ABD’nin
İran Stratejisi ve Türkiye


ABD
Başkanı Trump, İran konusundan yeni stratejilerini açıkladı. Akabinde İsrail,
Suudi Arabistan, Bahreyn, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve
Yemen ABD Başkanı Donald Trump’ın açıkladığı “yeni İran
stratejisini” desteklediklerini açıkladılar. Bu bakımdan ABD’nin aşağıda
verilmeye çalışılacak olan stratejisindeki müttefikler ve ortaklar tanımının
ana hatları da ortaya çıkmış oldu. Mısır, İran’ın Arapların iç işlerine karışan
endişe veren etkisini durdurmak, nükleer ve kitle imha silahlarının arındırılması
bağlamında bu stratejiyi benimsediğini açıklaması yeni strateji içeriğinin
bölgesel karşılığı açısından manidar bir örnek oluşturdu. Kral Selman’ın da
“İran’a karşı gayretleri birleştirelim” çağrısı aynı bağlamda bu stratejiye bir
hoşamedi oldu. Peki, bu süreçte tradisyonel müttefiklerle ilişkilerin
canlandırılıp, güç dengelerinin onarılacağı ifade edilen bu strateji kapsamında
Türkiye’nin uzun süreden beri bir ABD müttefiki olarak konumu ne olacak diye
düşünülürken tam da buna tekabül eder şekilde Cumhurbaşkanımızın “O zaman ben
bu stratejik ortaklığı masaya yatırırım” açıklaması geldi.




FETÖ Darbe girişimi ve sonrasında iyice gerilen ilişkiler ve
ABD’nin yeni stratejisi bağlamında stratejik müttefiki Türkiye ile ilişkileri
PYD’ye tırlar dolusu destek, vize yasağı ve FETÖ’yü teslim etmemek benzeri
gerilimlerle “şok tedavi uygulamayı mı düşündüğü?” sorusu akla geliveriyor. Öte
yandan Türkiye’nin son zamanlarda yeniden canlanan İran ile ilişkileri
bağlamında ABD’nin bu çerçevede Türkiye’ye yaklaşımının ne olacağı da merak
konusu.  


 

Bu sorular ışığında öncelikle bu stratejinin “ne dediği ve ne
olduğu?”nu klişe üç beş başlık ötesinde anlamak gerekiyor. İşte, Amerika’nın
yeni İran stratejisinin temel unsurları:


 

ABD’nin yeni İran stratejisi İran’ın istikrarsızlaştırıcı
etkisinin nötralize edilerek ve saldırganlığının engellenmesi, özellikle
İran’ın terör ve militanlara verdiği destek konusuna odaklanmaktadır.




Biz eski İran
yıkıcılığına karşı müttefiklerimizle ve bölgesel ortaklılarımızla birer
istihkâm olarak ilişkilerimizi canlandırarak, bölgedeki güç dengelerini
onaracağız.




İran rejimi,
özellikle İran İslâm devrim muhafızlarını, yıkıcı eylemleri için mali desteği
engelleyerek, Devrim muhafızlarının İran halkının zenginliğini tüketen
faaliyetlerine karşı duracağız. İran Devrim muhafızlarının Irak, Suriye ve
Yemen’deki faaliyetleri, Suudi büyükelçisi Adil Cübeyr’in 2011’de öldürülmesi
gibi terörist faaliyetlerde bulunduğu bu nedenle ABD’nin ortaklarını bu örgüte
karşı birlikte çalışmaya zorlayacağı ve böylece uluslararası barış ve güvenliğe
katkı sağlanacak, bölgesel istikrar ve İran halkının faydasına davranılmış
olacaktır. 




İran İslam
Devrimi muhafızlarının insan hakları ihlallerinin uluslararası toplumda
kınamasına çalışacağız.




ABD ve
müttefiklerimize düzenlenecek balistik saldırılara karşı duracağız.




İran’ın
nükleer silaha giden tüm yollarını önleyeceğiz.




Bu strateji bağlamında, İran’ın geleneksel siyasetinden
kaynaklı olarak ABD Dış İşleri, bazı riskleri öngörmekte ve bunlarla mücadeleyi
stratejisi içinde zikretmektedir. Bu yaklaşım içinde dini lider Ali Hamaney’in
devrimden sonra İran’ın bu dış politikasındaki rolü vurgulanarak belirli
rahatsızlıklar başlıklandırılmaktadır:




Balistik
saldırganlığın gelişip yaygınlaşması.




Terör ve
aşırıcılığa mali ve materyal destek verilmesi.




Suriye halkına
şiddet uygulayan Esad rejiminin desteklenmesi.




İsrail’e karşı
yumuşamayan bir düşmanlık.




İran
Körfezindeki sürekli olarak özgür denizlik faaliyetine karşı tehdit
oluşturulması.




ABD, İsrail ve
ABD’nin diğer müttefiklerine siber saldırılarda bulunulması.




İran’da insan
hakları ihlalleri, yabancılara keyfi tutuklamalar yapılması.




Bu strateji metninden görüleceği üzere, İran’ın Ortadoğu’da
Irak, Suriye ve Yemen gibi sahalardaki, geçmişte Şii Hilali kurmak olarak da
dillendirilen faaliyetlerini engellemek ve bunun sağlanması için de İran’ın bu
operasyonlardaki ana omurgası olarak görülen Devrim Muhafızlarına ciddi bir
mali ve diğer şekillerde yaptırımlarla darbe vurularak İran’ın bölge
stratejisinin işlerliğini ortadan kaldırmayı öngördüğü anlaşılıyor. Bunun bir
ayağı İran’a terör destekçiliği yaftası ile operasyon, ambargo ve sair
yaptırımların meşru ve gerekli gösterilmesi bir taktiksel açılım olarak ortaya
konurken, öte yandan bölgedeki müttefiklerle ilişkileri canlandırarak, bölgede
Obama ile bozulduğu öngörülen güç dengelerinin tamiri yoluyla diğer bir
taktiksel alanın tesisi düşünüldüğü stratejinin ana gövdesinden
anlaşılabiliyor. Bu konuda diğer bir meşrulaştırıcı söylem alanı İran’ın
nükleer gücünün gündeme getirilerek bu tehlikenin bölge ve küre açısından
kritik durumunun söz konusu edilmesi olduğu görülüyor. Trump’ın nükleer
açıklamaları, Mısır ve Suudilerin bahsedilen beyanları bu çerçevedeki
gelişmeler olarak görülebilir. Diğer yandan körfezde İran’ın denizciliğe
verdiği zarar üzerinden, İsrail ve diğer ABD müttefiklerine ki burada en önde
Suudilerin olduğundan şüphe yoktur, İran’ın hasmane tavırları gündeme taşınarak
bölgesel bir destek ortamı oluşturulmaya çalışılıyor. Bu bakımdan körfezde yeni
ısınmalar olabilir, bu açıdan Katar’daki Amerikan askeri varlığı da bu strateji
bağlamında ayrı bir değer kazanacaktır. Stratejinin en ilginç yanlarından biri,
Devrim Muhafızlarının İran halkının iç zenginliklerini tükettiğinden ve bu
stratejinin İran halkı için de olduğu söylenerek İran içindeki güdümlü
muhalefete ve rejim karşıtı güçlere de bir mesaj veriliyor olmasıdır. Hülasa
İran dış ve iç dinamiklerle kuşatılarak bölgede ve küredeki “tehdit unsuru”
olma özelliği ortadan kaldırılmak isteniyor. Bu stratejinin uygulanacağı
taktiksel açılımın neler olabileceği gelecek süreçte yaşanacak gelişmeler
bağlamında ortaya çıkacak ve zaman içinde müttefiklerle paylaşılmak suretiyle
belki devletlerarası düzeyde de paylaşılabilecektir.




İşte stratejik ortak ABD! İran konusunda son açılımını bu
şekilde yaptı. Bu süreçte Suudiler ABD’ye tam destek verirken, Türkiye bu
noktada ne tür durumlarla karşılaşacak, İran-Suudi Arabistan dengesi nasıl
korunacak, Barzani meselesi ile oluşan Irak-Türkiye-İran müşterek yaklaşımı
nasıl sürecek, ABD ile ilişkiler bu bağlamda nasıl bir gelişmeye evirilecek
gibi sorular zihinlerde dönmeye başladı. Komşumuz İran ile ilişkileri bölgesel
gerekçelerle tamir ederken aynı anda ABD ile stratejinin öngördüğü bir canlanma
söz konusu olabilecek midir? Mevcut krizler bağlamından bunun imkânları
gittikçe daralmaktadır. Kudüs, Katar ve Kerkük olaylarında görüldüğü üzere
Türkiye çok denklemli problemleri çözmeye çalışarak dengeyi sağlayan bir
diyalog ülkesi olarak mı kalacak, yoksa ABD’nin nalıncı keseri dış siyasetine
mesafeli durarak kendi maslahatına dair diğer alternatifli çalışmalara devam mı
edecektir? Bütün bunları gelecek günlerde yaşarken göreceğiz, lakin ABD’nin
söylem ve açıklamalarını da izleyerek bu strateji bağlamından Türkiye’ye
biçilmek istenen rolü de anlamaya çalışmak geleceği öngörebilmek için önemli
gözüküyor. Irak ve Suriye’de devamlı Türkiye’nin aleyhine gelişmelerin yanında
görülen ABD’nin bu son açılımında beklentisinin ne olacağı ise “zaytung”
zekâsını zorlayan bir incelikle, gelecek günlerimizi işgal edeceğe benziyor.
Atlantik’in bu son fırtınasının Avrasya’ya neler getireceği sorular ve
tehditler bağlamında, Ankara’da nasıl yankı bulacağı dikkatlerin yoğunlaştığı
hususlar olarak öne çıkıyor. Rakka’daki terör örgütü elebaşısı Apo resmi,
Astana kararları, ABD’nin aleyhimize evirilen stratejileri bağlamında karışık
bir senaryo daha önümüzde duruyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet