ANALİZ & ARAŞTIRMA DOSYALARI

SÖZCÜ 25 Ocak 2018

Nasuh MAHRUKİ : Türkiyenin Sorunu ve Şansı..

AKP,
2002 yılında iktidara geldiği günden beridir, biricik Türkiye’miz, Cumhuriyet
tarihi boyunca ilk kez bu ölçekte tehlikeli kamplaşmalara, ötekileştirmelere ve
bitaraf olan bertaraf olur anlayışına mahkum edildi. 80 milyonluk, birbirine
bağlılığını binlerce kez ve her şart altında ispat etmiş koca Türk Milleti,
bizzat AKP eliyle, neredeyse birbirinden nefret eder ve birlikte yaşayamayacak
hale getirildi. Tarih boyunca Türk’ün en zayıf noktası olan ve en kolay tuzağa
düştüğü böl ve yönet taktiği, AKP’nin Türkiye’de iktidarını kalıcı hale getirme
stratejisinin ana silahlarından biriydi ve başarılı oldu. Artık iki Türkiye
var…

Siyaset
sonuçta farklı ideolojilerin, dünya görüşlerinin toplum menfaati için yapıcı
mücadelesidir. Bu yapıcı rekabetten ortaya çıkan sonuç topluma huzur, refah ve
mutluluk getirmeli ve ileriye götürmelidir. Kötüyü iyi, iyiyi daha iyi, daha
iyiyi mükemmel hale getirmelidir. Ancak AKP, geldiği günden beridir Türkiye’nin
siyaset etme geleneğini yıktı ve uzlaşma üzerine değil düşmanlık üzerine kurdu
ve sürekli biz ve onlar anlayışını güçlendirdi, pekiştirdi. Tamamen kendi
menfaatleri ve şahsi ikballeri için…

Öyle
ki, bugün Türkiye’de hayata tamamen farklı bakan 2 büyük grup insan topluluğu
oluştu. Bir grubu, AKP Genel Başkanı’nın asrın lideri olduğuna, ümmetin en
büyük şansı olduğuna hatta Allah tarafından gönderildiğine inananlardan
oluşuyor. Şeyh uçmaz müritler uçurur misali. Diğer grup ise bunların deli
saçması olduğuna ve AKP liderinin ve etrafındakilerin pek çok şeyden dolayı
suçlu olduğuna ve yargılanmaları gerektiğine inanıyor. Türkiye iki ayrı uca
savrulmuş, kelimenin tam anlamıyla karpuz gibi ortadan ikiye bölünmüş durumda…

İktidarın
böl ve yönet stratejisi bütün gücüyle, devlet ihaleleri, AKP’li belediyelerin
bütçeleri, örtülü ödenek gibi her tür kamu kaynaklarının kullanılması ve
kullandırılması gibi sonsuz maddi imkanlarla ve havuz medyası, tetikçi köşe
yazarları ve aktroller gibi propaganda araçlarıyla desteklenerek aynen devam
ediyor. Toplum her gün çıkarılan sayısız yapay krizle ve gündemle, sağlı sollu
hiç durmadan inen darbelerle, beş dakika bile bir durup nefes alamayacak hale
getirildiği için de; ‘yahu biz ne yapıyoruz, neden yapıyoruz, eskiden böyle
değildik, ne oldu bize, neden bu hallere düştük ve hala da düşüyoruz’ gibi
soruları bile kendine soramayacak durumda, sadece gününü atlatmaya çalışıyor…

Yine
de bu sahte, yalan, zorba ve Atatürk’e, Cumhuriyet’e, Türkiye’ye ve Türk
Milleti’ne, şehitlerimize ihanet projeleri mutlaka durdurulacaktır, kimsenin bu
konuda bir endişesi olmasın. Bugün değilse yarın, yarın değilse öbür gün ama
mutlaka durdurulacak, sorumluları yargılanacak ve hak ettikleri cezaya
çarptırılacaklardır…

Mustafa
Kemal, 1912 yılında Derne’den Salih Bozok’a yazdığı mektubunda, Derne Osmanlı
Orduları Kumandanı olarak, Derne kuvvetlerinin bütün kumandanları ve
zabitleriyle bir akşam toplantısı yaptığından ve oradaki bir gözleminden
bahseder; ‘Bu güzel kalpli, kahraman
bakışlı arkadaşlarımın, bu küçük rütbeli fakat düşmanı titreten büyük
kumandanların samimi nazarlarında vatan için ölmek iştiyakını (arzusunu)
okuyordum’, der ve kalbinde büyük bir sevinç ve gurur hasıl olduğunu
söyler. Silah arkadaşlarına; ‘Vatan
mutlaka selamet bulacak, millet mutlaka mesut olacaktır. Çünkü kendi
selametini, kendi saadetini, memleketin ve milletin saadet ve selameti için
feda edebilen vatan evlatları çoktur’ dediğini anlatır.






























Mustafa
Kemal’in bu gözlemi, AKP’nin profesyonel yalancı havuz medyası ne derse desin,
bugün de geçerlidir ve ne olursa olsun yarın da geçerli olacaktır. Çünkü Türk
budur ve burası Türkiye Cumhuriyeti’dir. Burası bağrında buğday gibi
kahramanlar yetiştiren, başarılması imkansız denilen işleri, büyük bir
zarafetle ve centilmenlikle başaranların, en umutsuz durumda bile bir çıkış
yolu bulanların diyarıdır. AKP’nin kandırdığı, aldattığı, dini masallarla
Araplaştırıp özünden, kendinden uzaklaştırdığı cahil yurttaşları, Atatürkçü,
laik, demokrasiyi içselleştirmiş, hukukun üstünlüğüne inanan çağdaş
yurttaşlarla kapıştırma senaryosu olan son ve en hain kozu, fedakar ve kahraman
Türklerin göğsünde parçalanacaktır. Hem kandırılmış yurttaşlarımızın aklını
başına getirerek bu kardeş kavgasını engelleyecek hem de şahsi menfaatleri için
bizi birbirimizle dövüştürmeye çalışanlara hak ettikleri dersi vereceğiz.
Huzurunuzda kendi adımı, bunu başaracak ve bizi bu cendereden çıkaracak olan
fedailer defterine bir kez daha yazıyorum…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir