KITALAR & BÖLGELER : GÜNEY & KUZEY (LATİN) AMERİKA


Mehmet Bedri Gültekin : “ABD yüzyılı” geride kaldı !!!!




16
Nisan 2020


2 Nisan 2020 tarihli Der Spiegel ibret
verici bir olayın haberini yaptı. Fransa’nın Çin’e sipariş ettiği birkaç
milyonluk maskenin bir kısmını ABD, dört misli fiyat ödeyerek almış. Fransa,
bunun üzerine ABD’den şikayetçi olmuş.


Benzer olaylar önceki haftalarda
Avrupa’nın diğer bazı ülkeleri arasında da yaşandı. Ama ABD’nin, Fransa’nın
verdiği siparişlere fahiş fiyat ödeyerek el koymasının daha değişik bir anlamı
vardır.


Donald Trump’ın, merkezi İsviçre’de olan
Dünya Sağlık Örgütü’nü (DSÖ), “Çin yanlısı” olarak suçlaması ve ardından bu
örgüte yıllık olarak yaptığı katkıyı bundan böyle yapmayacağını açıklaması da
benzer bir olaydır. DSÖ, görevi gereği salgın başladıktan sonra bütün ülkelerin
hastalığa karşı mücadelelerini yakından izledi. Doğal olarak Çin’in, verdiği
olağanüstü başarılı ve sonuç alan mücadelesini gördü ve bunu belirtti. Yani
aslında görevini yaptı. ABD’nin bundan rahatsız olması ise, bu emperyalist
devletin yönetiminde bulunan kliğin sadece, bütün dünyaya ne kadar düşman
olduğunu ve artık döneminin bittiğini gösterdi.


“ABD
yüzyılı”


ABD’yi böylesine panikleten, dünya
liderliği hayalinin yerle bir olmasıdır. 20. yüzyıl “Amerikan yüzyılı”ydı. 19.
yüzyıl “İngiltere yüzyılı”… Onun öncesinde ise “Fransa yüzyılı” yaşanmıştı.
Kapitalist uygarlıkta önderlik, bu şekilde ortalama yüzyıllık periyodlarla el
değiştirerek bugünlere geldi. 1800’li yılların sonunda ABD, ekonomik olarak bir
önceki yüzyılın en büyük gücü İngiltere’yi geride bırakmıştı. Birinci Dünya
Savaşının ardından ise askeri olarak da öne geçti. Ekonomisi 1950’li yıllarda
tek başına dünya ekonomisinin yüzde 55-60’ı kadardı. 1990 yılında Sovyetler
çöktükten sonra, F. Fukuyama gibi neoliberal teorisyenler, “Tarihin sonu”nun
geldiğini iddia ediyorlardı. Artık tek kutuplu bir dünya vardı ve başında da
“yenilmez”, “yıkılmaz” ABD duruyordu! İnsanlık gidebileceği yolun sonuna
gelmişti!


Gerçi aradan 10 yıl geçmeden Fukuyama,
yanıldığını itiraf etmek durumunda kalmıştı. Son 20 yıl ise bilindiği üzere
ABD’nin, akla gelebilecek her alanda, tarihin değil ama “Dünyanın hegemonu
olma” rüyasının sonuna geldiğini gösteren gelişmelerle dolu olarak yaşandı.


“Son”un
işaretleri 


Geçen yüzyılın başında İngiltere’nin,
öncesinde Fransa’nın başına gelen, şimdi ABD’nin başına geliyor. Çin, IMF
rakamlarına göre 2014 yılında satın alma gücü paritesi üzerinden yapılan
hesaplamalarda, GSMH büyüklüğü açısından ABD’yi geride bıraktı. 2019
rakamlarına göre makas iyice açılmış vaziyette. Çin 4 trilyon dolar önde
bulunuyor (19 trilyon dolara karşılık 23 trilyon dolar). Askeri bakımdan
Rusya’nın da dahil olduğu “gelişmekte olan dünya”nın gücü, ABD’nin önünde.
Bunlar hep yazılıp çizildi.


Ama Coronavirüs salgını, herkesin
bildiğini yüksek perdeden ilan etti. ABD’nin salgına tepkisi, çaresizliğin
dışavurumu oldu. Ne yapacağını bilmeyen, bırakalım dünyanın başka yerlerinde
daha kötü durumda olan ülkelere yardım etmeyi, kendisine bile hayrı olmayan bir
ülke görüntüsü çizdi. New York Belediye Başkanı, Hükümetin açıkladığı paketin
“ahlaksız” olduğunu söylüyor. Aynı şehrin valisi ise tıbbi cihaz üreten bütün
firmaların kamulaştırılması gerektiği görüşünde…


Trump, 29 Mart günü yaptığı basın
toplantısında, “ölü sayısını 100 bin ile 200 bin arasında tutabilirlerse
başarılı olacaklarını” söyledi. Çin’in vaka sayısını 82 binde, ölü sayısını ise
3300’lerde tutmasına karşılık, Trump’ın “aslında 2 milyon kişi ölecekti, 100
binde tutabilirsek başarılı olmuş olacağız” demesi, aczin ve iflasın ilanıdır.


Ama en önemlisi ABD’den dünya basınına
yansıyan görüntülerdir. Gerekli tıbbi araçlar olmadığı için çöp poşetlerini
giyerek salgından korunmaya çalışan hastane çalışanları, yakınları cenaze
masraflarını ödemediği için belediye tarafından açılan toplu mezarlara
gömülenler, dünyanın “en büyük ekonomisi” ve refah ülkesi olarak geçinen ABD’de
bütün yurttaşları kapsayan genel sağlık sisteminin olmadığı ve ancak parası
olanın tedavi olabildiği gerçeği, huzurevlerindeki yaşlıları kaderleri ile baş
başa bırakıldığını gösteren örnekler vb. vb.


Bütün dünya ekonomisinin, 2008’deki
resesyondan daha büyük bir gerileme içine gireceği ortak görüş durumunda. Daha
şimdiden salgının en büyük merkezi olan ABD, bu gerilemeden en büyük payı
alacak… Üçüncü çeyreğe ilişkin daralma tahminleri yüzde 25 civarında. Toplam
olarak ise yüzde 10 civarında bir daralma bekleniyor.


ABD, 2008 krizinden “dünyanın en büyük
ekonomisi” ünvanını kaybederek çıktı ve aslında aradan 10 yıldan fazla zaman
geçmesine rağmen ne kadar çıktığı da tartışmalı. Bu sefer ise “Atlantik
Dünyası”nın da liderliğini kaybedecek gibi görünüyor.


Bütün bu zavallılıkların üstüne, Trump
yönetiminin, salgının en çok vurduğu İran’a ve ayrıca Küba, Venezuela gibi
ülkelere uyguladığı ambargoyu gevşetme yönündeki çağrılara kulaklarını tıkaması
ise emperyalizmin dünya milletlerine düşman yüzünü gözler önüne serdi.


Sınırların
içine çekilmek


Coronavirüs salgınının en büyük
kaybedeninin ABD olduğu belli olmuştur. “ABD yüzyılı” kesin olarak geride
kalmıştır. 


Ekonomik büyüklük olarak Çin tarafından
geçilme, Büyük Ortadoğu Projesi’nin çuvallaması, Suriye’deki utanç verici
yenilgi, Astana süreci ile birlikte “Ortadoğu denklemi”nin fiilen dışına
itilme, DSÖ ile başlayan uluslararası kurumların dışına itilme ve nihayet
Koronavirüsle birlikte yaşanacak olan ekonomik kayıplardan daha da önemli
olarak bütün dünya nezdinde yaşanan büyük itibar kaybı vb. vb.


Bütün bunlar “ABD yüzyılı”nın artık geride
kaldığının resmidir. Gelişmeler doların rezerv para olmaktan çıkması
yönündedir. ABD’yi “senyoraj gelirleri”nden mahrum edecek böyle bir gelişme ise
Donald Trump’ın seçim kampanyasında söylediği ama arkasını getirmediği “kendi
sınırlarına çekilmek” diye özetleyebileceğimiz programın hayata geçirilmesi
anlamına gelecektir.


Ve büyük ihtimalle bu programı uygulayan
da Donald Trump olmayacak!