ABD’NİN YENİ BAŞKANI TRUMP’IN ASYA POLİTİKASI


Mehmet
Emin HAZRET


Pasifikten
Baltık denizine kadar uzanan Avrasya   büyük karasının üzerinde yaşayan
 ve nüfusu 10 milyonu geçen Milletlerin içinde   bağımsızlığını elde
edemeyen tek  halk Uygur Türkleridir. Uygurların hak ettiği özgürlüğe
kavuşamamasındaki  sebeplerin başında  ise, uygar dünya ile
 mensubiyeti olmayan, içe dönük ve  kapalı kültüre sahip bir Uzakdoğu
 ülkesi  olan Çin’in sömürgesi  ve komünist  rejimin
boyunduruğu altında bulunmasıdır.  Uygurların hala esaret altında
yaşamasındaki  temel dış  etken  ise, 2. Dünya Savaşı
 galibi  ülkeler tarafından kurulan yeni  dünya düzeninin
kurbanları arasında yer almış olmasında yatmaktadır.  


Son ve yeni gelişmelerle, Uygurların
Çin esaretinden kesin olarak kurtulup,  ana vatanları Doğu Türkistan’ın
bağımsızlığını tekrar kazanabilmesi  için ufukta yeni umutlar ve
 kurtuluş  ışıkları gözükmektedir.




Şimdi, bu gelişmeler nelerdir?
İnceleyelim;




ABD Yeni Başkanı Donald Trump
ve Ekibi Dış Düşman Olarak Çin’i Seçmiştir


ABD, dünyayı tek başına kontrol etme
güç ve kapasite ve yeteneğini  yavaş- yavaş yetirmeye başlamıştır. Yeni
seçilmiş başkan Donald Trump son çıkışları ile,  iş adamı kökenli biri
olarak daha pratik düşünen bir lider olduğunu göstermektedir. Onun “ ABD’yi
büyük yapacağım.” Sloganının altında,  küçülen ABD’nin gerçeğini
kabullenmekle beraber  “ABD’nin ekmeğini çalana da izin vermem.” mesajı da
 yatmaktadır. Rasyonel politikacı Donald Trump,  “Madem ABD tek
başına  artık dünyayı yönetemiyor, o zaman iki ezeli rakipten birini dosta
çevirmeli”  yolunu seçmeyi  zorunlu olarak  hissetmiş ve tüm
engelleri aşarak Putin Rusya’sı ile  barış yapmaya ve daha sonra ise,
ortak olmaya karar vermiştir. Diğer rakip Çin’i  ise, ”  ABD’nin yeni
düşman adayı  ülkesi  ” olarak seçmiştir.




ABD’nin 2017 yıllık askeri bütçesi 622
milyar dolardır. ABD’nin dev silah  endüstri sininin çarklarını  
döndürmek için ABD Ordusunun  sürekli harekât  ve operasyonlar
yapması ve hatta savaşması gereklidir.  Bu yüzden Trump  kuracağı
yeni  kabinesine ABD Ordusunun üç emekli  Generalini   Bakan
adayı olarak açıklamıştır.  2015’de    dünya genelinde yapılan
silah ticaretinin tutarı   yaklaşık   80 milyar dolar olarak
açıklanmıştır. Bu küresel silah ticaretinde  ABD’nin tek başına payı
  40 milyar dolar olup, küresel silah ticaretinin % 50.lık   bölümü
ile  en önde gelmektedir.  Buna karşılık, ABD’nin  Eylül 2016′
de sadece Çin’den kaynaklanan cari ticaret açığı 42 milyar dolar olmuştur. Bu
yüzden, durumun ciddiyet ve vahametini kavrayan 5 milyarder iş adamı arkadaşını
de kabinesine almıştır. Milyarder iş adamlarından biri Exxon Mobil’in eski
CEO’su Rex Tillerson’dur.  Rex Tillerson ABD Dış İşleri Bakanı olarak
atanmıştır. Tillerson, Rusya ile çok iyi  ticari ilişkisi olan ve Putin
tarafından Rusya devlet madalyası takdim edilen bir Rus dostu olarak
tanınmaktadır.




ABD.’nin yeni Dış işleri Bakanı
Tillerson 12 Ocak 2017 günü Senatodaki oturumda, Güney Çin denizini kast ederek
“Biz Çin’e net  olarak  şu mesajı göndereceğiz; Çin  yapay
adalar  yapımını durdurmalı. Çin’in bu adalara yaklaşmasına
 kesinlikle ve  asla izin vermeyeceğiz.” Diye konuşmuştur.




13 Ocak Çin komünist partisi resmi
  yayın organı gazetesi “Global Times” İngilizce yayınında  Rex
Tillerson’a cevaben “Bu bahaneyle Washington güney Çin denizine büyük çapta
asker sevkiyatı yapma niyetindedir.  Başvuracağı yöntemler ile Çin’in
güney Çin denize girmesini engellemeyi düşünmesi aptallıktır.”  diye
yazmış ve ABD’yi açıkça tehdit etmiştir. Bu sözleri ile Rusları sevindiren
müstakbel Dış işleri bakanı  Rex Tillerson daha  ilk adımda
 Çin’e gözdağı vermiş ve korkuya kapılan Çin’i çileden çıkartmıştır.




Aynı gün Başkan Trump tarafından savunma
bakanı olarak atanan Orgeneral James Mattis, savaş tehlikesi üzerinde
konuşurken; “ İkinci Dünya Savaşından beri günümüzdeki en büyük tehlike
terörizm ve Çin’in güney Çin denizindeki harekâtıdır… Çin  çevresinde ve
bölgede  uluslararası toplumun kendisine olan  güvenini
 kaybetmiştir.” Diye konuşmuştur.




Donald Trump kabinesini oluşturmaya
devam ederken,21 Aralık 2016 günü  Beyaz Saray Ulusal  Ticaret
Kuruluna (White House National Trade Council)  Başkanlığına ünlü
akademisyen  Peter Navarro’yu atamıştır. Yeni başkan  Peter Navarro
 yeni kabinedeki tek akademisyendir. Harvard Üniversitesi’nde doktorasını
yapmış ve daha sonra Kaliforniya Üniversitesi’nde uzun süre  ekonomi
Profesörü olarak çalışmıştır. Prof.Navarro’nun  çeşitli tarihilerde
 ABD hükümeti  ile  kamuoyunu Çin’e karşı uyaran 3 kitabı
 bulunmaktadır.




Navarro bu eserlerinde,  küresel
serbest rekabet kurallarına uymayan Çin’in, ABD ekonomisinin altını oyduğuna
dair yol ve  yöntemlerini bütün açıklığı ile ortaya sermiş; Çin’in
 ABD  endüstrisi ile  üretiminin  çökmesine  nasıl
sebep olduğunu  vurgulamıştır.  Seçim kampanyasında Trump’in
dillendirdiği Çin mallarına % 45 oranında  gümrük vergisi
 uygulayacağı söylemi ile   fikrinin arkasında Peter Navarro’un etkisinin
olduğu bilinmektedir.   ABD kamuoyuna “Çin, ABD ekonomisinin katilidir.”
diye  yüksek sesle haykıran bu  ünlü akademisyenin bu göreve
atanmasının özel bir anlamı  bulunmaktadır.




Pekin,  son aylarda Çin parasını
uluslararası rezervler arasına sokmayı başarmıştır. Çin böylece ABD
 Dolarını  alt etmeyi amaçlamaktadır.   Yuan, Dolar gibi rezerv
konumuna geldiğinde ABD’nin elindeki en büyük koz Çin’in eline geçmiş
olacaktır. Dolar  ise, Dünya’da ABD’nin en önemli güvenirliği, itibarı ve
karşı konulamaz etkin bir silahıdır.  ABD sadece  dünya piyasasını
kontrol eden milli parası ABD Dolarının geçerliliği ve  üstünlüğünü
korumak ve sarsılmaz  ve  sorunsuz bir şekilde devam ettirmek  
için bile Çin ile savaşa girmeyi göze alabilecektir.




Tayvan’dan Başlayan Gerginlik


Donald Trump başkanlık seçimini  kazandıktan
sonra, Tayvan devlet başkanı Sey Yingven’in tebrik telefonunu kabul etmiştir.
 Bu durum ise,  ABD’nin Tayvan ile diplomatik ilişkisi kesildikten
sonraki 37 yıl sonra bir ABD başkanının ilk defa Tayvan ile üst düzey temasa
geçmesi anlamına gelmektedir.  Bu telefon görüşmesinden dolayı
 çileden çıkan Çin hükümeti, Donald Trump’a karşı  daha önceleri en
ufak bir eleştiri yapmaya  bile cesaret edemezken, Tayvan devlet başkanı
Seyyingven’ı “ durumdan vazife çıkaran  bir şark kurnazı”  olarak
suçlamıştır. Çin Komünist Partisi yayın organı “Global Times”,  “Tayvan’ı
bir an önce silah zoru ile Çin ana karasına mutlaka   bağlayacağız ve
Çin’i birleştireceğiz.” açıklamasını yapmıştır.  Buna karşılık Başkan
 Trump, demokratik seçimlerle işbaşına gelen  ve ABD den milyarlarca
dolarlık silah  satın alan müttefik bir ülkenin başkanının tebrik
telefonunu kabul ederken, Çin’den izin alma gereği duymadığını açıklamıştır.
Başkan Trump ayrıca,  “Çin, güney Çin denizinde  yapay  ada inşa
ederken,  Çin parasının  gerçek değeri üzerinde spekülasyonlar
 yaparken,  ABD mallarına % 9-10 arasında vergi 
uygularken bize sordu mu ? ”  sözleri ile twitter hesabından  
cevaplamıştır. Ayrıca Trump,  bir adım daha ileri giderek “ Ne zamana kadar
tek  Çin politikası takıntısına takılacağız?”   açıklamasını de
  sözlerine eklemiştir.   Yeni Başkan Donald Trump’ın  bu
sözleri Çin’de şok etkisi yaratmıştır. Pekin şoktayken,  ABD’nin
Pasifik’teki deniz kuvvetleri  komutanı  Amiral Harry Haris 15 Aralık
2016 günü Avustralya ziyaretinde “ Çin ile savaşmaya  her zaman hazırız .”
 açıklamasında bulunmuştur.




Başkan Barak Obama da, ABD
parlamentosunda kabul edilen 2017  Yıllık askeri bütçe tasarısına Tayvan
ile resmi üst düzey askeri ilişkide bulunmak gibi birçok maddeyi içeren kanun
maddeleri eklemiş ve bu tasarı da  onaylanmıştır. ABD Tayvan ile olan
ilişkilerini  en alt seviyeden,  devlet seviyesine yükseltmiştir.
 Böylece yeni Başkan  Donald Trump’ın  uzak Doğu stratejisi
netleşmiş ve uygulamalarının da  önü açılmıştır.




ABD, Çin Tarafından
Aldatılmasını Hazmedememektedir


ABD ve  batı Avrupa
 ülkeleri 35  yıldan beri, Çin’in kalkınması için finans ve
teknolojik destek sağlamaktadır. ABD. Türkiye’ye  yapmaktan kaçındığı özel
gümrük indirimi ve teşvikini Çin’e uygulamıştır. Günümüzde  Çin, dünyanın
ABD’den sonra 2. en büyük ekonomik gücü haline  gelmiştir.  Bu
muazzam güç ise, Çin’de tek ve hâkim  bir siyasi  güç olan,  Çin
komünist partisi tarafından ve bu Parti’nin 21 kişilik Politbürosu (Merkezi
Komitesi) üyesi olan mutlak Tiranlar  tarafından yönetilmektedir.




ABD bu  özel  ayrıcalık ve
 yardımları Çin’e sağlarken, gelişen ve kalkınan Çin’in   uygar
dünyanın bir parçasına dönüşeceğini ön görüyordu. Ancak,  Çin Komünist
Partisi yönetimindeki Çin, bu yardımlar ve özel olarak uygulanan bu ayrıcalıklar
sayesinde kalkındıkça içeride  kendi halkına  ve bunun yanında
 özellikle işgali altındaki  Doğu Türkistan,Tibet ve Güney Moğolistan
 bölgeleri ile  diğer Çinli olmayan uluslara  baskı ve
asimilasyonu günden güne arttırdı.  Dışta ise komşularına  ve
 çevre ülkelerine  olan tehdit ve şantajlarını artırmaya ve bölge ve
dünya barışını tehdit etmeye ve korku  yaratmaya başladı. Sonuçta
kendilerinin kalkınıp gelişmesine yardım etmek için  dev yatırımlar yapan
 Avrupa ve ABD şirketlerini ülkeden  gitmeleri için yeni
 yaptırımlar ve baskılar uyguladı.  Böylece bu dev yatırımcı
şirketler Batı kapitalizminin iştahını kabartan 1.5 milyarlık dev pazardan
 bir biri ardı sıra bu ülkeden kovulmaya başlandı.  Bu baskı ve ağır
yaptırımlara direnen ve bu ülkede varlığını sürdüren  şirketler ise,
  ağır müeyyideler ve  vergi cezaları altında ezilmektedir.




ABD  elitleri sonunda  Çin
konusunda çok kötü şekilde yanıldıklarını  anladılar. Çünkü Çin 2007 de
uzaya bir roket göndererek yörüngede ömrünü tamamlayan kendi uydusunu vurarak
yok etmişti. Bu durum ABD’yi telaşlandırdı. 13 Mayıs 2013 tarihinde Çin,
 ilk Anti uydu özelliğine sahip uydusunu  uzaya gönderdi. 14
 Mayıs 2013’te  Çin Komünist Partisi  organ yayını olan 
“Halkın Günlüğü”  gazetesi” Siçüan eyaletinin Şichang uydu fırlatma
merkezinden fırlatılan DN-2 Tipi roketin uzaydaki uyduları  vurma
denemesinin  üçüncüsünü gerçekleştirdiklerini   açıkladı. Bu, durum
ise, Çinin  ABD ile  uzay savaşına hazır olduğunu ilan etmesi idi.
Daha sonra, Çinli Hackerler ABD’nin kritik devlet kurumlarına siber saldırılar
yaptı ve devletin çok gizli bilgilerine ulaşarak bu bilgileri Çin devleti adına
çaldılar. Daha sonra, Çin’in ABD’ye ait   gizli bilgileri çalması ve
 önemli  bazı kurumları çalışamaz hale getirmesi, Çin Deniz Kuvvetlerinin
deniz tatbikatında ABD uçak gemilerinin gövdelerindeki zırhları
 konumundaki  kalın çelik duvarları delik deşik etmesi, Çin büyüsüne
kapılmış  olan ABD devlet adamları ile ABD Ordusu Komutanlarının derin
uykusundan  sıçrayarak uyanmasına sebep olmuştur.




ABD, Çin’in  kalkındıkça  ve
geliştikçe ÇKP’nin komünist rejiminin daha çok güçlendiğinin farkına varmış
durumdadır.   Çin,  bugün ABD ve Batı ülkelerinin destek ve
yardımları ile dünya barışını tehdit eden ve tüm insanlığı korkutarak
geleceklerini karartan  bir ülke konumuna gelmiştir.




En sonunda uyanan ve aklını başına
alan  ABD, bugün  bundan 40 sene önce yürürlüğe koyduğu “Kızıl Çin
ile iş birliği yaparak Sovyetler Birliği’ni Dengeleyerek Önleme ”
 stratejisini tam tersinden uygulamaya sokmaya hazırlanmaktadır.




Trump –Putin Yakınlaşması


Trump seçim kampanyası sırasında
Putin’e övgüler yağdırırken, Putin’in de Trump’a karşı her zaman saygı ve
 sevgi içeren cümleler sarf ettiği görüldü.   Putin’in Paskalya
bayramı münasebetiyle    gönderdiği  kutlama mektubunu Trump’ın
 “çok güzel bir mektup “ olarak değerlendirmesi ve  Putin’in Donald
Trump’ın seçimi kazanması ile ilgili olarak  “Buna bizden başka kimse
inanmamıştı”  tarzında  açıklama yapması iki ülke ilişkilerinin
önündeki  tüm engelleri aşabileceği sinyallerini  vermekte  idi.
 06 Ocak 2017 Tarihinde Trump; “Sadece aptal insanlar Rusya ile iyi
ilişkiler kurmanın kötü olduğunu düşünebilir” diye  tweet attı. Şu anda
görünen odur ki, yeni başkan Donald Trump Rusya ile ilişkileri geliştirmeye
kararlıdır.




Donald Trump yeni kabinesinin Dış
İşleri Bakanı olarak  Rex Tillerson’u ataması,  bu konudaki son
durumu şüphe bırakmayacak şekilde netleştirmiştir. Rex Tillerson Exxon Mobil
Şirketinin CEO’su iken, Vladimir Putin ile çok yakın kişisel dostluğu olan ve “Rusya’nın
Dostu” şeref madalyası verilmiş olan bir iş  kişi olarak öne çıkmaktadır.




ABD ile ilişkilerini pekiştiren Rusya,
Avrupa sınırlarındaki   güvenlik  sorununu ve kendisine karşı tehdit
algısını da   çözebilecek ve her yönden rahatlayabilecektir.  Tarih’te
Rusya’ya saldırı hep batı cephesinden yanı Avrupa’dan gelmiştir. Günümüzde ise,
Rusya’nın karşısında  yeni  savaş tutkularından  arınmış
 ve uzaklaşmış  bir Avrupa vardır. Avrupa, huzur ve refaha savaşsız
ulaşmanın formülünü çoktan bulmuştur. Rusya için ABD ile iyi dostluk kurmak,
Rusya’nın refah ve istikrar, hatta Türkistan  Cumhuriyetlerinin geleceği
ve selameti açısından   olumlu ve büyük  katkılar sağlayabilecektir.




Son olarak Obama hükümetinin 35 Rus
diplomatı sınır dışı kararı iki ülke ilişkisini krize sokacak tehlikeli bir
hamle idi. Vladimir Putin’in misilleme yapmayacağını açıklaması, ABD’nin 45.
Başkanı Donald Trump’ı çok sevindirmiştir.  Trump, Twitter hesabından
yaptığı  açıklamada  “Bu  harika bir hareket. Onun (Putin’in )
çok akıllı olduğunu hep biliyordum.” ifadesini kullanmıştır. Bu sınır dışı etme
olayı ve sonrasındaki gelişmeler,  Trump ve Putin’in iki büyük ülkeyi dost
ve ortak yapmak için kesin kararlı olduğunu bir kere daha kanıtlamıştır.




Bugün güney Çin denizinde ABD ile
Rusya’nın çıkarları kesişmektedir. Vietnam’da Rusların Sovyetlerden kalma
askeri üssü bulunmaktadır. Güney Çin denizinde petrol aramak için Ruslar ile
Vietnamlıların ortak kurduğu petrol ve doğalgaz  arama ve çıkarma
şirketleri yıllardır bu sularda   faaliyetini sürdürmektedir. Vietnam
ordusuna ait Denizaltılar ile hava savunma sistemleri dâhil  tüm savaş
araç  ve  gereçlerinin % 95’i Rus  yapımıdır. Hindistan’ı güney
Çin denizinde iş birliği teşvik eden  ülke, ABD den  daha çok  Rusya’dır.
Hint şirketleri de güney Çin denizinde Vietnam ile ortak petrol aramaları
yapmaktadır.  




Aynı zamanda Çin ile sınır ihtilafı
hiç bitmeyen Hindistan’ın 2016 askeri bütçesi Rusya’dan geçerek  Dünya’da
3. sıraya oturmuştur. Çin’e karşı, ABD, Rusya, Hindistan’dan ibaret üç nükleer
güç hızla  birbirlerine yakınlaşmaktadır. Son yıllarda Japonya ile
Hindistan arasındaki  özel ilişki ise yine bu anlamda çok  önemlidir.




Ancak, Barack Obama’nın giderayak
Avrupa’ya yaptığı silah sevkiyatı Donald Trump’ı sıkıntıya sokacak bir şantaj
  görünümünde bir  girişim olmuştur. ABD. Ordusu  87 Abrams M1A1
tankı, 20 Paladin obüs, 136 Bradley savaş aracı ve yüzlerce tekerlekli aracın
bulunduğu toplam 2 bin 800 savaş aracını Almanya’nın kuzeyinde bulunan
Bremerhaven Limanı’na  intikal ettirmiştir.  Üç yük gemisiyle gelen
askeri malzemelerin yanı sıra 4 bin Amerikan askeri de bu askeri malzemeler ile
birlikte gelmiş bulunmaktadır.  Gelen bu ABD askerleri Estonya, Polonya,
Romanya, Bulgaristan gibi AB üyesi  7 ülkeye dağılarak Rusya’ya karşı
adeta yeni bir askeri duvar örmüş bulunmaktadır.   Bu askeri yığınak,
 Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra Rusya sınırına yapılan en büyük
askeri yığınak olarak tarihe geçmiştir.  Eğer yeni başkan Donald Trump,
eski Başkan Obama tarafından giderayak   kucağına  bırakılan bu
problemi çözebilirse; Rusya ile Avrupa’yı savaşın eşiğine getirecek bu
 fiili durumun  önüne geçebilir ve Avrupa cephesinde büyük askeri
masraflar ile ekonomik yükten de kolayca kurtulabilir.




Çin Devlet Başkanı Şijinpeng Ne
Yapmaya Hazırlanıyor?


Çin devlet başkanı Şi jenping, Ocak
2017 nin ilk günlerinde 1. Nolu genelge adı ile bir genelge yayınlamıştır.
Ardından derhal, ,  Çin Halk Kurtuluş Ordusu Genelkurmay Başkanı Orgeneral
Sey Yingting, Savunma bakanı Liu Yazho, Genel Kurmay Başkanlığı nezdindeki
 ÇKP genel sekreteri Ding Yidong başta olmak üzere,  Çin Ordusunun
yüksek rütbeli  47 Generali görevinden almıştır. Bazı yüksek rübeli
generallerin içinde bulunduğu bir çok ordu mensubunu  tutuklayarak
 hapsetmiştir. Görevden alınan Çin Ordusu Komutanları arasında  Güney
Çin Bölgesi Kolordusu  ( güney Çin denizi ve çevresi de  bu kolorduya
bağlıdır.) Komutanı Korgeneral  Vang Jiao Ching da vardır. Doğu
Türkistan’daki  Çin İşgal  Orduları Başkomutanı  Orgeneral Zhu
Fuşiong da işten el çektirilip hapsedilenler arasında bulunmaktadır.  Daha
önceki yıllarda Emekli Genel Kurmay başkanı Orgeneral Gu Beyşiung , Genelkurmay
başkan yardımcısı Orgeneral Şüy Seyhu ( ceza evinde öldü) başta   24
general de sadece  2014-2015 yıllarında tutuklanmıştır.




ÇKP Genel sekreteri olarak, Devlet
başkanı,  Çin halk Kurtuluş Orduları Başkomutanı başta bir çok görevleri
tek başına elinde toplayan  ÇKP’nın son Mültimilyarder Kızıl Kapitalıst
diktatörü  Şi Jingping  Ordu içindeki kendi düşüncesine muhalif ve
 liberal görüşlü olduklarına kanaat getirdiği üst düzey  Generalleri
temizlemek sureti ile  Çin Ordusunun tek ve mutlak hâkimi konumunu
güçlendirmiş ve böylece  ciddi şekilde bir muhtemel  savaş
hazırlığına girişmiş bulunmaktadır.




Çin,  günümüzdeki siyası,
ekonomik  ve toplumsal durumun kendi aleyhinde gelişmekte olduğunun
 çok iyi farkındadır. İç ve dış krizin baskısı altında kalan Çin devlet
başkanı Şi, krizi yönetmek ve sona erdirmek  bahanesi ile  ordu  ve
hükümetin en üst 13   yetkilisini  tasfiye ederek tek başına kendi
elinde toplamış durumdadır.




Tüm diktatörlerin otoriteyi elde etme
  yolundaki tek  aracı savaşmaktır. Günümüzde, Mao’nun
 hayatında  asla sahip olamadığı, Deng Xiaping’ın ise,  hayal
bile edemediği   büyük ve tartışmasız  ve en  üst yetkileri
Şijinpeng  elinde toplamış durumdadır. Ancak Şi, önceki liderler Mao ve
Deng gibi otorite ve yeteneğe  hiç  sahip değildir. Bunu
kazanabilmesi için  büyük ve kapsamlı bir savaşa ihtiyaç duymaktadır.
 Şijingpeng’in asıl amacı Doğu Türkistan üzerinde batıya yürüyerek 2020
 yılı  ve sonrasında Türkistan( Orta Asya) Türk Cumhuriyetlerini
komple işgal etmek ve  ardından Hazar havzası ve denizine
 ulaşmaktır.  Ancak, doğu Pasifik bölgesinde Japonlar, Güney Pasifikte
ABD ve müttefikleri Çine karşı  yeni bir cephe açmış durumdadır.  
Çin Lideri Şi,  şimdilik Pasifikte küçük veya orta ölçekli bir Savaşa
girmeye hevesli görünmektedir. Kesin ve tam bir  Otorite olmak için savaş
şarttır, ancak, savaşa girdikten sonra bir de o savaştan çıkamamak  riski
de bulunmaktadır.




Pekin’ i  askeri harekâta bu
kadar acil bir şekilde   zorlayan diğer önemli nokta Tayvan’ın durumudur.
Tayvan’ da 2006’deki  bir kamu yoklamasında kendilerini Çinli olarak
görmeyenlerin oranı  % 55  olarak tespit edilmiştir.  Tayvan’da
bu kez   2016 yılında yapılan bir  kamuoyu yoklamasında   “Ben
Çinli değilim” diyen Tayvanlıların  oranı  % 75’e yükselmiştir. Bu
dönüşüm devam ederse,  10 Sene sonra Tayvan’da kendisini Çinli
 olarak kabul eden ve gören kimse kalmayacaktır. Tayvan 1885- 1945
 yılları arasında 6/ yıl süre ile   Japonya  tarafından
yönetilmiştir. 1945 te Japonlar Tayvan’dan çekildiğinde 300 bin Japon, Tayvan
vatandaşı olarak bu adada kalmıştı. O zaman Tayvan nüfusu 6 milyon idi. Aradan
71 sene geçti. Bugün 23 milyonluk Tayvan nüfusu içinde 6 milyon Japon kökenli
ve Japon kanı karışmış olan Tayvan vatandaşı  yaşamaktadır.
 Tayvanlıların   Çin’den daha çok   Japonya’ya  meyli ve
daha yakın gönül bağı vardır. Eğer Çin çok kısa zamanda Tayvan’ı işgal etmezse,
Bu adayı Çine katma hayali ebedi hayal olarak yok olacaktır.  Şijinpeng,
Tayvan’ı Çin ana karesine katmak için askeri harekât yaparsa hem ülke içinde
destek bulacak, hem gerçek “önderlik” sıfatı  de böylece tescillenmiş
olacaktır.




Ancak, Çin’in Tayvan’a saldırması,
 ABD’ye saldırması  ile eş değerdedir. Ayrıca, Japonya da Çin’in bu
saldırılarına karşı  kenarda  susarak  beklemeyecektir.
Şijinpeng bu aptallığı yapar mı?




Çin’de ekonomik, toplumsal  ve
siyasi kriz gün geçtikçe derinleşmektedir.  ÇKP iktidarından umudunu kesen
 ve ÇKP’nin zengin ettiği  kapitalist  kesimin ülkeden
 servet ve para kaçırma dalgasının önüne bir türlü geçilemiyor. Kitlesel
sosyal patlamanın nerede ve ne zaman patlayacağını tahmin etmek şu anda mümkün
görünmemektedir.   Hongkong’da bağımsızlık yanlısı   partinin oyları
 hızlı yükseliyor. Tayvan halkı ise, ırki  ve  kan bağı olan
Kıt’a Çini’nden hızla  uzaklaşıyor. ÇKP işgalindeki Doğu Türkistan ve
Tibet’teki tepkisel eylemler ve  direniş toplumsal boyut kazanmaktadır.




İç muhalifleri bastırma ve rejim
karşıtlarını ortadan kaldırmanın yasallığını kendi toplumu  ile
 uluslararası kamuoyunu inandırmak için  Çin’in her hangi bir ülke
ile bir  savaşa girişmesi ihtimali gün geçtikçe kuvvetlenmektedir.




Olası böyle bir savaş patlak
verdiğinde; Çin’in kontrolünden çıkacaktır.  Bu durumda ABD’nin
 Çinli muhalifler ile  bağımsızlık mücadelesi vermekte olan
halkların silahlanmasına  imkân ve katkı  sağlamaya mecbur
kalacağı kesindir.




Kaynak: http://www.uyghurnet.org/