ÜLKELER BAZINDA ANALİZLER & ÜLKELER DOSYASI

SETA Strateji Uzmanı Doç. Dr. Talha Köse : “Amerika’nın Türkiye
Politikası Taktiksel”

SETA Strateji Uzmanı Doç. Dr. Köse, Türkiye’nin
kuzey Suriye’deki terör örgütlerine karşı düzenlediği Zeytin Dalı Harekatı’na
yönelik ABD’den gelen birbirine zıt açıklamaları AA muhabirine değerlendirdi.






Siyaset,
Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı
 (SETAStrateji Uzmanı Doç. Dr. Talha Köse,
ABD askeri kanadının terör
örgütü PKK/PYD’ye 
açık destek verirken, sivil kanadının
silah yardımlarını kestikleri yönündeki açıklamalarının Türkiye’yi oyalama
taktiği olabileceğini belirterek, “Karşımızda birden fazla Amerika görüyoruz
ama bu karışıklığın şans eseri olduğunu düşünmüyorum.” dedi.


Aynı zamanda İbni
Haldun Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim
Üyesi olan Doç. Dr. Köse, Türkiye’nin kuzey Suriye’deki terör örgütlerine karşı
düzenlediği Zeytin Dalı Harekatı’na yönelik ABD’den gelen birbirine zıt
açıklamaları AA muhabirine değerlendirdi.


ABD’nin PYD’yi
sahada müttefik olarak gördüğünü vurgulayan Köse, “Farklı mecralardan birbirine
zıt açıklamalar yapılıyor. Karşı karşıyaymış gibi görüntü vermelerinin de
Türkiye’yi oyalamak için taktik bir hamle olduğunu düşünüyorum. Karşımızda
birden fazla Amerika görüyoruz ama bu karışıklığın şans eseri olduğunu
düşünmüyorum.” diye konuştu.


Talha Köse, Afrin’e
düzenlenen Zeytin Dalı Operasyonu’nun Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) şu ana
kadar hazırladığı en iyi operasyonlardan biri olduğunu kaydederek şunları
söyledi:


“Fırat Kalkanı
operasyonlarıyla bir karşılaştırma yapıldığında gerek kullanılan mühimmat,
gerek psikolojik hazırlık, gerek yerel güçlerle yani Özgür Suriye Ordusu ile
yapılan iş birliği gerekse de farklı askeri birimlerin koordinasyonu açısından
çok daha organize olduğunu görüyoruz. Özellikle nüfuz edici bomba dediğimiz
sığınak delicilerin kullanılması bu operasyon açısından en kritik şey.


Çünkü örgütün
konumlandığı yerlerde 90 santimetrelik beton siperler oluşturulmuş,
güçlendirilmiş demir de kullanılmış. Bu siperleri obüs atışlarıyla, tank
atışlarıyla delmek mümkün değil ancak uçaklar kullanılarak sığınak delen
bombalar etkili oldu. Fırat Kalkanı Operasyonu’nda pek kullanılmadığı için PYD
bunu hiç beklemiyordu. Burseya Dağı’nın bu kadar hızlı bir şekilde alınmasında
en etkili olan unsurun bu olduğunu düşünüyorum.”


“ÖSO savaşa çok iyi hazırlanmış”


Talha Köse, Özgür
Suriye Ordusu (ÖSO) birliklerinin, Zeytin Dalı Harekatı’na, Fırat Kalkanı’yla
karşılaştırıldığında çok daha eğitimli ve hazırlıklı olduğunu ve daha iyi
mühimmatlara sahip bulunduğunu savunarak, operasyonun karada yürütülecek en
önemli ayağını ÖSO birliklerinin oluşturduğunu kaydetti.


Harekatta, insansız
hava araçları İHA ve SİHA’lara da büyük görevler düştüğüne değinen Köse,
“Operasyon bölgelerinin analizi İHA’lar sayesinde daha isabetli yapılıyor.
İstihbarat ve koordinasyon açısından çok iyi kullanıldığını görüyoruz.
Dolayısıyla Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bu kadar az kayıp vermesinde bütün
bunların rolü büyüktür ve cephe hattının bu kadar hızlı bir şekilde
geçilmesinde de etkileri büyük oldu.” ifadelerini kullandı.


Köse, savaşın bundan
sonra meskun mahalde yürütüleceğini hatırlatarak, “Fırat Kalkanı operasyonunda
zırhlı araçlarımızın bir kısmı vurulmuştu. Zeytin Dalı operasyonunda ise zırhlı
araçlarımızın daha iyi korunduğunu görüyoruz. Türkiye’nin hızlı ilerlemesi, az
kayıp vermesi ve sahada çok daha etkin bir şekilde yayılması, bütün bu
hazırlığın iyi olduğunu gösteriyor.” tespitinde bulundu.


”Birden fazla ABD sadece taktik”


Talha Köse, ABD’nin
Münbiç ve Fırat’ın doğu kısmındaki PYD’ye desteğini çekmesi durumunda
Türkiye’nin çok daha hızlı ilerleyeceğini ifade ederek, Türkiye’nin
karşısındaki en büyük meydan okumanın ABD’nin Türkiye düşmanlığı olduğunu savundu.


Washington’da her
kafadan ayrı ses çıktığını belirten Köse, “ABD Dışişleri Bakanlığı ile
konuşulduğunda PYD’ye destek verilemeyeceği söyleniyor. Başkan Trump’la
konuşulduğunda yine benzer bir açıklama yapılıyor. Sahaya bakıldığında PYD
adına bütün operasyonu CENTCOM ve Pentagon’un yürüttüğünü, Türkiye’ye karşı son
derece düşmanca bir tavır içerisinde olduklarını ve PYD’yi de müttefik olarak
tanımladıklarını görüyoruz. “diye konuştu.


Köse, gelişmelere
bakınca Türkiye’nin karşısında birden fazla ABD olduğunu söyleyerek, sözlerini
şöyle sürdürdü:


“ABD Savunma
Bakanlığı Pentagon ile Merkez Kuvvetler Komutanlığı CENTCOM’un PYD’yi açıkça
desteklemesine karşılık, Beyaz Saray’ın Türkiye’ye yakın mesajlar vermesi bir
oyalama taktiğidir. Birden fazla ABD’nin gösterilmesi taktik de olabilir. Böyle
bir karışıklık yaratıp Türkiye’yi oyalamak niyetinde olabilirler. Yaklaşık
1-1,5 senedir devam eden bir karışıklık var. Ben bu karışıklığın şans eseri
olduğunu düşünmüyorum. Türkiye’ye karışıklık görüntüsü vermenin ben açıkçası
taktik bir şey olduğunu düşünmeye başladım. Türkiye’yi oyalamak için karşı
karşıyalarmış gibi izlenim veriyorlar.


Ben Pentagon ve
CENTCOM’u stratejik olarak Türkiye’yi partner olarak görmediğini, uzun vade de
PKK/PYD’yle ilişkilerini daha stratejik olarak gördüğünü ve bunun da Türkiye
açısından büyük bir risk olduğunu görüyorum. ABD Dışişleri Bakanlığı ve Başkan
da sanki Türkiye’yi oyalıyormuş gibi hissediyorum. Bu açıdan Türkiye’nin artık
farklı bir faza geçmesi gerekiyor. Sahada Pentagon ve CENTCOM’un PYD ile
müttefiklikleri devam ediyorsa bunun Türkiye açısından dikkat edilmesi gereken
bir durum olduğunu algılamamız gerekiyor.”


”Arap basını Türk- Kürt çatışması algısı yaratıyor”


Bilge Adamlar
Stratejik Araştırmalar Merkezi (BİLGESAM) Ortadoğu Araştırmaları Uzmanı Ali
Semin de dünya basını, özellikle Arap basınının Türkiye için “Sınırda Kürtlerle
çatışıyor” algısı yaratmaya çalıştığını söyledi.


Arap basınının
ısrarla bölgede bir Türk- Kürt çatışması algısı yaratmaya çalıştığını belirten
Semin, ”Türkiye kendi sınırlarında konuşlanmış terör örgütünü temizlemek için
mücadele ediyor. Türkiye sınır güvenliğini sağladıktan ve terör tamamen
temizlendikten sonra elbette oradan ayrılacak. Türkiye’nin gözü başka ülkelerin
topraklarında değil ama maalesef Türkiye’de bir kısım, dünyada ise birçok medya
kuruluşu ve özellikle Arap basını Türkiye’nin bu mücadelesini farklı bir
şekilde vermeye çalışıyor. Bu kara propaganda tarzı haberlerde sanki Türkiye
orada Kürtlere karşı bir operasyon yürütüyor, sanki bölgede bir Türk-Kürt
çatışması varmış gibi bir algı yaratılmaya çalışılıyor.” dedi.


Semin, Türkiye’nin
Afrin’le ilgili özellikle Arap basınının yürüttüğü kara propaganda konusunda
ciddi bir kamu diplomasisi oluşturması ve Arap basınının kasıtlı olarak
oluşturduğu algıyı kırması gerektiğini kaydetti.


Katar merkezli
Al-Jazeera dışında tüm Arap basınının tek ağızdan yayın yaptığını anlatan Semin
şunları söyledi: ”Gerek Türkiye gerek Türkiye dışında basının çok ciddi bir
şekilde kullanılması gerekiyor. Dışarıda çok fazla yanlı ve yanlış yayın
yapılıyor. Türkiye’de TRT Arabi var. Anadolu Ajansı’nın Arapça yayınları var.
Bunlar Arap dünyasına ne kadar yansıyor, ne kadar etkili oluyor, bunların çok
iyi kontrol edilmesi gerekiyor. Körfez ülkelerindeki Al Jazeera hariç hemen
hemen hepsi haberleri Türkler bölgede Suriyeli Kürtlerle çatışıyor şeklinde
veriyor. Al-Arabiya, ​Al-Sharq, Al-Ahram, Al-Hayat gibi Arap basınının ciddi ve
güçlü basın-yayın kuruluşları bunu yapıyor. Bu çok riskli bir durumdur.”


Ali Semin, harekatın
Türk-Kürt çatışmasına dönüştürülmeye çalışılmasının sadece Türkiye’nin değil
bölgede bulunan bütün devletlerin sorunu haline gelebileceği uyarısında
bulundu.


Türkiye terörle
mücadele ederken Arap dünyasının bu konuda sessiz kalmasının ciddi bir sorun
olduğuna vurgu yapan Semin şöyle devam etti:


“Arap Birliği’nin şu
ana kadar toplanıp bir karar çıkarması bekleniyordu. Bu sadece Türkiye’nin
sorunu değil. ‘Türkiye sınırında bir terör devletine izin vermeyiz’ demeleri
gerekiyordu. Bunu demediler, daha doğrusu diyemediler. Güçleri mi yok, elbette
var. Milyarlarca dolar silah almışlar ama iş mücadeleye gelince susuyorlar, bu
sorunu üzerlerinden atmak için susmayı ya da kara propaganda yapmayı tercih
ediyorlar. Özellikle Suudi Arabistan basını bunu çok rahat bir şekilde yapıyor.
Bir terör operasyonundan çok Türk-Kürt çatışması olarak gösteriliyor. Suudi
Arabistan medyası kendi toplum yapısının dokusuyla da oynayarak onları Türkiye
ile karşı karşıya getirmek istiyor. ”


”Uluslararası medyaya yeterince anlatamadık”


Türkiye’nin
uluslararası diplomasinin yanı sıra uluslararası medyayı da mutlaka
yönlendirmesi gerektiğini dile getiren Semin, şu önerilerde bulundu:


”Türkiye, Arap
ülkelerinden gazetecileri çağırıp onlara Afrin operasyonu ya da Zeytin Dalı
Harekatı’nı mutlaka anlatması gerekiyor. Türkiye’de herkes az çok İngilizce
biliyor ama Arapça bilen insan sayısı çok az ve Arap dünyasında kamuoyu
oluşturabilecek yüzlerce televizyon kanalı ve gazete var. Defaatle söylemek
gerekirse Türkiye dışında medya ayağının zayıf olduğunu düşünüyorum. Derdimizi
dışarıya medyayı kullanarak anlatamadığımızı düşünüyorum.”


“Arap baharından sonra sınır güvenliğimiz bozuldu”


Orta Doğu
Araştırmaları Uzmanı Semin Türkiye’nin Kürtlerle bir sorunu olmadığın
vurgulayarak ”Sorun sınırda yapılanma içinde olan terörist örgüt PYD/YPG’dir.
Irak’ın kuzeyindeki gibi bir Kürt oluşumu olsaydı, Türkiye, operasyonlara belki
ihtiyaç duymayacaktı.” ifadesini kullandı.


Türkiye’nin 35
yıldan beri bu terör yapılanmasıyla mücadele ettiğinin hatırlatan Semin,
”Türkiye bu terör yapılanmasını sonlandırmak zorunda. Aksi durum Türkiye için
büyük bir risk taşıyor. Bakın, Kandil ya da Irak’ın Kuzeyi demiyorum. Bizim
ciddi sorunumuz bunlar değil yoksa oralarda müdahale ederdik. Bizim sorunumuz
Suriye’deki yapılanma. Suriye’de bulunan terör örgütü başarılı olur ve
Akdeniz’e açılırsa bu Türkiye için büyük bir risk haline dönüşür. Bölgede tek
aktörlü bir yapılanma yok. Orada kaşımızda ABD var. Afrin’in tam merkezine
indiğimize Rusya nasıl bir tepki verecek? Esed rejimi ne tepki verecek? Bunlar
orta ve uzun vadede düşünmek zorunda olduğumuz ciddi sorunlar.”
değerlendirmesinde bulundu.


Ali Semin, Arap
Baharı’ndan sonra bölgede yaşanan kaosun Türkiye sınırına da yansıdığına dikkat
çekerek, şunları kaydetti:


”Türkiye ve dünyada
kim ne derse desin Türkiye bu sınır ötesi operasyonunu yapmak zorundaydı.
Türkiye bu operasyona başladığında ‘Afrin Afrinlilerindir’ söylemi ile hareket
etti. Türkiye Afrin’de var olan terörü temizledikten sonra bölgeyi yine
sahiplerine bırakacak. ‘Afrin’de Kürtler yaşıyorsa onlara teslim edeceğim’
diyor, yoksa ‘Türkmenlere teslim edeceğim’ demiyor. Türkiye, sadece PYD/YPG
terör örgütünü bölgeden temizlemek için mücadele ediyor.”


[AA, 7 Şubat 2018]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir