesine karşı mücadele
edendir. Elbette bu sisteme karşı mücadele etmek yeterli değildir.
Devrimcinin ana amacı eskiyi yıkıp yerine yeniyi, daha ileri olanını koymaktır.


İnsanı devrimci yapan içinde
yaşadığı maddi yaşam koşullarıdır denir. Ancak aynı koşullar içinde yaşayan
herkes neden devrimci olmaz sorusu hala cevapsızdır. Devrimci olmak, içinde
yaşanılan hayat koşullarının yarattığı sorunlara cevap olmaktır esasında.


Günümüzün egemen sistemi
kapitalist sistem insanlığı barbarlığa doğru
sürüklüyor, toplumsal-kolektif yaşamı yıkarak, bireyselleştiriyor.
Üretimde uygulanan modern teknoloji sadece tekelcilerin servetine servet katmak
için kullanılıyor. Bireyler arası uçurumların artması yanında, ülkeler arası, ırklar
arası, inançlar arası, sınıflar arası uçurum her geçen gün biraz daha büyüyor.


Sermayenin bir kaç büyük
dünya tekeli elinde birikmesi, ezilen halk tabakaları arasındaki sınıfsal
farkları da anlamsızlaştırmaktadır. Artık bir yanda bir avuç tekelci
kapitalist, bir yandan da bu sistem tarafından ötekileştirilmiş değişik
toplumsal katmanlar var. Artık işçi sınıfı öncülüğünde devrim söylemi yaşamda
karşılık bulmuyor.


Bunu da içeren ve
ötekileştirilmiş tüm toplumsal kesimleri, işçileri, köylüleri, kadınları,
inançsal baskı altındaki kesimleri, küçük ve orta burjuvaları, cinsel
tercihlerinden dolayı dışlananları, etnik kökeninden dolayı ezileni bir bayrak
altında toplayarak bir sistem değişimine yol açacak bir devrimci duruş ile
sonuç almak olanaklıdır.


Sistem karşıtı devrimcilerin
bireysel, özel yaşamları yoktur. Dolayısıyla paylaşılmayacak hiçbir şeyleri
yoktur. Biz kavgamızı paylaşıyoruz. Acımızı, mutluluğumuzu, ekmeğimizi,
inancımızı, sevgimizi, umutlarımızı, umutsuzluklarımızı paylaşıyoruz.


Emeğimizi ve yüreğimizi
paylaşıyoruz.
Beynimizi ve bilincimizi
paylaşıyoruz. Yoldaşlarımızla paylaşımımız bu temeller üzerine oturmalıdır. En
üst noktada paylaşılmalıdır her şey. Paylaşmak, çoğalmak, üretmek, sorunları
çözmek ve güçlenmektir. Yoldaşlarımızla paylaştıkça gelişiriz. Paylaştıkça
kararsızlıklarımız yok olur, eksiklerimiz giderilir, güçlükler ve zorluklar
aşılır. Paylaştıkça arınırız ve güçleniriz.


Ali Berham ŞAHBUDAK…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir